• E-devleti sosyal medyaya çevirsek chat bölümü falan gelse daha mantıklı değil mi?

    Kafa yine zehir mk. Biraz önce kerane tatlısı yedim ondan mı acep.
    6 0 ...
  • Mabel matiz de sevinmişti oysa. Bilmiyor muydun? Burası türkiye islam cumhuriyeti. Sen şeyh galibi neşet ertaşi anlatırsın. Ama onlar bizim değerlerimiz var der. Senin gibi cinsel tercihi farklı biri ağzımla kuş tutsa nafile demezler mi sana mabel. Biz de sevinmiştik. Bazı tabular kırıldı mi dedik tabi kursağımızda kaldı. Seninkinde kaldığı gibi. Çünkü bunların kafası ezelden beri böyle . Sen üzülme baba. Bu ülkeye fazlasın.
    7 4 ...
  • Bizim zamanımızda böyle miydi azizim.

    Trollüğün tarafı görüşü dini milleti haysiyeti şerefi olmazdı.

    Gene haysiyet ve şeref yok da taraf ve görüş edinir oldular. Kalemlerini sattılar. Nerede o eski troller.

    Siyasi trollük yaparken bile Aynı hesap ile hem örgüt propagandası yapıp hem Jitem övüp hem ateist olup hem cihat ilan eden troller vardı onları bile arar olduk... Trollün tarafı mı olur Muş...

    Eğlence için değil meslek haline getirdiler. Para geldi mertlik bozuldu.
    5 0 ...
  • Z kuşağı büyük potansiyel ama yeterli değil. Özellikle 50 yaş üstü ve her yaştan kırsalda yaşayan büyük kesim hala gözü kapalı AKP'ye oy veriyor. Açıkçası elinden ekmeğini alıp günlerce aç bıraksan vermeye de devam edecek.

    2023'te durum ne olur bilmem. Akp ciddi oy kaybetti ama bence bugün seçim olsa yine tek başına iktidar olur. Ekonomi Kısa zamandır değil, bir kaç yıldır kötü. AKP'ye oy veren kesim de bunun farkında ama dediğim gibi günlerce aç bıraksan düşüncesi değişmeyecek. işte bu noktada siyasal islam devreye giriyor ve o yılların klasiği "adam namaz kılıyor"cu dayılar ülkenin kaderini belirliyor.

    Z kuşağı küçük de olsa bir ümit veriyor ama bence yeterli değil. "Çalıyor ama çalışıyor"cular, tuğralı doblolu enişteler oy kullandıkça akp gücünü korumaya devam edecek.
    5 0 ...
  • Sanırım o yıl ilkokul ikinci sınıfa gidiyordum. eczanede çalışan ağbim bir akşam eve, o dönemlerde herkesin kullanmak mecburiyetinde olduğu defter biçimindeki sağlık karnelerinin konulduğu ve üzerinde eczane adının yazıldığı plastik mavi kılıflardan getirmişti. benim kuşağım o karneleri iyi bilir; muayene sonrasındaki hastalık teşhisi ve ardından reçete edilecek ilaçlar, hekim tarafından -arkasına karbon kağıdı konularak- bu karnenin sıralı bir sayfasına yazılır ve hasta o karne ile eczaneye giderek ilaçlarını alırdı. Bittabi bu karneler zamanla eskimeye yüz tutar ve vatandaşlar bundan sakınmak için o karneleri eczanelerin dağıttığı kılıflara koyardı. Böylelikle vatandaş sağlık karnesini yıpranmaktın ücretsiz olarak korurken eczaneler de reklamlarını yapmış olurdu.

    Bilirsiniz, elinizde ihtiyaçtan fazla miktarda olan bir şey varsa ya o şeyi satarsınız ya çöpe atarsınız ya da farklı bir amaç için kullanırsınız. Ben elbette sonuncusunu seçtim ve dahası bu plastik kılıflarla yapacağım şey konusunda kafam oldukça netti: bir cüzdan.

    hemcinslerim bilir; büyüyen her erkek çocuğunun cüzdan kullanma konusunda bir hevesi vardır. Cüzdan kullanmak erkek çocukları için büyümüş görünmenin ve cinsiyetin önemli bir işaretidir.

    Her neyse, konuya dönelim. Kimse evde olmayınca ilk iş, üç dört tane kılıfı önüme koydum. Bunları makasla düzgünce kesmeye çalıştım ama ellerim yeterince büyük olmadığı için az sonra pek çok kılıf önümde paramparça duruyordu. Birkaç tane daha çıkardım ve makas ile yapıştırıcıyı kullanarak katlanabilen güzel bir cüzdan yapmıştım.

    Cüzdanda taşıyacak her hangi bir şeyim olmadığı için o gün hayıflanmıştım (bu gün ise cüzdanımdaki kartları azaltmak için çabalıyorum). Yine de cüzdanımı alıp gururla sokağa çıktım. Biraz sonra artık yüzünü ve adını hatırlayamadığım bir arkadaşım geldi, elimdeki Cüzdana baktı. Gözleri hayranlıkta açılmıştı. Biz cüzdana birlikte incelerken sokaktan yanımıza doğru bir çocuk geldi. Saçları sıfıra vurulmuş, alnı Tarsus sıcağının yarattığı terle ıslanmıştı.

