• Bir orkestranın önünde avazım çıktığı kadar şarkılar söylemek ve alkışlamayanların eşliğinde kulise giden yolculuğumda ezber bozmayan sakin hayatı yaşıyordum.
    Benden bir yıldız olmak yada on numara pozisyonunda olmayı beklemek hayal kırıklığıydı zaten.
    Önde basıp rakibi bozup defans yapıp rakibin ileri oyuncularını yıpratabilirdim.
    Sessizliği seviyordum.
    Çok sesli sessiz hayatım yaşamak için elinden geleni yapıyor bir köşede unutulmuş olmanın vasıfsızlığın da;
    içinden geldiği gibi yaşıyordu hayatı.
    Gücünün yettiği kadar ayakta kalıp geçimini organize edip kendi hava boşluklarında harikalar yaratacak kadar sanatçıydı.
    Yaşamın çok zor olduğu döneme denk gelmiş olmanın basiretsizliğin de geride kalan gençlik yıllarına duyduğu vefalı özlemlerin etkisinde tabiatın seslerini dinliyordu.
    Hiç bir şeyi unutmamıştı.
    Hiç bir şeyi unutmazdı.
    Vazgeçtiğini zannediyordu.
    Vazgeçse olmazdı zaten.
    iki elinde tuttuğu on marifetleri dakika dakika kafasında yaşıyordu.
    Onu çok yaşatmayacak yükleri belki suyun üzerine çıkaracaktı.
    3 2 ...
  • ideal olanı her sabah alınandır. Her sabah kahvaltıdan önce bir 10-15 dakikalık duş hem güne güzel başlamanıza hem de topluma rahatsızlık vermemenize imkan sağlar.

    Haftada bir ya da iki kez de banyo yapın. Böyle yarım saatin üzerinde, kıl tüy tırnak kesimi detaylı temizlik için. Temiz olun. Ölmezsiniz.
    3 1 ...
  • babamın öğüdü ile, iyi insan olmanın birinci kuralı olan, davranış biçimi. öğüt ile alakası yok gerçi, aklı başında olan her insan , bunu bilir, sorgular. babamın öğüdü ile niye dedim, çünkü en iyi arkadaşını bende tanıyordum, o kişi; ağzından kötü tek bir küfür , kötü söz bile çıkmayan, insanların arkasından konuşmayan, tebessümünü eksik etmeyen birisidir. ve bir gün, babam, o kişiye, ya arkadaşım, sen namaz kılmayı düşündün mü, kılıyormusun hiç diye sorar. ama bu soruyu kesinlikle ve kesinlikle art niyetli olmadan, mahsus sorar, gıcıklığına değil yani. o da tebessümle hayır, nasibimde varsa kılarım belki gibisinden cevap verir.
    tüm bunlara şahit olurken , yorumlama şu şekildedir. insan, namaz kılıp, dindar gözüküp, ama bütün fitne fesatlarda o kişide ise, bütün ahlaksız kelimeler, onun bunun karısı kızı hakkında yorumlamalar, bakmalar, eleştiriler ondaysa , islamın en büyük kurallarından , güzel ahlaktan bir haber şekilde kendini avutuyordur.
    diğeri de, insan olmanın, inançlı biri olmanın davranış biçimini, gösteriş yapmadan uyguluyordur.
    6 1 ...
  • Büyümek, durmadı.
    Durdurmadı beni.
    Elimden çekiştirip zorla büyüttü.

    4 yaşımda kalsaydım.

    Sararan yapraklarla çığlık atsaydım sokaklarda
    Hep koşsaydım hiç durmasaydım

    Ahh büyümek..

    Dertli bir yetişkinim
    Ama Yine koşuyorum çatla.
    Hayattan tat alıyorum hala çatla.
    Kahkahalarım insanları gülümsetiyor çatla.

    Acıyan yerlerime sonbaharı yapıştırıyorum
    Kışla kar tanelerine tutunup yıldızlara tırmanıyorum
    ilkbaharda gözlerimde çiçekler açıyor
    Yazla güneş göğsümde parıldıyor.

