• Bazılarınız için öyle üzülüyorum ki. Öyle hastalıklı beyinleriniz var ki. Ama sizin de suçunuz değil tabi tam manasıyla. Allah akıl versin. Başka bi şey demek istemiyorum.

    Düşünüp düşünüp bulamadığım kolaylıklardır. Biz her hakkı çalışıp, didinip kazanmak zorundayız bu üllkede. Sizin gibi önümüze konmuyor. Okumak istersin kız çocuğu okur mu olur? Dışarı çıkarsınız ezandan önce gel olur. Azıcık üzerinizi düzeltirsiniz kız sen kime süsleniyorsun olur? Okul biter hadi evlen baskısı gelir, evde kaldın derler. Kocan olacak adam mesleğine, işine saygı duymaz. sen çalışıyorsun da anlamı ne, otur çocuğuna bak olur. Çocuk doğurursun, ev hanımı olursun amannn senin yaptığın da iş mi olur. Olur da olur yani. Ha sırf kadın olduğu için uğradığı tacizleri, şiddeti saymıyorum bile.

    Lütfen şu bilinçte olun. Bu ülkede kadın olmak zordur.ve sizin yaklaştığınız mantıkla yani kadının verme! Olasılığı ve sonunda her şeyi yaptırma gücü ile siz bu zorluklara çanak tutuyorsunuz.

    Tek kolaylık sanırım askere gitmemek.

    Not: sadece yukardaki entry sahiplerine değil genel konuştum.
    8 0 ...
  • yedi tepeli şehri dört bir köşesinden izleyebildiğimiz, yedi odalı dede evinde yeni bir güne uyanıyorum. aylardan ağustos. üst kattaki karanlık odada uyumuşum yine. güneş bu sabah da uğramamış yanıma. yatağım milyonlarca yıldır bitmeyen bir harbin izlerini taşıyormuşçasına yorgun, darmadağınık. oysa ben henüz yaşı parmaklarının sayısından küçük bir çocuk... tavanı izliyorum. ne kadar yakın. uzanmaya çalışıyorum. kollarım ve ayaklarım uzuyor, uzuyor, uzuyor. fakat yetişemiyorum. yetmiyor gücüm. gökyüzünden daha derin, daha yüksek görünmeye başlıyor; kaçıyor benden. büyüyünce çok daha güçlü olacağım diyorum. benden kaçmaya çalışırsa gökyüzü, pes etmeyeceğim. inatla elimi uzatmaya devam edeceğim... yataktan kalkıyorum. alt kattan çilek reçeli kokuları geliyor burnuma, en sevdiğim. önce banyoya koşuyorum. gözlerimdeki çapaklarla oynuyorum yüzümü yıkamadan evvel. gözlerim hala çok sulu. burnum hala çok kırmızı. yüzümün resim defterimdeki yapraklardan daha da beyaz olması hoşuma gidiyor. dişlerimden birinde kazılı olan göçmen martının resmi silinmemiş; seviniyorum. bugün de hiç büyümemişim. koşarak terasa çıkıyorum. bulutlar çekilip güneşe yer açıyorlar gökyüzünde. kız kulesi yerinde duruyor. vapurlar ağır ağır ilerlerken sesleri duyuluyor uzaktan. kayıp martının arkadaşları ardından ağıtlar yakıyor çatıda. acı çekiyorlar hâlâ. göz göze geliyorum birkaçıyla. dinliyorum onları. neler söylediklerini anlayabildiğime eminim, oldukça uzun bir süredir. büyüyünce ben de böyle vefalı bir insan olacağım diyorum. yitirdiğim insanları, dostlarımı, ailemi, sevdiklerimi asla unutmayacağım...

