1. 1.
    mehmet akif ersoy'un ünlü şiiri.
    4 ... aabi
  2. 2.
    şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
    o, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,

    yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor;
    bir hilal uğruna ya rab, ne güneşler batıyor!

    ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

    ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid'i...
    bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

    sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.

    herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    seni ancak ebediyyetler eder istiab.

    "bu, taşındır" diyerek kabe'yi diksem başına;
    ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

    sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle,
    kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

    mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    yedi kandilli süreyya'yı uzatsam oradan;

    sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
    uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

    türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

    tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    sen ki, son ehl i salibin kırarak savletini,
    şarkın en sevgili sultanı salahaddin'i,

    kılıç arslan gibi iclaline ettin hayran...
    sen ki islam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

    o demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

    sen ki; asara gömülsen taşacaksın... heyhat,
    sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

    ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.

    (bkz: mehmet akif ersoy)
    20 ... eru
  3. 3.
    türkün ve türkiye bilincinin tekrar oluşmasını sağlayan,Türkiye deki her insanın onlara borçlu olduklarını bilmesi gereken kişiler.
    6 -1 ... trda
  4. 4.
    ezbere bilinen, okudukça gözlerimin dolmasına sebebiyet veren mehmet akif şiiri.
    6 ... machados
  5. 5.
    an itibariyla tüylerimi diken diken etmiş şiirdir, özellikle de şu kısmı;
    yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor;
    bir hilal uğruna ya rab, ne güneşler batıyor!
    7 -1 ... delikanlımühendis
  6. 6.
    her türk gencine okutulması, öğretilmesi elzem olan şiirdir.
    4 ... komandost
  7. 7.
    bu gece * canakkale'ye doğru yola çıkacak olan binlerce üniversiteli gencin, yol boyunca söyleyeceği muhteşem şiir, destan.
    3 -2 ... trinfr
  8. 8.
    ÇANAKKALE ŞEHiTLERiNE

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
    Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
    Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
    Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
    Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i ilâhî o metin istihkâm.
    Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
    "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
    Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
    Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
    Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, islâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy
    11 ... tusu
  9. 9.
    su anda bile tuylerimi diken diken eden , gozlerimi dolduran siir.
    5 ... spiritualized
  10. 10.
    bir tavırın, direnişin ve kahramanlığın dizelere yansıyışı.
    3 -2 ... fildisi kule