• silik bir yazarmış ama dilhun nikisiyle geri gelmiş. daisy buna demiş ki erector şöyle böyle, onunla konuşma o da gitmiş meriçlerine ispiyonlamış.

    arkadaşlar bu kadar kişinin karıştığı, onlarca meriçin savaşa sokulduğu bir kavga için gelinen noktadan şahsen ben memnun değilim.

    kim kiminle fingirdemiş, kim kimin sevgilisine yanlamış ya da meriçini çalmış. böyle konulara girelim artık. birbirimizin ebesine falan sövelim. tadımız kaçsın.
    8 0 ...
  • oruç aruoba'yı kaybettik... kendisiyle en son assos'ta geçen sene görüşmüştük. toprağı felsefe ve şiir açsın...
    bu yazıyı da aruoba'nın anısına bir selam olarak yazıyorum.

    doğançay'ın çınarları
    oruç aruoba / metis yayınları, 2004

    oruç aruoba'nın bu kitabı onun kaçıncı şiir kitabı sayılabilir? 1990'dan başlayarak kitaplarını yayımlayan aruoba, haiuku-şiir, şiir ve kısa felsefi metinlerini iç içe kurguluyor. kimi şair ve yazar sözlüklerinde bu metin felsefi metin olarak görünüyor, oysa kısa dizeli dörtlüklerden oluşan, başlık yerine romen rakamları kullanan şiirlerden oluşuyor. kitabın arkasındaki "oruç aruosa koleksiyonu" listesinde de kitap şiirler bölümünde anılıyor.

    doğançay, sakarya vadisinde bir kasaba. ankara-istanbul treniyle yolculuk yapanlar, bu vadinin geçtiği boğazların etkileyici görüntülerini bir aygıta değilse bile zihinlerine çokça kaydetmişlerdir. doğançay'ın istasyonu ise, kendi çapında bir üne sahip. "rayların türküsü"nde bu istasyona özel olarak kalkıp gittiğimizi yazmıştım. yazmıştım ama aruoba'nın bu istasyon için yaktığı güzellemeyi gözden kaçırmışım, dolayısıyla bu bölüm aynı zamanda o yazıya da bir ek.

    doğançay'a ün katan bir özelliğini kitabın adı söylüyor zaten: ulu çınar ağaçları. "doğançay'ın çınarlarını ilk kez 19 haziran 1996'da gördüm - istasyondan yavaşlayarak geçen trenin içinden, sağ tarafta, doğu'ya doğru; güneş,solumda, yamaç ardına epey devrilmişken. hemen kavradım; pek de anlamlandıramadan..." diyor, kitabın sonuna eklenmiş açıklamada, oruç aruoba. başka deyişle, bu kitap, doğançay'ın çınarlarını "anlamlandırma" denemesi. yazıya dökme süreci, farklı şehirlerde sürmüş, (karamürsel doğumlu aruoba, metni kurarken oraya da uğramış, bu coğrafyanın insanı yani). 1997'de, haziran ayında yıldırım arıcı'nın "mercekleri" eşliğinde ilk kez doğrudan o istasyona gidilmiş. istasyon, artık 'metruk'tur, hiç bir tren durmamaktadır, çınarlar ise yaz başı 'tam doluluklarında' görünmektedirler, "her şey anlamına uygundu, yani..."

