osho

  1. 149.
    insanlar bana gelir ve sorarlar: "Tanrı neden görünmezdir?" Onlara anlatırım: "O görünmez değildir. Sen körsün, Tanrı'nın görünmez olduğunu söyleme. Tanrı, içeride ve dışarıda seni saran her şeydir. Tanrı görünmez değildir, sen görme kapasiteni kaybettin. Tanrı şimdi-buradadır. Tanrı, olan her şeydir. Tanrı bütünlüğün, bütünün sadece bir adıdır. O milyonlarca form içinde görünürdür. Akan nehirde, o akıştır. Kırmızı çiçekte, o kırmızılıktır."

    Tanrı görünmez değildir. Bir şekilde ya sen kör olmuşsundur ya da at gözlüğüne aşırı bağlısındır. Gözlerin bağlı kalırsın. Dinlerin, kültürün, toplumun, koşullanmaların, medeniyet ve bütün bu saçmalıklar bir gözbağı işlevini görür. Gözlerini açmana izin verilmez. Kapalı gözlerle yaşamaya alışmışsındır. Gözlere sahip olduğunu ve onları açabildiğini tamamen unutmuşsundur. Gözlerini açmaktan, hakikati görmekten korkarsın, yalanlara o kadar tutunmuşsundur ki hakikati görmek çok yıkıcı olacaktır. Bütün imajın düşecek, sarsılacaksındır. Oyun kartlarından oluşan evin tamamı basitçe düşecek ve yok olacaktır. Hayaller ve arzular içinde o kadar yaşamışsındır ve derinlerde hakikatten korkmuş hale gelmişsindir... Ölüm büyük bir devrimdir. Hiç ölüm olmasaydı din olmazdı. Dinin var olmasının sebebi ölüm yüzündendir... Eğer dine diğerleri tarafından karar veriliyorsa o halde aramaya gerek yok. Baban, "Tanrı var," diyor. Annen cennet cehenneme inanıyor bu yüzden sen de inanıyorsun. Otorite, rahip, politikacı bir şey diyor ve sen ona inanıyorsun. Kaçınıyorsun; inanç aracılığıyla güvenden kaçınıyorsun. inanç güvenin düşmanıdır. Yaşama güven! inançlara inanma, onlardan kaçın! Hinduizm, müslümanlık, Hıristiyanlık; inançlardan kaçın! Kendi kendine araştır. Aynı hakikati bulabilirsin. Bulacaksın çünkü hakikat birdir. Bir kez onu bulunca, "Evet, incil doğrudur," diyebilirsin fakat onun öncesinde değil. Bir kez onu bulunca, "Evet, Vedalar doğrudur," diyebilirsin fakat onun öncesinde değil. Onu deneyimlemediğin sürece, kişisel olarak ona tanık olmadığın sürece tüm Vedalar ve tüm inciller yararsızdır. Onlar sana yük olacak, seni daha özgür kılmayacaklar... Varoluş onlara acı ve cehennem, ceza ve ödül verdiği için değil. Varoluş oradadır. Onunla uyum içinde olduğunda muazzam bir şekilde ödüllendirilirsin. Kimse seni ödüllendirmez, sadece varoluş ile uyum içinde olmak o kadar büyük bir huzur, o kadar büyük bir neşe ve iyilikdir ki zaten ödüllendirilmiş olursun. Bunun ötesinde bir ödül yoktur, onunla uyum içinde olmayanlar zaten cezalandırılmış durumdadır... Tanrı korkusu? Kişi Tanrı'dan nasıl korkabilir? Ve eğer Tanrı'dan korkarsan, O'nu nasıl sevebilisin? Korkudan sadece kin doğabilir, asla sevgi değil. Korkuyla Tanrı'ya karşı olabilirsin çünkü O senin düşmanın olacaktır, O'nu nasıl sevebilirsin? Ve eğer seviyorsan, nasıl korkabilirsin? Hiç sevdiğin bir kimseden korktun mu? Eğer anneni seviyorsan, ondan hiç korktun mu? Eğer kadınını sevdiysen, ondan hiç korktun mu? Eğer seviyorsan, korku yoktur: aşk bütün korkuyu kovar. bu yüzden tanrı'yı da korkuyuda din adamları yarattı... Neden tapınağın önünde başını eğiyorsun? Çünkü sana o tapınağın doğru tapınak olduğu, o tapınağın tanrısının gerçek Tanrı imajı olduğu öğretildi. Biliyor musun? Yoksa sana sadece söylendi ve sen körü körüne inanıyor musun? Düşün!... dinler nasıl yürüyeceğini bilmeyenler içindir. Nasıl yürüyeceğini bilen insanlar doğanın içine karışır ve yollarını yürüyerek yaratırlar. Ve her biri Tanrı'ya farklı bir yoldan ulaşır... Musa okyanusu ikiye ayırmıştır...

