• esasen islamda yeri olmayan, ama kafalarına göre islam dizayn etmeye kalkanların başvurduğu gayriahlaki allah'ı kandırma yöntemi...

    dini nikah kıyan eşlerin "boş ol" demek suretiyle birbirini boşamasına talak denir, talak denilen şey islama göre mübahtır.
    hatta hz muhammed'in bu konuda "allah'ın en sevmediği mübah talaktır" şeklinde bir hadisi olduğu rivayet edilir.

    islamda boşanmak kadın ve erkek için eşit bir haktır, lakin kadın bu hakkını istediği zaman kullanacağını nikah akdi sırasında öne sürmekle yükümlüdür. aksi takdirde kadının talak ile boşanma hakkı bulunmamaktadır.

    işte kadının nikah öncesi bu hak iddia etmesi dini nikahlarda genelde gözardı edilir, nikah kıyan kadınlar bu konuda uyarılmaz ve böylece boşanma hakkı elde edemezlerdi. kadının hak iddia etmediği nikah akitlerinde ise boşanma/talak hakkı yalnızca erkeğe ait olurdu.

    tabi dini nikahlarda kocasını boşama hakkı elde eden kadınlar da vardı.
    bu kadınlar genelde padişah kızları, kardeşleri olurdu, zengin kadınlar nikah akdi esnasında "talak yed-i ihtiyarımda" diyerek boşanma hakkı elde ederlerdi.

    osmanlı sarayında kocalarını talak ile boşamış pek çok prenses bulunmaktadır.
    bunlardan biri 2. abdülhamid'in kızlarından olan ayşe sultan'dır.
    hülle nikahı ve hüllecilik

    2. abdülhamid'in kızı ayşe sultan'ın nikah akdi belgesi şudur;
    hülle nikahı ve hüllecilik

    belgenin altındaki imzalar ayşe sultan'a, kocası mehmet ali bey'e ve şeyhülislam nuri bey'e aittir ve belgede ayşe sultan'a boşanma hakkı veren "talak yed-i ihtiyarımda" ifadesi geçmektedir.

    kadınların bu talak hakları bazen onları eşlerinden boşamak isteyen babaları tarafından da kullanılırdı.
    örneğin milli mücadeleye katılmak için istanbul'dan kaçan vahdettin'in damadı ismail hakkı tevfik okday, eşi ulviye sultan tarafından bu şekilde boşanmak zorunda kalmıştır.
    (bkz: saraydan kaçıp milli mücadeleye katılan damat/#42140928)

    islam dininde boşanmanın önüne geçebilmek için bir kadını ancak iki defa boşayıp alma kuralı vardır. aynı kadını 3. defa boşayan kişi bir daha o kadınla evlenemez.
    boşadığı karısı ile yeniden evlenebilmesi için o kadının başka biriyle evlenmesi ve bu evliliğinden boşanması yahut kocasının ölüp dul kalması gerekmektedir.
    işte ancak bu şekilde koca eski karısıyla yeniden nikahlanabilir.

    işte bir kadına kocası "seni talakı selasiye ile boşuyorum, boş ol, boş ol, boş ol" dediğinde o kadınla 3 defa boşanmış ve bir daha nikah kıyamayacak duruma gelmiş olmaktadır ki bu şekilde pek çok boşanma vakası pişmanlıkla sonuçlanmış ama geri dönüşü mümkün olmamıştır.

    işte talakı selasiye ile yapılan boşanmalarda pişmanlık dönemi sonrası yeniden evlenebilmek için de hülle nikahı ve bu nikah için tercih edilen insanlardan oluşan hüllecilik mesleği doğmuştur.

    hülle nikahı ve hülleciliğin ortaya çıkışı abbasiler'in ünlü hükümdarı harun reşid dönemindedir.

    öncelikle onu anlatalım.
    harun reşid karısı zübeyde'yi çok severdi, lakin bir gün kızgınlıkla karısına "eğer benim mülkümde bir gece daha geçirirsen talak-ı selase ile boş ol" dedi.

    tabi bu söylediğinden pişman oldu, ama söz ağızdan çıkmıştı.
    eşi şayet abbasi topraklarında 1 gece daha geçirirse ondan boşanmış olacaktı. zira eşinin ülke sınırlarını 1 gece içinde terk etmesi mümkün değildi.

    bu pişmanlıkla bu boşanmadan dönebilmek için bir çare aradılar.
    bağdat'ta yaşayan ebu yusuf adlı bir din aliminin bu işe bir çare bulabileceğini söyleyerek onu harun reşid'in huzuruna getirirler.

    harun reşid olayı ebu yusuf'a anlatır ve bunun bir çaresi olup olmadığını sorar.
    ebu yusuf, "çaresi vardır" der ve anlatır;
    "allah, kuran'da mescidlerin kendisine ait olduğunu buyurur, bu yüzden mescidler allah'ın evidir, sizin mülkünüz değildir. zevceniz bir geceyi bir mescidde geçirirse boşanmış olmazsınız..."