    şair ve fotoğrafçı, doğançay'ın çınarları'nı birlikte yaşamışlar, kitapta da birlikte yol alıyorlar; harman edilmiş biçimde sıralanan metinler ile fotoğraflar sanki eklem yerlerinden birbirinin içine geçmiş gibi. hatta fotoğraf sayısı daha çok. bir fark var yine de: fotoğraflar - haliyle - doğrudan nesnesine - çınarlar, geçen trenler, istasyon yapıları, vadi - odaklanırken, metinler daha dolaylı odaklanmalar yaşıyor, yerele daha az gönderme yapıyor. oysa metinde konuşan, çınarların kendisi. gel gelelim, kendi varoluş şartlarını anlatmakla ve doğa içindeki konumlarını betimlemekle yetinmiyor, insanların varoluş şartlarıyla kıyaslamalar yapıyorlar. bu nedenle de yerelden evrensele taşınıyorlar. söylem, tekil, belirgin kılınmış bir çınarın ağzından değil, çoğul, adsız, soyut tüm çınarların ağzından: "yorgunuz artık / göremeseniz de / yapraklarımız ağır / dallarımız bezgin // boyuna sallanmaktan / bıkkınız - ya siz / ne yapıyorsunuz bu / hiç dinmeyen rüzgarda?". cevabı da yine çınarlar veriyor: "bu hiç bitmeyen yağmur / evlerinize kapatır sizi / denemezsiniz bizim gibi / onun altında durmayı". gelgelelim, bu da kendilerine dönük sorguyu getirecektir: "burada durup yazmak / sizi size anlatmalı mıyız / anlayamayacak kulaklara / boyuna konuşmalı mıyız?" (ilk dizenin yazım biçimi ve italik harfler metindeki gibidir). sonraki dörtlüklerde söyleyen "dayanamıyorum" "anlayamıyorum" gibi eylem çekimleriyle tekilliğe de dönüyor.

    varoluş sorunsalı kıyaslaması salt bu vii. numaralı şiire değil, metninin bütününe yayılmış durumda. hatta, vi. numaralı şiirde olduğu üzere, suçlama bile gelebiliyor: "bilmiyorsunuz siz: / tutuşmada birleşmeyi". iii. numaralı şiir, "toprağı sorun bize / karanlığı, acıyı, hiçi / isterseniz ölümü de / hepsini-çekinmeyiz // ya da kendinizi sorun / kimiz biz, neyiz diye / nereden geldik buraya / niye buradayız, diye" diyor, sonra da umutsuzca ekliyor: "yeter ki sorun- / ama sormuyorsunuz". sorulmasa da söylüyor çınarlar: insan ömrü geçicidir, doğa gündelik insan kaygılarının üstündedir, yine de doğa zarar görürse insandandır, çınarlar ise yavaş - dingin doğayı temsil etmektedir. "duruyorsunuzdur siz gelirken / gelirsiniz ve geçersiniz - / bizse hâlâ oradayızdır / bütün olanlardan sonra" diyor çınarlar. acaba hâlâ oradalar mı? son hallerini bilmiyorum, "hızlı tren projesi" eski tren yollarını, istasyonları, vadileri alt üst etmiş, yerinden etmiş diyorlar...
    5 1 ...
  • osmanlı devleti'nde rumeli beylerbeyliği'ne bağlı bir sancak.

    osmanlı imparatorluğu'nda da rumeli topraklarında yaşayan çingeneler ayrı yönetim sayılmışlardı.

    çingene sancağı, herhangi bölgesel sınırları olmayan bir sancaktı. yani toprakları, sınırları yoktu.
    istanbul da dahil olmak (teneke mahallesi) üzere Rumeli’deki tüm Çingeneleri içermekteydi. yani rumeli'de yaşayan tüm çingene nüfus bu sancağa dahildi.
    osmanlı çingene sancağı

    örneğin, bosna'da yaşayan bir çingene de, teselya'da yaşayan bir çingene de, sofya'da yaşayan bir çingene de bu sancağa bağlıydılar.

    kırklareli merkez var sayılarak, (vize sancak beyinden bağımsız ve ancak gene vize'de oturmakta olan) yörük ve tatarlarından sorumlu bir paşaya bağlanıp "çingene sancağı" olarak adlandırılan bu yönetim biriminde, romanların yönetsel, mali ve askeri işleri düzenlenirdi.
    osmanlı çingene sancağı

    çingene sancakbeyi aynı zamanda çingene müsellemlerin de sorumlusuydu. çingene sancakbeylerine mir-i kıptiyan da denilirdi, lakin çingene sancakbeyi çingene olamazdı.

    çingeneler Orduda yardımcı kuvvet olarak görev almışlar ve rumeli'de osmanlı teşkilatlanmasında yayalar teşkilatı kurulması ile birlikte sisteme dahil edilmişler ve ordunun geri hizmetlerinde kullanılmışlardır.
    Geri Hizmet’e tabii edilen Çingeneler, "Liva-i Müselleman-i Çingâne" adı ile askeri bir yapılanma içinde kaydedildiler ve asker olarak kabul edildiler.

    osmanlı devletinde çingene sancağı, 15 ve 16. yüzyıllardaki tahrir defterlerinde "Kıbtiyân-ı Vilâyet-i Rûm-ili" olarak geçer.