    Ben banyo küvetimdeki suyu ikiye ayırmaya çalışıyorum, ancak bunu henüz yapamadım! insanlara anlatılan bu tür mucizelerin hepsi uydurmadır ve sizin başınıza gelebilecek mucizenin farkına varmamanız için uydurulmuştur. Bu türden hikayelere inanarak, gerçekliğe nasıl güveneceğinizi unutursunuz. Neler olup bittiğini izleyin, saygı duyun, güvenin ve göreceksiniz ki gelişecek, daha da büyüyecek, zenginleşecek, birçok başka boyut kazanacaksınız ve gerçek bir mucize olacaktır.
    Ve gerçek bir mucize gerçekleştiğinde onu kabul etmeyi reddetmeyin. Çünkü onları kabul etmeyi reddederseniz size gelmelerini engellersiniz. Sonra da onlara kapalı bir hale gelirsiniz. Açık olun ve rüzgârdan, yağmurdan ve güneşten yararlanmayı bilin. Varoluşa karşı hazır olun. Bana göre varoluş doğadır ve başka Tanrı yoktur. Ve varoluşun her anı bir mucizedir. Biz sadece körleştik. Körlüğünüzden vazgeçin. Basit ve sıradan olun... Musa dağa çıktı. Uzun bir süre sonra Tanrı belirdi. "Merhaba Musa. Seni görmek ne kadar güzel. Beklettiğim için kusura bakma. Ama beklediğine değdiğini göreceksin, çünkü bugün senin için çok özel bir şey getirdim."

    Musa bir an düşünüp, "Ah Tanrım, hayır gerçekten. Teşekkür ederim ama şu anda ihtiyacım yok. Belki başka bir zaman."

    "Musa, bu bedava," dedi Tanrı.

    "O halde bana on tane ver! dedi Musa.

    On emir korku merkezlidir; bunu yapın, bunu yapmayın. Bütün bu emirler başarısız olmuştur.

    Birisi bana bu konudaki felsefi görüşümü sorarsa cevap vermem hiç de kolay olmayacak çünkü ben insanı çok boyutlu bir varlık olarak görüyorum. On "emir olmayanı" önermeliyim:

    1. Özgürlük
    2. Bireyliğin tekliği
    3. Sevgi
    4. Meditasyon
    5. Ciddiyetsizlik
    6. Oyunbazlık
    7. Yaratıcılık
    8. Duyarlılık
    9. Minnettarlık
    10. Gizemi hissetmek.

    Bu on emir karşısındaki zıt tavsiyelerimi, gerçekliğe olan basit yaklaşımım oluşturur. Bunlar her çeşit ruhani kölelikten özgürlüğe doğru kurtulmanın on yoludur...

    Bir seferinde küçük bir çocuk Tanrıya bir mektup yazmıştı. Annesi hastaydı ve babası ölmüştü ve hiç paraları yoktu. Bu yüzden o da Tanrı'dan elli rupi istemişti. Mektup postaneye ulaştığında ne yapacaklarını şaşırdılar; bunu kime göndereceklerdi? Nereye göndereceklerdi? O sadece Tanrıya gönderilmişti. Bu yüzden açtılar. Çocuk için çok üzüldüler ve biraz para toplayıp ona gönderdiler. Onlar biraz para toplamışlardı; çocuk elli rupi istemişti ama onlar sadece kırk toplayabilmişlerdi. Yine Tanrıya gönderilmiş olan diğer mektup geldi ve çocuk şöyle yazmıştı: "Sevgili Efendim, lütfen bir dahaki sefere para gönderdiğinde bana doğrudan gönder, postane aracılığıyla gönderme. Onlar kendi komisyonlarını, on rupiyi almışlar." işte teoloji böyle bir yanılsamadır. göreceli olarak betimlenen her iyiliği biz yanlış anlayarak tanrı'ya yormuşuzdur...

