• bugün başıma geldi, hala aklıma geldikçe gözümden pıt bir damla yaş süzülüyor dostlarım. avm kapısının önünde sıra vardı yavaşça ilerliyorken ben sensörlü kapının önünde iken kapı çat kapanmasın mı? (boyum biraz kısa, sanırsam kapı beni görmedi) ben arasında sıkışmayayım mı? güvenlik görevlisi koşuşturmasın mı? neyse daha fazla devam edemiciim..
    6 0 ...
  • bugün günlerden büyük taarruz...
    bugün günlerden malazgirt...

    bugün büyük taarruz'un 97. yıldönümü. türk ulusunun elinde avcunda ne varsa kurtuluş için harcadığı son büyük hamlenin yapıldığı gün.

    size büyük taarruz'a ne şartlar altında hazırlandığımızı ve kocatepe'den afyon'a, oradan da sincanlı ovası'na nasıl aktığımızı anatayım.

    işte size büyük taarruz öncesi ve büyük taarruz sabahı...

    tarihler 17 ağustos 1922'yi gösterdiğinde mustafa kemal paşa, ankara'dan gizlice ayrılıyor, önce konya'ya, sonra da akşehir'e geçerek kurmaylarına resmen büyük taarruz'u tebliğ ediyordu.

    26 ağustos günü sabaha karşı türk ordusu bütün kuvvetleri ile kocatepe'den afyon'a doğru saldırıya geçecek ve ivedilikle netice alınacaktı.
    20 ağustos sabahı ise ankara gazeteleri mustafa kemal'in "çankaya köşkünde bir davet vereceğini" yazıyordu.

    bütün dünya böylece mustafa kemal'in ankara'da vereceği davete hazırlık yaptığını, ankara'da olduğunu düşünürken, mustafa kemal zaman kazanıyor ve kurmayları ile görüşüp, türk ordusunu denetleme fırsatı buluyordu.

    bu bir aldatmacaydı ve son derece gerekliydi.
    çünkü türk milleti'nin atacak tek kurşunu, vurabilecek tek yumruk darbesi şansı vardı.
    o yumruk düşmanın tam kalbine atılmalı, düşman tek yumruk ile parçalanmalıydı.

    işte o yumruğun atılacağı yer afyon'du...
    afyon müstahkem mevkii...
    sakarya'da durdurduğumuz, bozduğumuz yunan ordusu geri çekilmiş, afyon'u merkez almak suretiyle büyük bir savunma hattı inşa etmişti.
    yunan ordusunda başkomutanlık mevkisi el değiştirmiş, sakarya meydan muharebesini kaybeden general papulas başkomutanlıktan alınmış, yerine georgios hacianestis getirilmişti.
    yunan ordusu'nun afyon müstahkem mevkii komutanı ise general Nikolaos Trikupis'ti.

    trikupis dersini iyi çalışmıştı doğrusu.
    afyon, kütahya ve eskişehir tahkimatları mükemmeldi. başkomutan hacianesti haziran 1922'de izmir'den cepheye gelmiş ve 15 gün boyunca incelemelerde bulunmuş, hatta "tüm cepheyi dolaştım mustafa kemal adında bir komutana rastlamadım" diye gazetecilere küstahça röportajlar vermişti...

    aynı şekilde yunan savunma hatlarını ingilizler de teftiş etmiş ve "mükemmel" bulmuşlardı.

    izmir'de bulunan ingilizlerin atine askeri ateşesi albay naire'nin yanında iki ingiliz istihbarat subayı ile cepheyi dolaşması ve sonucunda ingiliz dışişleri bakanlığına yazdığı rapor şöyledir;

    --spoiler--
    Haziran Ayı içinde, izmir’de görevli Binbaşı Johnston ve Binbaşı Strover ile birlikte, Yunan Küçükasya Ordusu’nun genel durumunu öğrenmek üzere Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir’de incelemelerde bulundum.

