1. 1.
    bir ilkbahar akşamıydı. ege sahillerine vuran dalgalar ve güneşin batışının ahenkle ışık oyunları yaptığı bir gündü. yaşadığı evde, şehirde sorumsuzca dolaşan kahramanımız çevresindeki güzelliklere aldırmadan boş boş yere bakınıyordu. yürürken araba çarpmasın diye arada bir kafasını kaldırıp göz gezdirdiği sokakta kimseler yoktu. uzaklardan gelen insan sesleri ve müzik sesleri hiç dikkatini çekmiyordu. nereye gittiğini bilmeden yürümeye devam etti. geçtiği apartmanların arasından denizi görebiliyor, batmak üzere olan güneşin o tatlı ışıkları hafif esintilerle vücudunu ısıtırken hafif bir titreme hissediyordu. hissetiği şey hiç bir sorumluluğu olmadan, kimseye hesap vermeden, sadece kafasınaa göre yaşadığı hayatıydı. yalnızdı. bunca sene yalnızlığından hiç şikayetçi olmamasına karşın seneler geçmeye devam ettikçe içine kapanıyor, yalnızlığından dert yanıyordu. hiç dostu olmadığı için yalnız yaşadığı evinin balkonunda oturmuş, yürüyerek ter içinde bıraktığı vücuduna yapışmış olan gömleğini çıkartmış, bütün bu yorgunluğun acısını yaktığı sarma sigarasını içerek ve eve dönerken aldığı birasını içerek düşüncelere dalmıştı. düşündüğü şey hiç dostu olmaması, hayatında hiç bir aktivitesi olmamasıydı. esmer, yakışıklı ve şekilli bir vücuda sahip olmasına rağmen senelerdir bir sevgilisi dahi olmamıştı, istememişti. bütün bu yalnızlığını düşünürken aslında istediği şeyin şu ana kadar hayalini bile kurmadığı bir aşkın olmasıydı. tek ihtiyacı olan, tek istediği şey aşktı. bir anda vücudunda dağışan zehir gibi aklına bu düşünce girmiş ve çıkmıyordu, çıkamıyordu. daha önce çocukluktan beri hiç yapmadığı bir şey yapmaya karar verdi. hava karardıktan sonra dışarı çıkıcaktı. duşa girdi, temiz giysilerini hazırladı, üstünü giyindi ve sıcakla dağılan parfümünü üzerine sıktı. hafif esmerleşmiş tenine uygun olarak beyaz bir gömlek giymişti ve evden çıktı. yine nereye gideceğini bilmiyordu. yürümeye başladı. umarsızca sokaklarda yürürken gözüne bir dükkan takılmıştı. ufak, içinde eski kitapların olduğu bir dükkandı. sahaftı. içeri girdi. kitap okumayı sevmemesine ve senelerdir hiç kitap okumamasına karşın rafları inceliyordu, gözüne bir kitap takıldı. üstünde "aşkın şiiri" yazıyordu. ilgisini çekti satın aldı. içinde ne olduğuna dahi bakmadan sırf adı dikkatini çektiği için satın almıştı. hiç aklında olmamasına rağmen bir aynı sokak üstündeki bir kafeye oturdu. kafenin en arka ve en tenha masalarından birinde oturarak kahve siparişini verdi ve aldığı kitabı açtı. şiir kitabıydı. isminde şiir geçmesine rağmen kendi hayatından bir bölüm olabileceğini düşündüğü roman olduğunu düşünmüştü. belkide kendi hayatını anlatan bir roman. fakat oldukça kısa şiirler olan bir kitaptı. kendi hayatını, aşkını, geçmişini, düşlerini, kaybettiklerini bir roman yerine şiir kitabında aramaya başlamıştı. aradığı şey yalnızlığının yok olmasına neden olucak olan bir aşktı. kendisinden beklemeyeceği gibi aramaya başlamıştı. hayatını. aşkını. hayatının aşkını.

    not: sözlüğe bir daha üye olursam alacağım nicktir.
    1 ... karyola