• Bu Memleket Bizim

    Dört nala gelip uzak Asyadan
    Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
    Bu memleket bizim

    Bilekler kan içinde
    Dişler kenetli
    Ayaklar çıplak
    Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
    Bu cehennem, bu cennet bizim

    Kapansın el kapıları
    Bir daha açılmasın
    Yok edin insanın insana kulluğunu
    Bu davet bizim

    Yaşamak bir agaç gibi tek ve hür
    Ve bir orman gibi kardescesine
    Bu hasret bizim

    Nazım Hikmet
    3 0 ...
  • Neler hissettiğinizi sürekli analiz etmek durumunda kalmıyorsunuz çünkü her şeyi çok net biliyorsunuz -sebebi sürekli kontrol edecek kadar vaktinizin olması-.

    Kafanızın içinde bir simülasyon ortamı şeklinde tartışma sahanızı kuruyor ve artık konuşmaya da ihtiyaç duymuyorsunuz -hep yorucu geliyor-.

    Her bakım ve açıdan insani ihtiyaçlar dolayısıyla şikayetçi olduğum gibi burada da şikayetçiyim. Keşke en azından ilk 20 yılımızda filan tamamen karşılanmış olsalar ve biz sonraki ortalama kırk- elli yılımızı tam kapasite odaklı geçirebilsek.

    Hepsinden önemlisi en iyi rakibinizi yani kendinizi çok iyi tanıma (kendini gerçekleştirmek/ tam verimlilik) güzelliği ve gücüne sahip oluyorsunuz.
    6 0 ...
  • "hani marjinal bizdik" sorusunu sorduran hayattır.

    bakınız atv kanalı.
    yandaş ve güya muhafazakar bir kanal.
    bu kanalda esra erol'un sunduğu bir program var.
    bu programa bir kadın çıkıyor, kadının resmi nikahlı olduğu kocası var, bir de sevgilisi var.
    lakin ortada bir de bebek var.
    programda "bebeğin babasının kim olduğu" tartışılıyor...
    esra erol daki örtülü ablanın marjinal hayatı

    ablamız sevgilisi ve kocası ile bir hayat sürüyor.
    esra erol daki örtülü ablanın marjinal hayatı

    derken olaya davut isimli 3. bir erkek dahil oluyor.
    esra erol daki örtülü ablanın marjinal hayatı

    meğer davut adlı şahıs da bu ablanın sevgilisiymiş. ama onunla ilişkisi bitmiş miş...

    bu arada türbanlı abla, bebeğin kocasından değil sevgilisinden olduğunu itiraf ediyor. (altyazılara dikkat lütfen)
    esra erol daki örtülü ablanın marjinal hayatı

    olaya türbanlı ablanın sevgilisinin annesi de dahil oluyor. (altyazıya lütfen dikkat)
    esra erol daki örtülü ablanın marjinal hayatı

    tabi sevgili tarafı da davut ortaya çıkınca "acaba bebek davuttan olabilir mi" diye şüpheye düşüyorlar falan...

    ulan, bir kadın, 3 adam, bir bebek...
    ve bu saçmalık tv'den yayınlanıyor, ha bir de stüdyodaki seyirciler de olaya dahil oluyor. kocasının tarafını tutanlar var, sevgilinin tarafını tutanlar var.
    kimse de demiyor ki "bu ahlaksız şeyleri neden yayınlıyorsunuz?"...

    türkiye bitmiş amk!!!

    edit: seyretmeye dayanabilirseniz bu da videosu;
    https://www.youtube.com/watch?v=I2whljDFG1c+
    25 11 ...
  • En azından bir kısmında görmek istemeyenler vergi dairelerine gidebilirler.

