bugün

Beden dili, hayat ve yaşam konularında konferanslar veren, kitaplar yazan güzel insan. Ancak bana ettiğini unutmuş değilim.

Yıllar yıllar önceydi*. Arkadaşlarımla öğle yemeğini yemiş, sıcaktan mayışmış, sınıfta oturuyorum. Ders seçmeli olduğundan fazla müşterisi yok, sınıfta zaten az kişi var. Ben de gitsem, şimdi buraya kadar gelmişim, bari dersi dinleyip * öyle gideyim diyorum.
Derken içeri heyecanla giren biri müjdeyi veriyor:
-ders yok, herkes konferansa...konferansı verecek kişi dekanın arkadaşıymış, bütün fakülte gidecekmiş.

Ders yok iyi hoş da, bu konferans nerden çıktı, zaten yoğurdu da yemişim nası uykum geliyo. Konferans salonuna otobüsler gidiyomuş. Biz de arkadaşlarla anlaştık, aşağı kadar yürüyeceğimize otobüse binelim, nası olsa inince kayboluruz aradan. Ancak hocaların otobüsten inince gardiyanlık yapacağını akla getirmemişiz. Otobüsten bir inişimiz var, bir tek ellerimizi başımızın arkasına koymamız eksik. çaresiz geçtik, oturduk salonda bir yere ama konferansın konusu neymiş, kim veriyormuş zerre kadar bilgimiz yok.

Neyse Ahmet şerif izgören denen şahıs çıktı, başladı anlatmaya hayat, yaşam, ne için yaşıyoruz filan diye. Baktım o kadar kötü de değil, güzel güzel anlatıyo adam. iyi ki gelmişim diyorum.
Anlatırken birden şimdi bir soru soracağım, lütfen herkes düşünsün dedi.
Soru şu:
-bir meyve olsaydınız ne olurdunuz? Neden?

Düşünüyorum; Şimdi eve giderim bi güzel yatarım, sonra da bilgisayarın başına geçtim miydi. Belgrad'ı da alırsam Almanya'yı yıkarım. Daha çok mancınık lazım. Deniz gücünü de artırmak lazım tabi*.

Asi: Ahmet şerif izgören
Dc: denizci cakabey
is: iç ses

Asi: siz, kahverengi montlu arkadaş kalkar mısınız?
is: ulan ben mi yoksa. Yok mu sağda solda bi kahverengili. Aha arkada da yok. Şimdi sıçtık. Görmemiş gibi yapsam. Olmaz herkes bana bakıyo. Kalkacaz artık çaresiz. Ulan amma da kalabalıkmış oturduğum yerden bu kadar görünmüyodu.
Asi: isminiz nedir?
Dc: .....
asi: öyle mi. Bak şimdi aklıma bir fıkra geldi onu anlatayım
is: ismimle ilgili fıkrayı anlatıyo. Anlaşıldı iyice maymun etcek bizi. Allah'ım nerden geldim buraya, eve gitcektim ne güsel. Herkes gülüyo, ben de gülüyomuş gibi yapayım bari.
Asi: söyle bakalım ..... bir meyve olsaydın ne olurdun?
is: hadi buyur buradan yak. Ne diyecem şimdi. Kavun, karpuz, elma, erik... seç bi tane çabuk.
Dc: vişne
is: ne dedim lan ben. Vişne dedim dimi. Bi yanlışlık olmasın sakın
Asi: neden vişne peki?
is: ulan sorgumuz ahiretten önce dünyada başladı. Ne cevap vercem ben buna şimdi. Vişne demiştim dimi.
Dc: hem şekli güzeldir, hem de tatlıdır.
Asi: sana vişne diye kiraz satmışlar galiba
is: niye gülüyo bu gene. bi dakka ya. Vişne miydi tatlı olan. Bunlardan biri ekşi, biri tatlıydı. Vişne? Kiraz? Karpuz? Beynim durdu...
Asi: peki ..... teşekkür ederiz. Oturabilirsin
is: aha işte dekan da buraya bakıyo. Ziraat fakültesinde vişneyi, kirazı ayırt edemeyen öğrenci. Nah biter olum bu okul artık.

Adam yapacağını yaptı. Ama rahat durduğu yok ki. Arada yine sokuşturuyor:
-adam 1000 lokanta dolaşmış, ben olsam belki 10'da pes ederdim, denizci cakabeybelki 100'de.

Konferansın sonunda kitaplarında birini eline aldı, biraz tanıttıktan sonra da:
-bu kitabı da denizci cakabeye armağan edelim, onunla çok uğraştık, dedi.

