• kasları yerine ilk önce beynini geliştirmesi gereken kas yığını. dm'den yürüdüğü kızların haddi hesabı olmamasına rağmen nickaltımda gelip nickaltımda "sözlüğün evveliyatını sikmişin" diye kuduruyor meriç. sözlüğün veritabanında kız bırakmadın. olm sen bu hayata tutunmakta zorluk çeken bir meriçsin, senin beni kendinle kıyaslaman bile başlı başına bir hata.
    9 3 ...
  • Benim de dahil olduğum nesildir.

    Bir dönem benim yüzümden ailem yatıya misafir gidemedi, yatıya misafir alamadı. Öyle böyle değil çok enteresan işeme tarzları geliştirmiştim. ilk zamanlar sadece altını ıslatma olarak başlayan olaylar uyurgezerlik ve işeme ile birleşmiş olaylar enteresan yerlere doğru gitmişti. Altıma serilecek muşamba parası aile bütçesinin en önemli kalemlerinden biri oldu. Hatta hiç unutmam misafirliğe gittiğimiz bir evde (bizimkilerin son yatılı misafirliğidir) gece altıma işemiştim.sabah çarşafı yıkayan evin hanımı sinirle benim hakkımda söyleniyordu. “Çocuk değil su tankeri” lafını duymuştum, çok utandım, örselendim ve o gece Yatağa 3 kere işedim. Çok hassas bir çocuktum.
    7 0 ...
  • varlık fonunu biliyorsunuz değil mi?

    reis kurdu...
    varlık fonu yasası var, kanunu var...
    o yasa ve kanunu da akp'liler koydu.

    kanunda diyor ki, "varlık fonu tbmm plan ve bütçe komisyonu tarafından denetlenir, kontrol edilir."

    bu kanunu yapan sizsiniz.

    şimdi normalde bu varlık fonu, ekim 2018'de gelip tbmm plan ve bütçe komisyonuna hesap vermesi gerekiyordu.

    ekim'de gelmediler.
    kasım'da gelmediler.
    aralık, ocak gelmediler.
    şubat kısa ay diye gelmediler sanırım.
    mart'ta seçim vardı gelmediler.
    nisan'da seçimler iptal olacak diye gelmemiş olabilirler.
    mayıs'ın 26'sındayız, hala gelmediler...

    say bakalım.
    8 ay...

    varlık fonu tam 8 aydır gelip tbmm'ye hesap vermiyor.
    neden?
    veremiyor çünkü. ne hesap tutuyor ne kitap.

    kendi çıkardığınız yasa, kendi oluşturduğunuz kurumlar, satıyorsunuz, alıyorsunuz, katar'dan para alıyorsunuz birşeyler yapıyorsunuz, cumhuriyetin bütün değerlerini sattınız, elde kalanları da zarar ettiriyorsunuz ve neticede biz bu zararları yazdıkça da yüzsüzce laikçiler bayram ediyor diyorsunuz.

    abv...
    -----------------------
    -----------------------

    not:
    varlık fonunda neler var?
    ziraat bankası, halkbank, türkiye petrolleri, ptt, thy, çaykur, türk telekom, türksat, milli piyango, botaş, borsa istanbul, eti maden, şekerbank, tjk, tcdd, denizcilik işletmeleri...
    6 0 ...
  • akla osmanlı'nın son dönemindeki askerlik sistemini getiren tasarıda yer alan madde...

    bakınız osmanlı devletinde, daha doğrusu o dönemin hiçbir ülkesinde zorunlu askerlik yoktu.
    osmanlı ordusu profesyoneldi, harekat kabiliyeti çok yüksekti.
    o yüzden yükselme döneminde dünyanın en geniş sınırlarına sahipti ve son derece zengin bir devletti.

    abd iç savaşı ve fransız devrimi sonrası dünyada zorunlu askerlik kavramı ortaya çıktı.

    osmanlı'da da zorunlu askerlik uygulaması başladı.
    lakin osmanlı'da gayrimüslimler askerlik hizmetinden muaf tutuldular.

    bununla beraber, padişah/halife kararı ile mekke, medine ve istanbul'da yaşayanlar askerlikten muaf tutuldu.

    askerlikten muaf tutma yetkisi padişahın elindeydi.
    ve padişah, hacı olanları askerlikten muaf tuttu. daha sonra din görevlileri askerlikten muaf sayıldı.
    ve en sonunda da dini okulların öğrencileri askerlikten muaf tutuldu.

    dini okulların öğrencileri.
    yani tekke ve zaviyelere sığınan, burada din eğitimi alıyor ayağına tarikatçılık yapan tipler askere gitmedi.