    ülkemde suriyeli sığınmacı istemiyorum
    10 1 ...
  • arkadaşlar n'oluyor bize kuzum?

    aile dostumuz tayfun amcadan, vatsap konuşmamızda işimizi çözüp vedalaşırken aldığım kalpli, dudağın öne çıktığı emojiyle olduğum yerde sıçradım.

    tayfun amca, baya bildiğin adam. ılıklıkla alakası olmayan, çoğu zaman teşekkür dahi etmeyen, işi bitince telefonu kapatan biri.

    bu durumun müsebbibi sizlersiniz. çektiğiniz selfieler, takip ettiğiniz youtuberlar, attığınız saçma snapler, dakka başı paylaştığınız yavşak storyler...

    yeter lan!

    yaşlı adamları bile zehilediniz. bakın hala elim ayağım titriyor kuzum diye başladığım entryyi nerelere getirdim. adamın yüzüne bakamayacam lan!

    kendinize çeki düzen verin arkadaşlar. yeteriniz varsa yeter! canlarım benim.
    6 0 ...
  • scottish fold

    Şunun tatlılığına bakın hele. terliği sahiplenişi. Takık o terliğe. Ben de onu mu kırıcam. Giymiyorum.

    Gerçekten tırmalama, ısırma huyu olmayan ama asla kucağınıza gelip sırnaşmayan bir kedi. Bu aralar işten gelince bacaklarıma sürtünüyor; acayip mutlu oluyorum. Misafirlere asla kötü davranmaz. Uzaktan bakar. Gayet oyuncudur. Komiktir. Şapşiklikleri insanı güldürür bolca. Miyav-mauv-miii gibi seslerle ne istediğini anlatır. Sabah şekeridir;Yeni uyandığında bol bol sevip öpebilirsiniz.

    Hayvan ticaretine kesinlikle karşıyım. Yuvasız kaldığı için bir veteriner arkadaşımdan sahiplenmiştim. Şanslı hissediyorum kendimi.

    Onun o şaşkın bakışlarına kurban olurum.
    12 3 ...
  • ayak-baş ( bir ters bir düz yani ) şeklinde olacaksa düşünülebilecek eylemdir. diğer türlüsü bizi bozar. gerçi o zamanda ayaklarınız kokar lan sizin. siz yakından sarılın ben az ötedeki çekyata uzanır uzaktan sarılırım.
    11 0 ...
  • iyi yürekli olmak gerek.Sayımız çoğalsın ki dünya daha yaşanabilir olsun.
    3 0 ...
  • Eskiden yıkılmama sebep olan olaya şimdi tepki bile veremiyorum. Bu bazen ayakta kalmayı öğrenmek, bazen duygusuz görünmeyi kabullenmek gibi. Yaşanılan hiçbir şey boşa yaşanmaz. Bazen, insan ders alır eksiklerini tamamlamak için. Ve kimse kimsenin hayatına boşuna dahil olmaz.
    4 0 ...
  • Papaz gitti zannedenler yanılıyor, asıl şimdi gelecek!

    1970'li yılların başında ABD'nin en ciddi sorunu, uyuşturucuydu.
    Amerikan gençliğinde salgın gibi yayılmıştı, mücadele edilemez hale gelmişti.
    Uyuşturucuyu kaynağında kurutmak için, haşhaş üreten ülkelere baskı yapmaya başladılar.
    Hedefte Türkiye vardı.
    Çünkü o dönemin en büyük haşhaş üreticilerinden biri Türkiye'ydi.



    Demirel'e “haşhaş ekimini derhal durdur” dediler.
    Demirel kabul etmedi. “Adını afyon'dan alan şehrimiz bile var, çiftçimizin çok önemli gelir kaynağı haşhaş, durduramam” dedi.



    Ambargoyla tehdit ettiler.
    Demirel havayı biraz olsun yumuşatabilmek için sınırlama getirdi, “haşhaş ekimi sadece yedi şehirde yapılacak” denildi.



    ABD tatmin olmadı.
    “illa yasakla” diye yükleniyordu.



    Tam o sırada… Amerikalı bir üniversite öğrencisi Atatürk Havalimanı'nda vücuduna sarılmış halde iki kilo esrarla yakalandı.