    Çocukluğum cebimde taşıdığım gurbetim.
    Hayatın tadı gözlerimde açan çiçeklerim.

    Büyümek oyun arkadaşım.
    Beni asla sobeleyemeyecek olan..

    Mutluluk çocuk kalbim.
    Asık yüzlere inat.

    Realizmi kibritlerimle oynarken kazayla yakabilir miyim *

    The avener & kadebostany
    Castle in the snow
    https://youtu.be/2ABNMRWr1Sg

    hayattan tat almamak
    19 3 ...
  • kerkük'ün tarihinde %1 bile yer almayan, abd sayesinde oralara çöreklenmeye çalışan kürtlere türkmenler tarafından döşenmiş olan, edirne'den kerkük'e kadar uzanan kalın mı kalın bi' borudur. hadi geçmiş olsun. evet.
    9 0 ...
  • bok çukuru gibi olmuş burası.
    Çok tavsiye aldım şimdiye kadar, kimseye güvenme, kimseye kendini anlatma diyenler çok oldu. Tedbirli davranmasına davrandım tabiki ama adım bilinmiş, fotoğrafım görünmüş çok da umursamadım açıkçası.
    Reelde de katlanamadığım, elimin ayağımın sinirden titremesine sebep olan durumlarım vardır benim, en başta riyakarlık gelir. ne yazık ki burada dedikodu yapmak, insanlar hakkında ileri geri konuşmak normalleşmiş, yüzsüzlüğün dibine vurulmuş. 20 yaşındaki kızlar evli adamlara yürüyormuş, bilmem ne nickli yazarın atlamadığı kız yokmuş, e zaten birşey birşey nickli kız da herkese veriyormuş..
    Bu nedir ya? Hangisini gördünüz diyorum çıt yok, “görmedik ama duyduk” diyorlar, bir de sağlam kaynaklardanmış güya.
    Adım bu bahsettiğim durumların herhangi birinde geçmiyor ama bu tepkisiz kalmam için yeterli bir sebep değil benim.
    Ben buradan da burada ki çoğu insandan da tiksindim. selam verdiğim için kendimden utandığım yazarlar var hatta.
    Takmamak lazım, ama huy işte, sinir yapıyorum dayanamıyorum.
    Siz istediğiniz kadar çizginizi bozmayacağım deyin, sülük gibi tipler gelip yine de bulacaktır sizi burada.

    Sözlükmüş..
    Külahıma anlatın onu..

    edit: yukarıda yazdım ama tekrarlamak istiyorum. adım herhangi bir dedikodu yahut yalan içinde geçtiği için değil, bunların yapıldığını gördüğüm için sinirim.
    21 4 ...
  • şüphesiz ki şudur;
    melih gökçek in akp lilere ibret olacak tweeti

    bak nasıl da kraldan çok kralcıymış sayın gökçek.
    chp'ye güle güle derken, şimdi kendisi güle güle oldu.

    bugün bozuk ekonomiye, yerin dibine girmiş dış politikaya, kandırılmalara, suriyeli mültecilere, kürt açılımlarına, fetöcüler ile kucak dansına ses çıkarmayanlar.
    bir gün işi bittiğinde reis sizi de atacak kamyonun kasasından.

    biatçılığa son verip gerçekleri görün.

    b a t ı y o r u z . . .
    29 6 ...
  • Ülkemizde kadınları anlatan en iyi görsellerden biri bu sanırım.

    Ama Ne kadar kızsakta, tepki göstersekte bir yerde hemcinsimizdeki suçuda görmeliyiz. Malum erkekleri yetiştirende yine biz kadınlarız. Zamanında bazı şeyleri verememişsek demek ki.

    kadınların ülkemizde hiç sayılması
    13 5 ...
  • -mandalinalar/tangerines-

    Yıl 1992. Kafkasya'nın abhazya kısmında çeçenler ve gürcüler arasında savaşın başlamasıyla birlikte bir köydeki estonyalılar atalarının vatanlarına doğru göç etmeye başlarlar. Sadece iki yaşlı, bulundukları köyü terk edemez. Ivo ve komşusu margus. Maddi sıkıntılar yüzünden göç etmeye cesaret edemeyen bu iki yaşlı adam, savaşın ortasında kalır.