    Birkaç hafta önce bir Hıristiyan misyonerle birlikteydim ve şöyle dedi: "Tanrı dünyayı yarattı." Ben de ona sordum: "Günahı kim yarattı?" "Şeytan" dedi.
    Bunun üzerine ona: "Şeytan'ı kim yarattı?" diye sordum. O zaman ne diyeceğini bilemedi. Sonra dedi ki: "Elbette Şeytan'ı Tanrı yarattı." Günahı Şeytan yaratıyor ve Şeytan'ı Tanrı yaratıyor. O zaman gerçek günahkâr kim: Şeytan mı, Tanrı mı? Ama ikilikçi kavramlar hep bu tür saçmalıklara yol açıyor. Tantra için Tanrı ve Şeytan iki ayrı varlık değildir. Aslında, Tantra için "şeytan" denebilecek hiçbir şey yoktur, herşey ilahidir, her şey kutsaldır. Ve bu doğru görüştür, en derin görüş. Bu dünyada kutsal olmayan bir şey varsa, o nereden gelir, nasıl var olabilir? Yani yalnızca iki alternatif vardır: ilki, hiçbir şeyin kutsal olmadığını söyleyen atesittir. Bu tavırda sorun yoktur. Ateist ikilikçi değildir; dünya da hiçbir şeyi kutsal olarak görmez. Diğer alternatif ise tantrik'tir: O, her şeyin kutsal olduğunu söyler. O da ikilikçi değildir. Ama bu ikisi arasında, sözde dindar insanlar vardır, aslında dindar olmayan insanlar vardır. Onlar ne dindardırlar, ne de dinsiz; çünkü daima çelişki içindedirler. Teolojileri uçları birleştirmek içindir ama o uçlar birleşemez... tanrı yoktur, tanrı insanın icat ettiği en büyük yalandır. insan kendisini her zaman aciz hisseder, ölümden çok korkar, hayatın sorunlarına gömülmüş durumdadır, çünkü bir anne ve baba tarafından büyütülmüştür insan, ve o zamanlar ne güzel günlerdi, ne bir sorumluluk vardı ne de endişelenecek bir şey, birileri bize kakıyordu, bu çocukluk psikolojisi tüm dinlere yayılmıştır, tanrı, artık baba olmuştur, tanrı'nın anne olduğu birkaç dinde vardır, bu bir çocuğun temel psikolojisinin dinde yansımasıdır, gerçekle hiçbir alakası yoktur, ne zaman korkarsanız, ne zaman başınız belaya girse, yardım aramaya başlarsınız ama asla yardım gelmez ve gelmeyecektir, çünkü tanrı bir korkunun ürünüdür, artık bunu bilin. çocuklukta anne korur baba korur. Ama çocukluğunun ötesine geçemeyen, büyüyemeyen milyonlarca insan vardır. Onlarda bir yerde sıkışıp kalırlar ve hala bir anneye babaya ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden Tanrı'ya baba ve anne diye hitap edilir. O insanların onları koruyacak bir babaya ihtihaçları vardır; tek başlarına kalabilecek olgunluğa erişememişlerdir. Bir tür güvenceye ihtiyaç duyarlar, bu yüzden onlara ömürleri boyunca bir tanrı lazımdır. doğa herşeyi kapsar, kesindir bu. tanrı'da doğanın içindedir, doğaya özdeştir. Ve tanrı doğada olmalı, yoksa dünya nasıl canlı kalabilirdi? sadece doğanın kendisi bir tanrıdır ve yaratıcı kuvveti ancak o bağrında taşımaktadır...