    Cephede edindiğim izlenimlere göre, Yunan askerlerinin genel durumu umduğumdan daha iyidir. Askerler iyi giyinmişler, iyi besleniyorlar, haftada üç dört defa et veriliyor, açıkta asker yok, bütün askerler bir barınakta veya örtü altında kalıyorlar, silahları iyi ve bakımlı.
    Erler ile subaylar arasında iyi bir ilişki var.
    Askerler her zamankinden daha iyi eğitim görüyorlar. Cephe tahkimatı olağanüstü ve çok kuvvetlendirilmiş.
    ilk deha organize eğlenceler düzenleniyor, kukla oyunlarından, iddialı piyeslere kadar çeşitli temsiller veriliyor.

    Sonuç olarak, gerek askerlik ve gerekse moral yönünden Türk askerlerine göre Yunan askerleri daha iyidir.
    Türk taarruzuna, aktif bir savunma ile karşılayacaklarına ve başarı kazanacaklarına tam bir güvenleri vardır.
    Türkleri püskürttükten sonra, büyük bir hırsla geri atıp kovalayabilirler.
    Ama geçen yıl olduğu gibi, Yunan Ordusu kendiliğinden taarruza geçmek niyetinde değildir.
    Yunan komutanları, Mustafa Kemal’in kuvvetleri karşısında, cephenin güven içinde olduğundan şüphe etmiyorlar.

    albay naire, atina-13 temmuz 1922.
    --spoiler--

    işte büyük taarruz öncesi yunan tarafının durumu buydu.
    ingilizler rahattı, yunanlar rahattı...
    hatta ve hatta türklerin taarruz edebilecek durumda olmadıklarını düşünüyorlardı.
    esasen harp tarihine baktığımızda hakikaten de öyleydi.
    günlük düzenli hava fotoğrafları da bunu kanıtlıyordu.

    türk ordusu afyon müstahkem mevkiine 100 km mesafedeydi ve afyon'a taarruz edecek büyüklükte bir askeri kuvvetin yunanlardan habersiz yer değiştirmesi mümkün görünmüyordu...

    peki nasıl oldu? ne oldu da 26 temmuz sabahı kocatepe'den afyon'a taarruza geçtik...

    hiç şüphesiz ki yunanların ve ingilizlerin bildiklerini mustafa kemal paşa'da biliyordu.
    yukarıda da belirttiğimiz gibi tek bir hamle yapma, tek bir darbe vurma şansı vardı.
    bu darbeyi de yunan ordusu'nun merkezine, en kuvvetli olduğu yere yani afyon'a yapmalı, yunan ordusunu bölmeli ve tek hamlede kesin zaferi kazanmalıydı.
    aksi bir durum 1919'dan beri ilmek ilmek işledikleri kurtuluş planının bir hayal olması demekti.

    işte bu tek darbelik vuruş için türk ordusu afyon'un hemen yakınına kadar sokulmalı, topçularımız afyon'a ateş kusacak mesafeye kadar gelebilmeliydi.

    mustafa kemal paşa işte 20 ağustos'ta çankaya'da davet vereceği haberlerini bu yüzden yaptırmıştı.
    bakınız ne muazzam bir tarih, ne muazzam bir mücadele.
    askeri mücadeleyi boşverin. şu milli mücadele ruhuna bakın...!!!
    ankara'daki medya o zaman milli mücadele'nin bir parçası olmuş resmen. milli çıkarlara uygun bir şekilde hareket ederek büyük taarruz hazırlıklarına zaman kazandırıyor ve düşman istihbaratı yanıltılıyor.
    bunu ankara'da çıkan gazeteler sayesinde yapıyor mustafa kemal paşa.
    milli ruha bak arkadaş...
    nerede şimdiki yavşak ve yalaka medya, nerede milli mücadele medyası.

    neyse...
    ordumuz afyon'a taarruz yapacak şekilde sevk edilmeliydi.
    mustafa kemal paşa bunu muazzam bir şekilde örgütlemişti.
    işte ordumuzun zafer yürüyüşü burada başladı...
    burası zafer yoluydu...
    büyük taarruz

    zafer yolu nedir?

