1. 1.
    titreşiyorduk...

    yağmur boşandı boşanacaktı ama bir türlü başlamıyordu. işin ilginci tören de başlamıyordu!

    keplerimizi düzeltiyor, bozkurt kokartlarımızı, içleri leblebisiz düdüklerimizi, hem kesmeye hem de şişe mantarı açmaya yarayan çakılarımızı gözden geçiriyor (o yaşta hangi şişenin mantarı açılacaktı acaba, şişeleri acılar, hayal kırıklıkları ve hüzünler yeterince birikince tanışacaktık, çok sonraları...), beyaz soket çoraplarımızı çekiştiriyorduk. yara bere ve çizik içindeki dizlerimiz çıplaktı. tenimiz kesilmiş tavuk derisi gibi diken dikendi soğuktan...

    saf saf sıralanmıştık. tam karşımızda, yanı sıra leventleriyle bize dönmüş Barbaros Hayrettin'e bakıyorduk. cumhuriyet çocukları (!) Osmanlı büyüğüne (!) saygı (!) duruşundaydı...

    anıtın tabanına kakılmış iri büyük harfleri sökmeye çalışıyorduk. deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyordu? Barbaros seferden mi geliyordu yok neyzen Tevfik'in çok sonraları öğreneceğimiz dizelerinde belirttiği gibi yahya Kemal'in ıkınarak (!) yazdığı şiire götünü siler gibi miydi?

    kızlar kelebek, arı, papatya (hayır, merhum Turgut Özal'ın orospu karısı semra Hanım'ınkiler gibi değil), köy gelini, çerkes kızı, gürcü dilberi kılığındaydı. bizim içimizde de kurt yavruları, bahriyeliler, efeler (ege Bölgesi'nin dağ eşkıyası oluyor efendim...), seymenler, dadaşlar, şeyh Şamil'in torunları, kurtuluş savaşı gaziler, lastik papyonlu beyefendiler, her çeşit yumurcak vardı.

    "bugüüüüüüün....

    buradaaaa...

    bugünün mana ve ehemmiyetiiiiii...

    bugünün küçükleriiiii...

    yarının büyükleriiiii..."

    bu "tıraşa" karnımız toktu! ama dinlemek zorundaydık. ağır cezaları bizleri bekliyordu. daha bir yıl öncesinde, 10 kasım günü ilan edilen "sabit durma" kuralını çiğnediğim için "ihtar" almıştım. iki ihtar, bir tekdir, iki tekdir, bir gülegüle ederdi. o zamanlar böyle ihtarlara, tekdirlere çok önem veriyorduk. hayatımızın hiçbir döneminde hiç kimsenin okulda almış olduğumuz ihtarları, tekdirleri, üç günlük, bir haftalık uzaklaştırmaları, diş koruma notlarını, hal ve gidiş notlarını, onları da bırakın düpedüz ders notlarını ve diplomaları arayıp sormayacağımızı bilmiyorduk daha...

    anam, babam, teyzem, dayımın oğlu Ertuğrul, üstten bantlı siyah rugan ayakkabısıyla komşu terzi Mehmet Bey'in kızı "sevgilim" gülten, Gülten'in küçük kardeşi Nurten, hepsi, hepsi oradaydılar. göğüsleri kabarıp beni seyre gelmişlerdi. minik bir kurt yavrusuydum ben. soylu anam Asena'nın binlerce memesinden kımız emmiş (yok yahu, öyle değildi, kımız devenin sütüne deniyordu galiba!), üstün ırkımı binlerce yıl utkudan utkuya koşturmuş, dünyanın dört bir yanına yayılıp ingiltere türkleri'ni, Amerika türkleri'ni, antartika türkleri'ni oluşturmuş, sonunda dönüp dolaşıp, izmir'de dandik bir ilkokulun 5-A sınıfında, 166 numarayla kayıtlı (bu çocukları niçin demirbaş evrak dolabı gibi sınıflandırırlar acaba?) kara kıvırcık saçlı bir hınzır afacan olmuştum...

