1. 1.
    Gerçekle yalanın hikayesinin anlatıldığı köşe yazısıdır.

    http://www.gunboyugazetes...lanin-hikayesi-2012yy.htm

    Üşenenler için yazı şöyle:

    Hitler'in sağ kolu ve Propoganda bakanı Goebbels diyor ki:
    "Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz, insanlar inanır. insanları, bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin."
    ***
    Efsaneye göre gerçek ve yalan bir gün buluşurlar. Yalan doğru söyler ve "Bugün hava çok güzel." der.
    Gerçek kuşkuyla etrafına bakar ve gözlerini gökyüzüne kaldırır. Hava gerçekten çok güzeldir. Bir kuyunun önüne gelene kadar birlikte zaman geçirirler. Yalan yine doğru söyler: "Su çok güzel, birlikte banyo yapalım!"
    Gerçek bir kez daha şüpheci bir şekilde suya dokunur. Hakikaten su çok güzeldir. Soyunur ve yüzmeye başlarlar.
    ***
    Yalan bir anda sudan çıkar, gerçeğin kıyafetlerini giyerek kaçar ve kayıplara karışır. Kızgın gerçek, kuyudan çıkar yalanı bulmak ve kıyafetlerini geri almak için her yere gider. Dünyada çıplak gerçeği görenler onu hor görmekte ve öfkeyle bakmaktadırlar. Dışlanan zavallı gerçek kuyuya geri döner ve sonsuza dek ortadan kaybolur.
    O zamandan beri yalan, dünyanın her yerinde gerçek gibi giyinmiş ve içimizde yaşamaktadır. Dünya ise hiçbir şekilde çıplak gerçeği görmek istememektedir.
    ***
    Yukarıdaki hikâyeyi şu sebepten anlattım:
    Adalete güven artıyormuş!
    Bir hukuk devletiymişiz!
    Ekonomi çok iyiymiş!
    Elektrik, benzin en ucuz bizdeymiş!
    Ehliyet ve liyakate önem veriliyormuş!
    Adam kayırmacılık yokmuş!
    Asgarî ücretle geçim kolaymış!
    En ucuz doğalgazı tüketiyormuşuz!
    Yorum sizin!...
    HABUR VE ANDIMIZ
    "Güzel şeyler olacak"la başlayan, "Orada iyi şeyler oluyor"la sonuçlanan, dağdan gelenlerin kahraman gibi karşılandığı Habur rezaletini hatırlarsınız. O dönem çözüm süreci adı altında devlet sürekli taviz vermişti.
    Habur'da o gün ayaklarına hâkim, savcı gönderilip, "Önderlik istedi geldim, pişman değilim." diyenler "Pişmansın!" denilerek serbest bırakılırken, bu süreç ülke için bir şans gibi sunulmuştu. Ama açılım safsataları terör örgütünün siyasallaşmasına yol açtı. Açılımın başladığı Habur rezaletinden sonra, sanki yeni bir parti kuruluyor da iktidara gelecekmiş gibi, örgüte katılımlar arttı.
    ***
    Devlet bu duruma önlem alacağı yerde sadece seyretti. Hatta Bülent Arınç: "Dağa çıkışlar eskiye oranla daha nitelikli hal aldı. Bu katılımların bugünkü amacının geçmişte olduğu gibi silahlı eylem yapacak, ölecek veya öldürecek nitelikte değil başka amaçlarla olduğu düşünüyoruz." açıklamasında bulundu.
    Düşündükleri doğru çıktı! HDP şimdi Türkiye genelinde seçimlere girip yüzde 10 barajını geçiyor. Ne kadar övünseler azdır.
    ***
    Devlet bu tür tavizleri verirken PKK ne yapıyordu derseniz eğer, devletin başının, "Çözüm Süreci bunlar tarafından bir ihanetle değerlendirildi. Çözüm Süreci'ni bunlar âdeta Güneydoğu'da, kısmen Doğu'da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar." açıklamasıyla görebilirsiniz.
    Devlet uyudu.
    Andımızı kaldırmak, "Ne Mutlu Türküm Diyene!"yi ve TC'yi kamu binalarından silmek PKK'nın ekmeğine yağ sürdü. Bu durumu yazanlara ise ırkçı ve faşist dendi.
    ***
    işte bu olayların yaşandığı Habur rezaletinin üzerinden 9 yıl geçti. 19 Ekim 2009'da yaşanan bu olay tarihte kara bir sayfa olarak yer aldı. Bunlarla beraber "çözüm süreci" adı altında, 2013'te, "Andımız"da kaldırılmıştı.
    Kimse fark etmedi ya da ben görmedim. Danıştay 18 Ekim 2018'de yani Habur rezaletinin yaşandığı tarihten bir gün önce "Andımız"ın tekrar okullarımızda okutulmasına karar verdi.Tesadüf mü bilmem. Ama şunu söyleyeyim: Andımızın okullarda okutulmasını destekliyorum.
    ***
    Sadede gelirsek;
    Danıştay'ın kararı bazı çevrelerce eleştirildi. Doğruya doğru dersek bunlara en güzel cevabı ise Devlet Bahçeli şu sözlerle verdi:
    "Sayın Bekir Bozdağ Danıştay kararına çok bozulmuş, anayasa ve yasanın alenen çiğnendiğini söylemiş. işine geldi mi yargıya saygıyı bekleyen, işine gelmedi mi yasa çiğnendi diyen Sayın Bozdağ ve onun gibi düşünenlerin hâlâ çözülme süreci üslubuna müracaatları talihsizliktir. Papaz, kuş gibi uçar gider, yargı kararı denilir. Andımızla ilgili yine yargı karar verir, ne var ki karşı çıkılır. Bunun neresi adil, neresi ahlâkîdir? Andımız millî kimliğimizin alâmet-i farikalarından birisidir. Sevmeyen varsa sussun, okumayacak varsa kendi işine baksın." işte benim halet-i ruhiyem de ha budur.
    ... heroo