• şu dakikalarda eriştiğim evredir. cesaret edemiyorum ama zorundayım sanki. belki de bu kararlar 1 ay sonra, 2 ay sonra bu kadar acı verici olmayacak ama şu an anlam veremediğim şekilde zor. bir insanı mutlu edebilmek uğruna var olmanın verdiği yükü artık kaldıramıyorum. bir 'hadi, yapabilirsin' e ihtiyacım var. buna da sahip olamamak artık dizlerimin kilitlenmesine sebep oluyor. ayağa kalkamıyorum.
    2 0 ...
  • jazz

    52.
  • ilk örneklerini 1920'lerde siyahi kölelerin çalışırken eğlenmek adına söyledikleri, yer yer çektikleri çileleri dışa vurdukları ağıtlar, yer yer de çalışırken kendilerine yarattıkları eğlenceler denilebilecek; work songs olarak adlandırılan ve tamamen doğaçlamaya dayalı; zaman içinde dünya kadar evrime uğramış ve türlü alt türleriyle varlığını sürdüren bir müzik tarzı.

    evlenip çocuk yapma, istediğini konuşma gibi konularda bile söz sahibi olamayan kölelerin tek kendi ve özgür hissettikleri anlar bu şarkı söyledikleri anlar olunca haliyle verimlilikte bir artış gözlenmiş. verimliliklerinin arttığını gören toprak sahipleri (selfler, senyorlar) da bu konuda köleleri özgür bırakmış ve olay jazz başlamış. bir süre sonra bu doğaçlamaları kendi içlerinde bir forma dönüştürdükten sonra bando müzikleri haline gelmiş. bunun üzerine amerikanın o döneminin unkapanı diyebileceğimiz tin pan alley'deki -plak şirketleriyle dolu olan bir cadde- müzik üreticilerinin dikkatini çekmiş, bu müzik beyazlara öğretilmeye çalışılıp dans müziği halini almış. bu dans müziği olduğu süreç 50'lere tekabül eder.

    50'lerde altın çağında olan klasik jazz şu an realbook olarak bilinen jazz standartları repertuvarının da çoğunu o dönem çıkarmıştır. daha sonra etnik unsurlar, teknolojiyle birlikte modern enstrumanlar ve elektronik öğeler jazzın içine karışmış, modern jazz, nu jazz gibi alt türler ortaya çıkmış. saksafonun ön planda olduğu, ballad etkilenmeleri içeren smooth jazz, rock müzik ile bütünleşmeler gösteren fusion jazz gibi bir çok alt türle birlikte günümüze gelmiştir.

    günümüzde tınısal bir müzik tarzı olmaktan ziyade müzikte bir uslup, bir ifade biçimi olarak kullanılmaktadır. hal böyle olunca dinlendiğinde 'bu ne alaka' dedirtebilecek bir çok şey de jazz adı altında yer edinmektedir.

    ilk çıktığı günden bu yana müzikal olarak da gösterdiği ilerlemenin sonucunda zorlu bir öğreti halini almıştır. çalması hiç ama hiç kolay değildir. keza dinlemesi de öyle...
    1 1 ...
  • her insan heyecanlanmayı seviyor. her insan tahrik olmayı seviyor. sekse tabu olarak bakanlar bile bu duygudan zevk alıyor, farkı olarak yaşama olanaklarını baskılıyorlar. her insan estetik seviyor. aseksüel insanlar dışında her insan cinsellikten keyif alıyor. haliyle pornoyu kadın ve erkek diye ayırmak yersiz.

    kadınlar pornografiyi sevmiyor demek saçmalık, kadınlar pornografideki cinsiyetçi algıyı sevmiyor diyebiliriz.

    erkeklerin ergenliklerinde her nedense kendi vücudunu ve kendini tanımaya çalışma dürtüsü yok. yani az var. olması gerekirken buna uygun bir altyapı en azından bu coğrafyada ailelerde hazırlanmıyor. bu dürtü bazı istisna örneklerde yüksek olsa da genel olarak sekse karşı olan merağın yanında hiçbir şey. sekse karşı var olan merak da porno ile kapatılabilecek birşey olduğu için pornolar erkeklerin hayatlarına daha erken giriyor diye genellesek yanlış olmaz.