Kızmadım. Güzel insan gönül almasını da bilir. Kitabını imzalayıp bana hediye etti. O güne kadar bırakın imzalı kitabı, yazarını yakından gördüğüm bir kitabım olmamıştı. Yakından gördüm. Yakından da, uzaktan da *iyi insandır.
bir dönem bursa'da yaşamış, yine bir zamanlar bursa'da varolan usyay dersanesinde yöneticilik * yapmıştır. ayrıca 'dikkat vücudunuz konuşuyor' adlı kitabın yazarıdır.
http://www.izgoren.com
belki fazla iyi niyetliyim ama bu adam gerçekse -ki katıldığım konferanslarda gayet gerçekti kendisi- böyle insanların varlığını bilmek bile insanı rahatlatıyor. kendisini çok seven bir arkadaşım sayesinde okulumda verdiği bir konferansta tanıştım kendisiyle ve bir bakmışım kitaplarının çoğunu okumuş, müptelası olmuşum. öyle sıcak, öyle alçak gönüllü ki şaşırtıyor karşısındakini. bugünde bir konferansına daha katıldım. özellikle "süpermen ve uğurböceği" adlı kitabını lütfen okuyun. kitabında anlattığı, konferansta da yer verdiği bir hikayesi var. gerçek bir hikaye ama adlar ve yer tam aklımda değil idare edin ve kitabı alın.
doktorun birine bir gün köyünden bir telefon geliyor. köydeki yaşlı bir teyzenin hastalandığını ama maddi durumunun iyi olmadığını söylüyorlar. doktor hemen köyden getirtiyor bu teyzeyi tahliller yapılıyor, teyze hastenede yatıyor, tedavi ediliyor ama parasız yapılıyor bu işlemler. teyze iyileşiyor. köyüne geri dönüyor. aradan zaman geçiyor.bir gün doktor hastanede iken ziyaretçisi olduğunu söylüyorlar "ama kılık kiyafeti kötü bir bayan" diyorlar. doktor da hemen gelsin diyor hastalanan teyze geliyor içeri elinde bir küçük gazete kağıdı var doktorun gözlerine bile bakamadan " kusura bakma oğlum, elimden bu geldi diyor" ve hemen çıkıp gidiyor. doktor kağıdı açıyor içinden iki tane çifte kavrulmuş lokum çıkıyor. sadece iki tane lokum hediye getirmek için o yolu gelmiş teyze...
şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır gibi çok güzel bir kitaba sahip yazardır. şiddetle okunması gereken kitaplardandır.
anlattığı hikayelerle eğitimlerini sıkıcı olmaktan çıkaran ender eğitmenlerden, akıllı, sevimli kişilik.
kişisel gelişim sektöründe lider sayılabilecek kişiliklerdendir. yazdığı kitaplarla insanın içini ısıtan şunu yapın burada osurmayın tarzındaki amerikan kişisel gelişim kitaplarına karşı çıkan balık tutmayı öğreten.yol gösteren, hayallerine sahip çıkmanın eşsiz güzelliğini yaşamamıza vesile olan kişidir.
Bütün kitaplarında okuyucuyla konuşuyormuş gibi yazar.Hatta bunu yazmıştım demez konuşmuştuk der, yer yer espriler yapar. Öyleki sanki kitaptan sıkıldığınızı düşünüp şu espriyi bile yapar: "ünlü uzakdoğu filozofunun söylediği gibi: başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin, oynama şıkıdım şıkıdım". Kitabın başında beri ünlü vecizeleri okuduğunuz için bir anlık duraksama durumu ve ardından hafif bir tebessüm gelir. Sürekli sorular sorar, bişeyler çizdirir. Çok interaktif bir yazardır vesselam.
'Şu hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır' gibi muhteşem bir kitap yazmıştır.Gece uyumayıp onu okumuştum.Çok güzeldi.
kişisel gelişim üzerine yazdığı kitaplarla adeta insani yakıt üreten, alanının hakkını veren sayılı kişilerden sadece birisi...
kişisel gelişim üzerine kitaplar yazan toplum doktoru.en son okuduğum kitabı moks da iş dünyasına değinmiş yazar.
izgören&akın danışmanlık şirketinin sahibi ve elma yayınevi'nin yönetim kurulu başkanıdır. 12 yıl tsk'da üniforma giymiş, üsteğmen rütbesindeyken istifa etmiştir. kitaplarında "bu kitabı okudunuz ve beğenmediyseniz iade edebilir, ödediğiniz ücreti yayınevimizden geri alabilirsiniz" şeklinde bir uyarı vardır.

gerçekten de iade edildiği bizzat doğrulanmıştır. kendi yayınevinden çıkan -onun olmayan- bir kitabı ankara'ya gittiğim bir gün yayınevine götürdüm. amaç iade edip kendisinin avcunuzdaki kelebek isimli seminer görüntüsünün bulunduğu vcd'yi almak ve yayınevlerini ziyaret etmekti. kapıyı açan güler yüzlü gence iade için geldiğimi söyledim. gülümseyerek beni içeri davet etti. yine gülümsemelerle uğurlandım.

lâfın kısası, bu sefer elin gavuru değil, taa içimizden birisi yapmış.
(bkz: eşikaltı büyücüleri)
kuleli askeri lisesi mezunudur. öğretmen üsteğmenken, ordudan ayrılmış kişidir.

