• aslında birçok amacı vardır lakin en basitinden en zoruna varana dek bütün amaçları, hedefleri, istekleri başka insanlar tarafından defalarca baltalanmıştır. morali, motivasyonu, misyonu hiçe sayılarak başka insanlar tarafından kalıplara sokulmaya çalışılan bir insandan, hayallerini ve hedeflerini başka insanlarla paylaşmasını bekleyemezsiniz. yıllar o insana az laf çok iş prensibini kendine kural edinmeyi öğretmiştir. konuşmaz, yapar ancak konuşmadığı için siz onun kendisine yönelik planları olmayan bir ot olduğunu düşünürsünüz.
    2 0 ...
  • Amme hizmeti,

    Vivaldi, nisi dominus (cum dederit) - https://youtu.be/GFoT6UUNLZc
    Vivaldi , jarusalem - https://youtu.be/kkJC8p48g6g
    Vivaldi - cessate omai cesaate - https://youtu.be/Z39KxbbtCC0
    Farinell, salve reggina -https://youtu.be/DjbeB8oZg4w
    Brahms , 3. Senfoni -https://youtu.be/24hpQlbBUJs
    Chopin, nocturne c minör - https://youtu.be/_hyAOYMUVDs
    Tomaso albinoni - adagio in g minor - https://youtu.be/u99f9RAvwu4
    3 0 ...
  • Banyoda neden lolipop yiyorsun? Ruh hastası mısın pezevenk...

    Duş alırken lolipop yemezsem olmaz. En büyük hobim galiba amk.
    4 1 ...
  • Komşunun ufak kızı amca saçın uzamış dedi taktı kafama güldük. Çay muhabbet filan Gittiler sonra. Markete gittim kasiyer abi tokan güzelmiş deyince aklıma geldi çıkarmamışım. Tam rezalet.

