bugün

türkiye dedelerinizin türkiye si değil

Geçen hafta Wall Street Journal’da (WSJ), dış politika uzmanı bir akademisyen olan Walter Russell Mead’ın kaleminden çıkan makale, bugün gerçekleşecek Biden - Erdoğan görüşmesi öncesinde Ankara’da kendisine yer bulmuş...

yazı ne diyor:
- başlığı “Karşınızdaki dedelerinizin dönemindeki Türkiye değil” .
- yazı, "türkiye'yi anlama rehberi" olarak servis edilmiş.
- Rusya, Ankara’nın hesaplarını değiştiren tek gerilemekte olan bölgesel güç değil.
- iran da ekonomik yaptırımlardan aldığı darbelerle sendeliyor.
- Arap dünyası da serbest düşüşte.
- Libya, Irak ve Suriye, hepsi de zayıf ve savaştan zarar görmüş durumdalar. Mısır artık ciddi bir bölgesel güç gibi görünmüyor.
- ABD’nin Orta Doğu’daki mevcudiyetini azaltacağına dair açıklamaları da bunlara eklenince Türkiye, doğusunda ve güneyinde açılan güç boşluklarının hem cazibesine kapılıyor, hem de kendini tehdit altında hissediyor.
- Türkler, AB'nin Türkiye’ye karşı kesin bir şekilde önyargılı olduğunu düşünüyor. Ancak AB, etkili bir bölgesel aktöre dönüşemedi ve Türkiye’nin mülteciler gibi konulardaki baskılarına karşı savunmasız.
- Suriye’deki iç savaş Türkiye için ekonomik ve demografik bir felaket oldu.
- ilişkilerdeki mevcut soğukluğa rağmen ABD ve Türkiye’nin Libya, Suriye ve Irak’ta barışisteme, iran’ın nüfuzunun kırılması, Rusya’nın Orta Doğu, Karadeniz ve Kafkaslar’daki gücünün sınırlandırması ve özellikle Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'ın Rusya ve Çin eksenine girmemesi gibi çıkarları var.

yazının sonu özellikle ilginç:
- “Ankara’nın dış politikası daha bağımsız ve daha az öngörülebilir olmaya devam edecektir. Washington Türkiye’nin, Hollanda, Norveç ya da ispanya gibi hareket etmesini isterse bu ilişki her iki tarafı da üzer. Ancak Beyaz Saray Türkiye’yi, Vietnam ve Hindistan ile aynı şekilde düşünmeye başlayabilirse, politika belirleyiciler de Ankara’nın gerçek jeopolitik değerini takdir edip kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkacak gerilimleri daha ustaca idare edecektir”.

bir kere konunun toparlanması açısından Didem Özel Tümer'in yazısına teşekkür ediyorum.
şahsi yorumlarım ise şöyle:

- yazı türkiye'yi hala, "istediği biçimde anlama rehberi" gibi duruyor. türkiye'nin gelecekte kendisine biçtiği rolü görmezden gelmiş ve buna karşı hala amerika hazırlıksız. türkiye kimseyle tam olarak ortak falan olmak istemiyor çünkü türkiye'nin son 250 yıldır ortaklık kelimesinden anladığı, elindekini avucundakini kaptırması oldu. yani türkiye askeri gücünü ve varlığını arttırdıkça yeni kriz ihtimallerine karşı emperyalist devletler beyinlerini hazırlamıyor.
- yazı, gerileyen güçlerden bahsetmiş. bu güçlerin yerini alması için "dua edilen" -güç- nedir, kimdir, tam tersine kimin bu bölgelerde nüfuz elde edilmesinden -korkulur-, bu gücün yerleşmesindense hangi bölgesel güç -ehveni şer- olarak görülebilir, bir yorum yapmamış. öte yandan, emperyalist güçler bölgeye "bu kadar fazla" rol biçerken ve hala bu alışkanlıklarının ne derece rahatsızlık verdiğini görmzken, bölge ülkelerinin eli armut mu toplayacak? bu yazıyı mısır okumuyor mu? bae okumuyor mu? bu yazı benim nazarımda bölge ülkelerine "türkiye'ye yapışın" diyen bir işaret fişeğidir.
- "Türkler, AB'nin Türkiye’ye karşı kesin bir şekilde önyargılı olduğunu düşünüyor" denilmiş... değil mi? türkiye haksız mı? bu biraz sanki görüşmede, "yahu kolay o işler, biz canımız istese düzeltiriz" anlamında veya "daha tam düşmanlık etmiyorlar esasen ama onu da ayarlayabiliriz" anlamında kullanılabilecek bir pazarlık cümlesi gibi geldi bana. tabii ab'ye de tehdit sallanmış... "türkiye'ye az biraz serbestlik versek hepinize soba külü yutturur, mülteci neymiş görürsünüz" diyor. sanıyorum bu biraz, "doğu akdeniz'de anlaştıracağım ben sizi" anlamında bir cümle..
- yazının sonu "türkiye'ye güvenemezsiniz" cümlesi ile başlamış. "türkiye, batılı bir ülke değil, batı dünyasının kalbi olan nato'daki varlığı da, belli aşamalarda sınırlandırılmalı" görüşü ile devam etmiş gibi... kalan kısmı bana biraz fasa fiso övgü gibi geldi.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.