bir sunumunda ilkokul, lise, üniversitedeki asıl olması gereken eğitimi minimize bir şekilde anlatarak bize gösteren kişidir. kesinlike okumanızı öneriyorum, o kadar uğraştım hem. *
--spoiler--
sınavı hazırlamak benim altı ayımı aldı. beş dakika sürdü sınav, ben ama altı ay üzerinde düşündüm; ya "bunu sorayım mı, bu mu?" falan. beş soru internette dolaşıyor; geçenlerde tufan yolladı bana "hocam internette dolaşıyor" diye. "amerika'lı profesör yaptı" diyorlar, bir yıldır dolaşıyor. ben sınavı üç buçuk yıl önce yaptım. iki tane soruyu söyleyeyim size, sadece iki soruyu. beş dakikada bitti sınav. "organizasyonun bütününü görebilme" diye bir madde vardır. işletme fonksiyonları, ar-ge, finans, insan kaynakları, pazarlama, ar-ge neyse. "kesin soracağım ona göre" dedim hepsi ezberlemişler. soru şu: "soruyu büyük bir dikkatle okuyun" kalın harflerle yazıyor; "birazdan sorduğum soruyla, sizin gerçekten herhangi bir şeyin bütününü görüp, göremediğinizi ölçeceğim, ona göre" diye kocaman yazdım. ingilizce yapılıyor sınavlar. soru şu:
"jeniffer'ın babasının beş kızı vardır.
a)lala
b)lulu
c)lele
d)lili
e şıkkı "mantık sırasını sakın kaçırmayın" dedim, "babanın mantık sistemini sakın kaçırmayın ve beşinci kızın adını e şıkkına yazın." birkaç öğrenci "jennifer" yazmış. soruda diyor ki: "jennifer'ın babasının beş kızı vardır." çocukların hepsi "lan bu ya lolo'dur ya lölö'dür" direk böyle, "lolo-lölö" sınavdan sonra bizimkililerden bir çocuk geldi. çok çakal bir tip "hoca" dedi ya, "bu ne sınav herkes onu konuşuyor, ben tebriğe geldim." -sağol. sen? "hocam, o kadar saf değiliz." dedi. dedim "ikinci soruyu naptın?" döndü, "ingilizce'de 'ö' harfi yok 'lolo' olacak değil mi?" amcam çözmüş olayı; o kadar da emin ki "'lolo' değil mi?" diyor. dedim "lolo, evet"

beşinci soru, elli puanlık soru. final sınavını düşünün ve elli puanlık bir soru düşünün. iletişim sorusu, "kesin soracağım" dedim. kitapları okumuşlar, ezberlemişler; alıcı varmış, verici; mesajlar kodlanıp gidiyormuş, geliyormuş falan filan. çocuklara onu anlatmışlar; dürtü, ikilem, güdü-müdü... ezberletmişler. iletişim sorusu şu:
"beş yıldır bu okulda öğrencisiniz. beş yıldır sınıflarınızı temizleyen, benim her sabah kapıda gördüğüm, müstahdem bir hanım var. adı-soyadı burada kocaman yazıyor. soyadını yazmanıza hiç gerek yok, sadece adını yazın." sınıf şok. biri elini kaldırdı
"hocam, ben yanlış mı anladım?"
"nedir?"
"yani" dedi "şimdi o kadının adı hatice'yse; şu anda ben buraya hatice yazarsam final sınavını mı geçiyorum?"
"bak" dedim "ne kadar basit. yaz hatice'yi geç sınıfını."
dışarı çıktım; içeriden konuşmalar geliyor:
"beyler kadının adı ne? beyler, kadı... beyler bak bilen, lütfen arkadaşlar elli puan ya. arkadaşlar, kimse mi bilmiyor? beyler kağıtları bir gösterin, bakalım." ben dışarıda duyuyorum bütün konuşmaları. çıkardılar kağıtları, kimsenin kağıdında kadının adı yok. "beyler, hocaların adını biliyorsunuz, kızların adını biliyorsunuz beyler." sınav oluyoruz zannediyorlar, ders alıyorlar içeride; ben dışarıda bekliyorum; konuşmalar kesildi, ben girdim içeri, "bitirenler versin" dedim. zaten beş dakikada bitti sınav. verdiler kağıtları; sınıftaki ukraynalı, çin'li türk, kıbrıs türk'ü hiç kimse o kadının adını bilmiyor. tek bir öğrenci, ne yazmış kağıda biliyor musunuz? hem de beni ikaz ettiler bu çocukla ilgili, "hocam şöyle adam olmaz, böyle kavgacı..." ne yazmış kağıda biliyor musunuz? "battı balık yan gider" allah allah şimdi o soru "battı balık yan gider." türkçe "hocam, benim ingilizcem, şimdi anlatacaklarıma yetmez. ben o yüzden türkçe yazıyorum" demiş. "not vermeyeceğinizi de biliyorum." çünkü yönetmeliğe göre türkçe yazdığı an sıfır puan, cevabı doğru yazmış olsa bile sıfır. "hocam, önce size çok bozuldum niye biliyor musunuz? ne sorsanız iletişimle ilgili benim cepler dolu hocam şu anda" diyor. "ben cepleri doldurdum" diyor. "ne sorsanız çıkarım yazacaktım. ben ingilizcenin 'i'sini bilmem hocam" diyor. ingilizce eğitim verilen bir koleji bitirmiş, ingilizce eğitim verilen bir üniversiteyi bitiriyor. "hiçbir ingilizi anlamam, hiçbir metni anlamam, seyrettiğim hiçbir şeyi anlamam. sınavdan önce sorarım arkadaşlarıma on-on beş yıldır. 'bu herif ne sorar?' derim, söylerler, çizerim onları, koyarım cebime, sınavda da çizerim, çıkınca atarım çöpe, giderim. hocam, önce sana çok bozuldum, sınıfta kalıyorum çünkü. sonra bir şey fark ettim. hocalardan hangisinin adı sor yazarım; memleketini, futbol takımını sor yazarım. çünkü çıkar ilişkim var." diyor. "hocam, o kadını ben sekiz yıldır görüyorum, bir kere suratına bakmadım. ben öyle bir adammışım ki..." yazmış oraya "çıkar ilişkim yoksa, insanların suratına bakmıyormuşum. hocam sana bir söz..." demiş. "bu sınavdan çıkıcağım, iki ay daha bu okuldayım. gider gitmez o hanımın adını öğreneceğim. iki ay içeri girer, çıkarken gözlerine bakarak, adını söylerek, 'günaydın-iyi akşamlar' diyeceğim. hocam sınıfta kalıyorum ama sağ olasın" demiş. yönetmeliğe göre not veremezsiniz; zaten cevabı da bilmiyor. elli üzerinden elli aldı ve sınıfını geçti. ben kadının adını sormadım. o öğrenmesini istediğim şeyi öğrenmiş.
--spoiler--
videolarını izlemek için:
http://www.facebook.com/p...67209426?v=app_2392950137