    Tıpkı Amerikalı rahip Brunson meselesinde olduğu gibi “hukuk” ve “diplomasi” üzerinden çok vahim taktik hata yapıldı.
    ABD'ye misilleme olarak kullanılmaya kalkışıldı.



    Şuursuz medyamız devreye sokuldu.
    “Görüyorsunuz işte, bizim uyuşturucuyla alakamız yok, ABD'ye giden uyuşturucuyu bizzat Amerikalılar taşıyor” manşetleri atıldı.



    Normalde en fazla dört yıl hapis verilmesi gerekirken, 30 yıl yapıştırıldı.
    Aklımız sıra ABD'ye dersini vermiştik yani.



    ABD burnundan soluyordu.
    Şak…
    12 Mart Muhtırası verildi.
    Amerikancı generallerimizin güdümünde ara rejim hükümetleri kuruldu.
    Bu hükümetlerin ilk icraatı, elbette haşhaş ekimini yasaklamaktı.
    ABD muradına ermişti!



    1974…
    Ecevit iktidara geldi.
    ilk icraatı haşhaş ekimini serbest bırakmak oldu.
    ABD öfkeden deliye döndü.
    Üstüne, Kıbrıs'a çıktık.
    Haşhaş için hazırladıkları ambargoyu, Kıbrıs vesilesiyle uyguladılar.



    Ecevit düşürüldü.
    Milliyetçi Cephe Hükümeti kuruldu.
    Şak…
    Amerikalı üniversite öğrencisi hapis yattığı imralı adası'ndan kaçtı!



    Güya imralı'ya kum taşıyan bir balıkçı motoru gelmişti. Arkasında sandal bağlıydı. Amerikalı gece karanlığından faydalanarak bu sandala saklanmıştı. Motor denize açılınca sandalın ipini keserek, kürek çeke çeke Bandırma'da karaya çıkmış, otobüsle Bursa'ya, oradan istanbul'a, oradan Edirne'ye gelmiş, Meriç nehrini yüze yüze Yunanistan'a geçmişti!



    Buna inanmak için gerizekalı olmak gerekiyordu.



    Peki neydi?



    ABD'de üniversite öğrencisinin serbest bırakılması için geniş çaplı kampanyalar başlatılmıştı. ABD Kongresi başta olmak üzere, Türkiye'ye büyük baskı uygulanıyordu.
    Bu baskılar neticesinde, 30 yıl hapis cezasına çarptırılan Amerikalı üniversite öğrencisi, kapalı cezaevinden alınmış, imralı'daki yarı açık cezaevine nakledilmişti.
    Sonra da, MiT-CIA işbirliğiyle kaçırılmıştı.
    Selanik'teki Amerikan konsolosluğuna götürülmüş, Almanya üzerinden uçakla New York'a götürülmüş, medya ordusuyla karşılanmıştı.



    Tıpkı Amerikalı rahip Brunson meselesinde olduğu gibi, “hukuk” ve “diplomasi” üzerinden yapılan bir başka vahim hataydı.



    Sayın devletimiz pazarlık etmişti.
    Bu pazarlık çerçevesinde, Amerikalı üniversite öğrencisi cezaevinden firar etmiş gibi bırakılacak, ülkesine gidince basına konuşmayacak, susacak, hadise kapatılacaktı.



    Sayın şuursuz medyamız, bu vahim pazarlığı afişe etmek yerine, yalanlara çanak tuttu. “imralı'dan müthiş firar” manşetleri atarak, sayın ahalimizi organize yalana inandırdı.



    Sonra?



    Amerikalı üniversite öğrencisi kitap yazdı.
    Hollywood zaten aportta bekliyordu.
    “Geceyarısı Ekspresi” adıyla filme çekildi.



