• ş.urfada dayısının ve ağabeyinin tecavüz ettiği 14 yaşındaki çocuk haberini, bir ensar rezaletini, bügün yaşanan 12 yaşındaki çocuk istismarını posta güvercininden almadık.. magazin sayfalarındaki resimlerden tahrik olduğunu iddia ederek sapık zihniyetlerine kılıf arayanlarla 'hamile kadınlar sokağa çıkmasın tahrik oluyoruz' saçmalığını kusanlar aynı kafanın versuslarıdır.
    14 2 ...
  • (bkz: #39882326)

    normalde böyle şeyler söylemem ama bu fetöcü zata artık "senin kanını s...yim" demek farz oldu. 12 yaşında bir kız çocuğu taciz edilmiş hala bunun üzerinden hükümet güzellemesi ve muhalif muhalifliği yapıyor yaratık. artık günahı, bu lanet örgütle ilişkisi ne boyutlarda ise düşünün siz karar verin.
    6 1 ...
  • istanbulluyum diyen olduğunda beni bi gülmek alıyor, bırakmıyor.
    bir de 'doğma büyüme istanbuluyum' diyen var ki allah affetsin kahkahadan öleceğim. bir ben istanbullu değilim herhalde.
    toplama kampı gibi oldu istanbul.
    neresinde oturursan otur 7 göbek öncesinden istanbullu değilsen soy kütüğünde ne yazıyorsa oralısındır.
    özetle anadolu yakasına oyum. avrupa yakası ortadoğu görünümüne bürünmüş durumda.
    istanbul şehir olmaktan çıkarılmalı, dünyanın toplama kampı olan büyükşehir merkezlerinden biri olarak başka statü verilmeli.
    8 1 ...
  • türkiyedeki binlerce bu zihniyetteki okul servisi şoförlerinden sadece birisi.

    servis şoförünü torpile göre alırsan olacağı bu.

    bir zamanlar bir haberde görmüştüm adamın birinin adam yaralama ve çocuk istismarı kaydı var çocuk servisine şoför yapmışlar.

    videoda yapılan şeyi de tasvip etmiyorum bu arada. az dövmüşler.
    12 0 ...
  • Evet Allah şükür mutlu olan bir insan nasıl mutsuz edilir? Bir insan neden gereksiz yere dinlenir? Daha prosedürleri okuduğuna inanmadığım insanların nereye geldigini düşünüyorum. Bir insanın hayatı nasıl zikilir görmek mi istiyorsunuz? Gelin benimle beraber. Son 1 yılıma bakalım beraber. Sonra vücuduma bakalım. Kollarıma felan. Halime bakalım. Psikolojime bakalım. Çevreme bakalım. Aman neyse.
    1 0 ...
  • hep sonradan gelmesin aklın başına. şu an bilmelisin kıymetimi. bırakıp gitmek istemiyorum seni ama ne olur birazcık aydınlat yolumu.
    3 0 ...
  • türk şiirinin kilometre taşlarından biri olan nazım hikmet, edebiyatımıza sadece şiir(memleketimden insan manzaraları, 835 satır, sesini kaybeden şehir) kazandırmamış, bunun yanı sıra oyunlar (kafatası, demokles'in kılıcı), romanlar (yaşamak güzel şey be kardeşim, kan konuşmaz), mektuplar da yazmış. hatta tüm bunların dışında "kuvayi milliye destanı, kurtuluş savaşı destanı ve şeyh bedrettin destanı"nı yazmış ve çok yönlü bir edebi kişilik olmuştur.

    temsilciliğini mayakovski ve marinetti'nin yaptığı fütürizm'den etkilenip türkiye'ye döndüğünde bu minvalde, toplumcu gerçekçi çizgide eserler vermeye başlamış, 60 sonrası kuşağa ilham kaynağı olmuştur.

    belki akıllarda en çok aşklarıyla kalmış. nüzhet, piraye, kızıl saçlı kadın, münevver, galina ve en son, "saçları saman sarısı, kirpikleri mavi, kırmızı dolgun dudaklı” diye 1961'de yazdığı “saman sarısı” şiiri ile ölümsüzleştirdiği kadın vera.

    ve vera için yazılan, son şiir.

