• iyi yürekli olmak gerek.Sayımız çoğalsın ki dünya daha yaşanabilir olsun.
    2 0 ...
  • Eskiden yıkılmama sebep olan olaya şimdi tepki bile veremiyorum. Bu bazen ayakta kalmayı öğrenmek, bazen duygusuz görünmeyi kabullenmek gibi. Yaşanılan hiçbir şey boşa yaşanmaz. Bazen, insan ders alır eksiklerini tamamlamak için. Ve kimse kimsenin hayatına boşuna dahil olmaz.
    2 0 ...
  • Papaz gitti zannedenler yanılıyor, asıl şimdi gelecek!

    1970'li yılların başında ABD'nin en ciddi sorunu, uyuşturucuydu.
    Amerikan gençliğinde salgın gibi yayılmıştı, mücadele edilemez hale gelmişti.
    Uyuşturucuyu kaynağında kurutmak için, haşhaş üreten ülkelere baskı yapmaya başladılar.
    Hedefte Türkiye vardı.
    Çünkü o dönemin en büyük haşhaş üreticilerinden biri Türkiye'ydi.



    Demirel'e “haşhaş ekimini derhal durdur” dediler.
    Demirel kabul etmedi. “Adını afyon'dan alan şehrimiz bile var, çiftçimizin çok önemli gelir kaynağı haşhaş, durduramam” dedi.



    Ambargoyla tehdit ettiler.
    Demirel havayı biraz olsun yumuşatabilmek için sınırlama getirdi, “haşhaş ekimi sadece yedi şehirde yapılacak” denildi.



    ABD tatmin olmadı.
    “illa yasakla” diye yükleniyordu.



    Tam o sırada… Amerikalı bir üniversite öğrencisi Atatürk Havalimanı'nda vücuduna sarılmış halde iki kilo esrarla yakalandı.



    Tıpkı Amerikalı rahip Brunson meselesinde olduğu gibi “hukuk” ve “diplomasi” üzerinden çok vahim taktik hata yapıldı.
    ABD'ye misilleme olarak kullanılmaya kalkışıldı.



    Şuursuz medyamız devreye sokuldu.
    “Görüyorsunuz işte, bizim uyuşturucuyla alakamız yok, ABD'ye giden uyuşturucuyu bizzat Amerikalılar taşıyor” manşetleri atıldı.



    Normalde en fazla dört yıl hapis verilmesi gerekirken, 30 yıl yapıştırıldı.
    Aklımız sıra ABD'ye dersini vermiştik yani.



    ABD burnundan soluyordu.
    Şak…
    12 Mart Muhtırası verildi.
    Amerikancı generallerimizin güdümünde ara rejim hükümetleri kuruldu.
    Bu hükümetlerin ilk icraatı, elbette haşhaş ekimini yasaklamaktı.
    ABD muradına ermişti!



    1974…
    Ecevit iktidara geldi.
    ilk icraatı haşhaş ekimini serbest bırakmak oldu.
    ABD öfkeden deliye döndü.
    Üstüne, Kıbrıs'a çıktık.
    Haşhaş için hazırladıkları ambargoyu, Kıbrıs vesilesiyle uyguladılar.



    Ecevit düşürüldü.
    Milliyetçi Cephe Hükümeti kuruldu.
    Şak…
    Amerikalı üniversite öğrencisi hapis yattığı imralı adası'ndan kaçtı!



    Güya imralı'ya kum taşıyan bir balıkçı motoru gelmişti. Arkasında sandal bağlıydı. Amerikalı gece karanlığından faydalanarak bu sandala saklanmıştı. Motor denize açılınca sandalın ipini keserek, kürek çeke çeke Bandırma'da karaya çıkmış, otobüsle Bursa'ya, oradan istanbul'a, oradan Edirne'ye gelmiş, Meriç nehrini yüze yüze Yunanistan'a geçmişti!



    Buna inanmak için gerizekalı olmak gerekiyordu.



    Peki neydi?



    ABD'de üniversite öğrencisinin serbest bırakılması için geniş çaplı kampanyalar başlatılmıştı. ABD Kongresi başta olmak üzere, Türkiye'ye büyük baskı uygulanıyordu.
    Bu baskılar neticesinde, 30 yıl hapis cezasına çarptırılan Amerikalı üniversite öğrencisi, kapalı cezaevinden alınmış, imralı'daki yarı açık cezaevine nakledilmişti.
    Sonra da, MiT-CIA işbirliğiyle kaçırılmıştı.
    Selanik'teki Amerikan konsolosluğuna götürülmüş, Almanya üzerinden uçakla New York'a götürülmüş, medya ordusuyla karşılanmıştı.



    Tıpkı Amerikalı rahip Brunson meselesinde olduğu gibi, “hukuk” ve “diplomasi” üzerinden yapılan bir başka vahim hataydı.