    alt kata iniyorum. mutfaktan gelen çilek reçelinin kokusu daha bir keskin, daha bir anlaşılır. koridor boyunca uzanıyor, çağırıyor beni yanına. midemden yükselen tuhaf gurultuları duyuyorum ama söz geçiriyorum açlığıma. salona gidiyorum. pencereden içeri süzülen güneş ışığının heyecanı ile dans ediyor minik zerrecikler. danslarına eşlik etmeye çalışıyorum. ışığın düştüğü parkeler kuruyup çatlamaya başlamış. ayrılan her bir parçanın aralarından fırlayıp koskoca dünyayı keşfe çıkan onlarca cesur karıncayı izliyorum. eğilip seslerini duymaya çalışıyorum. onlar benden korkarken, ben de onlardan tiksinen insanları düşünüp insanlıktan tiksiniyorum. kitaplıktaki senelerdir yaprakları gün yüzü görmemiş kitaplardan gelen toz kokusunu içime çekiyorum. o anı hafızamda ölümsüzleştiriyor bu koku. büyüyünce bütün güzel anılarımı çabucak hatırlayabilmek için koku hafızamı asla kaybetmeyeceğim diyorum. mutfaktan gelen çilek reçeli kokusu, salondaki eski kitapların kokusu, en yakın arkadaşımın evlerindeki ilaç kokusu, alt kattaki yaşlı komşu kadının evinden eksik olmayan lavanta kolonyası ve hatta dünyaya kafa tutan karıncaların kokusu... mis kokulu çilek reçeli, bir bardak süt, bir dilim ekmek, burun kıvrılan bir parça beyaz peynir ve bir avuç dolusu mutluluk ile kahvaltımı sonlandırdıktan sonra sokağa çıkıyorum. gün benim. günün kahramanı benim. dilediğim gibi oyunlar oynayabilirim...

    yokuşun sonundaki parka gidiyorum. faili meçhul maktullerden birinin daha adının verildiği, o malum ölümlere utanmayanların ölünün adını vermekten ötürü gurur duymalarından utanmaları gerektiğini bile anlayamadıkları bir parka. kimse yok benden başka. özgürüm. salıncaklar benim. kaydıraklar, kum havuzları ve daha bir sürü oyuncağın tek sahibiyim orada. neden sonra sıkılıyorum. oysa ki ne kadar da eğleneceğimi düşünüyordum en başta. anlıyorum ki mutluluk paylaşınca güzeldir, yalnızlığın içine milyonlarca mutluluk sığdırsan da nafile, yanında sevdiğin bir insan olmayınca tadı hep eksik, hep kırık dökük...
    4 0 ...
  • istanbul

    5394.
  • cuma gününden itibaren hızlı şekilde karın etkisine gireceği yetkililer tarafından tahmin edilen puslu şehir.

    haberde ibare olarak aynen şöyle yazmışlar. "istanbul’da bu yıl her yerde tutabilecek ilk kar yağışı geliyor". nasıl bir yokluksa artık. istanbul'lular olarak böyle kar kütlerinin altında kalmak istiyoruz tövbe yarabbim. hakikaten şöyle bi metre yağsa nede güzel olur. şaka maka iki yıldır beyaz görmedik.
    2 0 ...
  • bir kere kardesim bunlara cok para veriyo millet.
    vergi falan aynen. neymis fiyat yukselince az iciyorlarmis.
    neyse ne.

    fiyat listem:
    parliament: 9
    marlboro: 8
    winston: 7
    camel: 6
    tekel 2001: 5
    samsun 216: 4

    bir de esrari serbest biraksinlar. sigara ayni kalsin. o da olur.
    0 0 ...
  • Hindistan'da neden olmasındır ama türkiye'de rüyadan fazlası değildir. Dikkat etmek gerek bir tarafınız sık sık açıkta kalıyorsa hasta olursunuz.
    3 0 ...
  • Lüzumsuz hırsı, yalanları, açıkça uyguladığı mobbing ve benim için en önemlisi -sürekli dört duvar içinde birlikte olduğumuzdan ister istemez şahit oldum- çocuklarına karşı ilgisizliği ve uyguladığı şiddet sebebiyle işi bırakmamda önemli bir rolü olan iş arkadaşıma ayrılırken hediye ettiğim kitaptır. Söylemek istediklerimden de fazlasını içeriyor kitap. Umarım okumuştur kitabı. Ona karşı haklı çıkmak da asla derdim değil, umarım bu sevgisizliği bir gün diner ve umarım kitap yardımcı olur.
    2 0 ...
  • Aile kavramına katmayı geçtim şu başlığa dahi uygun görmüyorum kendisini. 2 senedir hayatımı zehir eden insan , böyle bir insanla düşmanımın dahi karşılaşmasını istemem. Hayatımda çocukluk dönemini katmayarak söylüyorum ki kimseden nefret etmedim önemsemedim çünkü hayatımın ben istediğim kadar bir yerinde oluyorlardı ki hepsini sildim hep kafam rahattı onlar kimdi ki ? Sonra başıma aileye yeni eklenen insan evladı çıktı. Hayatımda bu kadar içten pazarlıklı sinsi ve kendini her koşulda masum gösterebilecek bir insan daha görmedim. 2 senedir birbirimizden düzenli olarak nefret ediyoruz ve ortada sevdiğimiz insan var diye susmak zorunda kalıyorum. Gerçekten bu stressi nefreti kötülüğü yaşadığım milyonlarca olayı sizler gibi eski sevgilisine bilmem ne yaptı diye nefret eden insanla değiştirmek istiyorum. Yabancı bir kaç insan gelsin ağzıma sıçsın ama nolur şu insanı ailemin içine girmemiş olsun. O kadar kıskanıyorum ki insanların saçma sapan yabancılara duydukları nefreti... ahh keşke... yaşamayan bilemez. Umarım herkes iyi kalpli “yengelerle” eniştelerle karşılaşır.
    2 0 ...
  • Tavsiye olarak yazacağım şeyler aslında sizin "siz" olmanızı sağlamak üzerine kurulu. Cinsellik üzerine daha ağırlıklı olacak ama bu her konuda böyle aslında.