    Gürcü yönetmen zaza urushadze tarafından yazılan ve yönetilen film estonya'nın altın küre ve akademi ödülleri adayı oldu. Pek çok eleştirmene göre büyük ödüller hak etti. Bildiğimiz şaşalı savaş filmlerinden değil mandalinalar. "Savaşın kazananı yoktur" diyor.

    -yan pencere/medianeras-

    Bazı filmler vardır; kendinize kalsın, hiç kimse bilmesin istersiniz.
    Arjantinli yönetmen gustavo taretto'nun ilk uzun metrajlı filmi "medianeras" tam da bu kategoride bir yapım. "Belki benim param döne dolaşa senin cebine girmiştir." hikayesini barındırıyor.

    Mariana ve martin buenos aries'te şehir hayatının yoğunluğu içinde yaşamlarını küçük dairelerinde tek başlarına sürdüren, birbirinden habersiz iki komşudur. Aslında birbirlerine o kadar çok benzemektedirler ki! Tek problem ve aslında en büyük problem bir türlü denk gelemiyor olmaktır.

    Her gün teğet geçtiğimiz insanların aslında doğru kişi olduğunu bilmeden yaşıyor olmamız bizim suçumuz mu? " ne aradığımızı biliyorken onu bulamıyorsak, bu kaosta ne aradığımızı bilmeden onu nasıl bulacağız?" sorusunun cevabı film boyunca mariana bile birlikte arayıp duruyoruz.

    -eğitmenler/the edukators-

    Genç yönetmen hans weingartner'in yazdığı ve yönettiği 2005 yapımı film, uzun yıllar sonra almanya'dan altın palmiye'ye aday oldu. Düşük bütçesiyle çekilmiş olmasına rağmen konusuyla klasik bir gençlik filmi değil. Bu filmde kendilerine belirli misyon edinmiş gençler mevcut sisteme dair düşünüyor, eleştiriyor ve ne yapabiliriz diyor. Kapitalizme baş kaldıran üç genç arkadaş, zenginlerin evlerine girerek onlara ders vermek isterler. Amaçları çalmak değil, eşyaların yerlerini belirli bir sistem içinde değiştirerek zengin fakir arasındaki uçurumu vurgulamak, adaletsizlikten ve fırsat eşitliğinden bahsedilmektedir. Bir gün evine girdikleri kişi tarafından fark edilmeleriyle birlikte olaylar hiç düşünmedikleri şekilde ilerler ve kendilerini suça karışmış bulurlar.

    -bahçe/zahrada-

    Slovak sinemasının en iyilerinden. Sade diyaloglarıyla ilgi çeken, kısa ve masal gibi bir film.

    Jakub, babasıyla sorunlar yaşamaktadır. Babası sürekli onun işe yaramaz birisi olduğunu söylüyordur. Sonunda ipler kopma noktasına geldiğinde, dedesinin eski evini satıp parasıyla yeni bir daire alarak yanından ayrılmasını ister. Jakub olanları düşünmek ve kafasını toplamak için birkaç günlüğüne dedesinin köy evine gider. Bahçeyle ilgilenirken tatsız hayatından kaçabildiğini görür. Satmak yerine buraya yerleşme fikri günde güne daha cazip bir hale gelir. Bu fikre kapılmasında değişik bir kadın, hatta gerçek bir melek olarak nitelendirilebilecek helena büyük etken olur. Ilk başta bütün gün yataktan çıkmayan, miskin bir şekilde gününü sonlandıran jakub'a helena, mistizm dolu farkındalıklar yaşatır. Zaman geçtikçe köy evine ve ortama daha çok bağlanmaya başlayan jakub, hayata dair sorular da sormaya başlar.
    Ve şu replik filmin ne anlattığını çok iyi özetliyor:

    "Gerçek hayatı yaşayan doğa adamı, gerçek hisleri kendine rehber alır, artık var olmayan sosyal konforları değil."
    8 2 ...
  • yakın gelecekte ırak bize bahmiğir diye ağlayacak heval zırıltısı içeren başlık...
    15 3 ...