    pembe toka ile markete gitmek
    4 0 ...
  •        Alarmı henüz ilk çalışında uzanıp kapattı. Bu her zaman böyle olmazdı. Bazen erteleme moduna alır, birkaç on beş dakika daha uyurdu. Yatağında uzanırken göz ucuyla takvime baktı. Ayın ilk on günü geride kalmıştı bile. Dün geceyi, geçen seneyi ve geride kalan yirmi sekiz yılı düşündü. Bunu genellikle fark bulmak için yapardı fakat bu sabah da her şey aynıydı. Perdeden fırsat bulup içeri kaçabilen güneşin miktarından kitaplığın ağırlıkla eğilen rafının açısına kadar üstünkörü bir göz gezdirme ile hiçbir fark yoktu. Kulağına gelen '' nefes almak zorundasın'' fısıltısıyla yataktan kalkacak gücü toplayabilmişti.
         Mutfağa gidip içtiği soğuk su midesinin duvarlarında kalan son alkolü de kanına karıştırmıştı.Soğuk bir duş onu kendine getirmeye yetmişti. Odada aynasının karşısında yarı çıplak vücuduna şöyle bir baktı. Kendini motive edici bir kaç şey söylemek isterken kapanan kapının sesinden ev arkadaşının geldiğini anladı. Salondan geçerken kendisine daima ''neden böyle bişey yaptım?'' diye sormasına sebep olan  o adama, şöyle dönüp baktı. Pişkin pişkin sırıtırken:
    - Günaydın, bu ay faturaları ben ödüyorum ikramiye aldım, dedi.
          iki yıl önce tüm parasını kanserinin tedavisine harcamak zorunda kalarak ekonomik olarak kötü bir dönemden geçtiği sırada gazeteye ev arkadaşı bulmak için ilan vermişti. Kimsenin umursamayacağını düşünürken daha ilk günden bu garip kılıklı adam gelmişti.O zaman otuz yaşında olan bu adam sabit bir işte çalışmaz, rahatına düşkün yaşardı.ilk birkaç ay bütün faturaları kendisinin üstlenmesi John'u rahatlatmış ve bu adamla pek ilgilenmeden ondan faydalanmayı düşünmüştü.
    -Günaydın, dedi John.Çıkmam lazım görüşürüz, deyip çıktı.
          Sonbahar gelmiş olmasına ragmen hala gökyüzünde parlayan bu güneş onu gelecek kışın sertliğinden dolayı tedirgin ediyordu. ''Yıllardır küresel ısınan dünya bir gün bize kişisel patlayacak'' dedi kendi kendine. Bunu sesli söylemesi artık onun için hiç garipsenecek bir şey değildi. Durağa yetişti bi sigara yakıp otobüsü beklemeye koyuldu. işyeriyle evinin arası sadece bi kaç km olduğu için kendi aracını sadece otobüsü kaçırdığında ve akşam için plan yaptığında kullanırdı. Alışveriş merkezine geldiğinde personel girişi henüz açılmış mağazaların ışıkları yeni yeni yanıyordu. Kapıdan girerken x ray cihazı alarmı çaldı. girişteki güvenliğe doğru döndü sağ tarafından kemerin arasından silahını cıkardı sol tarafından telsizini cıkardı ve günaydın nasılsın diye sordu hazır olda kendisinden emirlerini bekleyen güvenlik görevlisine. herşey yolunda efendim kontrol rapor edilecektir dedi görevli asker tonuyla. Gerçekten böyle bi resmiyete gerek var mı diye düşündü. Ve başıyla selamlayarak üst kata yöneldi. bu alışveriş merkezinin her yanını didik didik gözetleyen kameralarla dolu izleme odasındaki tek görevlisi oydu.
    her sabah kahvesini aldığı mağazadaki kız daha onu yürüyen merdivenlerde görür görmez amerikanosunu hazırlamaya başlamıştı. onun için hazırladığı bardaklar sayesinde yeterince seri bi hazırlayıcı olabilmişti. Çünkü john yürüyen merdivende yürüyen insanlardandı eğer avmde özellikle görmek istediği bisey yoksa merdivenleri seri bi şekilde çıkarak ilerlerdi.Kahvesini alırken kıza tatlı bi göz kırpıp utangaç bi şekilde sırıtmasını izledi. Bu da her zaman böyle olurdu. odasına geçti. ekranlara bir göz attı mağazaların kepenkleri teker teker açılıyor, kocaman koridorlardaki basit kalabalığı oluşturan personeller görev yerlerine doğru geçiyordu. her sabah yaptığı gibi kahvesiyle beraber günün gazetelerini okuduğu odadaki tek sandalyeli masaya geçti. saat 10 civarı rutin sabah gezmesini yapmak üzere mağazaya çıktı. günün bu saatinde genelde bir problem olmazdı ama kalabalığın artacağı vakte kadar odada pineklemeyi sevmezdi. koridorları, mağaza giriş kapılarını ve tuvaletleri bir ziyaretçi edasıyla teker teker gezdi. tuvaletlerin birinde otomatik el kurutma makinesi çalışmıyordu. görevliyi tamire yönlendirdi. yemek vakti gelmişti. yemek katına gidip daha önce her birinden