    Sayın devletimiz pazarlık etmişti.
    Bu pazarlık çerçevesinde, Amerikalı üniversite öğrencisi cezaevinden firar etmiş gibi bırakılacak, ülkesine gidince basına konuşmayacak, susacak, hadise kapatılacaktı.



    Sayın şuursuz medyamız, bu vahim pazarlığı afişe etmek yerine, yalanlara çanak tuttu. “imralı'dan müthiş firar” manşetleri atarak, sayın ahalimizi organize yalana inandırdı.



    Sonra?



    Amerikalı üniversite öğrencisi kitap yazdı.
    Hollywood zaten aportta bekliyordu.
    “Geceyarısı Ekspresi” adıyla filme çekildi.



    Biz Türkleri komple ırkçı, işkenceci, tecavüzcü, iğrenç insanlar olarak gösterdi, Türkiye'yi asla adım bile atılmaması gereken, hukukla alakası olmayan, hırıstiyan düşmanı, ilkel, vahşi, korku imparatorluğu gibi gösterdi.
    Tecavüz edilirken fonda ezan okunuyordu.
    işkence yapılırken Türk Bayrağı gösteriliyordu.
    Dünyaya Türkiye'yi böyle tanıttı.
    Dünyada yankı uyandırdı.
    Türkiye'nin imajı tarihte görülmemiş şekilde karalandı.
    Kalıcı tahribat yarattı.
    Karşılığında iki Oscar aldı!



    Misilleme yapalım derken, misillemenin feriştahını görmüştük.
    Haşhaş direnişimiz, hukuku eğip bükelim derken, faciayla sonuçlanmıştı.



    (Şimdi bu okuduklarımıza kısa bir ara verelim, parantez açalım.)



    (1 Mart 2003 tezkeresinin Tbmm'de reddedilmesinden hemen sonra Amerikan dizilerinde ve Hollywood filmlerinde aniden “köktendinci Türk teröristler” peydah oldu.
    ABD'nin en çok izlenen istihbarat dizisi 24'e Thomas Sherek adıyla Türk terörist monte ettiler, Türk vatandaşıydı, izmir doğumluydu, Türkçe bilmiyordu, anadili Arapça'ydı, nükleer santralı havaya uçurdu, ABD savunma bakanını kaçırdı, ABD başkanının uçağını bile düşürdü!
    Bu diziye göre, Los Angeles'ta oturan, normal bir aile gibi yaşayan uyuyan hücre vardı, onlar da Türk'tü, elebaşları Habip diye biriydi, Türk'tü, Ankara'dan istanbul'dan talimat alıyorlardı.
    Bu dizi beş dalda Emmy ödülü kazandı!
    Bitmedi…
    Libya'da ABD büyükelçisinin öldürülmesiyle alakalı film çektiler. “Bingazi'nin Gizli Askerleri” adıyla vizyona giren filmde elçilik binasını yakan terörist, Türk bayraklı tişört giyiyordu.
    “NCIS Los Angeles” dizisinde, beyaz takkeli kalaşnikoflu teröristleri taşıyan gemi, Türk gemisiydi, Türk bayraklıydı, adı Hamidiye'ydi.
    “Out of Reach” filminde, Polonya'daki Türk konsolosluğu terör yuvasıydı, üstüne, çocuk ticareti yapılıyordu.
    “War Dogs” filminde silah ticareti filan anlatılıyordu, Türk tankları ve bizzat Tayyip Erdoğan gösteriliyordu.
    En son… ABD eski başkanı Bill Clinton roman yazdı, bir milyondan fazla satan bu romanda Cihadın Oğulları adıyla çok tehlikeli bir terörist örgüt var, ABD'ye savaş açan bu terör örgütünün elebaşı Türkiye doğumlu, adı da Süleyman Cindoruk!)



    Vaziyet bu haldeyken…
    Türkiye köktendinci terörizmin merkezi olarak sunulurken…
    Amerikan düşmanı, hıristiyan düşmanı olarak gösterilirken…



    Güya misilleme yaptık, “ver papazı al papazı” diyerek Amerikalı papazı “casus” suçlamasıyla içeri attık, eyy Amerika dedik, bu teröristi asla alamazsınız dedik, bizim Allahımız var filan dedik.
    Bilahare, tıpkı esrarkeş Amerikalı öğrenci meselesinde olduğu gibi, yüzümüze gözümüze bulaştırdık, tükürdüğümüzü yaladık.
    Yalancı gizli tanıklarla hapse tıktığımız papazı, ABD başkanı devlet töreniyle ağırladı, tüm dünyada birinci haber oldu.



    Analiz yeteneği sıfır olan… Algı operasyonu yürüteyim derken, senaryosu çoktan yazılmış algı operasyonuna figüran olan sayın yöneticilerimizi tebrik ederim.



    Başrolünde papaz bulunan “Geceyarısı Ekspresi”ne herkes hazır olsun.

    https://www.sozcu.com.tr/...imdi-gelecek-2682782/amp/
    2 1 ...
  • - abi araba vitese girmiyor burda bırakayım mı?
    - hocam frene bas girer.