    93 harbinde tarikat ve cemaatlerin elindeki tekkeler doldu taştı.
    çünkü askerden kaçmak isteyenlerin ilk sığındıkları yer buralardı.

    ardından balkan harbi, birinci dünya savaşı.
    anadolu'nun ve rumeli'nin yüzbinlerce genci delikanlısı vatan için şehadete koşarken, yüzbinlerce şerefsiz tarikatlara, tekkelere sığındı.

    1. dünya savaşı sırasında liman von sanders'in yazdığı türk ordusu'nun mevcut durumu raporu şöyle;

    --spoiler--
    Türk ordusunda şu anda 300.000'den fazla asker kaçağı mevcuttur.
    Bunlar düşmana katılmamakta ancak memleketle­rinin art bölgelerine kaçıp burada yağma ve talan yaparak ül­ke güvenliğini tehdit etmektedirler.
    Her yerde birlikler bu ka­çakları yakalamak üzere harekete geçirilmelidir.
    --spoiler--

    bu asker kaçakları harp kanunları gereği bulundukları anda infaz ediliyorlardı.
    tabi onlar da çareyi tekkelere ve tarikatlara sığınmakta buldular.
    zira harp kanunları tekke ve zaviyeleri kapsamıyordu.

    keza kurtuluş savaşımızda da aynı sorunla karşılaştık.
    1920 Eylül'ünde Meclis harekete geçti.
    Hükümetin ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'nın ısrarlarıyla 11 Eylül tari­hinde "Firari Kanunu" çıkarıldı ve istiklal Mahkemeleri kurularak bunlara kanunu uygulamada sınırsız yetki verildi, iki hafta sonra bu mahkemelere "Hıyaneti Vataniye Kanunu" al­tında getirilen davalara bakma yetkisi de verildi.

    fakat buna rağmen 1921 ağustos ayında varolma mücadelesi verdiğimiz sakarya savaşı'nda asker kaçaklarının oranı ordunun yüzde 15'ine tekabül etmekteydi.

    düşünün, tutunacak son menzildesiniz ve toplayabildiğiniz ordunun yüzde 15'i savaştan kaçıyor.
    bu arada sakarya savaşında türk ordusunun mevcudu 120 bin kişidir, buna oranlarsak yüzde 15'lik kaçak sayısı korkunç boyutta olduğu ortaya çıkıyor.

    bu kaçakların da çoğunun tekkelere sığındığını söylemeye gerek yok sanırım.

    bu çok can sıkıcı bir durumdu.
    ve atatürk'ün dikkatinden hiç kaçmıyordu.

    nitekim büyük taarruz hazırlıkları sırasında atatürk konya'ya gider.

    --spoiler--
    gazi mustafa kemal, 2 nisan 1922 tarihinde yanında sovyet elçisi aralov ile birlikte konya’dadır.
    “o gece iki medreseyi ziyaret ettik. kanlı, canlı hemen hepsi de gencecik mollalar medresenin avlusunda dizilmişlerdi. bunların yanında geniş cüppeli, beyaz sarıklı hocalar da yer almıştı. hepsi de yerlere kadar eğilerek mustafa kemal paşa’yı selamladılar.
    içlerinden biri, bunların başı ve en nüfuzlusu; mustafa kemal paşa’dan, medrese sayısını arttırmasını rica etti. bu zat, ayrıca, medrese öğrencilerinin askere alınmamalarını da istirham etti.

    hoca konuşurken mustafa kemal’in kendini tuttuğu belli oluyordu. ama medrese öğrencilerinin askere alınmaması söz konusu olunca, artık kendini tutamadı ve yüksek sesle, sertçe:
    “ne o, dedi. yoksa sizin için medrese, yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? millet kan içinde yüzerken; halkın en iyi çocukları cephelerde döğüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz!… “

    mustafa kemal konuşurken gözleri daha korkunç bir hal alıyordu.
    ”bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim!”.
    hocalar sindiler, ama yüzleri öfkeden kıpkırmızı kesildi, yabancıların yanında hükümet başkanı onları paylamıştı.

    mustafa kemal paşa bize dönerek; “hadi gidelim, dedi, artık burada bizim için yapılacak bir şey kalmadı.”
    ve şöyle, isteksizce selam vererek oradan ayrıldı.