defalarca yediği yemek mağazalarında şöyle bi göz gezdirdi ve bugünkü menüsüne karar verdi. öce bir dilim pizza daha sonra ekmek arası köfte yiyecek ve bir sufleyle yemeği sonlandıracaktı. öyle de oldu.yemekten sonra sütsüz sert kahvesini alıp terasa sigaraya çıkmıştı. kalabalık balkonu bacadan çıkarcasına sigara dumanına boğmakla görevliydi. göz ucuyla kalkmak üzere olunan bir masa gördü ve oraya doğru ilerleyip oturdu. cebinden sigarasını çıkardı zippo çakmağıyla yaktı.sigarasının dumanını ciğerlerine doldururken gözlem yapmaya devam ediyordu. uzun saçları bol jöleye bulanmış üstündeki kıyafetleri kendilerine bir kaç beden bol olan gençlerden oluşan bir grubun hamburgerlerini bitirmiş patateslerini sosa bulayarak yediklerini gördü onların biraz ötesindeki masada beyaz gömlek, çizilmiş sakalla oturan iki adam parliament olduğu burdan belli olan sigaralarını içip etrafı süzüyorlardı. bir masa daha geçince kendisini izleyen bir çift göze karşı karşıya geldi. bu kadın beyaz tenli gül kurusu baş örtülü güzel hatlara sahip bir kadındı. şehrin son zamanlarda aldığı göçmen populasyonu göz önüne alınınca onun da bu kafileden olduğunu düşündü. kadın sigarasını koyu kırmızı rujlu dudaklarının arasında hapsedip dumanıyla ciğerlerini boğarken uzun uzun John'u süzüyordu. John'un çalan telefonuyla bu psişik kesişme işi son bulmuş ve ikinci katta yaşanan olay için çağrılırken kadına maalesef diyen bakışlarla sigarasını söndürüp kahvesinin son yudumunu aldı ve alışveriş merkezinin otomatik kapısından içeri girdi. bu bir sarhoş vakasıydı.. fazla içmiş olan 20'li yaşlarda bir genç tuvalete gitmek yerine personelin kullandığı acil çıkış kapısına girince bir güvenlik görevlisi tarafından fark edilmişti. Herkes gibi sen de tuvaleti kullanıp molamı bozmasan olmaz mıydı diye söylenerek telsizde belirtilen koridora geldi. alkollü adam ayakta duramıyor bi eliyle de kendince işemek istediğini belirtmek üzere fermuarını gösteriyordu. duvara sırtını yaslamış duran gence baktıktan sonra rapor almak için güvenlik görevlisine döndü. adam durumu anlattı. John sen yerine geç der gibi bi işaret yapınca başıyla selam verip ayrıldı. Genç ısrarla arabasının olduğunu, onunla gitmek istediği belirtti. onu alıp koridorların içinden geçen gizli yollarla otoparka kadar götürdü. arabaya binip gidişini izledi ve plakayı telsizle kapı görevlilerine bildirip tekrar girişinin yasaklanması için not aldırdı. Saatine baktı 16:30 olmuş mesaisinin bitmesine yarım saat kalmıştı. akşamki randevusunu hatırladı. bu akşam eskiden kalma arkadaşlar dediği ilkokul yıllarından arkadaşları ile yemek için sözleşmişti.saat 17:15 de onlarla avmnin yemek katında buluştu. toplam 4 kişiydiler yemeklerini yer yemez avmden çıkmayı teklif etti. çünkü burası artık onu boğuyordu. avmden çıktıklarında güneş iyiden iyiye düşmüş hava kararmaya başlamıştı.avm ile evinin aksi yonünde iki sokak sonra bulunan bistroya gidip bişeyler içmeye karar verdiler. ama parkın içinden geçerken arkadasları biraz oturmayı teklif etti. oturduklarında altlık olsun diye sırıtarak cebinden çıkardığı sarma sigarayı çıkaran arkadaşının yüzünde bakınca gecenin böyle başlayacağı belliydi der gibi bi sitem belirdi yüzünde. bir sigara sonra bir sigara daha içtiler. iyiden iyiye kendinden geçmişti John. birden mesanesine söz geçiremez olmuş işemek için ıssıza doğru uzaklaşmıştı. iyi mi böyle, memnun musun dedi işerken soruyu sesli soruyor ama cevaplara dili yetişemediği için beyninde dönüp duruyorlardı. mekana girdiler.birer 70 lik arjantin söylerek esklerden, mahalleden, çocukluktan bahsetmeye başladılar. ikinci bardakları henüz bitmişti birbirlerine kaş göz yaparak toplu halde mekanın alt katında bulunan tuvalete inen arkadaslarını izledi.onlardan biri cebinden kilitli bir poşet içerisinde beyaz bir toz bulunan bi paket çıkardı. pakette bulunan tozu sırayla burunlarından çekip bir sigara yaktılar ve sigara bitince tekrar yukarı cıkıp iki bira bardağına biraktiklari ikişer tekile daha yuvarladılar. pubtan çıkınca onları arabalarına bindirip gönderdi eve bırakılma teklifini reddetmişti. bunu eve yürümek bahanesiyle onlar ev adresini öğrenmesin diye yapıyordu. kimse,hayatında bir defadan fazla göreceği kimsenın ev adresini tam olarak bilmesini istemiyordu.