    Öncelikle kadınlar için yazmak istedim. Cinsellik yaşamak istemiyor olabilirsiniz. Belli korkularınız, tabularınız olabilir. O zaman yaşamayın. Kimsenin bu yüzden sizi manipüle etmesine, size vicdan yaptırmasına izin vermeyin. Sırf ilişki bitmesin diye, sırf o kişi sizi sevsin diye olmadığınız biri gibi davranmayın. Sevdiğiniz kişinin ağzına bir miktar bal çalmayın. Yani belli bir noktaya kadar getirip durmayın. Böyle yaparak nasıl vicdanınız rahatlıyor bilmiyorum. Çünkü "hiçbir şey" yapmamış olmuyorsunuz. Bu sizin seçiminizse yine saygı duyulur. Ama bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmelisiniz.

    Öte yandan, bir şeyler yaşamış veya yaşamaya devam eden biri de olabilirsiniz. Ya da pişman olmuş, devam ettirmek istemeyen biri de...Fark etmez. Yine aynı kural geçerli. Olmadığınız biri gibi davranmayın. Neyseniz o olun. Dürüst olun. Bu konuyu önemseyecek erkekler illaki olacaktır. Yani "yıl olmuş 2019. Bekaret bu yılda sorun mu şimdi?" demeyin. Hepimiz hala ataerkil toplumun izlerini taşıyan 60-70 belki de 80'ler kuşağının yetiştirdiği nesiliz. Onlara saygı duyun ve hayatınızdan çıkarın. Bazı şeyleri kabul etmek zor olabilir onlar açısından. Belki de yalan söylenmesini istiyorlardır kendilerine. Kendi tercihleri.

    Böyle erkekler için de bir tavsiyem var. Dürüst kadından korkmayın. 5 yıl yurtta kalmış biri olarak söylüyorum, hangi kız "ben hiçbir şey bilmiyorum" diyerek salağa yatıyorsa en çok ondan korkun. Millet deli gibi Game of Thrones izliyor en basitinden. Ne demek hiçbir şey bilmemek şu teknoloji çağında? Ve belki size dürüst olan biriyle karşılaştıysanız ve seviyorsanız ileride buna çok pişman olabileceğinizi unutmayın. Gerçek sevgi çok zor bulunuyor. Hazmetmesi ne kadar zor olsa da hepimizin insan olduğunu unutmamak lazım.

    Bu yazının temeli, bu yüzden ağlayan bir kızı görmem üzerine kuruludur. Ama mesaj aynı. Kimsenin sizi manipüle etmesine izin vermeyin. Neyseniz o olun, bir karar verin ve arkasında durun.
    5 2 ...
  • flaman ressam hendrik de clerck'in The Nuptials of Thetis and Peleus adlı tablosu.
    gecenin tablosu

    sanatçı, eseri 1606'da yapmaya başlamış ve 1609'da tamamlamış.
    eser şu an louvre müzesi'ndedir.

    eserin adından da anlaşılacağı üzre tablo thetis ve peleus'un düğününü tasvir ediyor.
    işte bu düğün öyle bir düğün ki, truva savaşı'nın başlangıcı aslında bu tabloda saklı...

    thetis ve peleus'un düğünü truva savaşı'nın çok çok öncesidir.
    bu düğün öyle bir düğündür ki, bir ölümlü ile bir ölümsüzün düğünüdür.
    bilenler bilir, thetis, yenilmez savaşçı akhilleus'un annesidir.

    düğün tanrıların katında, olympos'ta yapılmıştır.

    tabloda görüldüğü üzre bütün tanrılar masada ve pek çok eros ve nymph onlara hizmet ediyorlar.

