• https://youtu.be/xwtdhWltSIg

    Eski ama eskimeyen...

    Losing my religion
    Trying to keep up with you
    And I don't know if I can do it
    2 0 ...
  • hayırlı cumalar

    Cumanız mübarek olsun efendim, an itibariyle şifayı kapmış bulunmaktayım.

    Antibiyotik vs babaanne pekmezi *
    Bize hastalık verip şifasını veren, dert verip dermanını veren alemlerin rabbi olan Allah'a sığınırım..
    3 0 ...
  • Normalde afyonum patlamadan hayatta entry girmem. Ama sizi düşünüyorum ve bunu buraya bırakıyorum... istanbul'un batısı ayağını denk al.

    corona virüsü
    8 0 ...
  • türk sineması açısından fazlasıyla iyi fakat dünya sineması açısından oldukça acemice ve üstün körü bir film. Çok çok iyi bir hikayesi var; savaş sonrası Bosna'da bir yetimhaneden çıkan genç , ailesini aramaya girişiyor ama işler beklenmedik haller alıyor. Burada sorun yok ama genelinde sorun çok. öncelikle filmin etnik temizlik ve toplu tecavüz konusunu hafife alıyor olması. Öyle ki çok uzak olmayan bu geleceğe ait bu olaylara dair bir tane bile gerçek görüntü paylaşılmıyor, herşey güllük gülistanlık. Hâlbuki biz doksanlarda haber kanallarında olan biten herşeyi olduğu gibi görmüştük. Tecavüz edilen kızların toplanıp kamplara götürülmesi oyuncular tarafından canlandırılmak yerine gerçek görüntülerle verilebilirdi.
    ikincisi seri katil ve seri tecavüzcü adamı, herşeyi geride bırakmış , yangına dalıp çocuk kurtaran, evlat hasreti çeken bir adam, bir iyilik meleği gibi gösteriyor -ki aslında film boyunca böyle- sonra da şiddeti ve öldürmeyi seven bir adam gibi. Filmin sonu bile böyle ikilemde kalmış; "tamam, askerlik psikolojisi nedeniyle olmuştur bunlar, her şeyden pişman olmuş ve eskiden iyi bir adamdır" diye bize aktarılırken pat yine karakter değişiyor. Birde sonunda kibarca "olanı biteni fazla kurcalamayın yalama olur" , "geçmiş geçmişte" kaldı diyor resmen.
    Olaylar orta Avrupa'da geçiyor ve bir kısım boşnak ve sırp düzgün türkçe kullanırken bir kısmı şiveli yada yarım yamalak bir türkçe kullanıyor.
    Filmin üç erkeği de iyiydi, o karakterleri bize aktarmayı başardılar, keza Belçim Bilgin'de öyle. Meryem'i ise ozan öpüp ellesin diye koymuşlar oraya.
    Hikaye ve oyunculuk olarak iyi ama korkak bir film. Gerçekleri referans alıp Avrupa'ya gitmek yerine ülkemizde geçen bir kurgu olsaydı bu kadar şey yazmadım.
    1 0 ...
  • vpn

    25.
  • yardıma ihtiyacım olan konu.

    şimdiye kadar chrome üzerinden touch vpn kullanıyordum ama şuan 30 saniye içinde kendisini kapatıyor. tavsiye bekliyorum.
    1 0 ...
  • Hayatımda okuduğum en güzel tanımlamayı Montaigne, Denemelerinde yazmıştır.

    Madem ki ölümün önüne geçilemez, ne zaman gelirse gelsin. Sokrates’e; “Otuz zalimler seni ölüme mahkum ettiler,” denildiği zaman: “Tabiat da onları!” demiş.
    Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!
    Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacaktır. Öyle ise, yüz sene daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz sene evvel yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır. Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik, bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.
    Başımıza bir defa gelen şey, büyük bir dert sayılmaz. Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm, uzun ömürle kısa ömür arasındaki farkı kaldırır, çünkü yaşamayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın saat beşinde ölen ihtiyar sayılır. Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimizi gülünç etmez? Ama edebiyetin yanında, dağların, şehirlerin, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür.
    Tabiat bunu böyle istiyor. Bize diyor ki: “Bu dünyaya nasıl geldiyseniz, öylece çıkıp gidin. Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı ve korkuyu, hayattan ölüme geçerken de duymayın. Ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının, şartlarının biridir. (insanlar birbirini yaşatarak yaşarlar ve hayat meşalesini, koşucular gibi, birbirlerine devrederler – Lucretius).
    Yaşadığınız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır. Ömrünüzün her günkü işi, ölüm binasını kurmaktır. Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz, çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz. Yahut şöyle diyelim isterseniz; hayattan sonra ölümdesiniz, ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can yakıcıdır.
    Hayattan edeceğiniz kârı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin.
    “Niçin hayat sofrasından, karnı doymuş bir davetli gibi kalkıp gidemiyorsun? Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak, yine boşuna geçip gidecek daha başka günler katmak istiyorsun? Lucretius.”
    Hayat kendiliğinden ne iyi ne fenadır, ona iyiliği ve fenalığı katan sizsiniz.
    Bir gün yaşadıysanız her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz, başka bir gece yoktur. Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir.
    4 0 ...
  • Şiddetli bir baş ağrısını haber veren ince bir sızı gibi, bir tohum gibi zihinlerde kendine yer bulan gerçeklik.
    Başka bir şeyle uğraşmaya başlayınca kendiliğinden yok oluyor bir süreliğine, ama durup da o sızıya yoğunlaştığında şiddetli bir baş ağrısı başlıyor.

