• --spoiler--
    açsın sözlük yönetimi şeffaf bir banka hesabı, gerekli izinleri alsın sonra da para toplanınca nerelere harcanacağını deklare etsin 5 değil 50 de verir insanlar 500 de.

    öyle göt var mı sözlük yönetiminde o ayrı bir başlık konusu. ama yaparlarsa baş destekçilerinden olurum.
    --spoiler--

    Hedef belirlensin, örnek olarak şu kişiye tekerlekli sandalye ya da bu kişi için hasta yatağı, ameliyat masrafı 3500 tl - 5000 tl gerekiyor densin.. ona göre biz de destek olalım. Her ay bir kişiye yardımımız dokunsa ne mutlu..
    5 0 ...
  • Yüzyıllar boyunca insanlar dinlere okumadan inandılar.

    Bir hoca, sözde evliya, mahalledeki imam ne diyorsa din oydu...

    internet ile birlikte herkes ayetlerde, hadislerdeki tutarsızlıkları görmeye başladı.Mucizevi hiçbir şey olmadığı gibi ne islam barış diniydi, ne insanları seviyordu...Evrensel olan bir kitap niye bize peygamberin yatak odasını bu kadar anlatır ki? Ve bunun gibi yüzlerce soru...

    Deistler diyor ki ; bu mükemmel Evreni yaratan Tanrı, bu kitapları gönderecek kadar aciz olamaz.bir kitap gönderse bu gayet anlaşılır, tutarlı, kadınlara 2. Sınıf insan gözüyle bakmayan, kendi yarattığı insana “aşağılık maymun” demeyen, kendi yarattığı maymunu da aşağılama tabiri olarak kullanmayan biri olurdu.
    8 3 ...
  • Ağzı olanın konuştuğu, tüm manevi değerlerin sömürüldüğü, hunharca içinin boşaltıldığı, cahilin cühelanın güçlenip ahkâm kestiği ülkelerde, bu patlamanın yaşanması doğaldır.

    Makatı yırtık çocuklar, müridine hallenen tarikat şeyhleri, paracıklar, din, iman allah deyu deyu hamuduyla götürmeler ve daha neler neler...
    işte bunlar hep etken.
    Dua edin de insancıklar, şu ortamda, çokomele tapmıyor bre!

    Salt yaradana inanıp, ona sığınıp, onun varlığına inanarak yaşam sürmek daha mantıklı bir hal almaya başladı, görüyoruz ki gerisi fasarya!
    17 2 ...
  • denize düşen yılana sarılır misali Erdoğandan kurtulmak için biraya geldiler birbirine demediğini bırakmayan ak parti ile MHP gibi..trt ye çıkan Osman Öcalan gibi..
    2 0 ...
  • az önce ismini vermek istemediğim bir cipsi zıkkımlanırken farkına vardığım durum.

    ulan önceden cipsi yiyemez, paketini kaldırır ertesi gece yerdim. şimdi 79 gramlık bir patates cipsini, 5 dakikada bitiriyorum. çiğneme süresini uzatıyorum, aromasını alabilmek için yalayıp öyle ısırıyorum yok yine de 5 dakika 57 saniye 20 salisenin altına düşüremiyorum bu süreyi.

    yine meyveli yoğurtlar için de geçerli bu teorim. önceden; tatlı kaşığıyla yerdim, en az 10 kaşık darbesiyle biterdi. şimdi çay kaşığıyla yiyorum, 3-4 kaşıktan sonra bitiyor, dibini sıyırıyorum.

    çikolatalı gofretler için de geçerli. önceden 7-8 ısırıkta biten, aynı sırat köprüsü uzunluğunda olan gofretler, şimdi bildiğiniz akköprü gibi. kısacık ve 3 ısırıkta bitiyor.

    allah belanızı versin, soysuz köpekler.
    3 1 ...
  • aydınlatılması gereken başka bir sır dolu ölüm.

    oğlum bu kız 40 bölümde falan ben uçağa hiç binmem, oğuz bile beni ikna edemez diyordu. her yere otobüsle falan gidiyordu, ne ara ikna edildi, ne ara uçak korkusunu yendi de uçağa bindi lan.

    evet, kendisi güya uçak kazasında hayatını kaybediyor, ama yemezler. yemezler koçum, yani ben yemem.

    hatta bence oğuz'da ölmedi. bu ikisi köylü kurnazı şeref ve cadaloz çiğdem'den kaçabilmek adına kendilerine ölmüş süsü verdiler.

    ece ölmedi ve bence halen hayatta.
    1 0 ...
  • ankara'nın en güzel mahallesiydi. maalesef buranın da içine sıçtılar. çocukluğumun büyük bir bölümü burada geçmiştir.

    o dönem çiftlik durduğu için fazla buraya dokunmazlardı. tahmin edeceğiniz üzere sitelerden oluşan, fazla betonlaşmanın olmadığı, tekli apartman kültürünün uğramadığı bir yerdi. ha vardı apartman ama öyle 10-12 katlı değil 5-6 katlıydı en fazla.

    tahmin edeceğiniz üzere daha çok emekli insanların oturduğu sakin, nezih diyebileceğimiz bir yerdi gazi mahallesi.

    ankara'da iki yer için çok sakin ve çok huzurlu derdim. birincisi gazi mahallesi girişi, bir de aydınlıkevler türkiş blokları. bu iki yerin deyim yerindeyse içine etmişler. özellikle, gazi mahallesinin üzerine o kadar yol vermişler ki, trafik içine etmiş o güzelim huzurun, sakinliğin.
    2 0 ...
  • çok ciddi şekilde ruhsal sorunları olan, savaştaki yaşadığı bunalımın etkisinden çıkamayan, geceleri uyuyamadığı için kendine meşgale olsun diye taksicilik yapan ilginç bir karakterdir bu travis.