    Geçmiş çağlarda dünyanın çok karanlık olduğu bir zaman varmış. Tanrı insanlarına iyi dilekleriyle bir melek göndermiş. insanlar Tanrı'yı merak ediyormuş, meleğe bir sürü soru sormuşlar. "Tanrı neyi çok sever? " diye sormuşlar. Melek cevap vermiş:" Kahkahayı. " Fakat kimse ona inanmamış. Kimse kahkaha atmıyormuş, dünya kasvetliymiş ve kasvetli kalmış. Sonra melek cennete dönmüş ve Tanrı'ya olanları anlatmış. O zaman Tanrı bir plan yapmış. Katı kuralların, düzenlemelerin, ahlaki ve etik değerlerin bulunduğu uzun bir liste yapmış ve meleği dünyaya geri dönerek bu kuralları insanlara ulaştırmasını söylemiş. Melek okurken insanlar dikkatle dinlemişler: "... bu şeylerin hepsini yapmak yasaktır ve şunları asla dinleyemezsiniz, bunu asla söyleyemez, şunu da düşünemezsiniz!" Bu sefer insanlar inanmış. Fakat melek gittikten sonra yasak şeylerin hepsini yapmaya başlamışlar. Tanrı memnunmuş; plan işe yaramış ve bütün insanlar kahkaha atmaya başlamışlar. Gerçek Tanrı daima kahkaha Tanrı'sıdır. Tanrı'yı ne zaman düşünürsen, O'nu kahkaha atarken düşün, O'nu kahkahadan kırılarak yerde yuvarlanırken düşün, o zaman Tanrı'ya yakın olacaksın. Genelde sözde dindarlar kahkaha konusunda hiçbir şey bilmez. Kiliseler ve camiler kahkahasızdır, mezarlık haline gelmiştir; onlar artık yaşama ait değiller, kabristan oldular. Bir kiliseye ve camiye girdiğin anda aslında mezarlığa giriyorsun; ciddi, kasvetli, kahkahasız, sevgisiz, danssız. Tanrı'nın(doğanın) yaşamına bir bak, kilise ve cami benzeri bir şey görebiliyor musun? Ağaçlara, aya ve güneşe bak, cami gibi bir şey görebiliyor musun? Kilise ve cami insan eseridir ve sadece insana ait değil aynı zamanda hastalıklı, mide bulandırıcıdır. Yaşamın akışının parçası değildir. Nehrin içindeki bir kaya gibidir, engel oluşturur. Tanrı daima sevgi, kahkaha ve ışığın Tanrı'sıdır... Korktuğun için bir tanrı yaratırsın. Tanrı korkundan doğmuştur. Oysa ki gerçek tanrı asla korkudan doğmaz. Gerçek tanrı sevgiden doğar, sahte tanrı korkudan doğar.bunu aklından çıkarma korkudan dua ettiğin her seferinde duan sahtedir, uydurmadır. Ancak sevgiden dua ettiğin zaman duan gerçektir. Yalnızca sevgi gerçektir. korkunun olduğu yerde tanrı, tanrı'nın olduğu yerde korku olmamalıdır, bunlar birbirlerine zıttır ve aynı alanda bulunamazlar, bu savlar yetersiz akılların, hayatı anlamadıklarından dolayı uydurdukları kavramlardır... Tapınaklar, camiler, kiliseler yaratarak insanları kandırdık onlara yanlış bir Tanrı fikri verdik, sanki Tanrı yaşamdan ayrı birşeymiş gibi. Öyle değil. Yüzyıllardır sürdürülmüş bu yanlış eğitim yüzünden insanlar Tanrı'yı her düşündüklerinde bur heykel, bir tapınak, bir kutsal mekan düşünürler; asla doğanın tanrı olduğunu düşünmezler. kutsal mekanlarda tanrı'dan bir parça yoktur ama doğa da tanrı'nın tüm özellikleri mevcuttur... Hayatı direkt olarak göremiyor musun? Yaşamı direkt olarak sevemiyor musun? Gerçekten de bir şeylere inanmak gerekiyor mu? Yaşama güvenemez misin? Şöyle söyleyeyim. Güvenemeyen