    çare bulunmuştur.
    harun reşid'in eşi bir gecesini camide geçirir ve böylece boşanmaktan kurtulurlar.

    lakin böyle durumlar için başka bir çare bulunmalıydı.
    her zaman böyle kolay çözülemeyebilirdi bu durum.

    işte bu çözüm arayışları neticesinde "hülle" sistemi bulundu.
    birisi 3 kez "boş ol" dediği karısıyla yeniden nikahlanmak istediğinde para karşılığında başka bir adamla 1 günlüğüne karısını evlendirecek ve daha sonra o evlenen kişi de kadını "boş ol" diyerek boşanacak ve eski koca tekrar karısı ile evlenebilecekti.
    işte bu çare ile para karşılığında günübirlik hülle nikahı kıyan bir meslek ortaya çıktı;
    hüllecilik...

    ne var ki bu hülle nikahının sakıncaları da vardı.
    islamda nikahın geçerli olabilmesi için 3 ay içinde zifaf şartı vardır, aksi takdirde nikah akdi kendiliğinden ortadan kalkar.
    yani bu hülle nikahlarının geçerli olabilmesi için hüllecinin kadınla 1 gece yatması gerekiyordu.
    bu da doğal olarak pek çok kişiye ağır geliyor ve kabul görmüyordu.
    hatta zifaf gecesinde birbirinden hoşlanan hülleci ve hülle nikahı kıyılan kadınlar görülmeye başlamış, bunlar hülle nikahlarından vazgeçmemişler, ayrılmayı reddetmişlerdi. bu şekilde hülle yoluyla kadın alarak boşamayanların sayısı artmaya başlamıştı.

    bazen de kadın istemediği halde, hülleci sırf daha fazla para almak için eski kocaya şantaj yapar, boşanmak için anlaşılanın 3-5 misli para isterdi.

    bu tip durumların artması üzerine hülleciler, yaşlı ve hatta kör olan erkeklerden seçilmeye başlanmıştı.
    böylece hüllecilik mesleği körler arasında yaygınlaşmaya başladı.

    osmanlı'da hülleci esnafı diye bir esnaf tarifesi vardı. hatta bunların loncaları dahi mevcuttu.
    beyazıt'taki devlet kütüphanesinin yanında sahaflar çarşısına bitişik eski beyazıt külliyesi imareti'nin üst katı bu hülleci esnafının lokaliydi.

    hülleciler beyaz elbise, beyaz cübbe giyer, beyaz sarık takar ve burada müşteri(!) beklerlerdi.
    hülle nikahı ve hüllecilik

    birisi hülle nikahı için başvurduğunda sırası gelen giderdi.

    hülleci esnafının bir kethudaları vardı.
    bütün hüllecilerin kazancı bu kethudada birikir ve hepsine eşit şekilde pay edilirdi.
    hülleci kethudası hülleciler arasında en yaşlı olan kişiden seçilirdi.

    hülle nikahı kıyılacak hülleci iş bu şartlar altında buradan araba ile alınır, hülle yapılacak kadınla nikahları kıyılır, gerdeğe girerken de "sadece bir kere aman ha" diye kendisine tembihte bulunulurdu...

    hüllecinin yaşlı olmasına dahi güvenmeyen bazı aileler de hülleci gerdeğe girerken kadına el sürmemesi için ekstradan hülleciye para verirdi.
    hülle nikahı ve hüllecilik

    hüllecilikte nikahın tamamlanması için hülle nikahı kıyılan kadınla gerdeğe girip aynı odada 1 gece kalması ve kadının eline elini bir kere sürmesi yeterliydi. böylece teknik olarak hülle nikahı tamamlanmış, allah da kandırılmış(!) oluyordu.

    hülle nikahı bir aldatmacadan ibaret olup islam dininde yeri yoktur.
    zira önceden boşanmak maksadıyla yapılan bir başka nikah olan muta nikahı dinen caiz olmayıp hükümsüz ilan edilen bir nikahtır.

    buna rağmen hülle nikahı dediğimiz nikah abbasiler döneminden beri yüzyıllarca yapılmış, ülkemizde hülle nikahı ve hüllecilik medeni kanunun kabulunden sonra tamamen ortadan kalkmıştır.