    bitişik düzen yürüyorduk...

    sıraya dikkat ediyor, kaymakam'ın önünden geçerken kafamızı, yıllar yıllar sonra bana sıçma eğitimi verecek olan kastamonu'lu rıfat çavuş'un veciz bir şekilde belirteceği gibi "sert ve fakat mütebbimli bir şekilde" sağda belirecek komutana çeviriyorduk. parmaklar emredildiği şekilde kapalı, avuçlar yapışık, ortaparmak kısa pantolon çizgisindeydi. sekiz yaşındaydık!

    bir başka 23 nisan sabahı, şakır şakır yağmur altında izmir'i geziyordum yaya yaya... ilkokul hoparloründen, çocukların hep bir ağızdan olanca coşkuyla okudukları o boktan şiirler yankılanıyordu... sanayi durağının arkasında mercedes ve bmw çekiçleyen çocukların, çıkışında köftecinin saçağına sığınmış inci dişli ayakkabı boyacılarının, iskele girişinde "aaabi simiiiiit!" diye haykıran yarım pabuçluların bayramla seyranla araları pek hoş değildi...

    başbakan koltuğuna oturtulan örnek öğrenci, saçları briyantinli, pırıl pırıl biricik gözbebeğimiz bakalım ne isteyecekti? çikolata mı, enflasyonun dizginlenmesi mi? vakti zamanında gözleri görmediği için yarışmayı kazandığı halde törende konuşturulmayan küçük bey, milli eğitim bakanı hakkında neler düşünmüştü acaba? yavrukurt giysilerine, efe giysilerine, polis yada subay giysilerine, bando ve mızıka giysilerine, tören uğruna tonlarca para bayılmış ana babaların gözlerinde mutluluk pırıltıları uçuşuyor muydu?

    mesela, bir çocuk bayramı icat eden, dünyada hiçbir ülkenin akıl edemediği bir hoşluğu yaratmayı başarmış türk milleti, acaba neden o bayram günü çocuklarını ille de izci, bandocu, polis, subay, komando, bahriyeli kılığına sokuyor?

    bayramı eziyete dönüştürme ustalığı neden yalnız bize mahsus?

    mustafa kemal Atatürk, acaba siz 8 yaşında çocukları stadyuma sokun da, garip garip şekiller hareketler yapın, eğlenin diye mi çocuk bayramı ilan etti bugünü?

    neden birileri kendini tatmin etmek için, "sana bugün bayram ilan edildi çocuğum" dediği çocuğu alıp, statlara yada meydanlara götürüp, zorla pankart kaldırtır? üst üste bindirir yada ip gibi dizdirir?

    çocukların suratlarına bakın bakalım hiç mutlu görünüyorlar mı?

    çocuklara bayram günü dağıtılan kitapçıklardaki;

    "artık kayıtsız şartsız millet ulusun,
    sen ki, ey türk, tanrının en sevgili kulusun..."

    gibi zımbırtıları hangi hergele yumurtluyor?

    "atalardan şan alan
    böyle temiz kan alan
    yalnız biziz çocuklar
    her birimiz bir bozkurt
    elimizde al bayrak
    şenlik yapsın anayurt
    böyle yaşadık durduk
    tarih bizi bileli
    sayısız devlet kurduk
    biz dünyaya geleli"

    dizeleriyle mesela, kim kimin bayramını kutluyor amına koyayım?

    milli birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla muhtaç olduğumuz, milletçe her türlü darbe ve felaketli günlerine bir daha dönmek istemediğimiz bu mutlu günlerde, gelip aklıma takılan hınzırca bir soru var; evet türküz, doğruyuz, çalışkanız, yasamız büyüklerimizi saymak, küçüklerimizi sevmek, ülkümüz de yükselmek, ileri gitmek falan filan da, 7 yaşındaki daha sünnet bile olmamış çocuğun varlığı neden türk varlığına armağan olsun yahu?
    13 -5 ... aberystwyth
  2. 2.
    daha tecavüzleri görmedik yine iyi.
    ... australia