    çingeneler ile ilgili ilk hukuki düzenlemeler fatih döneminde yapılmış olsa da, çingene sancağı kanuni sultan süleyman döneminde oluşturulmuştur.

    ek;
    osmanlı çingene sancağı
    osmanlı çingene sancağı
    osmanlı çingene sancağı

    #tarih
    8 2 ...
  • 1.31.ergen başlıklarını derhal siler bu porno kaçkınlarını önce çaylak sonra silik yaparım.

    2.tek derdi dedikodu yapmak olan ortalığı karıştırmak ve milleti tahrik etmek dışında bir bilgi ve becerisi olmayan bayan yazarları hoplatırım. pardon ya silik yaparım.

    3. aynı konuda can sıkıcı zeka kırıntısı olmayan entryler yazanlar derhal uçar.

    4. herhangi bir konuda sürekli primcilik ve duyarcılık kasanlarda uçar.

    5. ekşisözlükten başlık çalan ibneler derhal uçar.

    yazıya başladığımda aklımda bir kaç madde daha vardı ama iş uzayınca sözlükte yazacak insan kalmıyor diye şimdilik bu kadar yazayım.
    8 2 ...
  • ne güzel lan...

    şu yukarıdaki yorumları okudum da...
    adamlar gelmiş uludağ sözlük'te ne de güzel propaganda yapıyorlar.

    ilk entryi giren şahıs "hrisostomos katledildi" diye yazmış. "türk birlikleri kiliseyi yıktı" yazmış...

    oh ne güzel uludağ sözlük...
    bahane göt gibi, herkeste bulunuyor işte.

    o halde ben size anlatayım şer yuvası aya fotini kilisesi'ni ve akibetini...

    18. yy sonlarında tamamlanmış olan bu kilise izmir metropolitliği'nin merkeziydi.
    aya fotini kilisesi

    yunan bağımsızlık savaşı sırasında ve osmanlı-yunan harbi sırasında yunanistan'a anadolu'dan giden yardımların, yunan ordusunda savaşmaya giden palikaryaların toplanma merkeziydi.

    aya fotini kilisesi metropolitleri yaptıkları bu hainlikler sebebiyle pek çok kez hapse atıldı, sürgünlere gönderildiler.
    ne var ki osmanlı'nın güçsüz dönemleriydi.
    kendi topraklarındaki bu şer merkezini kapatmaya gücü yetmiyordu osmanlı'nın...

    tarih 15 mayıs 1919.
    yunan ordusu izmir'i işgal etmek üzere rıhtıma çıktığında, yunan askerlerini ilk karşılayan kişi aya fotini kilisesi baş rahibi, izmir metropoliti olan hrisostomos kalafatis denilen şu melun köpekti.
    aya fotini kilisesi

    izmir ve civarında pek çok türkün kanına girmiş olan bu hrisostomos, 9 eylül 1922'de sakallı nurettin paşa'nın talimatıyla halka verildi ve linç ettirildi.
    sakallı nurettin paşa'nın türk düşmanlarına hiç tahammülü yoktur bilen bilir.
    ingiltere başbakanı boris johnson'un dedesi olan vatan haini ali kemal'i de izmit'te linç ettiren yine sakallı nurettin paşa'dır. ruhu şad olsun...

    işte hrisostomos yönetimindeki bu aya fotini kilisesi, 3 yıl boyunca kuvayi milliyecilere işkence edilen, rum milislere silah ve para dağıtılan, hangi türk köyünde asker yok, hangi türk köyünde kadın ve genç kızlar var diye yunan ordusuna istihbarat hizmeti sunan bir merkez haline gelmişti.

    izmir kurtarılmış, hrisostomos iti itlaf edilmiştir.
    mustafa kemal paşa şehre girdiğinde ise izmir yanmaktaydı...
    yunanlar son kötülüğünü yapmışlardı.

    gazi paşa yanan izmir'i seyrederken konak'taki bu şer yuvası gözüne çarptı.
    ve yıllarca türk'e ihanet ve işkence merkezi olan bu şer yuvası gazi paşa'nın emri ve türk topçu atışı ile yerle bir edilerek tarihten silindi...