    sevgili arkadaşlar.
    işte insan tarihini bilir ve okursa günümüzde cumhuriyet rejimi'nin ve cumhuriyet'in özellikle kadınlara verdiği imkan ve hakları daha iyi idrak edebilir.
    bunları özellikle islami bir yaşam arzu eden ve şeriat düzeninde yaşamak isteyen kadınlar okursa ve bu kadınlara bu gerçekler okutulup öğretilirse onların da cumhuriyet rejimine ve atatürk devrimlerine bağlı olması sağlanabilir.

    hangi kadın bu muameleye tabi olmak ister?
    o halde aklın yolu bir değil mi?

    #tarih
    9 2 ...
  • (bkz: route 66)

    attığı tüm yalanlar, insanları nasıl kandırdığı bu gece bir kez daha ortaya çıktı. Zamanında çok uyardık yine uyarıyoruz. Bu kişiden uzak durun, attığı mesajlara kanmayın. Kendisinin tek amacı sözlük kızlarından nude fotoğraf almak ya da whatsappa geçip kamerada soymaya çalışmaktır.

    Kendisi evlidir, boşandım laflarına kanmayın. Otelde ceo'yum falan filan hepsi yalan. Kendisiyle ilgili alkolik oldum un açtığı başlık kaldırıldı az önce ama bu entry burada dursun en azından.
    19 4 ...
  • selam çokomeller, selam ampuller...

    günlerdir covid_19 ile mücadele ediyoruz.
    pek çok kayıp verdik, pek çok hastamız mücadele veriyor.

    sağlık çalışanlarımız canla başla çalışıyor.

    çok şükür ki salgın hastalık ile mücadele verebiliyoruz, çünkü bir sistemimiz var. salgın konusunda bir altyapımız var.

    2. abdülhamid tarafından kurulan bakteriyolojihane i şahane ile başlayan salgın hastalıklarla mücadele sürecimiz, atatürk tarafından 1928 yılında kurulan hıfzısıhha enstitüsü ile devam etti.

    cumhuriyetimizin kurulmasından sadece 15 sene sonra ise pek çok dünya devletinden daha önce türkiye cumhuriyeti sınırları içinde salgın hastalıklarla mücadele edecek kusursuz bir sistem kuruldu.

    işte türkiye cumhuriyeti'nin salgın hastalıklarla mücadele teşkilat haritası;
    1938 yılı salgınla mücadele haritası

    cumhuriyet rejiminin doruk noktasına dair önemli bir temsil olan bu harita ve kurulan bu teşkilatlar sayesinde ülkemiz bugün dünyayı kasıp kavuran covid_19 salgını ile mücadele edebiliyor.

    bakınız örnek vermek amacıyla yazıyorum, robert koch enstitüsüne sahip almanya bu sistemi bizden 20 sene sonra kurabildi.
    koskoca pasteur enstitüsüne sahip fransa keza öyle...

    oysa ki gerek robert koch enstitüsü, gerek pasteur enstitüsü bizden çok önce kurulmuştu. hatta bakteriyolojihane i şahane'yi kuranlar pasteur enstitüsünden gelen doktorlardı...
    ama atatürk ve cumhuriyet rejimi sayesinde bunlara fark attık ve 1938 yılında çin'deki salgın hastalık için 1938-1939'da tam 1 milyon santimetreküp aşı gönderdik.
    (bkz: atatürk döneminde çin e yerli aşı gönderilmesi/#43044248)

    bilmiyorum bunun ne demek olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz?

    ama demek istediğim şu.
    ülkemiz 1923-1938 arasında gösterdiği gelişmeyi, 1938'den sonrasına yayabilseydi şu an türkiye'nin dünyadaki konumu çok daha farklı olurdu.

    sözlerim aktroller için değil. o zibidilere, o ampullere anlatacak bir şeyim yok.
    sözlerim aydınlık türk gençlerine...
    ülkemizin tek kurtuluşu ve çağı yakalama şansı 1923-1938 arasındaki döneme dönmek ve o günkü uygulamaları yeniden hayata geçirmektir.
    başka da bir şansımız yok...

    #tarih
    14 6 ...
  • Kraliçe Elizabeth, bugün yeni tip Koronavirüs (Covid-19) gündemiyle ulusa sesleniyor. 94 yaşındaki Kraliçe'nin 68 yıllık hükümdarlığında beşinci ulusa seslenişi oluyor.
    7 0 ...
  • Diyanetin her gece kafamızı ütülemesine sebep olmaktadır.