izleyin, izlettirin...
doğru tespitlerde bulunan ve bunları net bir şekilde ifade eden insandır. kitapları okunmalı, seminerleri izlenmelive izletilmelidir.
kendini hiç sıkmadan dinletebilen yazar.
insanların hayatta ki amaçlarını aslında ne kadar saçma oldugunu dünyadaki gerçeklerden çok kendi gerçeklerini gördüklerini gösteren kişidir. anlatırken nasihattan çok gerçekleri gösteren ve insanlara bu yolla hedeflerini belirleyen insandır.
sanki kankasıyla konuşuyomuş gibi yazan yazar, profesör. akıl verirken gayet hoş bir anlatım kullanır ve sözünü dinletir.
Kendini başkasının ayakkabısı içinde hisset dediler!! Kendimi başkasının ayakkabısı içinde hissetmekten, kendi ayakkabım içerisine giremeden ömrümü tamamlayacağım.
Kişisel gelişim ve şirketlerde verimi artırmak için danışmanlık yapan hiç sıkılmadan saatlerce dinleyebileceğiniz bir kimse.
Askerlikten ayrılmış, ayrıca asker çocuğudur. Bir de Hacettepe ingiliz dilbilimini bitirmiştir. (bkz: ne alakası var)
(bkz: bedava peynir sadece fare kapanında olur), (bkz: süperman türk olsaydı pelerinini annesi bağlardı) diyen ve insanların ancak çalışarak kazandığı vakit mutlu olabileceğini verdiği güzel örneklerle anlatan, klonlanması gereken adam gibi adam.
internet sitesinde okuduğuma göre gönüllü üniversite öğrencisi aramaktaymış. ilgililere duyrulur.
şu sıralar ofislerine stajyer arayan bilim insanı.

ayrıntılar özel mesaj ile verilir.
kitaplarını okuyup , kendini hayata daha iyi hazırlayacağına inanan şahısların para kazandırdığı yazar kişidir. isanın okuduğu bir şeyden ders aldığına pek inanmıyorum yaşayarak öğrenilen gerçekler hem daha kalıcı hemde daha derindir o yüzden kişisel gelişim hikayesine inanmak pek anlamlı gelmiyor. (bkz: bir musibet bin nasihatten iyidir)
bir bucuk saat bile belki surmeyen avucumdaki kelebek ten bile cok sey ogrenebilir insan. ayrica kendisinin basrolde oldugu temizlikci hikayesini de universitede bir ders kitabimda amerikali diye okumustum. cok etklenmistim, meger bizde de boyle adamlar varmis.
mutluluktan ölecem vb tonlamalarıyla kahkaha atmama sebep olan adam. komiklik olsun diye demiyor, bazı cümleleri böyle söylüyo çoğu kişiye de komik gelmeyebilir ama ben taklidini yapıp kendime gülüyorum, mutluluktan ölecem sözlük *
hitabet ve beden dili konularında "dahi" olarak anılan kişi. kendisi recep tayyip erdoğan'ın da hitabet ve beden dili eğitimlerini veriyormuş. sonuca bakılacak olursa "dahi" olduğu konusunda ciddi süphe içerisindeyim.

(bkz: anani al git buradan)
(bkz: askerlik yan gelip yatma yeri değildir)
(bkz: her üniversite mezunu iş bulur diye bir kural yok)
(bkz: ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok)
(bkz: rte den inciler)
uluslararası anlamda beden dili,hitap şekli,hayat felsefesi gibi konularda konferanslar veren kişi.. ses tonu bile bir farklıdır dinlenesi insanın..
Dün 9. Bursa kitap Fuarında söyleşisine katıldığım "muhteşem" sıfatının yanında eksik kaldığı, kişisel gelişim uzmanı olarak bilinen çok yönlü bir insandır.