    mustafa kemal paşa otomobilde uzun süre yatışmadı: “savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! her şeyden önce onları mali kaynaklarından, vakıflardan yoksun edeceğim. yurt topraklarının büyük bir parçası, neredeyse üçte ikisi, belki daha çoğu vakıftır. bu topraklar mollaların yaşam kaynaklarıdır. bunların çoğu köylülerin ellerinden alınmış topraklardır. buna son vereceğiz. bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar.

    mustafa kemal, anadolu topraklarında, şimdi gördüğümüz dinç, sağlam delikanlıları askerden kaçıran yüzlerce medrese bulunduğunu söyledi.
    bu asker kaçakları tam bir kolordu demekti.

    medrese öğrencilerinin şimdiye kadar niçin askere alınmadıklarını sormam üzerine, mustafa kemal, bunları askere alınmaları için gerekli emrin verilmiş olduğunu söyledi. bu devrimci adım, subaylar arasında büyük bir sevinç yaratmış ve bu olay son günlerin en çok üzerinde durulan bir konusu haline gelmişti.

    kaynak:s.i.aralov, bir sovyet diplomatının türkiye hatıraları, çeviren: hasan ali ediz s.104-106
    --spoiler--

    işte, kurtuluş savaşının en çetin yılları.
    atatürk ve silah arkadaşları vatanı kurtarmanın peşinde, ama medreseler, dergahlar askerden kaçacak şerefsizler için daha çok yatacak yer, daha çok tekke talep ediyor...

    bugün ne yazık ki şu kanun yasalaşırsa olacağı budur.

    türkiye'de ne kadar tarikat, cemaat, dergah varsa buraya üye olanlar askerlikten muaf tutulacaklar, besiye çekilecekler.
    bunun hazırlıkları yapılıyor.

    tehlikenin farkında mısınız???
    10 3 ...
  • kemiqlerim var pozu veren hanım yazar.

    üşenmiyor musunuz oğlum ya? şahsen telefonu şarja takıp entry okumaya üşeniyorum, millet yakaya kağıt iliştirmeli fotoğraf atıyor.
    galiba benden çok daha gençsiniz.

    öpüyorum evlatlarım.
    11 1 ...
  • 1.25 milyar türk lirasıdır.

    geçen yıl yani 2018'in ilk çeyreğinde bu zarar 314 milyon liraydı.

    sırf siyasi çıkarlar uğruna kullanılan bir şirket, arda'nın transferi için barcelona'ya sponsor yapılan siyasal islamcıların elinde oyuncak haline gelen koskoca türk hava yolları'nın toplam borcu 80 milyar liranın üzerinde...
    https://www.dunya.com/fin...ni-acikladi-haberi-444905

    neden apronda birkaç deve kesmiyorsunuz?
    belki toparlanır o zaman...

    edit: eksileyen arkadaşlar, zararı thy açıkladı, ben değil. ama siz mutlu olacaksanız şayet, thy süper kar etti, hem de 500 milyar dolar, valla bak, ekonomi çok iyi çünkü.
    14 4 ...
  • bu adama " yaa bana bi 100 euro versene elektrik parasını yatıriim" desen, vermez. o arabaya en az 20 öğrenci - o da en az- okutulur valla...kiraları falan da ödenmek kaydıyla hem de...200 bin euro´ya üniversite´ye yeni kürsü açarsın,lan... kocaman kütüphane yaptırırsın. kitap kaç para 2 euro 3 euro bişey...100 bin kitap alırsın resmen...100 bin kitap hangi türk kütüphanesinde var?...

    acayip bişey bu harbiden...çok acayip...

    bi de makam arabası diye bi kavram bi tek amerika´da var. bi politikacıların- o da şansölyenin falan- bi de çok büyük şirketlerin, porsche, daimler, audi opel falan...şoförlü makam aracı olur. başka kimsenin makam aracı olmaz. metroyla git hıyarağası, derler adama...

    benim eski karımın bi arkadaşının kocası bi süt şirketinde yönetim kurulundaydı, bayaa hali vakti yerinde bi herifti...adam amsterdam´a falan gidiyodu...uçakla gidiim yaa böyle çok uzun oluyo, diye sormuştu, reddetmişlerdi...amsterdam´a trenle giderdi adam. öyle makam arabası falan yoktu yani...