insanlar, inanırlar. inanç geçicidir; sahte para gibi bir aldatmacadır. Güvenebilen insanların inanca ihtiyacı yoktur. Yaşam yeterlidir. Üzerine bir tanrı veya nirvana yüklemen gerekmez. Gerek yoktur. Yaşam yeter de artar bile. Hayatı direkt olarak göremiyor musun? Yaşamı direkt olarak sevemiyor musun? Gerçekten de bir şeylere inanmak gerekiyor mu? Yaşama güvenemez misin? Şöyle söyleyeyim. Güvenemeyen insanlar, inanırlar. inanç geçicidir; sahte para gibi bir aldatmacadır. Güvenebilen insanların inanca ihtiyacı yoktur. Yaşam yeterlidir. Üzerine bir tanrı veya nirvana yüklemen gerekmez. Gerek yoktur. Yaşam yeter de artar bile... Ancak din adamları, onların kutsal metinleri, Tanrı tarafından yazılmış gibi davranmaktadırlar. Bu fikrin ta kendisi ahmakçadır! Sadece şu metinlerin içine bir bak: Onlarda Tanrı'nın imzasına ilişkin hiçbir şey bulamayacaksın. Tanrı'nın yazmış olması için hiçbir sebep olmayan şeyler bulacaksın, onları ilk okuduğunda tanrı'dan gelme eserler olmadığını hemen anlayacaksın, fakat bunu kendi içinde bastıracaksın. onları okuyup da hiç şüphe etmeyen tek bir kişi dahi bulamazsın. ama doğru fikir zihne hemen yerleşmez, sadece yanlış fikri iter ve artık her şeyi zamana ve kişinin muhakeme gücüne bırakır... Psikolojik özgürlük. Dünyada psikolojik olarak özgür olan çok az birey vardır... çünkü şayet bir Müslüman isen psikolojik olarak özgür değilsin; eğer Hindu isen psikolojik olarak özgür değilsin. Bizim çocukları yetiştirme tarzımız tamamen onları köleleştirmektir; politik ideolojilerin, sosyal ideolojilerin, dinsel ideolojilerin köleleri. Onların kendi kendilerine düşünmeleri için kendi kendilerine araştırmaları için bir şans tanımayız. Onların zihinlerini belirli bir kalıbın içine girmeye zorlarız. Onların zihinlerini bizim bile deneyim sahibi olmadığımız şeylerle doldururuz. Anne babalar çocuklara bir Tanrı olduğunu öğretirler ve onlar Tanrı hakkında hiçbir şey bilmezler. Onlar çocuklara bir cennet ve bir cehennem olduğunu söylerler. Ve onlar cennet ve cehennem hakkında hiçbir şey bilmiyorlar.
    Sen bilmediğin şeyleri çocuklarına öğretiyorsun. Onların zihinlerini koşullandırıyorsun çünkü senin zihnin de anne baban tarafından koşullandırıldı. Bu şekilde hastalık bir kuşaktan diğer kuşağa geçer ve din fikri bu yüzden hiç bitmez... Tanrı'yı elinden alıyorum ki zavallı yaşlı adamı suçlayamayasın. Her şey için yeterince suçlandı zaten; dünyayı yarattı, onu yarattı, bunu yarattı... Tüm suçu ondan alıyorum - o yok. Sırf sorumluluğu onun üzerine atabilmek için yarattın onu. Sorumluluğu üstlen artık. Yalnızlığını kabullen. Cehaletini kabullen. Sorumluluğunu kabullen ve rüşdünü ispat et artık... Tanrı ve doğa, farklı iki şey değildir. Farklı iki şey gibi gözükürler, çünkü biz hala uykudayız. Bilinçli olduğun zaman, tek ve aynıdırlar. Ve bir kez, seni saran fevkalade güzelliği gördün mü, tüm üzüntüler, tüm umutsuzluklar, tüm elemler kaybolur. O zaman tamamıyla farklı bir takdis boyutunda yaşarsın... Ve bir insanı yok etmenin