bugün

küçükken kapının önünde taso oynadığım günlerin birinde, bütün tasolarını elinden aldığım bir çocuk vardı. gözleri henüz sulanmaya başlamışken bile olabilecekleri seziyordum ve şefkatle onu izlerken en azından elinde sadece bir kaç parça tasoyla da olsa yanımdan ayrılmasına izin verdim.

ama ona yetmemişti, daha yanımdan ayrılıp apartmanlarına girerken bildiğim bir şey vardı. annesine kendisini kandırdığımı söyleyecekti fakat acımayacaktım, bu kez yenilmeyecektim; hem de yendiğim halde. karı gibi ağlamayla olmazdı bu işler ve üttüğüm tasoları ben bileğimin hakkıyla kazanmışken, benden onların geri alınması haksızlık değil de neydi. vermeyecektim.

çok geçmeden balkondan çıkan annesinin bana seslenişlerini daha fazla duymamazlıktan gelemedim.

efendim dediğimde ardı ardına sıralanan cümleleri dinleme gereği bile duymadan gördüğüm manzarayı seyrettim: koca kadının iki taso için tanımadığı küçücük bir çocuğa rica da bulunması aynı zamanda büyüklere duyulması gereken saygımı kullanan bir sulu göz ve aynı fedakarlığı dünyada kimsenin bana yapmayacağını bildiğim bir fedakarlık ya da enayilik, eğer türevleri uzatılırsa korkak bir sünepeye kadar gidebilecek yazgım…

tamam gelsin alsın dedim. nefretle elimdeki tasoları o çocuğa uzattığımda bir daha onunla oynamayacağımı gayet iyi bilmesini sağlayarak.

tek tesellimse o gün ağlayan ben değildim. ben kazanmıştım, birileri enayi diyebilirdi, değildim; erkektim.. sonradan fark edecektim ki erkeklerin bir şeyleri kaybetmeyi öğrenmesi gerektiğini aslında o gün anlamıştım.

o gün erkek olmuştum. sevgimizi ve içimizdeki o çocuğu bütünüyle yitirdiğimizde, sert ve şarkılar anlamını kaybettiğinde, eskisi kadar hayalperest olmadığımızda ve umutsuzluğa düştüğümüzde, bütün zaaflarımızı gizlemeyi öğrenip, kendimizi güçlüymüş gibi gösterdiğimizde ancak erkek oluyorduk. öğrendiğimizden de değildi, oradan buradan derlenmiş bir iki düşüncenin birleşimi ve toplumun etkisiyle elde edilen kalıplardı davranışlarımızın temelini oluşturan ilkeler…

şimdi biri gelse ve senden hoşlandım dese, ona ne demeliyim?

verecek başka tasom kalmadı mı?
uzun geldi okuyamadim kardes kusura bakma.
Sesi şiir, gözleri güneş batışı, gülümsemesi gökyüzü, ağlayışı gökgürültülü yağmur adam,
Elleri güvenlik kemeri, kalbi savunma kalesi, sevgisi anne sütü adam,
Kirpikleri şemsiye, hüzünleri çığlık, cümleleri sela adam.
Sevmekten ölesi korkup, gidişiyle ölüp her gelişinde yeniden doğduğum adam.
Sözlük yazarlarının edebiyat parçaladığı adamdır.

Kim lan bu adamlar?
aşık olunduğu belli edilmemesi gereken adamdır. sonra her şey mahvoluyor.
Evet. Aşık olunan adam benim sevgilim, herşeyim, diğer yarımdır. Dünyada ondan çok sevdiğim kimse yok ve saçının teline zarar gelse dünyayı yıkarım. O kadar çok özlüyorum ki görmediğim her saniye içim daralıyor. Seni seviyorum m.s.
Ben kadınlardan böyle mest edici sözler çıkabileceğini hiç beklemezdim. Sahiden kim lan bu adamlar.
abicim tamam aşıksınız,tamam seviyorsunuz ama liselisiniz zaar her yere yazmalar falan.
okullar açılsın sıralara yazarsınız.
kusursuzdur. Her haline hayran kalınır. Bir eşi benzeri yoktur bu dünyada. Ne yapsa yeridir. En güzel o güler, en tatlı sözleri o söyler ve hiç çaba sarf etmeden ayaklarınızı bir şekilde yerden keser..
Gözleri o kadar güzeldir ki sadece sana baksın istersin dudakları o kadar tatlı kalbi o kadar iyi ki. Bu dünyanın cenneti olabilir o. Ayaklarının altına kurban olurum senin için ölürüm m.s.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.