    öyle şoförlü lüks makam aracı kültürü ingiltere´de var mı bilmiyorum, ama amerika´da var, onu biliyorum. çin´de rusya´da falan da varmış. ama almanya´da isveç´te, danimarka´da falan yok.

    sadece trenle çok seyahat ediyosan, alman demiryolları sana bi kart veriyo, indirimli seyahat ediyosun. bi tek o var. onun parasını da şirket veriyo, onun dışında sana maaş veriyolar, bütün harcamalarını o maaş´tan yapıyosun.

    almanya´da kendine şoför tutsan, maaşını cebinden vermek zorunda kalırsın. o külfetin altına şirket girmez burada. şirket sahibi adam kendi üstüne kayıtlı kişisel arabayla kendisi kullanarak işini görür burada.

    ya da dediğim gibi tren çok yaygındır, herkes trene biner.

    mesela bi tren garında heilbronn şehri belediye başkanının trene bindiğine şahit olmuştum. demek ki onun da makam arabası yok.

    türkiye parayı har vurup harman savuruyo harbiden. bi devletin sırtı böyle yerden kalkmaz, haberiniz olsun da...ben söylemiş oliim de.
    5 2 ...
  • 1 idi 2 oldu.
    2 idi 4 oldu.
    4 idi 8 oldu.

    evdeki beslediğim kedi sayısı her geçen zaman diliminde ikinin üsleri halinde artmakta.
    allah "yürü ya kulum" dedi, gönderdikçe gönderiyor.

    geçen sene bu civarlarda sokakta tahminen araba çarpması sonucu arka ayaklarını sürüyor halde bulduğumuz bi dişi kediyi eve aldık, zamanla bel altı minimum hasarla iyileşti. 2 ayın sonlarına doğru fark ettim ki hamileymiş. doğum günü gecemde, odamda, dobiş burunlu bir erkek bebek doğurdu. devamı gelecek diye bekledim ama biricikmiş. büyüdükçe tam hayalini kurduğum o kedi haline geldi.

    doğumun 13. gününde anne kedinin kötü kokulu vajinal akıntılarının olması ve kızgınlık döneminde gibi davranması sebebiyle veterinere götürdük. veteriner hekim, kedinin biometra denen bir hastalığı olduğunu ve rahmi alınmazsa yemeden/içmeden kesileceğini söyledi. babam da işten ayrılmıştı o sıralar. hem ameliyat masrafını nasıl karşılayacağımızı, hem de kedinin doğal döngüsünü ne hakla bozacağımızı kara kara düşünürken kapıdan içeri elinde kutu olan bir adam girdi ve oturdu. kutunun içinden kedi ciyaklamaları geliyordu. bir kedi manyağı olarak "aa burada da mı kedi var?" diyerek kutuya doğru koştuktan sonra içerideki görüntüyü görmek içimi sızlattı: zayıflıktan kemikleri sayılan ve açlıktan ciyak ciyak bağıran yeni doğmuş ki adet kedi yavrusu. babamla kısa bir süre muhabbet ettiler. adam ve ailesi, kedileri başka şehirde annesizken bulmuş. şırıngayla beslemeye çalışmışlar, becerememişler.

    buradan sonrasında ise hikaye çok güzel:

    babam yavrulardan birini alıp sepette yatmakta olan anne kedimize uzattı. anne kedi yavruyu koklayıp yalamaya başladı. babam yavru kediyi annenin önüne bıraktı. yavrucak annenin memesine yapıştı. anne kedi de yavruya sarıldı. olay diğer yavru kedi için de aynı sonuçlandı. adam babama "siz yeter ki bu kedileri 2 hafta besleyin, şu günleri atlatsınlar. ben kedilerin ameliyat, kum, mama masrafını karşılayacağım" dedi.

    2 kediyle gittiğimiz veteriner kliniğinden 4 kediyle mutlu mesut evimize dönerken babam bana "allah'ın rızkı nereden vereceği belli olmuyor, görüyor musun?" demişti. Olayı birilerine anlatırken bu cümleye gelince hep gözlerim dolar. Şimdi o kediler neredeyse 1 yaşındalar ve hala evimizdeler. evde asla hayvan istemeyen annem bile evin her yerini saran kedi kılları yüzünden bize ne kadar kızsa da kedilerden vazgeçemiyor.

    hikayemiz buraya kadar sanıyordum ama bitmemiş.