    Baş ağrısından kaçmak için kendini sokağa atmanın bir tadı var. Bir gün öleceğini bildiğin için bir heves yaşamanın bir tadı var.
    1 0 ...
  • Daha önce söylemiş miydim hatırlamıyorum ama romanları dışında hiçbir kitabını akıl sağlığınız için okumamanız lazım.
    Turancılık milli değerler ve gençlik kitabından... keşke ayna ayna deseydin sayın atsız.
    hüseyin nihal atsız
    3 1 ...
  • Bundan 27 yıl önce kaybettiğimiz çok önemli bir gazetecidir.2020 Türkiyesi’nde insanların yapamadığı şeyi 1970-80 lerde yapmış,her kesime eleştiri getirmiştir.
    7 ocak 1993 yani ölümünden 17 gün önce Mossad ve Barzani başlığı ile yazdığı yazı ise üzerine düşünmeye değerdir.Aşağıya yazıyı bırakırken şunu da koyalım:
    https://m.youtube.com/watch?v=A4bq3vNA7ts+

    “ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor.
    kanıtlanan son ilişki mossad-barzani ilişkisidir.
    mossad, israil’in gizli istihbarat örgütüdür.
    bu örgütün, kürt lideri molla mustafa barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?

    barzani’nin cia ile ilişkisi artık belgelendi.
    kimse bu ilişkiye, “hayır olmadı” diyemiyor.
    cia-barzani ilişkileri biliniyordu da mossad-barzani ilişkileri bilinmiyordu.
    mossad’ın barzani ile ilişkileri londra ve sydney’de yayınlanan “israel’s secret wars-a history of israel’s intelligence services” adlı kitapta sergileniyor.
    kitap, ingiliz the guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana tel-aviv muhabirliğini yapan ian black ve washington’daki brooking enstitüsü‘nde çalışan öğretim üyesi benny morris tarafından yazılmış.
    kitapta mossad-barzani ilişkileri, israil dışişleri bakanlığı ve mossad yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.
    önsözde, kitabın yayından önce israil ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.

    * * *

    kitapta 1967 arap-israil savaşı’ndan sonra, mossad’ın kürtlerle ilişki kurduğu (sh.327), mısırlı ünlü gazeteci hasan el-heykel’in israilli subayların kürtler aracılığıyla ırak’tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.

    1969 yılı mart ayında kerkük petrollerine yapılan saldırının da israil tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan sovyet-ırak dostluk antlaşması’ndan sonra iran şahı abd başkanı nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra cia tarafından “kürdistan demokratik partisi”ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor.

    barzani’nin ırak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, abd-israil-iran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. barzani-abd ilişkileri, abd dışişleri eski bakanı henry kissinger eliyle yürütülüyor.

    mossad-barzani ilişkileri de israil’in tahran’daki askeri ateşesi yaakov nimrodi (mossad ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor.

    nimrodi’nin üstlendiği görev ilginç:
    nimrodi sovyet silahlarının barzani’nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sh. 328-329)
    kitapta, mossad’dan kürtler’e 50 milyon dolar para verildiği, abd kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sh.328)

    * * *

    70’li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu?
    kitaba göre sürüyor.
    “körfez savaşı” sırasında ırak’ın attığı scud füzelerinin tel-aviv’e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sh.521)
    baba molla mustafa barzani ile kurulan ilişkiler, şimdi de oğul mesud barzani ile sürüyor.
    mossad, barzani’ye avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor.
    kitapta, mesud barzani’nin israil’e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor.
    bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek...
    gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek...
    ilgi belli...
    ilişki de belli...
    kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var cia ve mossad’ın kürtler arasında?
    yoksa cia ve mossad, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?”
    4 0 ...
  • şehadetlerinin yıldönümleri olan iki kahraman, vatan evladı...
    (bkz: 24 ocak ta ne olmuştu)

    uğur mumcu ve ali gaffar okkan

    türk'ün gözünün içine bakarak mertçe hesaplaşmayı değil,
    pusu kurarak, tuzak kurarak, sırtından vurarak, alçakça bomba patlatarak yok etmeyi seçen ve türkleri şehit ederek ortadan kaldırabileceğini zanneden;
    hainler, kahpeler, bölücüler, yobazlar, tarikatçılar, dahili ve harici düşmanlar, varlığımıza, toprağımıza, cumhuriyetimize, atatürk sevgimize, bekamıza, birliğimize, dirliğimize göz dikenler ve türk yurdu üzerinde bilimum hesap yapanlar bilsinler ki;

    (bkz: türkler unutmayacak)

    gerilir zorlu bir yay
    oku fırlatmak için.
    gece gökte doğar ay
    yükselip batmak için.
    insan büyür beşikte
    mezarda yatmak için.
    kahramanlar can verir
    yurdu yaşatmak için...
    8 0 ...