• Belki fiziksel bir acıdan çok ruhsal bi acıydı. Sıcak su torbaları, çikolatalar, masajlar haricinde yapılması gereken sıkıca sarılıp gözlerinin içine bakarak seni seviyorum diyebilmekti.
    5 0 ...
  • cihaner isminin anlamı

    Osmanlı'da hamamlarda para karşılığı yatak arkadaşlığı yapan anlamında..

    "Yeni yetme körpe. genç!"

    (Yani...hibnelik.)
    6 1 ...
  • anne

    2208.
  • kaç kere kadınlar tarafından terkedildim, onun yaptığı kadar koymamış hiçbiri.

    yoğun bakımda bensiz yatıyor. 30 yaşına geldim, içim yanıyor, kolum kanadım kırıldı. öfkelenemiyorum bile. kanser belasıyla iyi mücadele etti, yoruldu ama onsuz hiçbir şey aynı olmayacak çok iyi biliyorum.

    çok acı veriyor lan. annenizin değerini illaki biliyorsunuzdur ama daha çok bilin. aklınızda keşkeleriniz kalmasın. sarılın, sevin. sevdiğinizi bilmesine izin verin. ne kadar sevdiğimi biliyor olmasına rağmen bir şeyler eksik gibi hissediyorum. bir kez daha öpüp koklayamamak, başımı okşayamayacak olduğunu bilmesi, zora sıkışınca ona sarılamamak, bittim lan ben. bittim.
    2 1 ...
  • Yağ yakmak dışında mantıklı olmayan eylemdir. Hergün de yapılmamamlı haftasonları 30-40 dakika normal veya 20 dakika hiit idare eder. Normalde minimum 6 olmasına dikkat edilmeli. Hiitte de 14 den yukarı çıkmaya lüzum yok. Herkes koşamaz o civarlarda.
    0 0 ...
  • varlığa gelmesi (tekevvün) hareket etmeyen bir nedenden olan her şey, varlığında da (fi vucûdihi) hareketli değildir. Çünkü fail hareketli değil ise, değişmeyendir. Fail değişmeyen olduğuna göre, yapan iken yapmayan veya yapmayan iken yapan durumuna geçmeksizin bizzat varlığı ile yapıyordur. Zira intikal eden, bir şeyden başka bir şeye intikal ettiğinden kendisinde değişiklik meydana gelir. Kendisinde değişiklik meydana geldiğinde ise, bu hareketsiz olmayacaktır. Eğer hareket etmeyen ise ya hiçbir durumda hiçbir şey yapmıyordur, ya da bazen yapıyor olması dolayısıyla hareket eden olmaması için sürekli bir biçimde yapandır. Zira bir neden bir şeyden bir şeye doğru hareket etmiyor ise ve her durumda ya da belli bir anda küllün illetinin nedeni değil ise o, küll için daima nedendir ve neden olmaya devam edecektir. Zira yetkin değil iken sonradan yetkin olmuş olmaması – zira hareketli olan neden, yetkin değil iken sonradan yetkin olmuştur – ve yine zaman ve zamanı sevk eden bir şeye ihtiyaç duymaması için – zira hareketli olan neden, zaman ve zamanla bağlantılı olan bir şeye ihtiyaç duyar – küllün illetinin hareketli olmaması gerekir. Küllün illeti hareketli değil ise, bundan zorunlu olarak küllün kendisinin de ezeli olması sonucu çıkar. Zira küll, yalnızca hareket etmeyen illetten meydana gelmiştir. Şayet biri “yalnızca küll’ün illeti ezelidir, âlem ezeli değildir” sözü ile Allah’a saygı gösterdiğini ve Allah’a yakın olacağını zannediyorsa, bu sözüyle neden olan Allah’ın hareketsiz değil, hareketli olmasını gerekli kılmış olur. Bu konuda “neden (Allah) hareket edendir, hareket etmeyen değil” dediğinde de O’nun her zaman değil, belli bir zamanda yetkinleştiğini, dolayısıyla eksik olduğunu söylemiş olur. Zira her hareket, tamamlanmayan ve başkasına yani hareket tarafından oluşan zamana ihtiyaç duyan eylemdir.