en iyi yolu da, onun içindeki doğal sevgiyi yok etmektir. Eğer insanda sevgi olursa, ülkeler varolamaz; ülkeler nefret üzerinde varolabilir. Hintliler Pakistanlılardan, Pakistanlılar da Hintlilerden nefret eder. Ancak o zaman bu iki ülke varolabilir. Eğer sevgi ortaya çıkarsa sınırlar yokolur. Eğer sevgi gerçekleşirse, o zaman kim Hıristiyan ve kim Yahudi olur? Eğer sevgi ortaya çıkarsa, din de kaybolacaktır. Eğer sevgi ortaya çıkarsa, kim tapınağa gidiyor olacak? Ne için? Tanrı'yı aramanın tek nedeni var sevgi eksikliği. Tanrı, eksikliğini hissettiğin sevginin yerine geçen bir şeydir. Mutlu olmadığın, huzurlu olmadığın, coşkuyla dolmadığın için Tanrı'yı arıyorsun. Aksi halde, kim önemserdi? Kimin umrunda?... Hayvanların yaşam dışında dini yoktur; ağaçların yaşam dışında dini yoktur; yıldızların yaşam dışında dini yoktur. insan dışında tüm varoluş sadece yaşama güvenir; başka tanrı yoktur ve başka tapınak yoktur. Kutsal kitap yoktur. Yaşam her şeyi içine alır. O tanrıdır, tapınaktır, kutsal kitaptır ve onu tam olarak, tüm yüreğinizle yaşamak tek dindir... Sana binlerce yıldır Tanrıya giden yolun çok uzun olduğu söylendi. Yolculuk uzun değil, Tanrı ve onun özdeşi olan doğa(evren) yanı başımızda, yeter ki görmesini bilelim... Bazen büyük şeyler hakkında konuşuruz: Tanrı, Cennet ve Cehennem - sadece gerçek meseleden kaçınmak için. Gerçek mesele Tanrı değildir, olamaz çünkü Tanrı ile ne kadar tanışıyorsun? Tanrı hakkında ne biliyorsun? Senin için tamamen bilinmeyen olan bir şeyi nasıl sorgulayabilirsin? Bu, boş bir sorgulama olacaktır. Aptal insanlar Tanrı hakkında soru sorarlar, zeki insanlar doğa hakkında. Tanrı hakkında soru sormayı sürdüren kişi asla Tanrı'yı bulamaz ve doğa hakkında soru soran kişi Tanrı'yı bulmak zorundadır - çünkü seni dönüştüren şey, görüşünü değiştiren şey doğadır... Zeka bir kazanım değildir. Sen zeki doğdun. Ağaçlar kendi tarzında zekidir, kendi hayatları için yeterli zekaları vardır. kuşlar zekidir ; hayvanlarda da öyledir. Aslında dinlerin Tanrı'dan kastettikleri tek şey evrenin zeki olduğudur ; her yerde gizlenmiş bir zeka olduğudur. zeka hayatın özünde vardır. Zeka hayatın doğal bir niteliğidir. Tıpkı ateşin sıcak olması ve havanın görünmez olması ve suyun aşağı doğru akması gibi, hayat da zekidir ve doğada ki herşey de akıl vardır... Basit ve masum bir din bütün dünyayı değiştirebilirdi. Ama içten pazarlıklı din adamları saf, masum ve çocukça, etrafa meraklı gözlerle, neşeyle bakan, cennet ve cehenneme dair saçma fikirlere kafa yormayıp, her anı büyük bir sevgiyle yaşayan bir dinin yayılmasına izin veremezlerdi... Yaşam-tek din. doğa-tek tapınak. eylem-tek dua'mdır... Hiçbir zaman "mutlak" sözcüğünü kullanmayın. Bu sözcüğü kullanmaktan mümkün olduğu kadar kaçının çünkü fanatikleri yaratan "mutlak" sözcüğüdür. Kimse mutlak gerçeğe sahip değildir. Gerçek öyle engindir ki! Bütün gerçekler görecelidir. Tüm insanlığı sefalete götüren "mutlak" kelimesidir. Müslümanlar mutlak gerçeğin Kuran olduğunu