    Biz cüzdana bakarken o, uzun tırnaklı kirli parmaklarında duran bir çakmak gösterdi bize. Bu kez ben gözlerimi hayranlıkla açmıştım. Aklıma o çakmağı alıp babama hediye etme fikri geldi o an. Sanırım Böylece sık sık sigara içen babamın beni daha çok sevmesini sağlayacaktım. Yaptığım cüzdanı izleyen bu çocuğa cüzdan ve çakmağı takas etmeyi teklif ettim. O da Bir müddet düşündü, cüzdana ve elindeki çakmağa baktı, sustu; fakat sonunda kabul etti. Çakmağı alıp sevinçle eve geldim ve Babamın dağıtım işini bitirip eve gelmesini sabırsızlıkla beklemeye koyuldum. Birkaç saat sonra babam nihayet geldi. Çakmağı sakince babama uzattım ve onu buluğumu söyledim. Babam Çakmağı kısa bir süre inceledi ve yakmaya çalıştı; fakat çakmak çalışmayacak kadar eski ve bozuktu. “Bozulmuş bu, çöpe at sen bunu” dedi, “tamam” deyip elinden çakmağı aldım ve çöpe attım.

    bu olaydan yaklaşık yedi sene sonra kendi cüzdanımı satın aldım. Yine bu olaydan yaklaşık on beş sene sonra sigara tiryakisi olan babamın sol bacağını kestiler ve Babam, Birkaç sene sonra da kalp krizi geçirerek öldü.

    Babam öldüğünde cebimde ne sigara ne da çakmak vardı. Cebimde duran, taşımaktan yıldığım bir cüzdandı sadece.


    sözlük yazarlarının anıları
    4 0 ...
  • Damacana siken erkekten hiçbir farkı olmamasına rağmen o erkeğe edilen hakaret ve küfrün yüzde birini bile işitmeyen sapık kadındır.
    8 1 ...
  • son 3-5 yılda sosyal medya da gittikçe artan aşırı saçma ve komik akımdır. adam kendi gibi düşünmeyen herkesi mahkemeye, cimere şikayet edip ceza alacağını sanıyor gerçi bunlara kızamıyorum çünkü ülkede adalet ve ifade özgürlüğü olmadığından en ufak şeyi bile büyütüp yaygara yapıyorlar. özellikle bu olay daha çok twitter da var. rastgele linç edilen kişinin profiline girin direkt emniyeti, süleyman soyluyu etiketleyen tipleri görürsünüz. abi yokta ciddi ciddi bu boş işlerle uğraşacak kadar işsiz var mı?
    8 2 ...
  • kitabı gerçekten okuyanla ekşi sözlükten başlık aşıran hiç bir olabilir mi?
    orijinal metinde "dictatour de turc" olarak geçen ama türkçe çevirilerinde "türk lider" şeklinde yumuşatılan kişi atatürk olabilir fakat bu sadece yazarı bağlar konunun daha iyi anlaşılması için kırpılmış halini değil paragrafı okumak lazım benim tavsiyem kitabı da okuyun başkasının ipiyle kuyuya inmeyin.

    karar okuyucunun:

    "küçük prensin geldiği gezegenin b-612 diye bilinen asteroid olduğu konusunda beni haklı çıkaracak ciddi bir nedenim var.
    bu asteroidi ilk kez 1909 yılında bir türk gökbilimci teleskopla gözlem yaparken görmüş. bu buluşunu hemen uluslararası gökbilimi toplantısı'nda büyük bir heyecanla sunmuş, ama adamcağız şalvar, cepken ve fes giyiyor diye onun söylediklerine hiç kimse değer vermemiş. büyükler böyledir işte...
    bir süre sonra bir türk lideri herkesin avrupalılar gibi giyinmesini zorunlu kılmış, hatta buna uymayanları ölümle cezalandıracağını söylemiş de, 1920 yılında aynı gökbilimci etkileyici ve şık bir giysiyle asteroid b-612'yi tanıtabilmiş. bu kez herkes ilgiyle izlemiş onun söylediklerini."
    8 2 ...
  • Dibe vurmaktan kasıt depresyon ise tavsiyenin işe yaramayacağı insanlardır. Bu bana hep tuhaf gelmiştir, depresyondaki insana tavsiyeler!
    Bu insan zaten tavsiye uygulayamayacak durumda olduğu için depresyonda. Eğleneceğin aktivitelerle zaman geçir falan * oğlum adam yaşamaya çalışıyor, izin verir misin?
    Depresyondaki insanın tavsiyeden ziyade doktora ve desteğe ihtiyacı vardır. bu süreç kendi kendine geçmesini bekleyebileceğiniz bir süreç değil çünkü ne kadar süreceğini bilemiyorsunuz, doktor kontrolünde olması iyi olur.
    psikolojik sebepler dışında çeşit çeşit dibe vurma yolları var, hangi birini anlatalım arkadaşlar? Saçma yani.
    6 0 ...
  • "yalancıyı s....ler kucaktan inmezdin" özlü sözünü akla getiren iddiadır. flat head yazmış zaten bu arkadaş çingene olabilir göçebe hayatı yaşıyor. bir hafta ankaralı bir hafta istanbullu. önümüzdeki hafta allah kerim artık ağrı belediyesini falan şey yaparken görebiliriz. bir de trabzonda rizede falan yaşayan amcaların yazdığı şeyler komiğime gidiyor. arada var 1000 km mesafe be emmi kokuyu sen oradan nasıl aldın. köpekbalığı mısınız mübarekler..
    7 2 ...