• https://galeri.uludagsozluk.com/r/2161481/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2161482/+

    Antalya'nın Kemer ilçesinde bitkin halde hastaneye getirilen kişinin, ailesinin bir süredir haber alamadığı, kızının ise 2019 yılından bu yana görmediğini söylediği eski turizmci Hüseyin Öztürk (52) olduğu belirlendi.

    https://www.yenicaggazete...boyle-bulundu-458455h.htm
    5 0 ...
  • Onlar liseli tabutlarında bile sarı kırmızı bayrak olacaktır.

    Helal dedeme gitmiş oyunu kullanmış.

    Benim dedem olsa akpye sabah namazından çıkar oy verir.
    6 0 ...
  • afedersin de lokanta tuvaletinde poz vererek ne yapmayı amaçlıyorsun.
    istersen dünyanın en yakışıklı erkeği ol, iq seviyesinde açık bir düşüklük sezildiği anda her şeyi yerle bir ediyorsun.

    sil şu fotoğrafı da düzgün bir fotoğraf çekip at.

    az önce fermuarını açıp işeyip sıçtığın mekandan fotoğraf çekiyorsun.
    ne bu arkadaş?
    4 2 ...
  • Çucuklarım hariç de !.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2161427/+

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eğitim için Batı'ya gönderilenlerin çoğu zaman Batı'nın sadece kültürünü alarak, benliklerini de kaybederek ülkelerine döndüklerini söyledi. Erdoğan, kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenlerin Batı'nın gönüllü ajanları haline geldiklerini ifade etti.

    https://tr.sputniknews.co...erdogan-egitim-bati-ajan/
    4 1 ...
  • Beleş maldan tatlı birşey var mı ya imkansız.

    Bir keresinde bir fuarda sakal şampuanı ve sakal bakım yağı veriyorlardı promosyon olarak. Tabiki aldım. Kadın olmam ve evde sakallı bir bey olmaması dışında bir problem yok.
    5 1 ...
  • Dünyanın ilk zamanlarında havada oksijen yoktu. 2,4 milyar yıl önce çıkmaya başladığı tahmin ediliyor.(dünya 4.5 milyar yaşında olduğuna göre o zaman 2 milyar yaşındaydı.) Canlılık için büyük bir adım oldu bu olay. ilk başlarda oksijen kullanan canlılar az olduğu için bir katliamdı da. Sonraları oksijen kullanan ve daha büyük olabilen canlıların uygun ortamları oluştu yalnızca tek hücreliler yerine.

    huronian buzul çağını tetiklemiştir.
    3 0 ...
  • iki ayağı üzerinde duran ilk insansıdır. zannedilenin aksine tek insan cinsi "homo" değildir. australopithecus'ta bir insan cinsidir.
    (bkz: australopithecus africanus)
    (bkz: australopithecus afarensis)
    3 0 ...
  • Adam Türkiye’yi esir aldı at oynatıyor lakin bizim halkımızda ancak birbirine düşman olur, asıl düşmanı görmezden gelirler. Gerçekler nasıl da zoruna gidiyor cumhurbaşkanımızın, nasıl da hemen soruşturma açma gereği hissediyorlar.. milleti çıldırtacaksınız iyice, az kaldı.

    Korku imparatorluğunun son kurbanı olan vatandaştır, geçmiş olsun.
    13 2 ...
  • o ses neydi öyle. çok sert vurdu. Kardeşim tam asansöre biniyordu binme dedim.
    2 0 ...
  • afet inan'ın bir eserinde şu şekilde tabir edilmektedir:

    1-Osmanlı topraklarına Avrupa'da Türkiye denmesine kızan millî
    kimlikten yoksun Osmanlı-Türk aydınları "Memaliki Osmaniye" adını
    kullanmakta ısrar etmişlerdir. Türk adı ise bir hakaret olarak kullanılmıştır.
    "1802'de Paris'e giden Halet Efendi bile kendisine Türk elçisi' denmiş
    olmasından üzülmüş görünür ve kendisini hasım bir manevra ile karşı tertibe
    girmekle kutlarken 'amma bu defa sanıyorum ki inşallah istedikleri Türk
    elçisine -yani cahil köylüye- düşmediler' diyerek..." kendisine Türk
    denmesinden dolayı girdiği aşağılık duygusunu belirtmiştir.

