bugün

Hadi bu da benden buradaki yazarlara gelmesini istediğim bir soru. O tarihte 90'lar bitti diye çokça efkârlanıyor muydunuz? Ama zaman duruyor mu ki zaten?
milenyum mevzusu konuşulurken iyi olan, olağanüstü zamanlara yelken açılacağı hissi harikulade hissettiren zamanlardı.

bu tarihte her yer tatildi.
devreden gün ilkokulun son sınıfında olan bizler için heyecanla okula gidişi ifade etti.
neyse ki fazla sürmedi milenyuma girmenin kocaman bir fiyasko olduğunu kavramamız o çocuk kafamızda ve gönlümüzde.

meğer işler hepten boka saracakmış!
ne bilirdik...
Bir torba çekirdek alıp tiksinene kadar yediğimi hatırlıyorum. Milenyum da milenyum ne saçma şeydi ama çocukken insan bir hevesleniyor iyi bir şey olacak sanıyor.
Çizgi film izliyordum.
2000 den sonra etrafta uçan arabalar ve iş gören robotlar göreceğimize emindik halbuki hollywood filmleri sayesinde.
sonra ne mi oldu?
sadece yeni çipli nüfus cüzdanı. hoş benimki hala pvc kaplı eskilerden.
Milenyuma girdik ne değişti diye oramı buramı yokluyordum.
6 sene sonra dogdum. Babam o zaman 22 yasindaydi.
31 aralık 1999 da insan gibi içmediğimiz için ayılmaya çalışıyorduk.
istiklâl caddesi'nda sergi açmış; havadan gelen süs mumlarını satıyordum.

sonra zabıta gelip götürdü.
Bilgisayarların kitlenmesini bekliyordum.
Bi bok olmadı amk.
Üzerime melek inmesine 2 yıla yakın bir süre kalmıştı.
1 ocak 2000 sabahı gece vardiyası bitişinde, alman super marketinin deposundan aldığımız yılbaşı partisinden artan şarapların birkaçını depo bekçisi adolf beye takdim ettikten sonra evin yolunu tutmuştum. Üç beş şey almadan geçirtmezdi bizi piç. Şikayet ederim, işten attırırım diye tehtit ederdi. istediğini alınca da bir keyiflenirdi sormayın. Öyle bir gülerdi ki erol taş yanında halt etmiş.
sıcak şarabımı yudumlarken birkaç gün sonra gelecek olan 4. yaş günümde ne yapacağımı düşünüyordum.
1 ocak 2000 gecesi saat 00:00'da istanbul boğaz köprüsü üzerindeydim ailemle birlikte. 97 model fiat tipo marka arabamızla misafirlikten, eskiden oturduğumuz eve dönüyorduk.

millet arabayı sağa çekmişti. kimisi dans ediyor, kimisi fotoğraf çekiliyor, kimisi şampanya içiyordu. old laik days. havaii fişekler atılıyordu boğazda, mükemmel bir görsel şölendi.
jennifer lopez'in danslarını izliyorduk.
dünyada yoktum o zamanlar. daha doğmama 10 sene varmış.
Yeni yıla uyuyarak anneannemlerin evinde girdiğimi hatırlıyorum. 12 ye kadar nasıl durayım 6 yaşında çocuktum o zamanlar.
3 yaşındayım o zamanlar. keşke hatırlasam.
Lise son sınıftaydım. Milenyum lafı dolanıyordu ortada ve sobanın yanında televizyona bakıp mandalin soymuş olabilirim. Babam hayatta o zamanlar...
Milenyum lafının bana umut verdiğini hatırlıyorum. Sanki herşey güzel olacaktı. Ülke Avrupa birliğine girecekti. Belki paramız olacaktı. Sonra anladım ki, içi boş laflardan biriymiş. Ama umut olmadan hiçbir şey olmuyor.
Daha doğmamışım.
13 yaşındaydım. 99 depremini iliklerine kadar hisseden bir ergendim.

4500 mark a babama toyota Corolla almıştık.
iddia edildiği gibi teknoloji çökecek mi, bilgisayarlar kilitlenecek mi diye merak ediyordum. Yeni yıla da dansöz izleyerek girmiştik, çünkü o zamanlar gayet normal bir şeydi.
7 yaşındaydım okula gitmisimdir herhalde ya da sokakta çılgınlar gibi oyun oynamisimdir.
dün ne yaptığını hatırlayamayanların uzak diyarlara dalıp gittiği başlık. kafamda deli sorular!
bilmem

tevellüt 2004.
13 yaşında bir ergendim.
dünyada yoktum.
uyuyordum.
Icq'da çhetteydim. Pilgisayarlar çökcek mi çökmeyecek mi diye bekliyodum.
karnımda 7 torba, burnumda hortum konuşamadan yatıyordum. yer: istanbul tıp fakültesi.