    hiç şüphesiz bu kilise boşuna yıkılmamış, hrisostomos da boşuna itlaf edilmemişti.

    yıkılan şer yuvası aya fotini kilisesinin aynısı sonraki yıllarda yunanistan'daki nea smyrni şehrinde inşa edildi.
    aya fotini kilisesi

    bugün yunanlar, inşa ettikleri bu kilisede hrisostomos'un anısını yaşatarak türk düşmanlıklarını taze tutuyorlar.
    türk düşmanı ve katili hrisostomos "saint Chrysostomos of Smyrna" olarak aziz ilan edildi ve yunanistan'ın pek çok yerine de heykelleri dikildi.
    bunlardan en önemlilerinden biri atatürk'ün memleketi selanik'te dikilen hrisostomos heykelidir.
    aya fotini kilisesi

    #tarih

    edit: türk düşmanlarına cevap vermekten aya fotini kimliği hakkında bilgi veremedim.
    aya fotini hz isa'nın nikahsız eşi maria magdalena'dır ve kendisi incil'de samiriyeli kadın olarak geçer. samiriyeli kadın ayetlerinde de bu kadının daha sonra aya fotini ismini aldığı belirtilir.
    işte izmir'deki bu kilise de maria magdalena'ya adanmış bir kilisedir.
    7 2 ...
  • 15.000 yıllık olduğu söylenen, lakin kalıntılarınçok ama çok daha eskiye uzanacağına dair teoriler öne sürülen, bolivya'daki 4500 metre yükseklikte bulunan antik alan...

    puma punku kelime anlamı olarak "jaguar kapısı" olarak tanımlanmakta.
    puma punku

    puma punku'ya dair en büyük gizem inanılmaz kaliteli ve hatasız şekilde işlenmiş tonlarca ağırlıktaki taş bloklardır.
    puma punku

    4500 metre yükseklikte olan bir yere bu taşlar nasıl getirilmiş ve o dönemin teknolojisi ile bu taşlar nasıl bu şekilde kusursuz işlenmiş ve kesilmiştir.
    puma punku

    inka mitolojisine göre burası dünyanın yaratıldığı yerdir ve puma punku tanrılar tarafından inşa edilmiştir.

    zira puma punku'nun hemen 1 kilometre yakınında bir başka antik kent vardır. (bkz: tiwanaku)

    tiwanaku kolomb öncesi bölgenin dini merkeziydi ve yerliler bugün dahi tiwanaku'yu kendilerinin yaptığını ama puma punku'yu inşa edenlerin kendileri olmadığını söylemekte.

    bakınız tiwanaku'nun tapınak merkezinin tam ortasında inka'ların büyük tanrısı;
    puma punku

    buradaki tanrı figürü sakallı, bıyıklı bir yüze sahip. oysa ki bölge yerlileri sakalsız ve bıyıksız insanlardı...

    ve yine tiwanaku'nun dini merkezinde dünyadaki tüm ırkları barındıran yüzler duvarı.
    puma punku

    bu duvarda yeryüzündeki insan ırklarını betimleyen yüzler yer almakta.
    antik çağlarda bolivya'da 4500 metre yükseklikte yaşayan insanlar bunları nereden biliyorlardı???

    buna dair çok önemli bir detay var.
    fuente magna kasesi. (bkz: Fuente Magna bowl)
    puma punku

    titicaca gölü yakınlarında bulunan bu kasenin üzerinde sümer çivi yazıları bulunuyor.

    üzerinde sümer çivi yazısı olan bu kasenin, güney amerik'da titicaca gölü yakınlarında ne işi vardı?

    şüphesiz ki elde edilen bu buluntular puma punku'nun antik çağ insanları tarafından değil de, daha gelişmiş teknolojiye sahip bir uygarlık tarafından inşa edildiğini doğrular nitelikte.

    puma punku'da bulunan 131 ton ağırlığındaki taş kütleyi, antik çağ insanları bir teknoloji kullanmadan nasıl nakledebilir, buraya getirmiş olabilir?
    aynı şekilde ağırlığı 90 ton, 85 ton olan pek çok taş bloklar mevcut puma punku'da.
    Arkeologlar, bu taşların taşınmasının antik Tiwanaku'nun büyük işgücü tarafından gerçekleştirildiğini savunuyorlar, lakin bu kadar büyük iş gücü barındıracak bir nüfusun bu topraklarda yaşamadığı bir gerçek.
    misal piramitleri yaparken çok büyük iş gücü gerekiyordu, ama mısır bu işgücünü karşılayabilecek nüfusa ve komşulara sahipti, ama burası öyle bir yer değil.