    porno zaten ergenlikte işlevi belli olan birşey. izleyip tahrik olup mastürbasyon yapmak. yani izleyen için empati kurma şeklinde işlevsel olabileceği düşünülerek hazırlanan yapımlar. var olan pornoların büyük çoğunluğunda erkeklerin kadınlara karşı saçma bir üstünlüğü var. ki günlük hayatta sekste kadını bulutlardan bulutlara savurabilecek yetide olmadıklarıyla doğru orantılı diyebiliriz. mesela bir gang bang pornosunda birsürü erkek bir kadınla adeta işkence edercesine birlikte oluyor. arkadaş bir erkeğin bundan neden zevk aldığı sorusunun cevabını bulamamamla birlikte bir kadının bunu neden izlemek istemeyeceğinin cevabını biliyorum. bu denli egzajere olmayan porno örneklerinde de aynı duygu var. haliyle kadın pornoyu kafasında böyle seksist ve çirkin birşey olarak kodlarsa haklı.

    mesela kadın porno yönetmenleri var. bildiğin kieslowski hassasiyetinde çalışıyorlar anasını satayım. estetik onlar için önemli, sevişmek onlar için önemli. sahte orgazmlar istemiyorlar, kurguda kullanmıyorlar. pornodaki erkek egemenliğine karşılar. doğallıktan yanalar. kadınla erkeğin sevişmesini, o anı paylaşmasını yansıtmayı hedefliyorlar. az da olsa böyle örnekler var ve bunları bir partnerle izleme tecrübesi olan biriyim. abartacak bir şey yok. izleyip, tahrik olup sonrasında sevişmek olarak da gelmesin hemen akıllara. porno izlemek illa ki 'boşalma' sonucuna ulaşmak için var olan birşey değil. sevişen iki -insanın sınırlarına göre belki daha fazla- insanı izlemek bence keyifli bir şey. tamamiyle heteroseksüel bir kadınla sevişen iki kadın videosu izlediğimi de biliyorum. güzel bir yapımdı ve estetik diye bir şey vardı ortada. amsterdamda canlı seks tiyatrosuna da gittim. yanımda bir kadın da vardı. gerçi sadece merak ve turistik bir gezi için orada bulunduk. neticede bir salon dolusu insanla izlemek ayrı bir saçmalık benim için, ama neticede izlendi mi, izlendi...

    bunun yanında insanların fantezi dünyasını da tabi kimse bilemez. bdsmden hoşlanan bir kadının zaten bu ilgisini istediği gibi yaşayamazken pornodan medet umması anormal mi? bence değil.
    6 1 ...
  • hiç şaşmaz.

    emek emek yazdığınız entry'i kimse görmez de o tatlı kedilere herkes gelir.

    (bkz: adaletin bu mu sözlük)
    5 1 ...
  • bülent Ortaçgil' in en sevdiğim şarkısı. içimde hiç hüzün yokken birden aklıma düşer, sanki o Ortaçgil' in sesindeki dinginlik içime akar, olmayan ya da belki de ulaşamadığım imkansız askima açılıyormusum gibi hissederim. Sonra çok merak ederim, bu şahane şarkının hikayesini ancak Ortaçgil anlatmaz, kendisi biraz da kibirlidir ama haklı bir kibirdir bu ne yasadiysam şarkılarkmda anlattım, nasıl yorumluyorsan odur der.
    elimde olsa, Ortaçgil dışında kimsenin bu şarkıyı-ve hatta çoğu Ortaçgil şarkısını - yorumalamasini istemem

    aynı zamanda mahmut çınar' in bülent Ortaçgil' i anlattığı biyografi kitabının adıdır.