    Ne keyif bıraktılar, ne huzur. insanı evinde otururken bile rahatsız ediyorlar.
    12 5 ...
  • hunor ve magor

    macar/turan mitolojisinde hunor ve magor iki kardeştirler.
    hunor hunların, magor ise macarların ataları sayılır.
    inanışa göre hunor ve magor kutlu bir geyiğin izini sürerek bugünkü macaristan topraklarına gelmişlerdir.
    macarlara günümüzde verilen iki isim; "hungar-magyar" adları da buraya dayanır.

    avrupa ve cermen dillerinde(ingilizce/almanca/fransızca/ispanyolca/italyanca vb macaristan "hun" kökenli kelimelerle tanımlanır.
    örnek: (bkz: hungary), (bkz: ungarn), (bkz: Hongrie), (bkz: Hungria), (bkz: Ungheria).

    gagavuzlar macaristan'ı (bkz: Ungariya) olarak tanımlarlar.
    iskandinavlar ise (bkz: ungern) derler.
    turani bir kavim olan finler de aynı hun kökenli olarak (bkz: unkari) şeklinde tanımlarlar.

    bu tanımlamalar içinde tek farklı tanımlama polonyalılara aittir.
    polonyalılar macaristan'ı (bkz: wegry) olarak tanımlarlar.

    macarlar ise kendi ülkelerini hunor ve magor kardeşlerden "magor" a göre tanımlamış ve kendilerine (bkz: magyarorszag) demişlerdir.

    macaristan'ı magor kökenine göre tanımlayanlardan biri de türklerdir. yani türkler macarlar ile aynı kökeni düşünürler.
    türkler ve macarlar dışında slavlar da macaristan'ı magor kökeni ile tanımlarlar.

    hırvatlar; (bkz: Madarska)
    sırplar; (bkz: Маhаpcka) derler.

    (bkz: mindannyian attila unokai vagyunk)

    --spoiler--
    "kafirde yiğit varsa eğer sade macardır, hem kendi yavuz, hem atı eşkin ve acardır..."
    (hüseyin nihal atsız)
    --spoiler--

    böylece bazı dillerde macaristan'a neden macar, bazı dillerde de hungary denildiğini açıklamış olduk sanırım.
    7 0 ...
  • ptt kargo aracılığı ile uygulamasına başlanan faydalı icraat.

    türkiye cumhuriyeti devleti her vatandaşa haftada 1 paket maske (5 adet) ücretsiz olarak adresine getiriyor.
    devletin haftada 1 paket ücretsiz maske dağıtması

    ücretsiz maske temin etmek isteyenler için;
    https://maske.epttavm.com/

    buradaki formu doldurabilir, kendiniz ve ailenizdeki bireyler için haftada 1 paket maskeyi ücretsiz temin edebilirsiniz.
    yani siz ve ailenizde sizden başka 3 kişi daha varsa haftada 4 paket maske alabilirsiniz.

    maskeler ptt kargo ile adresinize ücretsiz getirilecekmiş.

    güzel bir uygulama. yermesini, eleştirmesini bildiğimiz gibi olumlu icraatları övmesini ve alkışlamasını da biliriz.

    sitede baya bir yoğunluk var, sık sık deneyin.

    not: 20 yaş altı ve 65 yaş üstüne maske yok. çünkü onlara sokağa çıkmak yasak.
    boşuna siteyi meşgul etmesinler.

    edit: evet sipariş vermeyi başardım. bakalım gelecek mi? gelirse burada yayınlayacağım.
    15 3 ...
  • Adamın yediği ağaç değil.
    Ağacın kabuğu ile gövde kısmı arasındaki sulu yumuşak bir doku.
    Anadoluda kasmuk olarak adlandırılır.
    Ancak geri zekalı herif ağacın kabuğunu O kadar soymuş ki o ağaç kurur.
    6 1 ...
  • Böyle tam güzel bir gün yaşayacaksınızdır hop bir anınız gelir aklınıza ve birden keyifler yerlerde olur. Benim hep yurt anılarım geliyor ve acayip derecede sıkıntılı oluyorum.
    7 1 ...
  • hazır karantina altında günlerimizi evde geçirirken bol bol kitap okuyalım, okuduğumuz kitaplarda rastladığımız ilginç şeyleri de paylaşalım...

    bir kıssadan hisse, kayıkçı hikayesi.

    devir 2. mahmut devri, padişah 2. mahmut yanında iki mabeyncisi ile birlikte tebdili kıyafet esnafı denetler...
    bu denetimlerden birinde de sirkeci'den bir sandala binerek beylerbeyi'ne geçerler.