1965 yılında izmir de doğdu. 1983 yılında Kuleli Askeri Lisesini, 1987de Hacettepe Üniversitesi ingiliz Dilbilimi Bölümünü bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetlerinde üsteğmen rütbesine kadar görev yaptı. 1991 yılında ordudan istifa etti. Aynı yıl Ankara Üniversitesi TÖMER Bursa Şubesini kurdu ve bu şubenin müdürü olarak dört yıl görev yaptı. Bu dönemde, Bursanın ilk kültür merkezini açtı. Türkiye nin tek çeviri dergisini çıkarttı. On altı tiyatro, müzik, resim kulübünün fahri başkanlığını yaptı.
1995 yılında özel sektöre transfer oldu iki ayrı firmada genel müdürlük yaptı. 1996 yılında AIESEC Yüksek Danışmanlar Konseyi Üyesi olarak hizmette bulundu. ingiltere (Sunley Management Center) ve Türkiye de zaman yönetimi, finans, liderlik, beden dili, işletme yönetimi ve yönetim modelleri, satış ve pazarlama, iletişim, şirket fonksiyonları, karar alma teknikleri, stres yönetimi, motivasyon, yaratıcı liderlik, benchmarking vb. konularda birçok seminere katıldı ve eğitim aldı. Daha sonra bu alanlarda yurt içinde ve yurt dışında eğitimler verdi. Liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim alanında yurt dışı da dahil olmak üzere birçok üniversite ve platformda 500 ü aşkın seminer verdi. Halen bu konularda Türk ve yabancı birçok kuruluşa, eğitim ve danışmanlık hizmeti vermektedir. izgören, çalıştığı kurumlarda değişim yaratması ve sistem oluşturmasıyla tanındı. Kurucusu olduğu Academy International / izgörenAkın Eğitim ve Danışmanlık firmasının 1996 dan beri ELMA Yayınevinin (Akademi Artı Yayıncılık AŞ) 1999 dan beri Yönetim Kurulu Başkanlığı görevindedir. Sekiz tanesi iş ve yönetim ile kişisel gelişim konularında olmak üzere on iki kitabı yayımlanmıştır. Bunlardan dokuz tanesi on binin üzerinde satılmıştır.
Eserleri

Avucunuzdaki Kelebek
Geleceğin Organizasyonunu Yaratmak
Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır
Eyvah! iş Görüşmesi
Dikkat Vücudunuz Konuşuyor
Süpermen ve Uğur Böceği
Hıdır Kişisel Gelişiyor
Eşikaltı Büyücüleri
Uçan Halı Babam
iş Yaşamında 100 Kanguru
Sarı Siyah

(http://www.izgorenakin.com)

Her kitabının okunması şiddetle tavsiye olunur. Özellikle sarı siyah kitabını okuduktan sonra kitap okurken yerlere yattığınıza şahit olabilirsiniz. Aile fertleri kafayı yediğinizden şüphe edebilir.
Tam bir yurt severdir, vatn sevgisini aşılamakta üzerine yoktur. ABD de ırak a gidecek askerlere eğitim vermiş fakat ağzından 1 kelime ingce kullanmamıştır. Benim dilim her şeyi anlatmaya yeter mantığındadır. Uğur böcekleri adı altında muhteşem bir projeninde sahibidir.
9. bursa kitap fuarında söyleşisine katıldığım "muhteşem" sıfatının yanında eksik kaldığı, kişisel gelişim uzamnı olarak bilinen çok yönlü bir insandır.

1965 izmir doğumludur. hacettepe üniversitesi ingiliz dili bölümü mezunudur aynı zamanda kuleli askeri lisesini bitirip tsk da üstteğmen rütbesine kadar yükselip görev yapmıştır ardından istifa etmiştir. bursa tömerin kurucularındandır. bir aiesec üyesidir. şuanda yönettiği 5 şirket var ve türkiye'de ilk iade garantili kitabı çıkarmıştır. elma yayın evinin kuruculuğunu yapmaktadır aynı zamanda.
avucunuzdaki kelebek, şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır, dikkat vücudunuz konuşuyor, süpermen ve uğur böceği, hıdır kişisel gelişiyor, uçan halı babam, iş yaşamında 100 kanguru, sarı siyah ve moks kitaplarından bazılarıdır. (bkz: )( ayrıntılı bilgi için: http://www.izgoren.com/in...&id=114&itemid=37 )

her kitabının okunması şiddetle tavsiye olunur. özellikle sarı siyah kitabını okuduktan sonra kitap okurken yerlere yattığınıza şahit olabilirsiniz. aile fertleri kafayı yediğinizden şüphe edebilir.
tam bir yurt severdir, vatan sevgisini aşılamakta üzerine yoktur. abd'de ırak'a gidecek askerlere eğitim vermiş fakat 1 kelime ingilizce kullanmamıştır. benim dilim her şeyi anlatmaya yeter mantığındadır. uğur böcekleri adı altında muhteşem bir projenin de sahibidir.
bu adamı eleştirmek haddimize değil ama hakkında söylenecek az çok şeylerimiz de var.