    30 ağustos zaferimizin parçalarından biri olan "zafer yolu" bizim tarihimizin dönüm noktalarından biridir.

    zafer yolu, büyük taarruza hazırlanan kahraman ordumuzun, düşman kuvvetlerinin bulunduğu afyon müstahkem mevkii'ni tek hamlede parçalamak adına kocatepe civarına yaptığı yığınağın tanımlamasıdır.
    başlı başına bir kahramanlık destanıdır zafer yolu…
    büyük taarruz

    kemal'in ordusu öyle bir orduydu ki, 4 gün boyunca 100 kilometreden ziyade bir mesafeyi sadece geceleri yürüyerek katetmiş ve afyon'un güneyinde konuşlanmıştı.
    tam 4 kolordu asker, 100.000 asker, binlerce at, yüzlerce top arabası…
    gündüzleri gölgeliklerde dinleniyor, sonra gece boyu hiç durmadan yürüyordu.
    zafere doğru, zafer yolundan yürüyorlardı.

    20 ağustos'ta ordu'nun yürüyüşü bitmiş, 20 ağustos'u 21 ağustos'a bağlayan gece hava karardığında ordusuna erzak ve mühimmat taşıyan bir milletin yürüyüşü başlamıştı.

    zafer yolunda sevkiyat başlamıştı.
    şuhut yönünden kocatepe'ye ve afyon'u çevreleyen tüm müstahkem mevkilere büyük bir sevkiyat yapılıyordu.

    sevkiyatı yapanlar kimlerdi?

    köylüler, halk, asker, subay herkes.
    hatta anadolu'nun türlü hayvanatı…
    öküzler, beygirler, katırlar, eşekler, köpekler bile bu kutlu zafere sebep olacak sevkiyatı birlikte yapıyorlardı.
    filhakika zafer yolunda 25 ağustos sabahı katarın önünde beliren bozkurt da bunlara dahildi.
    o bozkurt adeta zaferin müjdecisiydi...

    şuhut dağlarından afyon tepelerine.
    kiminin ayağı çıplak, kiminin kolu kırık.
    kimi ateşli, kimi gebe, kiminin kucağında çocuğu…

    halk ve asker birlikte.
    bomba taşıyordu, mermi taşıyordu, top arabası itiyordu.

    hepsi tam imanlıydı.
    zafere iman etmişlerdi...

    birinin bile kazanılacak zaferden şüphesi yoktu.
    çünkü onların hepsi aynı amaç doğrultusunda ilerliyordu.
    kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı…
    hep birlikte onlarca kilometre yol katetti.
    bir yudum suyunu, bir parça ekmeğini kahraman mehmetçik ile pay etti.

    kurtarılacak bir vatan vardı o dağların arkasında.

    ve binlerce asker, binlerce insan yürüdü durdu zafere, zafer yolu'ndan.
    afyon'a taarruz edecek bir ordu sevkedildi elbirliğiyle zafer yolu'ndan.

    taaruzdan 1 gün önce çekilen şu fotoğraf zaferi müjdeliyordu adeta.
    25 ağustos 1922, mustafa kemal ve inönü cephede bir ağaç gölgesinde.
    büyük taarruz

    başkomutan mustafa kemal paşa zaferden o kadar emin ki, rahat rahat oturuyor, taarruzdan önce son kez dinleniyor belki de...

    türk ordusu taarruz için son saatleri beklerken ingilizlerin atine büyükelçisi "Türkler bu mevzileri dört-beş ayda geçebilirlerse, bir günde geçtiklerini saysınlar" diyerek tatile çıkmıştı...

    türk ordusunun eskişehir'den afyon kocatepe'ye geldiğini anlamamıştı düşman,
    bu asil sevkiyattan, zafer yolundan yapılan bu asil ve kutlu yürüyüşten haberdar olmamıştı.
    o kadar teknoloji, o kadar uçak görmemişti...haberleri olmamıştı.

    ta ki 26 ağustos sabahı türk topçusu en müstahkem mevzilerini dövene kadar hala haberleri yoktu.
    nereden gelmişti bunlar?
    kimlerdi?
    nasıl bir güç bir gecede onları tam da tepelerine bindirmişti…
    büyük taarruz

    bırak yunan'ı, ingiliz'i de, fransız'ı da şaşkındı. tüm dünya şaşkındı.
    26 ağustos sabahı tüm askeri teammülleri yıkan bir harekat başlıyordu.
    "kurt kapanı" adı verilen bu taarruz bir yıldırım savaşıydı.
    büyük taarruz