    tabloda tanrılar eğleniyor ve burada aslında pek çok detay gizli.
    tablonun üst kısmında müzik yapan bir peri grubu var;
    gecenin tablosu

    işte orada başında ışık hüzmesi olan ve lir çalan şahsiyet apollon.

    tablonun tam ortasında masa etrafında en baba tanrılar yer alıyor.
    gecenin tablosu

    tam ortada mekanın sahibi zeus, onun sağında karısı hera, hera'nın yanında athena.
    athena'nın karşısında yiyişenler ise afrodit ve yasak aşkı ares.

    zeus'un solunda ise gelin thetis ve damat peleus var. onların karşısında ise poseidon ve karısı amphitrite var.
    poseidon'un hemen arkasında da hermes'i görüyoruz.
    hermes burada eliyle bir şeyi işaret ediyor.

    işte zurnanın zırt dediği yer de burası.
    hermes kimi işaret ediyor?
    gecenin tablosu

    hermes'in işaret ettiği kişi eris.
    eris, ares'in kardeşi. fitne-fesat tanrısı.
    ve eris'in elindeki nesneye dikkat. ne bu?
    bu bir elma. yani nifak tohumu.

    ve eris o düğüne davetli olmayan tek tanrı, düğünde fitne fesat çıkarmasın diye davet edilmiyor. ama tabi bir şekilde düğünden haberdar oluyor ve fitneci
    olduğu için gelip nifak tohumu ekmek istiyor.
    bunda da başarılı oluyor.

    ne yapıyor eris?
    elindeki elmayı, "bu en güzel olan için" diyerek masaya bırakıyor.

    düşünün, orada hera var, afrodit var, athena var...ve ortaya bir elma bırakılıyor, "en güzele" diyerek.
    ve zeus'un bunu en güzel olana vermesi isteniyor.

    zeus garibim napsın?
    bir yanda karısı hera, diğer yanda kardeşi afrodit, beri yanda kızçesi athena.
    hangisine verse elmayı diğer ikisinin kalbi kırılacak. işin gerçeği zeus kadınların şerrinden de korkuyor...

    hemen hermes'i çağırıyor zeus.
    diyor ki "al bu tanrıçaları ida dağına götür, orada aleksandros isimli bir çoban var, o çobanı bul ve bu elmayı kime vereceğine o karar versin, aleksandros'un verdiği karara da herkes saygı duysun..."

    neyse, hermes ve tanrıçalar ida dağına(bizim kaz dağları) gider ve aleksandros'u bulurlar. aleksandros'tan içlerinden birini seçmelerini isterler.
    bu arada 3 tanrıça da aleksandros'a kendisini seçmesi halinde vaatlerde bulunurlar.

    hera; asya krallığını vaad eder.
    athena: sonsuz bilgeliği vaad eder.
    afrodit ise dünyanın en güzel ölümlü kadınını vaad eder.

    aleksandros bu vaatler içinde afrodit'in vaadini seçer ve elmayı afrodit'e vererek onun kainatın en güzel varlığı olduğunu tesciller.

    ve böylece o meşhur olay örgüsü başlar.
    aleksandros, truva kralı priamos'un oğlu paris'tir. afrodit'in yardımı ile truva'ya döner, abisi hektor ile sparta'ya gider ve sparta kralı menelaus'un karısı helen'i kaçırarak truva'ya getirir.
    sonrası ise malum...
    (bkz: truvalı helen/#40453183)
    (bkz: hera/#41122299)

    işte ben bu yüzden bu tabloya resmen aşığım.
    sanatçı hendrik de clerck, truva savaşı olayının örgüsünü o kadar güzel betimlemiş ki adeta o olayın örgüsü tabloya baktıkça kafanızda canlanıyor...
    10 0 ...
  • Baro avukatı canan şendil'in 19 şubat 2019 tarihinde kocaeli cumhuriyet başsavcılığına yaptığı itiraz üzerine cinayetleri itiraf eden Tuncer ustael harici diğer aile bireyleri havva isa fatih ayşe melek palu ve emine ustael zaman aşımı süresine yaklaşılması ve yeterli fiziki delil olmaması nedeniyle 20 şubat 2019 tarihinde bulundukları cezaevinden tahliyesine karar verilmiştir.

    Yeni Türkiye'ye hoş geldiniz.
    Kaynak;

    https://www.google.com/se...2.63#imgrc=0HWkQzg-ckU_TM
    9 4 ...