1. 1.
    benim için:

    "Adını mıh gibi aklımda tutuyorum."dur.
    1 ... leyte
  2. 2.
    ha ben sana yollanmışım ha muhammed mihraca.
    3 ... kursadneferi
  3. 3.
    ÇANAKKALE ŞEHiTLERiNE
    Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 579
    En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı!"
    Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

    Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
    Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
    Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 580
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
    Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre. 581
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
    "O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
    Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    işte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 582
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
    "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 583

    Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, islâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

    Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
    Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

    (1) ilk baskılarda: ...kum gibi, mahşer mi, hakîkat mahşer.
    (2) ilk baskılarda: ...duruyor karşında,
    (3) ilk baskıda: Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    (4) ilk baskılarda: Ebr-i nîsânı açık...

    [Safahât: Altıncı Kitap-Âsım]

    Mehmet Akif ERSOY
    ... trinitrotoluen
  4. 4.
    ''jilet yiyen kız merih'li gecem''

    attila ilhan- kırmızı.
    1 ... kendi kendine kendini arayan
  5. 5.
    Gam meclisinin meşalesini tutuşturan, bizim şerâreli(kıvılcımlı) âhımızdır.
    Ateşle dolu göğsümüz, gül bahçemizdir.
    Gönlümüzün fezâsı(ovası), gölgede oturmaya alışmış kimselerin yeri değildir.
    Seheri ışıtan kandil, kalbimizdeki yanık yarasının aydınlığıdır.
    1 ... baldan tatli
  6. 6.
    gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül. muazzam ya gerçekten.
    ... dipsy