    2-ATATÜRK, 14 Eylül 1931 günü bir sohbet sırasında anlattığı
    aşağıdaki hatırasıyla kendisinde milliyetçilik fikrinin gelişmesini çok net bir
    şekilde dile getirmektedir:
    "Bizim neslin gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi.
    imparatorluk halkını meydana getiren Türk'ten başka milletlere, bu arada
    yanlış bir din anlayışıyla Araplara, sarayın, ordu ve devlet ileri gelenleri
    arasında bulunan ırktaşlarının etkisiyle Arnavutlara özel bir değer veriliyor,
    onlardan söz edilirken 'kavmi necip' deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz
    Türkler, ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu.
    Şair Mehmet Emin Yurdakul'un, ilk defa Manastır Askerî idadisinde
    öğrenci iken okuduğum 'Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur' mısrasıyla
    başlayan manzumesinde, bana millî benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı
    bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu
    çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra
    Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu.
    Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka milletleri öven ve
    Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusunu kaptırmadım.
    Bakınız nasıl oldu? Kurmaylık stajı için verildiğim süvari alayı,
    Hayfa'da bulunuyordu. Kışla ile deniz arasında geniş bir talim alanı vardı ve
    piyade acemi eğitim devri yeni başlamıştı. Erleri bölgeden toplanmış Arap
    gençlerinden, öğretici kadro da tecrübeli ve Anadolulu kıt'a çavuşları olan
    Türk delikanlılarından kurulu idi. Katıldığım bölüğün alaydan yetişmiş,
    Makedonya Türklerinden, ileri yaşlı bir yüzbaşısı vardı. Erlere çavuşlar talim
    yaptırıyor, biz subaylar arada dolaşarak çalışmaları izliyor ve denetliyorduk.
    Yüzbaşı, çavuşlarına karşı sert davranıyor, yeni erlere karşı ise fazla şefkatli
    görünüyordu. Onların herhangi bir şekilde azarlanmasına, hırpalanmasına
    gönlü razı olmadığını ısrarla söylüyordu. Hâlbuki talimlerde, Türkçe
    bilmedikleri için, çavuşların söylediklerini iyi anlayamayan kimi erlerin yanlış
    hareketlerinin, zaman zaman çavuşların sabırlarını tükettiği, sertçe
    davranışlarına yol açtığı da oluyordu. Bir gün yüzbaşı, bu yolda hareketten
    kendini alıkoyamayan bir çavuşunu mimlemiş ve talimden dönüldükten
    sonra, birlikte oturduğumuz bölük komutanlığı odasına çağırtmıştı. Takım
    komutanıyla birlikte gelerek yüzbaşısını saygıyla ve askerce selâmlayan
    çavuş, yirmi beş yaşlarında dinç ve yakışıklı, ince bıyıklı, elmacık kemikleri
    fazla kabarık, uyanık bir Türk çocuğu idi. Yüzbaşı, onu millî onurunu ağır
    şekilde hançerleyen '...Türk!' sözleriyle azarlamaya başlamıştı. 'Sen nasıl
    olur da kavmi necibi Arap'a mensup, Peygamberimiz Efendimizin mübarek
    soyundan olan bu çocuklara sert davranır, ağır söz söyler, onların kalbini
    kırarsın? Kendini bil, sen onların ayağına su bile dökmeye lâyık değilsin...'
    gibi gittikçe manasızlaşan, fakat yaşlı yüzbaşının samimî inancından kuvvet
    alan sözlerle hakaret ediyor, gittikçe asabîleşiyordu. Ben dikkatle çavuşun
    yüz ifadesini izliyordum. Başlangıçta üstünde bir babaya duyulan saygının
    içtenliği okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen haklı bir isyanın ateşleri
    gözlerinde okunmaya başlamıştı. Fakat gerçek itaatin simgesi olan her Türk
    askeri gibi bu da iç duygularını gemlemesini bildi. Sessizce göz pınarlarından
    dökülmeye başlayan yaş damlaları, yanaklarında birbirini kovalayarak
    bıyıkları üstünde toplanıyor ve kendini böylece yatıştırmaya çalışıyordu. Ben,
    bir taraftan üzgün ve sinirli, bu sahneyi seyreder ve söylenenleri dinlerken, bir
    yandan da içimde bir isyan duygusu şahlanıyor ve şöyle düşünüyordum: 'O
    erin bağlı olduğu kavim, birçok bakımdan necip olabilirdi. Fakat çavuşun,
    yüzbaşının ve benim bağlı olduğumuz kavmin de tarihleri şerefle dolduran
    büyük ve asil bir millet olduğu da bir an şüphe götürmez bir gerçekti. Türklük hakkındaki o günkü görüş ise doğrudan
    doğruya Türk aydınlarının kendi kendini bilmemesinden ve başka milletlerde
    şu veya bu sebeple üstünlük var sayarak, kendini onlardan aşağı görüp
    nefsine olan güveni yitirmesindendir. Artık bu yanlış görüşe son vermek,
    Türklüğümüzü bütün asalet ve necabeti ile tanımak ve tanıtmak
    gerekmektedir' dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin
    inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim."
    3 0 ...