hıdır kişisel gelişiyor'da ve yine avucunuzdaki kelebekte sürekli dediği şey, amerikan tabanlı kişisel gelişime karşı olduğu, bunun anlamı onların kültürüyle hayatınızı sürdürmeyin. e bir yerde haklı üstad. ama buna rağmen onlarla dalga geçmesi de çok sıcak gelmiyor, en azından bana. %100 düşünce gücü ve anthony robbins'in kitapları ile ki özellikle de anthony robbins'in modellemesiyle ve ulaştığı hayata biraz alaycı yaklaşımları çok şık değil. yani anthony robbins'in dile getirdikleri modelleme fikri benimde inandığım hatta herkesin yapabilmesi halinde seviyelerimizin artacağı bir fikir iken, şerif bey ise bize daha damardan, aileden, kardeşlikten, kültürden bahsediyor ve aşıladığı bir tek olumlu fikir yok. ona göre, hakkında ne hayırlısıyla olsun mantığıyla bir hayat sürdürelim, ailemiz olsun böyle mutlu olalım. ama gelişme olmadan, yenilik olmadan nasıl insan oluruz ki?
NLP uzmani degilim danismanim diyor ama NLP uzmani gibi calisiyor.

ama yine de Kendisini seviyor sayiyoruz.
an itibarı ile pamukkale üniversitesindedir. Heyecanla, ayakta ve birazda terlemiş olarak bekliyoruz.
başarılı bir konuşmacıdır. motive edici konuşmaları youtube'da avucumdaki kelebek diye aratılarak izlenebilir.

http://www.youtube.com/re...ucumdaki+kelebek&aq=f
Seminer fiyatları çok pahalı olsa da aldığın hayat derslerine değer. Yanlış anlamayın Şerif Hoca'ya paragöz demek istemiyorum ama bazen de çok abartıyorlar fiyatları. Biz öğrenciyiz, bizim etimiz ne butumuz ne. ön sıradan seminer dinlemek için 1500 lira verilir belki şerif hoca için, ama ben de o para olsa önce ev sahibimi sustururum.
şerif izgören anlatıyor: “bir toplantıya gideceğim. baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. o anlatıyor ben dinliyorum. tam işyerinin önüne geldik. ankara’da bakanlıklar…

diyelim ki, taksi parası 9.75 tl. tuttu, ben 10 tl. uzattım. hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. tam o sahne olacak…

şoför, “para üstü var mı?” diye aranmaya başladı.
- üstü kalsın kardeşim, dedim. döndü bana doğru:
- vaktin var mı ağabey? dedi.
- evet, dedim tek ayağım hala dışarıda…

dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. önde bir büfe var. gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. bana 25 kuruş uzattı. belli ki para bozdurmuş.
- birader, dedim. 9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?
- ne alacağım ağabey 50 kuruşu…
- peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. üstü kalsın demiştim.

döndü bana, attı kolunu arkaya:
- vaktin var mı ağabey?
- var.
- çek kapıyı o zaman… muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız. beş dakika konuştuk. ingiltere’de profesörden, bilmem kiminden eğitimler aldım. o taksicinin 5 dakika da öğrettiklerini, ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

- ağabey biz keçiören'de beş kardeşiz. babam rençberdi benim. günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. durumumuz hiç iyi olmadı. akşam yer sofrasında yemek yerdik. yemek bitince babam bize, “durun kalkmayın” derdi. önce dua ederdik, sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

“aha!” dedim, “bizim meslek”, seminerci… sordum:
- ne anlatırdı baban?
- hayatta nasıl başarılı olunur?

o gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara “hayatta nasıl başarılı olunur teknikleri” anlatıyordu.

- babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp, “dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken, biz de gülerdik. annem kızardı, “babanızla alay etmeyin. o, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi.

yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. babaları birahane işletiyordu ve adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. bizim, yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. o amca mahalleden geçerken biz, beş kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. babam eve gelince ayağa kalkmazdık. çünkü hediye, para falan hak getire…

ağabey, biz babamı kaybettik. altı ay içinde yandaki baba da öldü. yandaki baba, iki çocuğa beş katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?
- ne bıraktı?
- bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı: “evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın..." falan filan. ağabey, aradan on beş yıl geçti, diğer iki kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. ailesi dağıldı.

biz beş kardeş, beşimizin keçiören’de taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.

geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki: “asıl mirası bizim baba bırakmış.” hepimiz ağladık. beş kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. her şeyimiz var allah'a şükür…

çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:
- dur ağabey dur, asıl bomba şimdi.
- nedir bomban?
- nerede oturuyoruz biliyor musun? o iki kardeşin oturduğu beş katlı apartmanı biz aldık. beş kardeş orada oturuyoruz, dedi.

anladım ki, evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
alkışa inanmaz sebebi de aşağı yukarı şudur.