    evde beslediğim kediler dışında, evimin önünde beslediğim 6-8 kedi daha var. her gün odamın camına çıkıp verdiğim mamaları yiyorlar. içlerinden biri boyut olarak normal bir kediye göre aşırı küçüktü ve 1 yaşında bile olmamasına rağmen 1,5 hafta önce doğum yapmıştı. yavruların nerede olduğunu bilmiyorduk ama anneyi her gün yavrularını besleyebilsin diye bolca besliyorduk. 4-5 gün önce komşunun kapıya gelmesi ve "bahçenizde kedi ölmüş" demesiyle bizi ailecek üzüntü kapladı. anne kedi büyük ihtimalle aşırı küçükken anne olup yetersiz kalmaktan ölmüştü. beni daha çok üzen nokta ise en az 4 tane karnı aç yavrusu vardı ve ben nerede olduklarını bilmiyordum. ertesi gün kardeşimin "abla, balkondan ses geliyor" demesiyle yataktan fırladım. balkona çıkıp sesleri dinledim. yavru kedileri bulduğum an gözyaşlarımı tutamadım.
    4 tane 2 haftalık mini mini minnacık yavru var odamda şu anda. veterinerden kedi sütü tozunu, biberonlarını aldım. anneleri olmadığı için tuvalet sorunumuz da var. her gün 2-3 saatte bir karnımızı doyuruyoruz, çiş yapıyoruz. bazen her tarafımız poh oluyor bıcı bıcı yapıp altımızda sıcak su torbası ile soba karşısına geçiyoruz. Sonra da pamuk gibi olup sonraki mama ve çiş saatine kadar uyuyoruz. günlerdir uyku uyuyamıyorum ve uykusuzluktan halüsinasyon bile gördüm ama en azından içim rahat, 4 tane daha mini can nefes alıyor.

    ben bu kedilerle ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum sözlük*
    7 0 ...
  • e troll dolu bütün sözlükler. yapcak bişey yok. yeni türkiye´nin yeni eğitim sistemi bir nesli çarçur etti. türk internet sitelerinin hepsi böyle. twitter da genellikle böyle.

    adam gibi yazmak istiyosan mesela alman sayfalarında yazabilirsin. almanca tabii. orada böyle çarçur olan nesiller olmadığı için, adam gibi tartışmalar, seviyeli sohbetler edebiliyosun. türk sayfalarında da aynı şeyi yapmak için eğitim sistemini değiştirip bi 15 yıl falan beklemek lazım.

    bu yokolmuş nesil bundan sonra da böyle kalırlar. bugünkü türk gençliğinden bi halt olmaz.

    türkçe yazcaksan, böyle bi seviyede yazmayı kabulleneceksin. başka şansın yok...
    5 1 ...
  • rektöre hanımın akademik kariyeri son derece zayıf görünüyor... kısa bir ingiltere seyahati dışında bütün dereceleri marmara üniversitesinden...

    (sonradan eklenen not: şu kaynakta doğum tarihi 1982 olarak yazılı ama her halde yanlış...
    https://www.haberler.com/esra-hatipoglu/biyografisi/
    başka bir yerde üniversiteye giriş tarihi olarak 1988 görünüyor..)

    levent uysal isimli pis sakallı kerestesi sağlam arkadaşımızın da 50'sini geçtiğini zannetmiyorum... kendisi işadamından ziyade bodyguard gibi görünüyor..

    eskiden olsa uzun uzun yazıp nefes tüketirdim ama artık uğraşmayacağım.. çünkü türk halkı bu tarz insanlar tarafından yönetilmek istiyor.. bu tarz insanlara bayılıyor.. bu düzeni seviyor...

    bu düzen ise sürdürülebilir değil. sonu felaket...

    ancak ben gine de bir tavsiyede bulunayım: eğer türkiye olur da makas değiştirip de başka bir düzene geçmeye niyetlenirse muhakkak, ama muhakkak bu adamların ve kadınların
    ---ne olduğunu,
    ---kim olduğunu,
    ---arkalarında hangi güçlerin iş tuutuğunu
    ---para akışlarını
    ---inşaat sektöründeki örgütlenmelerini,
    ---akademideki örgütlenmelerini,
    ---devletin içindeki örgütlenmelerini
    ---offshore hesaplarını
    ---kimin köylüsü olduklarını
    ---kimin akrabası olduklarını
    ---hangi etnik gruptan olduklarını
    bulup ortaya çıkarmalı.. bu muhakkak, ama muhakkak yapılmalı...

    eğer bu adamlar ve kadınlar tam olarak afişe edilmezlerse fırtına sürerken bir süreliğine bir taşın altına saklanırlar, fırtına geçince saklandıkları taşın altından bir mağduriyet hikayesiyle çıkıp tekrar eski güçlerine kavuşurlar...
    8 0 ...