1. 1.
    Özellikle "takkeler dünyası"nda ölenlerle öleceklerin sayısı, her gün kefen fiyatlarını biraz daha artırmasa; kolayından rastlanmayacak enfes bir sınıf çatışması yaşanmakta; hem de "sınıf bilincinden" yoksun, "onlar ve islam" görünümü arkasında...
    ***
    Sanki 1730'da III. Ahmet'le, 1807'de III. Selim dönemlerinde istanbul'da yaşanmış olan çatışmalı olaylar; günümüzde tüm dünya sahnesinde ortaya çıkmakta...
    1789'da tahta çıkan III. Selim, 1791'de "Nizam-ı Cedit-Yeni Düzen" diye, devlet yapısını çağdaşlaştırmak amacıyla, yeni bir atılım başlatmıştı.
    Fransa'dan ordu ve tersane işlerinde çalışacak uzmanlar getirilmiş ve yeniçeri ocağı dışında, topçu ve istihkam subayı yetiştirmek için, "Mühendishane-i Berri-i Hümayun" kurulmuş, modern Selimiye Kışlası inşa edilmişti.
    ***
    III. Selim'in çağdaşlaşma girişimleriyle birlikte, camilerde de şu tür vaazlar yaygınlaşmaya başladı:
    "Askere setre pantol giydirip imanına halel getiren, önlerine muallim diye frenkleri düşüren padişaha Allah yardımını çok görür."
    ***
    En sonunda III. Selim'in tahttan indirilip öldürülmesi, şöyle özetlenebilir:
    1- istanbul Boğazı'ndaki hisar ve kalelere, Trabzon dolaylarından 2 bin kadar "yamak asker" getirilip yerleştirilmişti. "Nizam-ı Cedit üniformasını giymez, kâfir kılığına girmeyiz", diye önce onlar ayaklandı. içlerinden Kabakçı Mustafa'yı başlarına lider seçtiler.
    ***
    2- Kabakçı Mustafa, ayaklanmanın nedenlerini halka şöyle açıklıyordu:
    "Ey ahali, meramımız Nizam-ı Cedit belasını kaldırmaktır. Başka niyetimiz yoktur. Müslüman olanlar, kendilerini ocaklı bilenler, bizimle beraber olsunlar.
    ***
    3- III. Selim'in yeğeni, veliaht Mustafa ile Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi, Kabakçı'yı tutuyorlardı.
    Vezir-i azam vekili Köse Mustafa Paşa da, "yamaklar ayaklanması"nı bastıracağına, "basit bir iş, fasa fiso" diye padişahı uyuttu. Nizam-ı Cedit askerinin ayaklanmayı bastırmasını engelledi.
    ***
    4- III. Selim, "Nizam-ı Cedit"in kaldırıldığına dair bir "hatt-ı hümayun" yazdı. Vezir-i azam vekili Köse Mustafa Paşa, el altından Kabakçı'ya, 11 kişilik bir "kurban" listesi gönderdi. Kabakçı da öldürmek için, "kurban" listesindekilerin teslimini istedi.
    5- III. Selim, listede adları olanları, Kabakçı Mustafa ile adamlarına teslim etti. isyancılar, 11 kurbanı, korkunç işkencelerle paramparça ettiler.
    ***
    6- Bu kez de III. Selim'in tahttan indirilmesi sorunu getirildi gündeme. istanbul Kadısı, yeniçerilerle şu sorunu tartışıyordu:
    "Bundan sonra bu padişaha emniyet olmaz. Sultan Selim'in saltanatta istiklali yok. Hükümeti birtakım zalimlerin eline verdi. Kendisi zevk-u sefa ile meşgul. Devlete getirdikleri de, fukaraya ve reaya zulüm yapıyorlar; böyle bir padişahın hilafeti sahih midir?"
    ***
    7- Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi "değildir" cevabını verdi ve "Hal fetvası"nı yazdı.
    ***
    8- isyancılar, "Sultan Selim'i istemiyoruz. Sultan Mustafa efendimizi istiyoruz" diye bağırıp çağırıyorlardı.
    Ve III. Selim padişahlıktan çekildiğini açıkladı; 1807...
    Bir yıl sonra, Alemdar Mustafa Paşa'nın Babıali'yi basması sırasında da, Saray'da hançerlenerek öldürüldü.
    ***
    Günümüzde de "küreselleşme" süreci; özellikle aşiret ve tarikat yapılanmaları içindeki, "köylülüğü" aşamamış; yoksullara sadece, "ölüm sonrası bir ödüllenme vadeden", çağ dışı "devlet" modellerini zorluyor.
    21. yüzyılın evrensel bir burjuvalaşmaya dönük yeni rüzgârları ile; yoksul yığınların tepesinde, "egemenlik saltanatı"na çöreklenmiş, takkeli politika çatışıyor ve çatışma, daha bir hayli büyüyerek süreceğe benziyor.
    ***
    Türkiye'ye gelince...
    Şayet bizde de okullarda okutulan tarih, bilimsel ve objektif bir berraklıkta olsaydı da; Cumhuriyet kuşaklarının kafası, "şanlı tarih" edebiyatıyla, anlamsız bir "megalo" dopinglenmesine uğramasaydı; küreselleşme sürecinin nirengileri, çok daha sağlıklı bir tepsi içinde değerlendirilebilirdi.
    ***
    Dünkü Hürriyet'tin sürmanşeti; Türkiye'nin de içeride, politik demagojilerle hızlandırılan bir salıncakta sallanıp durması sağlanırken; asıl kaygıların neler olduğunu çıkarıyordu su yüzüne...
    Hürriyet'in sürmanşeti şöyleydi:
    "Kapılar ardında müthiş itiraf"
    "Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Cyril Svoboda: 'Abdullah Gül kapalı kapılar arkasında bana dedi ki...'"
    Ne demiş olduğu da şöyle açıklanıyordu:
    "Amerikan kuvvetleri Irak'tan asla çekilmemeli. Çekildiği takdirde, iran'daki yeni islam bütün bölgeye hâkim olur.
    Amerikan askerlerinin çekilmesi durumunda, iran'ın islam devrimini Türkiye'ye de ihraç etmesine artık kimse mani olamaz."
    Haberi dünyaya, ABD haber ajansı UPI yayımlıyordu.
    ***
    Fantasizt bir yaklaşımla, çağdaş burjuva sınıfının simgesi, bikinili ayrık kadın bacakları...
    Üst düzey makamlarda, saltanat düşkünü hırslı liderlerin yönetmeye çalıştıkları yoksul islam âleminin de simgesi, sakal ve takke...
    ***
    21. yüzyılın küreselleşme sürecinde, çıplak kadın bacakları mı daha hızlı evrenselleşecek, yoksa sakalla tekke mi?
    Yanıtını genç kuşaklar ne kadar düşünürse, o kadar daha az ziyan zebil olurlar...

    çetin altan
    1 ... mulayim