    uzun süre sandalda suskunluk hakimdir, ama ihtiyar sandalcı karşısında oturan adamın sultan olduğunu anlamıştır. ses çıkarmaz, bozuntuya vermez.

    nice sessizlikten sonra kıyıya yaklaşırken sultan suskunluğunu bozar ve sandalcıya seslenir;

    -baba 32 ile aran nasıl?

    sandalcı hiç düşünmeden cevaplar;

    +32'yi 30'a vuruyorum 15 çıkıyor...

    sandaldaki 2 mabeynci şaşkındır, zira bir şey anlamamışlardır bu konuşmadan.

    ardından sultan bir başka soru sorar.

    -duydum ki son zamanlarda şehirde hırsızlar fazlalaşmış, evlere giriyorlarmış, senin de evine giren oldu mu?

    yaşlı sandalcı bunu da şöyle cevaplar;

    +bundan 2 ay evvel birisi girdi, birkaç gündür yeni birisi de dadandı, girmeye çalışıyor...

    tabi bu diyaloga da bir anlam verememiştir padişahın yanındaki mabeynciler.

    neyse, kayık tam beylerbeyi iskelesine yanaşırken padişah bir soru daha sorar.

    -baba sana iki besili kaz göndersem incitmeden yolar mısın?

    kayıkçı gülümseyerek yanıtlar;

    +yolmam mı, hiç incitmeden cascavlak yolarım hemde...

    ve iskeleye yanaşırlar, padişah sandaldan inerken bir kese akçe bırakır, "hadi eyvallah" der...

    o gece böylece biter.
    lakin padişahın yanındaki mabeyncileri bir telaş alır. "ulan ya sultan dün gece konuştuklarımdan ne anladınız diye bize sorarsa ne yaparız" diye düşünürler ve cevabını bulmak için kayıkçıyla konuşmaya karar verirler.

    ertesi gün sandalcı sirkeci'de müşteri beklerken dün gece sandalına binen 2 mabeyncinin geldiğini görür. mabeynciler sandala yanaşır ve sandalcıya bir kese akçe uzatırlar ve sorarlar.

    -yahu dün gece sandalına binen adam sana bir soru sordu, "32 ile aran nasıl?" dedi, sen de "32'yi 30'a vuruyorum 15 çıkıyor" diye cevapladın. bu ne anlama geliyor?

    sandalcı cevaplar;

    +efendiler, dün gece gelen adam sultanımızdı, sultanımız bana sordu, 32 ile aran nasıl, yani geçimin nasıl gidiyor dedi. ben de 32'yi 30'a vuruyorum 15 çıkıyor dedim, yani ağzımızda 32 diş var, bir ay da 30 gündür, lakin çalıştığımızın kazancı bizi anca 15 gün idare ediyor dedim...

    mabeynciler şaşırır, "vay amk ne basitmiş, biz nasıl bulamadık" diye hayıflanırlar ve 2. sorunun ne anlama geldiğini sorarlar.
    ama sandalcı yanındaki bir kese akçeyi göstererek yeni bir tane vermeleri gerektiğini belirtir.
    mabeynciler bir kese akçe daha verirler.

    sandalcı başlar anlatmaya.

    +efendim, hünkarımız buyurdular ki; son zamanlarda şehirde hırsızlar fazlalaşmış, evlere giriyorlarmış, senin de evine giren oldu mu? yani bu şu demek, son dönemde evlenmeler arttı, senin de evlenecek oğlun var mı? diye sordular. ben de bir oğlumu 2 ay evvel evlendirdiğimi, yani evime bir gelin girdiğini, bir diğer oğlumun da evlilik çağında olduğunu ve evlenmek için etrafımda dolaştığını eve bir kaçık hırsızı da onun sokmak istediğini söyledim...

    mabeynciler yine şaşırmışlardır.
    ve sıra 3. sorunun cevabına gelir, bir kese akçe daha verip onun ne anlama geldiğini sorarlar sandalcıya.

    sandalcı bunu da şöyle anlatır;

    +aman efendiler, bu iki soruyu cevapladıktan sonra bunu sormazsınız diye düşünmüştüm, ama madem sordunuz onu da yanıtlayayım. padişah efendimiz allah ömrünü uzun etsin, "sana iki besili kaz göndersem incitmeden yolar mısın?" diye sormuştu ya, işte zatı şahaneleri sizleri gönderdi sağolsun...

    geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer...
    14 0 ...