    + hocam o fren varya bu arabada debriyaj görevi de görür.

    araba stop etmesin diye frene debriyaj niyetine köklediğimde ben bile neden böyle yaptığımı anlamamıştım.

    ve evet otomatik vitesli arabalar frene ne kadar asılırsan asıl stop etmiyor.

    sağ elim ve sol ayağım sürekli aranıyor ama yokluktan.
    2 0 ...
  • Stanley kubrick'in unutulmaz filmi.

    Nammu nicki yazarın (#40376769) numaralı girisi fazla dikkatimi cekti. Aslinda gayet basit bir sey yazmış. Fakat cok doğru. Az çok kubrick'i taniyor olmak bile insanin psikolojisini bozabiliyorken, the shining'i defalarca izlemek, kesinlikle bozabilir. Kaldi ki, 180-190 kez aynı sahneyi tekrar çeken bir heriften bahsediyoruz. O çok ünlü kapı kırma sahnesinde 60 kapı harcamış kubrick. Korkunç.

    dekor olarak o kocaman otel'i kurdurmus ve tamı tamına 9 ay dekor olarak öylece kalmış otel. Üstelik, daha önce denenmemis bir sey denemiş kubrick bu filmde.

    Normalde filmde sahneler sıra sira değil, belli bir programa göre çekilir. Mutfakta 9 sahne varsa, mutfak'a girildiği gün 9 sahne de çekilir gibi kısaca. Fakat bu herif gerçekten tam bir takıntılı olduğu için, her sahneyi sıra sıra çekmiş.

    Tüm bunları bilerek shinining'i tekrar izlemek gerçekten psikoloji bozabiliyor.
    3 0 ...
  • albert camus
    Kitaplarını bir kenara bırakın da çok karizmatik değil mi sözlük?
    Hayatımın C’si böyle biri olacak.Bir gün tam karşımda böyle oturacak ve ben saatlerce izleyeceğim.

    “Oldum olası içimde biri, tüm gücüyle hiçbir şey olmamaya çalışıyor.”
    7 1 ...
  • çok ilginç.
    oysa ki biz buraya kayıt olurken buranın "bilgi içerikli, güncellenen terim ve açıklamalara sahip katılımcı sözlük" olduğunu zannederek kaydolduk.
    zall bize öyle söylemişti.
    evli olup sözlükte takılan erkek

    ama bakıyorum da essy hanım sözlüğe başka anlamlar yüklemiş.
    buranın bir genelev olduğunu zannediyor sanırım.
    bu da sözlüğün marka değerine yapılan bir algı operasyonu olsa gerek.

    sorun buradaki evli erkekler, bekar erkekler, kadınlar, eşcinseller falan değil.
    bu çok açık, buradaki asıl sorun sözlüğü sözlük olmaktan çıkaran, farklı kullanmaya çalışan ve farklı mecralara yerleştirmeye çalışan essy ve benzerleridir.

    er ya da geç sözlük yeniden sözlük olacaktır...
    8 1 ...
  • Herkes saygı duymak zorunda!

    o senin için merminin karşısına çıkmayı göze aldı şerefsiz!

    Atatürk'e saygı duymayana bende saygı duymuyorum.

    Kurtuluş savaşı, film değildi,dizi hiç değildi! Payitaht abdülhamit dizisinde ahkam kesen abdülhamit hiç değildi...

    Mustafa Kemal Atatürk! bu ülke için savaştı.. canını ortaya koydu!

    korkmadı! Osmanlı torunları gibi!

    ya seve ya da s....... saygı duyacaksınız ha duymayanlarda bedelini er ya da geç ödeyecek!
    12 2 ...
  • Amme hizmeti yapıp mektubu transkribe ediyorum;

    Simge’ye mektup

    Güler yüzlü gördün diye aptal mı sandın beni simge?istediğinde görüştüğün, aradığın, sohbet edebildiğin, içini dökebildiğin “kankan” değilim seninin. Yarabandın olmaya hiç niyetim yok hele. Sosyal medyaya aşık, onun için yaşayan, gezen, nefes alan birine değildir ihtiyacın.

    Tutarsız birine ihtiyacım Yok şu hayatta, seni sevmek isterdim, sen gözünü yummadan, sosyal dünyalarına daldın, gelen dm’lere takıldın, sarışın kızla fotoğraf paylaştığın çocuğu benden daha çok kafaya taktın. Elgelledim, günler sonra farkına vardın da şaşırdın. Muhtemelen yine bir şeyecanın sıkılmış da neye...

    Gelsin sevap pointler.
    3 1 ...
  • Eli sürekli kolumda, sırtımda vs konuşan insandan hoşlanmam.
    Birmde dürten modeli vardır bunların. Espri yapar, gülmen için dürter. Düşününce ürperdim.
    Elin ayağın dursun be kardeşim. Temas sevmiyorum.
    9 0 ...