1. 1.
    Aslında bayağı "sert erkek"...

    efendim Saçlar kaşlar kapkara, henüz şakaklardan kır yürümemiş, genç daha, taş çatlasa otuz küsur...

    Bıyık kaytan, kenarından köşesinden özenle kırpılmış, burun "kişilikli", bakışlar kız yüreği hoplatır da yakar kavurur cinsinden...

    Ense kalın ve güçlü, yukarıdan aşağıya sütun gibi dümdüz, son zamanların erkek fotomodel ve manken tipine uygun...

    Gene aynı fasıldan olmak üzere, sakal tıraşı da azıcık "serbest bırakılmış", üç günlük kadar var, şimdi hatun kişiler böylesine tutuluyorlarmış...

    Alın geniş, saç usturuplu yağlanıp geriye taranmış, favoriler günün modasına uygun değil gerçi, kulak memesinin hizasını çoktan geçmişler de çeneye doğru yürümeye koyulmuşlar ama, çocuk her havasıyla tam bir "Latin erkeği" kokuyor...

    Hani şu, saçları platin beyazı, gözlükleri kelebek uçlu ve de pırlantalı Amerikan kokonalarının Roma, Napoli sokaklarında peşine düştükleri Akdeniz jigolosu tarzında...

    Çenesine dayadığı iri yumruğu da, belli ki, vurduğu yerden ses getirir cinsinden...

    Bir tek ayrıntı hariç, bu "parlak çocuk" portresinde. Epey çarpıyor göreni. Şaşırtıyor.

    Sol kulakta, minicik bir altın zincir ucunda sallanan inci küpe! Yağmur damlası gibi, "akıtma" mı diyorlardı?

    hayır efendim kendimi tarif etmiyorum sizlere... bugün bir yayın organında gördüğüm resim bu. "Hem sert, hem kadınsı" modasıymış bu, şimdilerde Batı erkeği öyle "takılıyormuş"!

    uzuuunca bir goygoyun ardından editör sadede gelmeyi beceriyor; "erkeklerin dünyasında bir süredir gizli bir değişim yaşanıyormuş, herkesin bildiği o geleneksel sert erkek yüzü artık kadınsı takılar ve makyajla değişik bir görünüme bürünüyormuş. Avrupa'da birçok erkek, artık kadınlar kadar takı kullanabiliyormuş. Bu şekilde, sert erkekler, kadınsı bir cazibenin yarattığı değişik bir görünüme sahip olabiliyorlarmış." aynen böyle yazıyor dergi...

    Vay vay vay vay vay.

    Erkeğin kadını "çekmek" amacıyla kadınsı bir görünümün avantajından yararlanması ne menem iştir akıl sır ermez, "zamane zibidilerine" sormalı. Acaba dişi eşcinsellerin mi hayallerini gıdıklamaya yarayacak, Batılı'nın "huzur azgınlığının" yansıması mı, yoksa bizim memlekette kerimcan durmaz, Bülent Ersoy gibi sanatçılarına(!) bayılan, erkeği tarafından da hep ezilegelmiş ortalama ev kadınlarımızın ruhlarında gizli kalmış "intikam arzusu" tortularına mı seslenecek bu görüntü?

    Bilemem. Lakin, bir şeylerin değişmekte olduğu da gerçek. Değişsin. isteyen uysun modaya. Belki böyle böyle bir tabu daha yıkılır.

    Beğenilerin, eğilimlerin her dönem ve her yerde "mutlak" oldukları sanısı. Gerçeğin hiç mi hiç değişmez olduğu kuruntusu.

    Baksanıza, 1510'lu yıllarda, herhalde hiç kimse cihan padişahını gördüğü zaman aklına onun eşcinsel olabileceğini getiremiyordu! (küpe takan padişahlardan bahsediyorum...)

    (Ya da belki Osmanlı'da eşcinsellik, bugünkü gibi alay edilen, horlanan bir eğilim değildi! Daha fazla yazmayayım, "Muzur Kurulu" dangalak üyeleri bozulurlar. Efendim onlar, Osmanlı toplumunda eşcinselliğe hiç rastlanmadığını ileri sürüyorlar da...)

    Sizin hiç, geçmiş yüzyıllardan Batı erkeği resimleri görmüşlüğünüz var mıdır? Alalım onlardan on yedincisini mesela, Fransa'da On Dördüncü Louis devrini. Ayakkabılar kocaman tokalı, hatta iri fiyonklu, topuklar "apartman", ipek çorap baldırı ve bacağı sımsıkı sarıyor, giysi kat kat, "üç etek" gibi, dört bir yana "evaze"; gömleğin dantel işlemeleri, yakadan, kol ağızlarından çiçek demeti gibi fışkırıyorlar, kafada, omuzların üzerine, hatta yarı bele kadar lüle lüle dökülen peruka, üstüne üstlük ortalıkta salındıkça pudra tozu dumanı!

    1650'lerin, 1660'ların, 1670'lerin, 1680'lerin "sert erkek" portresidir bu yazdığım. Düşesler kontesler markizler bayılıyorlar, iç geçiriyorlar gördükçe, "ah ne etkileyici adam"!

    Siz ne diyorsunuz yahu, pantolon, sanayi devriminin yarattığı bir "dış donu" değil midir yani? O süslü püslü üç etek misali kıyafetle salonlarda koltuklara kurulup şampanya yudumlaması kolay da, gel makine başında çalış bakalım; sanayi affetmez, ya bileğinin danteli takılır volana seni çeker sakatlar, ya perukan düşer dişlilerin arasına, üstelik sana bir de cep lazım, para kesesi taşımayacaksın artık, mendil, anahtar, şu bu koymaya daha pratik çözümler gerekiyor.

    Yukarıda anlattığım yüksek sınıfların modasıydı, işçiye elbette pantolon gerekiyor.

    Demek ki her şey, bu arada elbette her giysi, her takı, her moda da çağa göre değişebiliyormuş, şimdi sana çok "kadınsı" görünen bir zamanlar aşırı erkeksi sayılabiliyormuş ya, birlikte saptadık bunu...

    o zaman, eyvah şeriatçılar gelince herkese zorla yeşil cüppeyi giydirip kara çarşafa sokacaklar diye yazıklanmak da biraz abartılı galiba...

    Hadi, cüppelerinin eteğini savura savura torna tezgahının başına geçsinler de görelim! Bakalım kaç kişi iş kazası yazılacak istatistiklere bir günde?

    Merak etmeyiniz. Türkiye'de "kılık kıyafet Devrimi'nin motoru Batı özentisi olmuştur ama, sosyo-ekonomik temelleri var. Şu zamanda öyle kolay kolay yirminci yüzyıl giysileri terkedilip ortaçağ gocuğuna dönülemiyor.

    Çağ bırakmaz, çağ! Çağın somut gerekleri.

    Nitekim, iran yöneticileri, hadi "gavur işidir" diye inadına boyunbağı takmıyorlar ama, kıçlarında mis gibi Batı pantolonu! Çünkü, molla cüppesiyle namaz kılınır ama uçağa bindin mi suriye krizini görüşmek üzere yabancı ülkeye gitmeye, "çarşafa dolanırsın" arkadaş.

    Yahu, simgeler uğruna birbirimizi yemeyi ne zaman bırakacağız acaba? Eleştirilmesi gereken elbette sakal, cüppe, takunya, başörtüsü değil, kafanın içi, kafanın!

    Sen gerçekten "çağdaş" ol da, ister küpe tak kulağına, ister kadın çantası koluna, istersen de giy cübbeyi şallak mallak gez...
    16 ... aberystwyth