düşünürler. isa'ya inananlar mutlak gerçeğin Kutsal Kitap'ta olduğunu düşünürler. Hindular mutlak gerçeğin Gita'da olduğunu düşünürler ve bu böylece sürüp gider. Nasıl olur da bu kadar çok mutlak gerçek olur? Dolayısıyla tüm çatışma, tartışma, savaş, haçlı seferleri ve cihatlarda, "Kendi gerçeklerinin mutlak olduğunu kanıtlamaya çalışanları, bizim gerçeğimiz mutlaktır diyenleri öldürün!" düşüncesi vardır. Yüzyıllardır başka şeylerden ziyade, din adına daha çok cinayet, daha çok tecavüz, daha çok yağmalama gerçekleştirildi. Peki bunun sebebi neydi? Bunun sebebi "mutlak" sözcüğünde yatar. Şunu her zaman hatırlayın: bildiğimiz herşey görecelidir... Din kendi kaynağınızla yeniden birleşmedir. Diğerleriyle ilgisi yoktur, bu tamamıyla sizi ilgilendirir, kesinlikle sizi. Din kişiseldir. Sosyal bir olgu değildir. Ego, her zaman diğerleriyle ilgilenir. Tamamen kendinizle ilgilendiğinizde egoyu bırakırsınız. Var olması için bir neden yoktur. Din tamamen yalnız olduğunuzda, karşılaşacak kimse kalmadığında gerçekleşir... Her din bir oyun olarak doğar ve her din bir kiliseye dönüşür; çok ciddi, ölümcül derecede ciddi olur. Her din bir dans, bir şarkı, bir bayram olarak doğar ve sonra her şey ölür, ciddileşir. Din gerçekte ciddi olamaz. Esrik olmalıdır. Mutluluğun en yüksek zirvesi olmalıdır. Nasıl ciddi olabilir? Hıristiyanlar isa'nın asla gülmediğine inanırlar, buna inanırlar. Krishna'ya bak... Aralarında ortak zemin bulamazsın. isa öyle olduğundan değil, ama Hıristiyanlar onu ciddi yapmışlardır, çünkü ciddi kilise ancak ciddi bir isa'nın çevresinde mümkündür. Ve o zaman tüm bu papalar oyunu oynar; öylesine ciddi, öylesine yüklenmiş. isa çok hafif yürekli bir adam olmalı, kahkahalar atıyor, zevk alıyor, yiyor, içiyor, dans ediyor olmalı. Hayatı derinlemesine seviyor olmalı. Günahı buydu. işte bu yüzden çarmıha gerildi. Onu çarmıha gerenler çok ciddiydi. Onlar eski, kurumlaşmış kiliseydi. Gerçekten de, onlar isa'yı çarmıha germediler. Onlar onun kutlayıcılığını çarmıha gerdiler. Ve o çarmıha gerilmese Hıristiyanlık olmazdı, çünkü o çok coşkulu bir adamdı. Yahudiler onu çarmıha gerer germez her şey ciddileşti. Asıl nokta ölüm oldu. Ve çarmıhtaki figür, elbette çok ciddidir: Ölüdür. Ve o ölü bedenin ve çarmıhın çevresinde Hıristiyanlık yükseldi. Haç simge oldu, bir köyde kahkaha atan, bir partide içen, arkadaşları ile yemek yiyen, bir fahişenin evinde kalan isa değil. Hayır, simge olan bunlar değil. Haç simge oldu ve haçla birlikte ciddiyet! Ölümcül ciddiyet! O haç çarmıha gerilmiş isa yüzünden, Hıristiyanlık hayata karşı oldu. Canlı olan her şey günah oldu ve işte bütün dinler bu basitlikle başladı ve sonra tabulaşıp, betonlaştı. ( ve bugün artık modern antropolojinin verilerine dayanarak dinlerin müzik, dans ve transtan doğduğunu biliyoruz.) ama Din adamları dünyadaki en iyi düzenbazlardır. Onlar bugüne dek kimsenin görmediği, hiç kimsenin de asla göremeyeceği şeyleri satmışlardır... insanları korkut, zangır zangır titremelerini sağla! Onlara