    26 ağustos sabahı saat 05:30'da türk topçu ateşi ile taarruz başlamıştı.

    yıldırım savaşı taktiği yıllar sonra almanlar tarafından Blitzkrieg adıyla uygulanıyordu. ne var ki türk piyadeleri ve süvarilerinin yerini alman mekanize tümenleri ve panzerler almıştı...

    türk ordusu sabahın erken saatlerinden itibaren akın akın kocatepe'den afyon'a akıyordu.
    saat 6.45'te kalecik sivrisi, 10 dakika sonra tınaz tepe ele geçirildi.
    sonra belen tepe, kazuçuran...
    yunan mevzileri birer birer düşüyordu.
    yunanlar toparlanmaya çalışsa da, fahrettin altay komutasındaki türk süvarileri afyon ile uşak'ın arasına çoktan girmiş, afyon'un izmir ile bağlantısı kesilmişti.
    yunan palikaryası kurt kapanındaydı...

    saat 13.00'te ilk birliklerimiz afyon kent merkezine girmiş, saat 14.00'te türk süvarileri sincanlı ovasına inmişlerdi.

    düşman yok ediliyordu.
    atatürk büyük taarruz'u şöyle özetlemiştir;
    Yunanlılar iyi dövüşüyorlariyi dövüştükleri için de mahvolacaklar. Çünkü savaşmakla hata ettiler. Bugün Dumlupınar’a çekilseler belki kurtulurlardı. Yarmak için gerekli bütün kritik yerler elimizde. Yarın bu iş biter...”

    işte bir başkomutan.
    yaptığı plandan o kadar emin ki, düşman ordusunun yanlış kararını bile o an değerlendiriyor ve o değerlendirdiği ancak 2 gün sonra yunan'ın aklına geliyor ve dumlupınar'a çekiliyor. fakat mustafa kemal hep bir adım önde. dumlupınar'da yunan ordusundan önce mevzileniyor ve o son noktada yok edici darbeyi vurarak 30 ağustos'ta zafer kazanıyor...

    4-5 ayda geçilir denilen mevzilerin sadece 1 günde geçildiği ve başladıktan sadece 15 gün sonra izmir'de nihai zaferin kazanıldığı taarruzdur büyük taarruz.

    bugün 26 ağustos.
    bugün günlerden hem malazgirt, hem kocatepe...
    büyük taarruz

    fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır...

    kutlu olsun...
    10 0 ...
  • Konya gol atınca spikerin bir aglamadigi kaldı amk. GS gol attığında kendini yirtiyordu.
    Sizin sözde tarafsizliginizi sikim.
    8 1 ...
  • bir ara 5 kişiyle konuşuyordum. hızlı zamanlarımızdı yeğen...

    aralarından birisi daha güzel ve özeldi de anlamadı bunu. hakaret etmeyeceğim...
    diğerleri her insanla konuşulacak konuları konuştuğum sohbetlere sahipti. hatta birisi günaydın-naber şekilliydi sadece.

    sonra sıkıntılar bilmem neler. yok oldu hepsi.
    yeni kan arıyorum ama erkeklerden sıkıldım.
    kızlar en sevdiğiniz oje koduyla birlikte özelime buyrun lütfen, kısır ve kek benden.
    6 3 ...
  • Bunu yalnızca sevdiğiniz insanla yapınca güzeldir. Kokusu, sıcaklığı, nefes alışverişi ve onun kollarının arasında küçücük hissetmek size güven duygusunu yaşatır sonuna kadar. Arada üstünüz açık mı diye kontrol ediyor ve bir iki öpücük konduruyorsa tadından yenmez. Ama gel gelelim ki zamanı gelince Yok olacak her güzellik gibi bu Da vakti dolduğunda geçmişin tozlu sayfalarına karışır. Sanki hiç yaşanmamış gibi binlerce hatıra arasında yerini alır ve orada küflenmeye başlar. Değil mi ki ayrılıklarımız koşar adım ve kavuşmalarımız ağır aksak...
    16 0 ...
  • açılın ben midye profesörüyüm...

    ağır metal vb diyen şu entryi (bkz: #42033276) sallamayın.
    ayrıca midyenin haram olduğunu söyleyenlere de "hassiktir" deyin.