    ülkenin başkanını öldüren sosyopat bir katil olacakken tamamen tesadüfi şekilde reşit olmayan kızı, amiyane tabirle pezevenklerin elinden kurtararak kahraman olmuştur. gazeteler ondan övgüyle bahsetmiştir. şayet, başkanı öldürseydi aynı gazeteler kendisine linç kampanyaları düzenleyecekti.

    hayatın her an, her raddeye kayabileceğinin özetidir aslında. verilen kararlar ve sonuçları üzerine işlenilen güzel bir karakterdir travis.
    1 0 ...
  • 5000 sms ve microsoft messenger konuşmaları kullanılıyordu elbette . inanır mısınız o konuşmaların tadı şimdi yok hiç.
    mesaj işi zordu, bir de sevgili, telefonunun çekmediği bir köye giderse o zaman telefon başında iletim raporu bekler durursun, artık mesaj sevgiliye ne zaman ulaşır, iletim raporu bir saat sonra mı gelir, iki gün sonra mı gelir bilinmez. haberci güvercin göndersen daha hızlı cevap alırsın belki. * o arada özlemekten harap olmazsan, meraktan ölmezsen iyidir. telefonla arasan çekmez, mesaj çeksen gitmez, msn zaten mümkün değil. şimdi en saçma sapan yerde bile en kötü 3g bağlantısı var.

    bir de az biraz limoniysen sevgiliyle o mesaj gelsin veya msn'de online olsun diye ekranlara bakarken şaşı olursun. dün gibi ama aslında çokça zaman geçmiş üstünden.

    bir de şöyle şarkılar vardı o dönemlerde. Klipleri krolarca hazırlanan şarkılar .
    https://m.youtube.com/watch?v=syxbfUzE6IE+
    bu şarkıyı söyleyen kızın sesini de adını da bi daha hiç duymadım bir ara parladı yok oldu.

    herneyse, yine de güzel zamanlardı.
    4 0 ...
  • Uzaklaştım diye bana gönül koyanlardan daha çok uzaklaşıyorum.
    Hep siz, hep sizin derdiniz, hep ilgi.
    ilgi ilgi ilgi.
    Daha önce de zaten samimiyetsiz bulduğum ortamlardan ve insanlardan uzak durmaya çalışırken şu son bir yıldır, iyice uzak bir noktaya vardım.
    Ama Hayır siz yapmadınız. Ben kendim istedim uzaklaşmayı.
    Çünkü bıkmıştım.
    Samimiyetsizliğinizden, bir araya gelince sürekli fotoğraf çekip anı mahvetmenizden, gösteriş budalılığınızdan, sadece 'kendini düşünen' bencilliğinizden...
    Gerçekten bıkmıştım.
    Ben zaten rahat hissetmediğim durumlarda bocalayan, gerilen bir insanım.
    iyice gerdiniz. işte sonunda davul gibi oldum.
    Yumuşak yüzümden, yüz bulup saygınızı kaybettiniz. Saygı benim için her şeydi, Bilemediniz.
    Benim aslında nasıl net ve dik kafalı olduğumu da size tavrımı gösterince anladınız.
    Yazık diyebiliyorum sadece.
    Ben bu iki yüzlülüğü, bu samimiyetsizliği cidden kaldıramıyorum artık.

    Gerçi bu yazıyı yazdığım yer bile samimiyetten nasibini almamış bir ortam.
    Arada göz atıyorum yazılanlara, hayret ediyorum.
    Burda da kendi farklı kılma çabası, burda da samimiyetsilik.
    Ama işte sosyal mecraların hepsi böyle. Ona da yapacak bir şey yok.
    Bazen aklıma bir sürü şey geliyor ama yazmak zerre içimden gelmiyor. Bazen de yazıp rahatlamak, bir de yazdıklarımı okumak için yazıyorum.
    Belki ben de böyle düşünürken yanlış bir fikre kapılmış olabilirim diye.
    Sonra zaten siliyorum. Zira kalmasına gerek yok.
    Beni hiç tanımayan sizlerin bile bu yazdıklarımı okuması beni çırılçıplak hissettiriyor.
    Çünkü ben hep kapalı bir kutuydum. kilidimi de yuttum.
    Bazı şeyler gizli kalmalı ve o naif çizgi geçilmemeli.

    işte böyle şeyler.
    Umuyorum ki hayatınızı başkaları için değil kendiniz için yaşamanın tadına varırsınız.
    Çünkü fotoğraf karelerine sığdırmaya çalıştığınız şey gerçek değil, samimi hiç değil.
    Ve zaten hayat da fotoğraf karelerinden ibaret değil.
    Nedir bu çılgınlık?
    Anların kıymetini bilin.

    Bir de kışı çok özledim.
    Hasretle kucaklaşmak istiyorum artık.
    Bunun konuyla ilgisi yok ama madem bu bir iç dökme yazısı, bunu da söylemek istedim.
    8 0 ...