    "gelsene dedi bana
    kalsana dedi bana
    gülsene dedi bana
    ölsene dedi bana
    geldim,
    kaldım,
    güldüm,
    öldüm."

    sadece çok iyi bir aşık olmamış, çok iyi bir arkadaş da olmuş, dost da olmuş nazım hikmet. çok yakın arkadaşı olan ve dokuzuncu hariciye koğuşu adlı kitabını nazım hikmet'e adayan peyami safa ile aralarına her ne kadar komünizm ve faşizm tartışmaları girse de diğer yakın arkadaşları olan ve bizim de "garipçiler" olarak bildiğimiz orhan veli , melih cevdet anday, oktay rifat horozcu , nazım hikmet özgürlüğüne kavuşabilsin diye üç günlük açlık grevine girmişler.

    hapisteyken, kendisinin bir vatan haini olmadığını anlatan bir mektup yazıp atatürk'e göndermiş ve hastalık zamanı olduğu için belki de hiç ulaşamamış. nazım hikmet ise bunun bilinçli olarak gösterilmediğini iddia etmiş.

    "ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında,
    ne sen bunun farkındasın,
    ne polis farkında."

    şiirinin, gülhane parkındaki bir ceviz ağacında, arandığı dönemde sevgilisine haber vermesini istediği kişinin hem sevgilisine hem de polise haber vermesi sonucu, polis devriyesinde polis ve sevgilisi yan yana geldikleri için yakalanmamak adına ağaca çıkıp, sevgilisine bu şiiri yazdığı rivayet edilir.

    hatta günümüzde birçok şiiri bestelenmiş değerli birçok sanatçı tarafından.

    ezginin günlüğü - seni düşünmek
    edip akbayram - güzel günler göreceğiz
    onur akın - seviyorum seni (bu şarkıda ilhan berk'in "ne böyle sevdalar gördüm ne böyle ayrılıklar" adlı şiirinden bir kısım ile birleştirilmiş.)
    athena - geberiyorum
    zülfü livaneli - yiğidim aslanım
    grup yorum - bu memleket bizim
    zülfü livaneli & joan baez - kız çocuğu
    leman sam - nazım hikmet memleket (sanırım bu ilhan şeşen tarafından, nazım için yazılmış bir şarkı, emin olmamakla birlikte koyuyorum buraya.)
    cem karaca - herkes gibisin
    ahmet kaya - aynı daldaydık
    edip akbayram - gidenlerin türküsü
    ilhan irem - hoş geldin kadınım
    hüsnü arkan - bor oteli
    zülfü livaneli - bulut mu olsam
    cem karaca - ceviz ağacı

    ayrıca tüm bunların dışında, çevirileriyle de tanınır. türk edebiyatının en değerli yazarlarından biri olan yaşar kemal'in ince memed kitaplarını rusçaya çevirmiştir.

    yaşar kemal'in nâzım hikmet'le ilgili bir anısını vefatının ardından yakın dostu zülfü livaneli şöyle yazmıştı: "paris’te abidin dino’yla birlikte nâzım hikmet’i tren istasyonunda karşılamışlar. nâzım demiş ki 'yaşar, romanını okudum. eğer bana bu kadar zulmetmeselerdi, bunca yıl hapis yatmasaydım, belki ben de senin kadar güzel bir şey yazabilirdim ama olmadı.' yaşar kemal, 'koca nâzım’ın genç bir adamla alay etmesi yakışık alıyor mu?’' diyerek oradan ayrılmış ve küsmüş.

    3 haziran 1963 sabahı, gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonrası hayata veda eden nâzım hikmet'in mezar taşı bir granitten yapıldı ve meşhur şiirlerinden biri olan "rüzgara karşı yürüyen adam" figürü taş üzerinde ebedileştirildi.