    bakınız muhterem müminler.
    sokaklarda midye dolma satan mardinli kekolardan midye alıp yerseniz sıkıntı olabilir.
    zira seyyar satıcılarda satılan midyenin menşei belli değildir. nereden toplandığı belli değildir. kıyıya yakın yerlerden, iskele ve duba direklerinden toplanan midyeler ağır metaller içerebilir bu da sıkıntı yaratabilir.

    lakin bugün türkiye'de kurumsal midyeciler var.
    midye ve midyecilik bir sektör oldu, gayet temiz, hijyenik çiftliklerde midye hasadı yapılıyor son birkaç yıldır.

    midye çiftliği örneği;
    midye yiyen midesiz insanlar
    midye yiyen midesiz insanlar

    çiftlik midyeleri ağır metal ve foseptik atığı içermez.
    ayrıca protein değeri de yüksektir.

    günümüzde midye satan kurumsallaşmış firmalar bu çiftlik midyelerini satıyorlar.
    yediğiniz midyenin günlük olduğuna dikkat ettiğiniz sürece bir sıkıntı yok.

    40-50 tane gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz.

    afiyet olsun.

    ek-1: midye çiftliği videosu;
    https://www.youtube.com/watch?v=xAo0D0kY3TI+

    ek-2: erdek'teki midye çiftliği midye hasadı haberi;
    http://www.yenierdekgazet..._hasadi_basladi-1333.html
    8 0 ...
  • Geceyi gündüzü, dünü bugünü karıştıran eylem. Rüyamda gene bir terminalde kazık yiyordum swh. Uyan sabah oldu dedim sonra kendime akşam olmuş meğer. iyi uçmuşum.
    4 0 ...
  • (bkz: akp nin fetö ile efsane mücadelesi)'nin son örneğidir.

    evet.
    fettah tamince denilen iş adamı türkiye cumhuriyeti kültür ve turizm bakanlığı'na bağlı olarak kurulan türkiye turizm tanıtım ve geliştirme ajansı'na yönetim kurulu üyesi yapılmış.
    fettah tamınce nin turizm ajansı yk üyesi olması

    bakanlığa bağlı olan bu ajans 11 temmuz 2019 tarihli ve 7183 no'lu kanun ile kuruldu ve 15 temmuz 2019 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
    http://www.resmigazete.go...er/2019/07/20190715-1.htm

    ajansın başkanı kültür ve turizm bakanı mehmet ersoy.
    bakanlığın sitesinde de ajansın yönetim kurulu verilmiş.
    https://basin.ktb.gov.tr/...-ajansi-goreve-basl-.html

    ekran görüntüsü;
    fettah tamınce nin turizm ajansı yk üyesi olması

    "ya ne var bunda, iş adamlarını almışlar işte yönetim kuruluna" diyeceksiniz.
    çünkü fettah tamince'yi tanımıyorsunuz.

    fettah tamince kimdir?
    fettah tamince, "fethullah gülen benim idolümdür" diyecek kadar fetöye bağlı biri olmasına, 17/25'ten sonra zaman gazetesinin sahibi olmasına, 17/25'ten sonra bank asya'ya milyarlar yatırmasına rağmen fetö davasından beraat etmişti.

    bakınız yıl 2017 fettah tamince fetö'den firari, asrın liderimiz de kazakistan ziyaretinde.
    bu ziyaret esnasında çekilen bir fotoğraf;
    fettah tamınce nin turizm ajansı yk üyesi olması

    cumhurbaşkanımızı karşılayanlar arasında bulunan kel adam fettah tamince ve tekrar ediyorum fetö firarisi.

    işte o fetö firarisi fettah tamince 7 mart 2019 tarihinde fetö davalarından aklandı, akpak yapıldı.
    https://t24.com.tr/haber/...e-feto-den-aklandi,811344

    şimdi o şahıs, aklandıktan 4 ay sonra devletin resmi kurumuna yönetim kurulu üyesi yapıldı.

    zorla zaman gazetesi abonesi yapılan, bank asya'da sevabına(!) hesap açtıran kuşbeyinliler hapiste, ama zaman gazetesinin sahibi dışarıda ve devletin resmi kurumunda yönetim kurulu üyesi.