--spoiler--

Bir yaz tatil için arkadaşları ile istanbul'dan ege de bir tatil beldesine gitmek için yola çıkarlar. uzun bir yolculuktan sonra ahmet şerif devam etmek için ısrarcıdır fakat arkadaşları yorulduğunun farkındadır ve durup hem dinlenmek hemde karınlarını doyurmak isterler. neyse bir dinlenme tesisinde dururlar. otururlar. ahmet şerif hemen yiyip kalkma peşinde arkadaşları ise biraz daha fazla zaman peşindedirler. yemek gelir yerler. ahmet şerif'in tüm ısrarına rağmen çay isterler. çaylarını da içerler. kalkma zamanı gelmiştir. tekrardan yola koyulurlar. biraz ilerledikten sonra yol tıkanır. herkes arabalarından çıkmış sebebini merak ederler. ahmet şerifte iner ve sorar birisine. o yıl cumhuriyet bisiklet turu o bölgede yapılır ve yol kapanalı henüz bikaç dakika olmuştur. orda o çayı içmeseler geçecekler. ahmet şerif çok sinirlenir. biraz ilerler. ilerde bir kamyon ve şoförünü görür. adamın yanına gider. oda ahmet şerif gibi kızgın saydırıyor küfrediyor. dururlarken bir kamyoncu bir kamyoncu derken çoğalırlar ve yaklaşık 10 kadar olurlar. kamyoncular bisikletçilere arka arkaya saydırıyorlar küfrediyorlar. sadece ahmet şerif birşey demiyor. hepsi birden döner ahmet şerif'e bakar. ahmet şerif farkedince oda başlar saydırmaya. onlar saydırıyorken bir hareketlilik olur ve bisikletçilerin yaklaştığı haberi gelir. bizimkiler yerde çömeliyordur. haber gelince hepsi aynı anda ya bismillah der ve ayağa kalkar. ahmet şerif sanar ki kamyonlardan gidip levye alıp sporculara dalacaklar. neyse bunlar hep birlikte gececekleri noktaya gelir ve tek sıra olurlar. sporcular yaklaşır ve tam bunların önünden geçerken az öce saydıran küfür eden adamlar bravo diyerek sporcuları alkışlamaya başlar. ogünden beri alkışa inanmaz...

--spoiler--
ahmet şerif izgören

pamukkale üniversitesi 9 mayıs 2011 ''sen sor ben söyleyeyim'' konferansı
kişisel gelişimci, türkiye de daha iyisi yok. Ne zaman dinlesem bu adamı umutla dolar yüreğim. Ülkem için, kendim için, sevdiklerim için bir şeyler yapabileceğimi hatırlarım. Bu nedenledir ki bu adamı takip ederim ve tüm sevdiklerime tavsiye ederim takip etmelerini.

Bugune kadar herhangi bir kitabını okumamış, konuşmasını dinlememişseniz çok şey kaybetmişsiniz demektir.
okuduğum bir kitabında çiğli hava lojmanlarında yaşadığını öğrendiğim müthiş bir adamdır.

Aslında verdiği mesajlar ve gösterdiği yollar. Aynı zamanda bizi geliştirmesini falan saymıyorum onlar ayı bir köşe de ayrı bir öneme sahip.

Ama gece gece kitabına başlayıp böyle bir olayı duyunca neşelendim açıkçası.

edit: artılayanlar siz de deyin bana :
"bizde çiğli'deydik diye" kendimi yalnız hissettim lan.
üslubuyla etkileyen adamdır. çoğu kişisel gelişim kitabı yazarlarının bahsettiği konulardan çokta ileri gitmez fakat kelamın ne denli büyük bir etken olduğunu gösteren kişidir.
bu yazısıyla beni benden alan, tüm geçmişi film karesi gibi, dolmuş gözlerimden geçiren usta yazar.

--spoiler--

Sadri Alışık öldü, Nubar Terziyan, Sami Hazinses, Turgut Özatay, Belgin Doruk öldü. Siyah-beyaz Türk filmleri vardı. Ayhan Işık içeride ders çalışırken mum ışığında onu okutmak için gizlice dikiş diken bir annesi vardı. Araba çarpıp da kör oluveren Ediz'un ameliyatını yapan doktorlar ne de babacandı. Ya o boğaza bakan tanıdık tepedeki çam ağacının altında el ele tutuşmalar. Kızlar, aşkından verem olurdu o günlerde. Hepimiz Kemalettin Tuğcu kitaplarından fırlamış iyi çocuklardık. Kayınpederimiz Hulusi Kentmen gibi olsun diye hayal ederdik, yüzü asık, altın kalpli! Adile Naşit hasta komşusuna çorba götürür, gözyaşlarını gizleyerek kahkalar atardı. Turşu yüzünden küserlerdi Münir Özkul'a, ağzımızda bir elma dolusu gülümseme... Soğuk bir cuma sabahı bir elimizde beslenme çantamız, bir elimizde tereyağlı ekmek okula hazırlanırken AGA marka lambalı radyodan ''halk hikayeleri'' diyen gür sese hayran, masalcıklar dinlerdik; efektör Korkmaz Çakar.. Belli belirsiz çıngırak sesinden anlardık yoğurtçunun geldiğini, Filiz Akın Mithatpaşa Stadı önünde bir elinde Beşiktaş bayrağı, ekmek parası kazanan genç kızdı. Laf aramızda ben Filiz Akın'a âşıktım, Nuri safı da Türkan Şoray'a insanlar ölmezdi o filmlerde... Bazen, o da bir saniye sürerdi.