    Biz Türkleri komple ırkçı, işkenceci, tecavüzcü, iğrenç insanlar olarak gösterdi, Türkiye'yi asla adım bile atılmaması gereken, hukukla alakası olmayan, hırıstiyan düşmanı, ilkel, vahşi, korku imparatorluğu gibi gösterdi.
    Tecavüz edilirken fonda ezan okunuyordu.
    işkence yapılırken Türk Bayrağı gösteriliyordu.
    Dünyaya Türkiye'yi böyle tanıttı.
    Dünyada yankı uyandırdı.
    Türkiye'nin imajı tarihte görülmemiş şekilde karalandı.
    Kalıcı tahribat yarattı.
    Karşılığında iki Oscar aldı!



    Misilleme yapalım derken, misillemenin feriştahını görmüştük.
    Haşhaş direnişimiz, hukuku eğip bükelim derken, faciayla sonuçlanmıştı.



    (Şimdi bu okuduklarımıza kısa bir ara verelim, parantez açalım.)



    (1 Mart 2003 tezkeresinin Tbmm'de reddedilmesinden hemen sonra Amerikan dizilerinde ve Hollywood filmlerinde aniden “köktendinci Türk teröristler” peydah oldu.
    ABD'nin en çok izlenen istihbarat dizisi 24'e Thomas Sherek adıyla Türk terörist monte ettiler, Türk vatandaşıydı, izmir doğumluydu, Türkçe bilmiyordu, anadili Arapça'ydı, nükleer santralı havaya uçurdu, ABD savunma bakanını kaçırdı, ABD başkanının uçağını bile düşürdü!
    Bu diziye göre, Los Angeles'ta oturan, normal bir aile gibi yaşayan uyuyan hücre vardı, onlar da Türk'tü, elebaşları Habip diye biriydi, Türk'tü, Ankara'dan istanbul'dan talimat alıyorlardı.
    Bu dizi beş dalda Emmy ödülü kazandı!
    Bitmedi…
    Libya'da ABD büyükelçisinin öldürülmesiyle alakalı film çektiler. “Bingazi'nin Gizli Askerleri” adıyla vizyona giren filmde elçilik binasını yakan terörist, Türk bayraklı tişört giyiyordu.
    “NCIS Los Angeles” dizisinde, beyaz takkeli kalaşnikoflu teröristleri taşıyan gemi, Türk gemisiydi, Türk bayraklıydı, adı Hamidiye'ydi.
    “Out of Reach” filminde, Polonya'daki Türk konsolosluğu terör yuvasıydı, üstüne, çocuk ticareti yapılıyordu.
    “War Dogs” filminde silah ticareti filan anlatılıyordu, Türk tankları ve bizzat Tayyip Erdoğan gösteriliyordu.
    En son… ABD eski başkanı Bill Clinton roman yazdı, bir milyondan fazla satan bu romanda Cihadın Oğulları adıyla çok tehlikeli bir terörist örgüt var, ABD'ye savaş açan bu terör örgütünün elebaşı Türkiye doğumlu, adı da Süleyman Cindoruk!)



    Vaziyet bu haldeyken…
    Türkiye köktendinci terörizmin merkezi olarak sunulurken…
    Amerikan düşmanı, hıristiyan düşmanı olarak gösterilirken…



    Güya misilleme yaptık, “ver papazı al papazı” diyerek Amerikalı papazı “casus” suçlamasıyla içeri attık, eyy Amerika dedik, bu teröristi asla alamazsınız dedik, bizim Allahımız var filan dedik.
    Bilahare, tıpkı esrarkeş Amerikalı öğrenci meselesinde olduğu gibi, yüzümüze gözümüze bulaştırdık, tükürdüğümüzü yaladık.
    Yalancı gizli tanıklarla hapse tıktığımız papazı, ABD başkanı devlet töreniyle ağırladı, tüm dünyada birinci haber oldu.



    Analiz yeteneği sıfır olan… Algı operasyonu yürüteyim derken, senaryosu çoktan yazılmış algı operasyonuna figüran olan sayın yöneticilerimizi tebrik ederim.



    Başrolünde papaz bulunan “Geceyarısı Ekspresi”ne herkes hazır olsun.

    https://www.sozcu.com.tr/...imdi-gelecek-2682782/amp/
    2 1 ...