    Gök ve zaman birliktedirler. Zaman olmadan gök, gök olmadan da zaman olmaz. Zamanın olmadığı bir ân olmadığı gibi, zamanın olmadığı bir ân da olmayacaktır. Zira zamanın olmadığı bir ânın olması, zamanın zaman olmadığı bir ânın olması demektir. Çünkü “o bazen vardır” denildiğinde “o bazen yoktur” ifadesinin bir gereği olarak “o bazen vardır” denilmiş olmaktadır. Yani bu, o ne her zaman vardır ne de her zaman yoktur, bu iki durum arasında orta bir yerde yer almaktadır, demektir. Dolayısıyla nerede bir ân var ise orada zaman vardır. Eğer zamanın içinde olmadığı bir ân olmuş olsaydı ve bu, ‘ân’ olduğu bir şeyden ‘ân’ olmadığı bir şeye geçmiş olsaydı, zaman yok olduğu durumda “ân”ın zaman olmadığı bir ân olmuş olurdu. Zira ân, zamana delalet eder. Zamanın içinde olmadığı ve zamanın içinde olamayacağı bir ân olamayacağına göre zaman daima vardır. Aksi takdirde ân’ın varlığına rağmen her iki yönde (geçmiş ve gelecekte) zaman olmamış olurdu. Oysa ân zamana delalet etmektedir. Öyleyse zaman daima vardır. Çünkü ân’ın çelişiği ya “ebediliktir” ya da “hiçbir vakitte olmamaktır”. Ne var ki ‘hiçbir vakitte olmamak’ ifadesi imkânsızdır. Bu da zamanın zorunlu olarak var olmasını gerektirir. Öyleyse zaman daima vardır ve gök de zamanla birlikte vardır. Nasıl ki dehr zatı itibariyle canlının yaşama süresinin miktarıysa, zaman da göğün hareket
    miktarıdır. Bu da zamanın ebedi olduğunun açıklayan başka bir kanıttır. Bu,dehrin (sürenin) herhangi bir şeyin misali olmaması – zira dehr var iken zaman yok ise, dehr herhangi bir şeyin misali olur – ve yine dehrin sürekli bir varlığa (daime’l-bekâ) sahip olmaması için bu böyledir. Zira dehr var iken zaman yok ise, misal iken misal olmayan ve misal değil iken misal olan durumuna geçmek suretiyle sürekli bir varlığa dönüşür. Öyleyse gök de zaman gibi daima vardır. Zira gök ne zamandan önce ne de zamandan sonra değil, zamanla birlikte var olmuştur. gerici Eflatun bile şöyle demiştir: “ ikisi her zaman birlikte var olmuştur ve birlikte var olacaklardır”