    bunları hep (bkz: akp nin fetö ile efsane mücadelesi) başlığında yazdık, ama ismail'e yukarıdan emir geldiği için tam 3 defa başlığı sildi.

    ama okumak isteyenler için silinmiş içeriklerin bir kısmı ekşi sözlükteki başlıkta mevcut;
    https://eksisozluk.com/ak...fsane-mucadelesi--6081064
    12 0 ...
  • ilk çağlarda insanoğlu şeker denilen şeyi tüketmediği için diş şişmesi pek olmazdı.

    insanların diş ve dişeti sorunları 19. yüzyılın 2. yarısından sonra başladı.
    diş çürüklerine sebep olan, diş üzerindeki ince film tabakasında biriken bakterilerdir.
    bu bakterilerin aslında çoğu zararsızdır.
    lakin bu bakterilerin bazıları yiyeceklerdeki nişasta ve şekerle beslenerek bir boşluk yaratacak şekilde alttaki dişi eritecek asitler üretiyor, işte bu bakterilerin ürettiği bu asitler de diş çürümelerine yol açıyor.

    şüphesiz ki 10 bin sene önce yaşayan atalarımız bu endüstriyel nişasta ve şekerli ürünleri tüketmedikleri için onlarda diş çürüklerine rastlanmıyordu.

    ama bugün dünyada yaklaşık 3 milyar insanın dişlerinde çürük var. çünkü insanoğlu nişastalı ve şekerli endüstriyel ürünleri tüketmek için evrilmemiş olduğundan vücudun bu bakterilere karşı tükürükten başka bir savunma mekanizması yok.

    çürüklerden kurtulmanın tek yolu endüstriyel nişasta ve şeker içeren ürünlerden uzak durmak.

    şüphesiz ki tengir budun diş sağlığınızı da düşünür ve önerilerde bulunur.

    bir de bu kadar bilimsel bir entryden sonra başlık sahibine özel not;
    olm sen artık yaşlandın zaten, dişinin çürümesi, şişmesi normal ki...

    edit1: ilk çağ adamları şeker pancarı yetiştirmezler olm, avcılık ve toplayıcılıkla geçinirler. misal sen balığa çıkıyorsun ya, işte o zaman ilk çağ adamı oluyorsun. ben dağa çıkıyorum ya, o zaman toplayıcı oluyorum. o hesap.

    edit2: ayrıca üşenmedim baktım, şeker pancarı yetiştiriciliği 18. yüzyılda başlamış. ilkçağda şeker pancarı siksen yiyemezsin yani.
    şeker kamışı desen belki, ama kamış yani düşün kamış emüklemek delikanlıyı bozmaz mı?
    18 2 ...
  • her sene bu zamanlar geleneksel olarak yaptığımız şey.

    içine ne katıldığını bilmediğimiz market salçaları yerine kendi yaptığımız sağlıklı, organik salçalarımızı ve domates suyumuzu tüketiyoruz.

    20 kg domates ve 10 kg salçalık biber aldık pazardan.

    doğrama işi bende, geri kalanlar yengenize ait.

    domateslerimiz mustafakemalpaşa domatesi.
    evde salça yapmak

    orada kızılcık da var, onunla kızılcık suyu yapacağız.

    biberlerimiz karacabey'den.
    evde salça yapmak

    böyle doğrayarak ufak hale getiriyoruz.
    evde salça yapmak

    sonra veriyoruz aygaza.
    evde salça yapmak

    gönül ister ki bahçede yakalım dev gibi bir ateş sonra kazanda kaynatalım ama olmuyor işte şehirlik yerde.

    neyse, pişiriyor, posasını çıkarıyor, blender mlender bir şeyler yapıyoruz.
    en son kavanozlayarak saklamaya başlıyoruz.

    bu sene kavanozların kapaklarını antik şehirlerden seçmiş bizimkiler, çok hoşuma gitti.
    evde salça yapmak

    ama bu kapaklarla beni tava getirip tüm ağır işleri bana yaptırıyorlar. ama olsun şikayetim yok.

    işler bitince olmuş halini de atar editlerim.

    see you...
    12 2 ...