    "bu su hiç durmaz, çünkü su duran birşey değildir ".
    5 0 ...
  • müritlerine inşaatlarda bedava amelelik yaptıran, meleklere saman taşıtan, müritlerine çorba içip allah'a şükretmelerini öğütleyen, ama kendisi milyon dolarlık mercedes maybach ile gezen menzil gavsının (bkz: abdülbaki erol) çocuklarının, torunlarının lüks yaşamlarıdır.

    menzil gavsının oğlu twitter'da "gizli gölge" adlı hesabın sahibidir.
    https://twitter.com/gizli_golge

    adı muhammed emin erol.
    kardeşi, enis elhüseyni(enis erol);
    menzil şeyhinin ailesinin lüks yaşamı

    onun da twitter hesabı şu;
    https://twitter.com/erol_enis

    bunların soyisimleri "elhüseyni" falan değil.
    kendilerini peygamber efendimizin soyuna dayandırmak için elhüseyni mahlasını soyisimleri gibi kullanıyorlar.
    aslında soyadları "erol"...

    "gizli gölge" hesabını yöneten büyük oğul muhammed ticareti övüyor, zenginliği övüyor ki kendileri için çorba karşılığı amelelik yapan sofiler uyanmasın;
    menzil şeyhinin ailesinin lüks yaşamı

    tabi bir yandan da sanal alemde ürün satışı yapıyor.
    menzil şeyhinin ailesinin lüks yaşamı

    küçük oğlan enis erol ise istanbul'da ticaret yapıyor.
    o da tam yolunda.
    avm'lerde işyerleri var.
    kendisini lüks tahtı ile tanımıştık daha önce;
    (bkz: menzil şeyhinin torununun spektaküler tahtı)

    şimdi aslı bombaya gelelim.
    meleklere saman taşıtıp, sofilere çorba karşılığı amelelik yaptıranlar bakın ne hayatlar yaşıyor;
    menzil şeyhinin ailesinin lüks yaşamı

    yakışır valla.
    menzil şeyhinin ailesinin lüks yaşamı

    helal size bu yollar.

    bakın ne yazmış;
    "gece yüzülür mü? menzildeysek yüzülür..."
    menzil şeyhinin ailesinin lüks yaşamı

    acaba o lüks havuzlarda gariban sofiler de yüzüyor mu?
    14 1 ...
  • unuttunuz değil mi bu adamı?

    19 sene önce bugün, bu adamın yaptığı binalar kumdan kaleler gibi çökmüş yerle yeksan olmuştu.
    yüzlerce kişi bu sözde müteahhitin yaptığı binalarda enkaz altında kalarak can verdi.
    kaç aile dağıldı.
    kaç genç hayatını yitirdi.
    kaç bebek, kaç çocuk, kaç yaşlı...

    bugün baktım, 17 ağustos depremi ile ilgili pek çok başlık açılmış, pek çok entry girilmiş.

    ama bu adam için kimse bir şey yazmamış.

    3-5 sene hapis yatıp çıktı bu adam.
    adam demesem, katil desem daha doğru olur aslında.

    ve bu katil 2011 senesinde serbest kaldığında "adalet yerini buldu" diye de slogan atmıştı...
    https://www.sabah.com.tr/...tahliye-oldu-536121622340

    tam 18 yıl 9 ay ceza almasına rağmen sadece 7 sene hapis yatarak ve hapis yattığı infazının da son 2 senesini açık cezaevinde yatarak tamamlayıp tahliye oldu.

    neyse...
    hapse girdiğine şükredelim diyeceğim.
    ama bugün bir haber gördüm.

    haber aynen şöyle;
    "Veli Göçer inşaat işine geri döndü..."

    evet, yüzlerce insanın katili, bu işten dolayı hüküm giymiş adam yeniden müteahhitlik yapacak, yeniden bina yapacak ve o binaları insanlara satacak...
    https://www.sozcu.com.tr/...isine-geri-dondu-2580183/

    gerçekten bu ülkenin çivisi çıkmış.

    bunun yaptığı evleri alan olur mu?
    vallahi de olur, billahi de olur...

    daha da diyecek lafım yok!
    11 1 ...
  • millet kıraathanesinde keki fazla kaçırmış bir ak beyin tarafından atılan tweettir.
    trump un sonu alman faşisti lenin gibi olacak

    cahil olmak hakikaten çok güzel lan.
    her konuda ahkam kesebiliyorsun ve senin gibiler de sana destek veriyor.
    20 4 ...
  • gecenin şiiri

    Bunca zaman bana anlatmaya çalistigini, kendimi buldugumda
    anladim.