    1951 yılında bakanlar kurulu tarafından alınan bir kararla türk vatandaşlığından çıkarılan nazım hikmet, 58 yıl aradan sonra yine bakanlar kurulu kararı ile türk vatandaşı olmuştur.

    onun aşkları da şiirleri kadar ölümsüz sanki. sözümü belki de en çok sevilen, en çok iç burkan şiirlerinden biri ile bitirmek istiyorum. "ben senden önce ölmek isterim."

    "ben senden önce ölmek isterim.
    gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?
    ben zannetmiyorum bunu.
    iyisi mi, beni yaktırırsın,
    odanda ocağın üstüne korsun,
    içinde bir kavanozun.
    kavanoz camdan olsun,
    şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin.
    fedakârlığımı anlıyorsun, vazgeçtim toprak olmaktan,
    vazgeçtim çiçek olmaktan
    senin yanında kalabilmek için.
    ve toz oluyorum,
    yaşıyorum yanında senin.
    sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.
    ve orda beraber yaşarız,
    külümün içinde külün,
    ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun
    bizi ordan atana kadar...
    ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize,
    atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
    toprağa beraber dalacağız.
    ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
    sapında muhakkak iki çiçek açacak:
    biri sen, biri de ben.”

    hasretle, mavi gözlü dev...
    5 0 ...
  • Zamanında bayi gezisinde hollanda'ya gitmiştik. Bizi 400 yıllık bir restorana götürdüler, ilk sahiplerinden kalan zırhların ve kılıçların halen duvarlarında asılı olduğu, ayrıcalıklı bir yer.

    Toplu bir yemek olduğu için yemekler belli tabi, adamların en meşhur olduğu bir kırmızı et tabağı, yanında salata ve öncesinde aperatifler, istersen ev yapımı şarap veya bira.

    Aperatif ve alkolle ilgili türlü rezillik sonrası ana yemek geldi, bizim davarlar tabi çatal bıçak tutmasını bilmeyen tipler, önlerine sulu ve orta pişmiş klas bir fileminyon, yanında ızgıra tatlı mısır, kuşkonmaz ve patates püresini görünce başladılar söylenmeye, "aç kaldık amcuğagoum lağmacun döğner yog mu öğamuagom" şeklinde.

    Sonra ne mi oldu? Kimse o güzelim fileminyonlara veya tabaktaki herhangi bir şeye dokunmadı, annem babam ben ve masadan iki kişi dışında. Hatta masadan birkaç kişi kuşkonmazları alıp tur rehberlerine sallayarak "koyun mu besliyonuz, meeeeee" şeklinde isyan edip alaycı şekilde güldüler. Tur rehberleri tabi bayileri mutlu edebilmek için bir çözüm bulmak zorundalar, mutfaktan bolcana ekmek, tereyağı ve aperatifler geldi masaya, hepsi sıcak ekmeğe tereyağı sürüp "ohamugooyım yaaa ha şöyle laa" diye büyük bir keyifle homurdana homurdana ekmek yediler o gece.

    Diyeceğim o ki, şu yazdığım entry'yi o gün o masada ekmek yiyen adam ve kadınların çocukları/torunları okuyacak, ben buraya roman yazsam ne olur? *
    4 0 ...
  • varoluşçu eğitim yaklaşımının ana fikridir. varoluşçu felsefe kapsamında kendini keşfeden, kendini gerçekleştiren bireyler yetiştirmek, her çocuğun bireyselliğini özgürce oluşturmasını ve göstermesini saglamak gibi hedefleri vardır. öğretmen model olmamalıdır.

    dil eğitimi için kullanılan kardeş yöntemi (bkz: silent way)

    türk eğitimin sistemi amaclarinin bir kısmına ilham olmuştur ama uygulamada nasıl çuvalladığımız başka bi girdinin konusu.
    4 0 ...
  • Her kahvaltınızın önce fotoğrafının çekilmesiyle, haftada bir düğün fotoğraflarınızdan birinin paylaşılmasıyla sonuçlanabilir.

    Pembe zevksiz mobilyalara sahip olursunuz.
    Tüm mutfak ekipmanı aslında birer oyuncakmış gibi görünebilir.

    Bunları yaşarsınız.
    7 0 ...