    işte bu koca taş blokların nasıl taşındığına dair bir ipucunu abd'nin florida eyaletinde bulunan coral castle adlı büyük taş blokların bulunduğu parkta buluyoruz.
    20. yüzyılda edward leedskalnin adlı letonyalı bir göçmenin tek başına inşa ettiği bu kalede çok büyük taş bloklar mevcut. edward leedskalnin'e bunu tek başına nasıl yaptığı sorulduğunda "piramitlerin yapıldığı teknolojiyi kullandım, piramitlerin yapım sırrı bende" yanıtını vermiştir.
    (bkz: mercan kalesi/#42296026)

    acaba gerek puma punku'yu yapanlar, gerek piramitleri, stone hange'i yapanlar acaba edward leedskalnin'in kullandığı teknolojiyi mi kullanıyorlardı???

    henüz mısır'ın, piramitlerin, göbeklitepe'nin sırları gizemini koruyorken, puma punku'nun sırlarını çözmek çok güç olacak.

    ek; (bkz: tiwanaku/#25916919)

    #tarih
    11 1 ...
  • Babamın cezalarına alışığım ama bunu kabullenemem artık. Düşünüyorum da bi baba kızına böyle iğrenç, eski bir arabayı mı reva görür? Babalık bu mu gerçekten? Hayır, gerçek babalık bu deyil. Ağlamak istiyorum.

    Sıfır X8 alsın diye yalvarıyorum ama neymiş ilk kez araba kullanıyormuşum, önce bi deneyim kazanmalıymışım, çarpacaksam da bunu çarpmalıymışım, sonra alacakmış istediğimi.. Peh peh peh.
    Ben bunu kullanıp da çarpmaya dahi utanırım be! Üstelik ikinci el, öğk.
    13 6 ...
  • siegfried hattı, atlantik duvarı gibi muazzam projelere imza atan nazi almanyası'nın inşaat işlerinden sorumlu birimi.

    todt örgütü, organisation todt olarak bilinir ve kısaltması ot'dir.
    todt örgütü
    todt örgütü

    avrupa'nın her yerine yüzbinlerce ton beton döken bu oluşumu bugün kolin limak cengiz ile özdeşleştirebiliriz, lakin kolin limak cengiz bu işleri para karşılığında yaparken todt örgütü nazi almanyasını savunma amaçlı inşaat işleri yapmıştır.

    todt örgütü'Nün kurucusu aynı zamanda bir general olan mühendis Fritz Todt'tur.
    todt örgütü

    fritz todt Adolf Hitler tarafından ulaşım ve savunma örgütü kurmakla görevlendirildi.

    ve fritz todt yol yabdı...

    almanya'yı almanya yapan "Autobahn" projelerini uygulamaya geçiren işte bu fritz todt'tur.

    fritz todt'un işe önce otoban yapımından başlamasının sebebi, nazi almanya'nın ikinci dünya savaşında başlatacağı işgal harekatları için hitler'in kusursuz bir ikmal organizasyonunu öngörmesidir.
    ve todt'un inşa etmeye başladığı otoban projelerinde 1936 yılına gelindiğinde tam 270 bin işçi çalışıyordu...

    fritz todt sadece Autobahn yapmakla kalmadı, ülkenin en ücra köşelerine demiryolu hatları inşa etti ve savaşın başlaması ile birlikte almanya'daki otoban ve demiryollarını nazilerin işgal ettiği ülkelerin mevcut yollarının iyileştirmesini yaparak bunlarla entegre etti.