    Fesada uğrayan her şey, kendisine sonradan ilişen yabancı bir şey dolayısıyla fesada uğrar ve başka bir şeye dönüşür. Hiçbir şey küllün dışında ve ona yabancı (ğarib) değildir. Bilakis o her şeyi kapsar. Zira küll, eşyanın bütününden (külliyati’l-eşya) meydana gelmiştir ve aynı zamanda yetkin (kâmil) şeylerin toplamından yetkin olarak meydana gelmiştir. Küll’de ne bozulup küll’e dönüşen ne de küllden bozulup başka bir şeye dönüşen yabancı bir şey vardır. Dolayısıyla o, fasit değildir. Bundan dolayı da o zatı itibariyle sonradan olan(muhdes) değildir. Zira sonradan meydana gelen her şey daha önce kendisine yabancı (ğarip) olan bir şeyden meydana gelir. Bu şeyin aynı zamanda küllden ve sonradan olandan (hadis) ayrı bir şey olması gerekir. Bu durumda ise, küllün dışında olan bir şeyin, küll meydana gelmeden önce küllden ayrı olması gerekir. Eğer durum böyle olsaydı, küllün kendisinden çıktığı bir zıttının olması gerekirdi. Zira zıtların bir kısmı bir kısmından ortaya çıkar ve bir kısmı bir kısmına dönüşür. gerici Eflatununun Phiadon diyalogunda birçok şekilde ifade ettiği gibi, o iki şey arasında olduğundan iki yolu vardır: Birincisi şudur: Zıtlardan her biri tabiatı/yapısı yok olmasın diye diğerine intikal eder. Kuşkusuz “bir düzene göre sıralanmamıştır” ifadesi “bir düzene göre sıralanmıştır” ifadesine eşittir. Eğer bu varlık ve yokluk (ademiyye) yolu ile olmuş olsaydı yokluktan varlığa geçiş olurdu. Oysa bu anlam imkân ve güç bakımından çok uzak bir ihtimaldir. Yokların bir kısmı (esnafun mine’l-adem), bundan dolayı varlığa intikal etmemişlerdir. Zira böyle olmuş olsaydı imkân bakımından en uzak olan ihtimal gerçekleşmiş olurdu. Oysa imkân bakımından en yakın olanın meydana gelmesi daha uygundur ki, düzenli olan düzenli olmayana intikal etmiş olsun. Bunlar da, olağan akışına göre meydana gelir. Failin, imkân bakımından en uzak olanı değil, imkân bakımından en yakın olanı yapmasının daha uygun olması itibariyle bu böyledir. ikinci yol ise şudur: Eğer bunlar birbirlerine zıt iki şey ise, diğer zıtlara ilişkin yöntem ne ise onlara ait yöntem de odur. Bu durumda küll’ün de kendisinden meydana geldiği zıttına intikal etmesi gerekir. Fakat küll’ün fasit olmadığı açıklandı. Küll, kendisine zıt olan herhangi bir şeye intikal etmez. Bundan da küllün muhdes olmaması gerekir. Öyleyse küll ezelidir. Zira iki zıttan birinin diğerine yol bulup diğerinin ona yol bulmaması mümkün değildir. Aynı şekilde yokluk ve varlıkta da yokluktan varlığa yol bulunup da varlıktan yokluğa yol bulunmaması mümkün değildir.

    Biz bu günkü ilimlerde, hiç bir şey yoktan var olmamaktadır ilkesini kabul etmiş bulunmaktayız o halde ortaya şu soru çıkmaktadır. içinde bulunduğumuz âlem ezeli bir âlem midir? Yoksa sonradan yaratılmış (hadis) bir âlem midir? Eğer âlemin hadis olduğunu söyleyecek olursak o zaman âlemin yoktan var olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu ise ilimde sabit olan ilk ilkeye aykırı düşmektedir. Eğer kadim ve ezeli olduğunu söylersek o zaman da Allah’ın yaratılış âleminde etkinliğinin yaratış ve icat değil de değiştirme olduğunu kabul etmiş oluruz. Başka bir ifadeyle bu varsayımın sonucu şudur: Allah ilk maddeyi yaratmamıştır. Madde kadim bir varlık olarak hep var olmuştur. Allah olsa bile ona sadece bir takım değişiklikler icat etmiş ve onu farklı şekillere sokmuştur. Allah’ın birliğine iman eden bir kimse bu varsayıma kesinlikle inanamaz. Zira bu durumda Allah’tan başka kadim bir varlığın mevcudiyetini de kabullenmiş olur.