    köşeyi dönüp avmden uzak olan caddeye dönerek evine doğru yürümeye başladı.Yarın iş günü olmasına mı üzülsün yoksa tüm günü gereksiz bir arkadaş buluşması ile geçirdiğine mi bilemiyordu. Ama yarından itibaren eski sıkıcı hayatına geri dönecek ve iyi beslenip damarlarını bu pislikten çabucak temizleyecekti.aslında uzun zamandır uyuşturucudan uzaktı ama ara sıra böyle kaçamaklar yapmaktan kendini alamıyordu.Tenine değen kasım rüzgarının etkisiyle kafası iyiden iyiye ayılmıştı.yaşadığı günü düşündü arkadaşlarını, hayatlarını ve kendi hayatını....
            cebinden bir adet sigara çıkardı.Ezilmiş olan bu paket yaklaşık 4 gündür taşıdığı kırmızı box marlboroydu.sigarasını ağzına götürüp zipposuyla yaktı. henüz ilk nefesin dumanı ciğerlerine yeni inmişti ki titreyen telefonunun bacağına değişini hissetti. Biraz bekledi eğer gelen bi mesaj ise ikinci bi titreşim olmazdı anlaşılan bu bir çağrıydı. telefonunu çıkardı.bu isimsiz bir çağrıydı. her gece vakit öldürdüğü online chat sitesinde telefon numarasını dağıtıp insanların kendisine istedikleri zaman ulaşabileceğini söyluyordu o yüzden böyle çağrılara alışkındı bu saatte olsa olsa uyku tutmamış teleseks yapmak isteyen bir genç kız ya da kadın arardı onu. Telefonu açınca kulağını tırmalayan ses birkaç saniye konuşup sonra sustu.Konuşan bir erkekti.- merhaba John, yola devam et ilerden sola dön seni bekleyen bir araç göreceksin ona bin. - siz kimsiniz diye sordu sesini tanıdık bulmadığı bu adama.- Eğer bunları öğrenmek istiyorsan arabaya bin , binmeyi reddedersen bu çağrıyı hiç almamış gibi hayatına devam edebilirsin.Dıııt sesiyle telefon kapandı.Telefonu cebine koyarken birileri dalga geçiyor diye düşündü.Telefondaki adam istese de istemese de evine soldaki yoldan gidecekti.köşeyi döner dönmez sarı boyalı bi ticari taksinin beklediğini gördü. binip binmemek arasında kaldıysa da zaten sıkıcı olan hayatını değiştirme planlarındaydı. Sağ arka koltuğa oturdu ön koltuğun sırtındaki cepte sarı bir zarf buldu. üstünde hayatını değiştirecek o iki kelime yazıyordu: DÖNÜŞ YOK
          Araç birkaç blok ilerledikten sonra evinin önüne gelip durdu. siyah gözlüklü şöfor aynadan ona bakarak zarfı açacak mısın yoksa inecek misin dedi.adamın yüzünü incelemeye çalıştı ama kimseye benzetemedi. elindeki zarfı açmadan ne kadar yol geldiğinin  farkına bile varmadan düşünüyordu. ve açacağım diye yanıtladı. Zarfı açtı kendisinin uzaktan çekilmiş birkaç fotoğrafı, üstünde evde aç yazan daha küçük bir zarf vardı. eee şimdi nolacak dedi aynadan gözgöze geldiği şoföre. iyi geceler benim işim burda bitiyor dedi ve Johnu araçtan indirdi. ne olduğunu anlayamayan John iyiden iyiye ayılmış halde evine girdi. zarfı masaya sallayıp direk mutfağa gitti ve dolaptan kendine bir bira aldı. göz ucuyla evi süzdü ses seda yoktu. anlaşılan kız arkadaşı henüz eve gelmemişti. şu an en son görmek istediği insan oydu zaten.Uzun zamandır haz almayarak devam ettirdiği bu birliktelik artık sadece günün belli saatlerinde birbirine sürtünen çıplak bedenlerin mutualist ilişkisi halini almıştı. Nasıl böyle bir aptallık yapıp bu salak kadına evimi gösterdim diye kendini azarlıyordu. O öyle düşünürken kadın bir barda tanıştığı adamlaydı. Aynı barın tuvalet aynasının önündeki mermere eğilmiş, adamın parmakları bacaklarını okşarken önündeki beyaz tozu burnuna çekmekle meşguldü. Halbuki johnla tanıştığı gece hiç de böyle bir kadın gibi durmuyordu. Çünkü uzun ilişkisinden yeni ayrılmış her kadının geçtiği gibi o da durgunlukla yansıyan resetleme döneminden geçiyordu ve bu gerçek kişiliğinin perdelenmesine yol açmıştı. koltuğa uzanıp soğuk biranın dudaklarına değişini hissederken göz ucuyla zarfa baktı.
    4 0 ...
  • Iğrenç kadındır. Patolojiye teslim edin diye verilen kutunun resmini çekmiş. Daha neler görecegiz bu kezbanlar yüzünden acaba.
    9 1 ...
  • normaldir. ateistim ama türban özgürlüğünü her yobaz olmayan insan gibi destekliyorum.