    1942'de fritz todt'un bir uçak kazasında ölümünden sonra yerine Albert Speergetirildi.

    todt örgütü'nün ulaşım projelerinden sonra en önemli dev projesi siegfried hattı'dır.
    todt örgütü

    almanya'nın batı sınırlarının savunulması amacıyla fransızların maginot hattının karşısına inşa edilmiş olan bu hatta almanlar westwall demişlerdir.
    bu hat 630 km'den fazla uzunluğa sahip olup 18.000'den fazla sığınak, tünel ve tank tuzağına sahiptir.
    todt örgütü
    todt örgütü

    todt örgütü'nün bir başka dev projesi atlantik duvarı'dır.
    todt örgütü
    todt örgütü

    atlantik duvarı iskandinavya kıyılarına yapılacak olası bir ingiliz çıkarmasını engellemek için başlatıldı, daha sonra hollanda ve fransa kıyıları boyunca büyütüldü.
    todt örgütü
    todt örgütü

    atlantik duvarı'nın fransa kıyılarında kalan bölümünün inşasında 1 milyondan fazla esir fransız işçisi çalıştırıldı.
    todt örgütü

    atlantik Tahkimatları muazzam kıyı silahları, havan topları ve topçu kuleleri içeriyordu ve binlerce Alman askeri bu savunma mevzilerine yerleştirildi.
    Bugün, birçok yapı tahrip olmuşyıllar içinde yıkılmış olmasına rağmen, atlantik duvarı kalıntıları inşa edildiği tüm ülkelerde bulunmaktadır.
    todt örgütü
    todt örgütü

    bakınız çok önemli bir gerçek de şu ki, yukarıda da bahsettiğim üzre atlantik duvarı'nın inşasında 1 milyondan fazla fransız esir çok ağır şartlarda çalıştırılmış binlercesi hayatını kaybetmiştir.
    lakin aynı atlantik duvarı'nın inşası sırasında fransız inşaat firmaları ile de çalışılmış ve bu firmalar bu işten çok ciddi paralar kazanmıştır.
    kendi ülkesinde işgalci düşmanların yaptıkları bu inşaata yardımcı olup bu işten büyük paralar kazanan firmalardan biri kim dersiniz?
    lafarge...

    hani afrin'de ypg'ye sığınak ve tünel inşa eden fransız firması.
    bu işi almanlardan öğrenmişler belli ki.

    neyse, lafarge'ın vatan hainliğini bir başka yazıda geniş kapsamlı inceleriz ileride...

    todt örgütü'nün en büyük projelerinden biri de denizaltı sığınaklarıdır.
    bunlardan en büyüğü yapımına bremen'de başlanmış olan lakin tamamlanamayan valentin denizaltı üssü'dür.
    bu üs hem u boot sığınağı hem de denizaltı fabrikası olarak tasarlanmıştı, lakin 1945'te yapılan hava saldırılarında çok büyük zarar gördü ve tamamlanamadan savaş sona erdi.
    todt örgütü
    todt örgütü

    valentin dışında naziler avrupa'nın pek çok yerine denizaltı sığınakları inşa etmişler ve savaş boyunca bunları kullanmışlardır.

    bunlardan bazıları;

    trondheim denizaltı üssü-norveç;
    todt örgütü

    bordeaux denizaltı üssü-fransa;
    todt örgütü

    brest denizaltı üssü;
    todt örgütü

    lorient denizaltı üssü;
    todt örgütü

    todt'un adriyatik kıyılarında yaptıkları denizaltı sığınakları 90'lı yıllara kadar hala kullanılıyordu.
    örneğin brac'daki bir denizaltı sığınağı;
    todt örgütü

    #tarih
    9 1 ...
  • tahir33

    83.
  • Troll değilse neyim.
    Bir insanın 10 lafından 10 u kürt olur mu ya?
    Kulaktan dolma haberleri geliyor buraya yazıyor belki normal hayatında da dillendiriyor,ama çok cahil ve sığsın tahir.
    Az aç kitap oku ne olmuş olaylara objektif bak mesela.
    Ama yok kime diyorum ki.!
    6 0 ...
  • Önümüzdeki seçimi imamoğlu'nun kaybedeceği belli oldu. Gezi ilk başlarda benim de desteklediğim bir eylemdi. Yeşili korumak lazım. Ama sonra bir baktım apo bayrakları atatürk bayrakları yan yana. Esnafın cam çerçeve indiriliyor otobüsler yakılıyor. Olay amacından saptı. Bu yüzden gezi'nin ilk amacı dışında desteklenecek bir tarafı yok maalesef.
    15 2 ...