    Herkesin mutlu olmak için baska bir yolu varmis,
    Kendi yolumu çizdigimde anladim...

    Bir tek yasanarak ögrenilirmis hayat, okuyarak, dinleyerek
    degil...
    Bildiklerini bana neden anlatmadigini, anladim...

    Yüreginde ask olmadan geçen hergün kayipmis,
    Ask pesinden neden yalinayak kostugunu anladim...

    Aci doruga ulastiginda gözyasi gelmezmis gözlerden,
    Neden hiç aglamadigini anladim...
    Aglayani güldürebilmek, aglayanla aglamaktan daha degerliymis,
    Gözyasimi kahkaya çevirdiginde anladim...

    Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en çok sevdigi
    acitabilirmis,
    Çok acittiginda anladim...
    Fakat, hakedermis sevilen onun için dökülen her damla gözyasini,
    Gözyaslariyla birlikte sevinçler terkettiginde anladim...

    Yalan söylememek degil, gerçegi gizlememekmis marifet,
    Yüregini elime koydugunda anladim...

    ''Sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmis güçlü olmak,
    Sana ''git'' dedigimde anladim...

    Biri sana ''git'' dediginde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmis
    sevmek,
    Git dediklerinde gittigimde anladim...

    Sana sevgim simarik bir çocukmus, her düstügünde ziril ziril
    aglayan,
    Büyüyüp bana simsiki sarildiginda anladim...

    Özür dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak istemekmis
    pisman
    olmak,
    Gerçekten pisman oldugumda anladim...

    Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymis, sevgi dolu
    yüreklerin gururu olmazmis,
    Yüregimde sevgi buldugumda anladim...

    Ölürcesine isteyen beklemez, sadece umut edermis bir gün
    affedilmeyi,
    Beni afetmeni ölürcesine istedigimde anladim...
    Sevgi emekmis,
    Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür birakacak kadar
    sevmekmis...

    CAN YÜCEL

    (Cumhuriyet tarihinin en küfürbaz şairi,
    Seviyorum seni ulann)

    Fotoğraf:beyagac / kartal gölü / kamp alanı
    13 5 ...
  • sabah çalıştığım hastaneye giriş yaptığımda, diyaliz ünitesinin bekleme salonundan bangır bangır bir kuran-ı kerim sesi geliyordu. kadının biri, dışarıya gayet güçlü bir ses veren telefonundan huşu içinde dinliyordu. normalde müdahale edip o sesi kapattırma yetkim var. ama malum çağ dolayısıyla, ağzımı açmamla linç edilme tehlikem yüksek olduğu için bu yanlış duruma müdahele edemedim.

    ne kuranla, ne de dinle hiç bir sorunum yok. allah herkesin duasını ve ibadetini kabul etsin. ama hastanede bir din görevlisi görmenin hastaları ölüm konusunda daha çok umutsusluğa sürüklediği bilimsel bir gerçektir. aramızda çoğumuz sabah ezanından ürperir. şimdi sabahın köründe o insanın kalbini ezim ezim ezen bir duyguyla kuran-ı kerim sesi duyan durumu kritik bir hasta olduğunuzu düşünün. olan bir nebze umudunuz da kırılır gider, ve kendinizi psikolojik olarak yaşamda kalmaktan çok ölüme hazırlarsınız.

    sevgili dindar arkadaşlar. dinî değerlerinizi yaşamın her alanında gözümüze sokuyorsunuz. resmen her alanda üzerimize dinî mastırbasyon yapıyorsunuz. bu ilerideki günlerde de, bugün de çok ihtiyaç duyduğumuz bir olgu olan sevgi bağımızı dinamitlemekten öte çürütüyor. dinamitlese iyidir, tekrar var ederiz o bağı. ama çürümüş bir bağ her şeyden daha kirlidir.
    siz tatmin olurken yaptıklarınız, hayatın hemen şu anında, yaşama da düşman, insana da düşman.
    9 3 ...