    Eğer bu değişiklikler ve dönüşümlerin maddenin özelliklerinden olduğunu söyleyecek olursak bu durumda da Allah için hiç bir etkinlik ve rol kalmamaktadır. Zira maddenin varlığı kadimdir ezelidir ve madde üzerindeki her türlü şekilleniş ve dönüşümde maddenin zati özelliklerindendir. O halde Allah’a hiçbir ihtiyaç kalmaz onun varlığı bile lüzumsuz hale gelir.

    kaynak:proclus
    0 1 ...
  • düzenli bayosunu yapan keselenen. ve koku yapacak gıdalar tüketmeyen bir erkeğin deodorant ile karışık ter kokusunun kadınları etkilediği bir gerçektir. ama hacılar. leş gibi geziyorsunuz ya 50 gün yıkanmıyorsunuz. o koku ile terlemeyin lan siz sığırlar. bakın bir erkek olarak ben tiksiniyorum sizden.

    bide koltuk altınızı alın oralarda hayvan mı ölmüş belli değil.
    5 0 ...
  • Yemek hazır diyen anne kişisinden daha tedbirli bir annedir.

    öyle lönk diye "yemek hazııırrr" denir mi annem ya!
    Mental ve bedensel olarak hazırlanmak için Bi süre ver di mi ama...
    3 0 ...
  • Linkin park - a place for my head
    Cem karaca - nem kaldı
    Yüksek sadakat - haydi gel içelim
    Duman - senden daha güzel
    R.E.M. - losing my religion
    Barış Manço - yaz dostum.
    4 1 ...
  • insanlara gerektiğinden fazla güvenmeyin. Hele ki size kendiliğinden gelenlere. Unutmayın ki kimse size karşılıksız gelmez. Ya bir şeyler almaya geliyordur ya da alacakları verdiklerinden kat ve kat fazladır.
    2 0 ...
  • ecdadımızın yapmış olduğu sporlardır.

    osmanlı padişahları ve yaptıkları sporlar şöyle;

    okçuluk;

    ikinci murad, fatih sultan mehmet, ikinci bayezid, yavuz sultan selim, kanuni sultan süleyman, dördüncü murad, üçüncü ahmet, ikinci mahmut.
    *************
    ------------------
    binicilik;

    üçüncü murad, ikinci osman, dördüncü murad, dördüncü mehmet, ikinci mustafa, ikinci mahmut, abdülaziz.
    *************
    ------------------
    avcılık;

    osman gazi, orhan gazi, birinci murad, yıldırım bayezid, ikinci murad, fatih sultan mehmet, kanuni sultan süleyman, ikinci selim, birinci ahmet, ikinci osman, dördüncü murad, dördüncü mehmet.
    *************
    ------------------
    cirit;

    birinci ahmet, dördüncü murad, dördüncü mehmet, ikinci mustafa, üçüncü selim, ikinci mahmud.
    *************
    -----------------
    tüfek atıcılığı;

    dördüncü murad, dördüncü mehmet, ikinci mustafa, üçüncü ahmet, birinci abdülhamid, üçüncü selim, ikinci mahmud, ikinci abdülhamid.
    **************
    -------------------
    gürz;

    orhan gazi, birinci ahmet, dördüncü murad.
    ***************
    --------------------
    labut;

    dördüncü murad.
    ***************
    ---------------------
    tomak;

    dördüncü murad, dördüncü mehmet, birinci ibrahim.
    ****************
    ----------------------
    mızrak;

    dördüncü murad, dördüncü mehmet.
    *****************
    -----------------------
    güreş;

    birinci murad, çelebi mehmet, dördüncü murad, abdülaziz, mehmet reşad.
    *****************
    -----------------------

    görüldüğü üzre padişahların pek çoğu çeşitli sporlarla uğraşmışlar.

    bir tanesi (dördüncü murad) hemen her spor dalı ile uğraşmış, hemen hepsini yapmış.

    birkaç padişah var, hiç spor işlerine bulaşmamış.
    bunlardan biri abdülmecid, diğeri vahdettin.

    ikisine de bugün ecdat ecdat diye sarılıp, bayılanlar var ki osmanlı'nın en dandik iki padişahı bunlardır bana göre.
    11 2 ...