    kız arkadaşıma ben siyasete girince başını kapatman gerekebilir dediğimde bir öfkesi vardı. göklerde türk sihası görmüş ce ha pe li gibi..
    9 2 ...
  • aşağılık kompleksli eziklerin iltifat olarak gördüğü cümle. bir de bunun sarışın türk olmaz versiyonu vardır. o daha da sinir bozucudur.

    -hiç türke benzemiyorsun.
    +ayy teşekkür ederim.
    -daha çok s*k kafalı bir japon askerine benziyorsun.
    +?!
    8 0 ...
  • istanbul'un laleli semtine adını veren ve hakkında çeşitli efsaneler bulunan 250 yıllık tarihi laleli camiinin içinde bulunan bir acayip avizedir...
    laleli camiine takılan spektaküler avize
    laleli camiine takılan spektaküler avize

    işte siyasal islam denilen ucubenin zevksizliğin doruklarında gezindiği bir başka şey...

    bunlar bir de kendilerine ecdat torunu derler.
    ama ecdattan yadigar tarihi eserleri kendi zevksizliklerine, adiliklerine kurban ederler.

    bu nedir?
    nasıl bir zevksizlik, nasıl bir cehaletin ürünüdür diye sormak istiyoruz.

    lakin bakın burhan ersoy adındaki vakıflar genel müdürünün bu zevksizliğe verdiği cevap şöyle;
    laleli camiine takılan spektaküler avize

    daha türkçe bilmeyen adamı kalkıp vakıflar genel müdürü yaparsan, ecdattan kalan tarihi camiye tasarruf ampulü takar...

    gayet normal de sizin bu pisliklerinizi temizlemek bakalım bize neye mal olacak?
    20 7 ...
  • Selamlar. Şerefinize canlarım. Şu çikolata viski ikilisi beni bitiriyor şart olsun. En büyük zaaflarım herhalde.

    Şişede durduğu gibi de durmuyor imansız. Kafa 100 milyon bugün de çok şükür.

    Edit: viski chivas regal. Black label chivas Regalin getir götürünü yapar anca.
    içmedeyiz uludağ sözlük
    15 3 ...