Yollara tükürüyoruz şimdi. Sevdiğimizden ayrılıp boğaz köprüsü korkuluklarında kameramanlar bekliyoruz. O babacan doktorlar yok artık hastanelerde. Rehin kalmış bebekler var. Çam ağacını da kesmişler, yerine gecekonudlar varmış diyorlar. Kayınpeder artık güleryüzlü, devlet ihalesi peşinde, Uğur Dündar'dan kaçıyorlar. 'Yeter ki gel bana senede bir gün. ''derdi şarkılar, şimdi''Neremi, neremi?" diyor sarı saçlı şarkıcı. Gençlik pop yolunda ilerliyor. Veremle Savaş Derneğimiz var, kızlar aşkından AIDS oluyor artık. Arabalar şöyle bir dokunup kör etmiyor, freni patlamış kamyonlar sokakta oynayan çocukları ezip, evlere giriyor. Döner bıçağıyla giriyoruz maçlara, kapıda bıyıklı adamlar bayrak satıyor. Maçtan önce birlik beraberlik ruhuyla istiklal Marşı okuyup, sonra hep beraber birbirimizin sülalesine küfrediyoruz ''Ben tarikatçıların oyununa geldim.'' Diyor, yatakta gizlice kameraya alınmış Filiz Akın saçlı kız, dudaklarımızda banka reklamlarındaki mutlu çiftlerin sahte gülümsemesi. sabahları sony hi-fi'den Cem Ceminay dinliyoruz. ''Aygaaaaz, dı dı dımm'' diye inliyor kulaklarımız akşamın sekizinde. Ölümler artık yüzlerce yetmiş milyon saniye sürüyor, simsiyah bir kutunun sayesinde. işin kötüsü, kanıksadık tüm bunları galiba.
Artık sokaklarda yaşlıları karşıdan karşıya geçiren çocuklar yok, otobüslerde gazilere ait oturma yerleri de yok. işin kötüsü artık gaziler de yok.

Tam bir hafta TRT'nin son haberlerinin sonunu dinledim.''Kurtuluş Savaşı gazilerinden ....... Vefat etmiştir.'' Haberi var mı diye? Hiç yoktu. Artık bu ülkede 29 Ekimlerde gururla önümüzden gecen o dürüst, vatanperver, borsa, döviz kurları ve yolsuzluklardan habersiz saygıdeğer insanlar da yok. Son defa Kurtuluş Savaşı'nda kurtarmıştık bu ülkeyi, bir daha kurtarmamacasına.

--spoiler--

iZGÖREN, Ahmet Şerif.''iş yaşamında 100 Kanguru''
Kuleli Askeri Lisesi mezunu ve iyi bir konuşmacı.
avucunuzdaki kelebek adlı konferansındaki her kelimesiyle hayata bakış açımı değiştirmiş kişi. insan o konuştukça hayatını, hayallerini, değerlerini ölçüp, tartıyor.

benim ne kişisel gelişim kitaplarıyla, ne de uzun uzun bayıcı konuşmalarla ilgim vardır. yıllar öncesi bu videoyu tesadüfen izledim. bi kısmını ama...bugün yine denk geldim, bütününü izledim.

ve diyorum ki; ''nereye gideceğini bilmiyorsan gittiğin yolun bi önemi yoktur''.. ''inanç görünmeyene inanmaktır, görünmeyene inanırsanız başkalarının göremediklerini görürsünüz..''

artık, sayesinde kimsenin inanmadığı, alay ettiği hayallerime daha sıkı tutunabiliyorum.

''siz isterseniz olur.''
bunun bir boyle baba olur mu? videosu var. Babasi kucukken limon sattirmis felan. En sonunda diyor ki : babamin vos vosu vardi, hayatta en deger verdigi sey bana soylemez ama arada cikarir resimlerine bakar. Onu satmis parasini getirdi verdi.
Simdi bu adam konferans veriyor, sayili is adamlarina egitim vermis felan. Belli ki iyi de para kazaniyor ve kazanmis. Be hayirsiz adam, baban satmis o arabayi hala resimlerini cikarip bakiyormus. Insan gider bulur o arabayi babasina supriz yapar da gonlunu alir.

Basarilidir, egitimlidir ama benim gozumde hayirsiz evlattir.
güzel yüreğini gözlerine taşıyan ve bulunduğu ortamı varlığıyla donatan biri. öyle hissettim ben, sanki yıllardır tanıyor hissi verir karşısındakine.
daya kişisel gelişim, daya hikaye, daya mutluluk...budur.
'şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır' diye harika bir kitabın yazarı olan en iyi kişisel gelişim uzmanıdır.
kişisel gelişmiştir.
o kadar para bende olsa ben de 'elimizdekilerle nasıl mutlu oluruz'u anlatırdım.