Tanrı'nın bir diktatör olduğunu, çok öfkeli, kıskanç olduğunu ve itaatsizlik ettiğin takdirde seni asla affetmeyeceğini söyle. itaatsizlik din adamlarının gözündeki en büyük günahtır. Eğer insanlar korkarsa boyun eğmeye razı olurlar. Korkarlarsa köle olmaya hazırdırlar. Korkarlarsa isyan edecek cesareti gösteremezler. Korku onları iktidarsız kılar; korku psikolojik bir hadım sürecidir. Yüzyıllardır aynı şey yapılıyor: Korku din adamlarının elindeki en büyük silah oldu ve onlar bu silahı özgürce kullandılar. Din adamları sırf insanları yönetebilmek için Tanrı'yı öyle çirkin hale getirdiler ki. Çünkü insanları sadece korkuyla yönetebilirsin, bunun dışında onu asla konsolide edemezsin... Dinler seni hep ikiye böler: Kötü ve ilahi olan. ilâhi olanı kabul ederler ve kötüye karşı çıkarlar. Kötünün yok edilmesi gerekir. Bu yüzden, biri onları gerçekten izlese, şeytanı yok ettiği an Tanrının da yok olduğu sonucuna varır. Ama kimse onları gerçekten izlemez. Kimse onları izleyemez çünkü öğretinin kendisi saçmadır. Bu yüzden herkes ne yapar? Herkes aldatır. işte bu yüzden bu kadar çok ikiyüzlülük vardır. O iki yüzlülük din tarafından yaratılmıştır. Sana öğrettiklerini yapamazsın, bu yüzden ikiyüzlü olursun. Onların peşinden giderken ölürsün; onları izlemezsen dinsiz olduğunu düşünerek suçlu hissedersin. O zaman ne yapmalı? Sinsi zihin uzlaşma yoluna gider. Sahte bir bağlılık sergiler, "Seni takip ediyorum," der, ama ne isterse onu yapmaya devam eder. Öfkelenmeyi, cinselliği yaşamayı, açgözlü davranmayı sürdürürsün ama öfkenin, cinselliğin, açgözlülüğün kötü olduğunu söylersin. Günah olduğunu. Bu, ikiyüzlülüktür. Tüm dünya ikiyüzlü olmuştur, hiçbir insan dürüst değildir. Bu bölücü dinler kaybolmadığı sürece, hiçbir insan dürüst olamaz. Bu çelişkili görünür çünkü tüm dinler dürüst olmayı öğretmektedir ama onlar her tür sahtekârlığın temel taşlarıdır. Seni sahtekâr yaparlarlar; sana, yapamayacağın, imkânsız şeyler öğrettikleri için ikiyüzlü olursun... içinde var olan tüm bu çirkinliklerle yüzleşmenin acısını yaşamak zorundasın ama içsel zekanı bulabilmen için kendi kayıp bilincini bulabilmen için gidip o acılarla yüzleşmek daha iyidir. Din adamlarından bir kez kurtuldun mu tüm aptallıklardan arınmış olursun o zaman ne Katolik olursun ne Hıristiyan ne Hindu ne Yahudi ne müslüman. Sadece insan olursun ve içinden müthiş bir güzellik yükselir... Din adamların ve politikacıların senin düşmanlarındır ama sana hizmet eder gibi görünürler. “Biz size hizmet etmek için varız daha iyi bir hayat sürmeniz için varız biz size daha iyi bir yaşam şansı vermek için buradayız” derler ve hayatı kendileri yok ederler... Politikacılar ve din adamları bunu, seksin insanın içindeki en itici enerji olduğunu en başından gördüler. Törpülenmesi gerekiyordu; budanması gerekiyordu. Eğer insana mutlak özgürlük verirsen o zaman ona hakim olmanın hiçbir yolu yoktur; onu köleleştirmek imkansızdır. Buna daha önce tanık olmadın mı? Eğer bir boğayı bir kağnıya dönüştürmek istersen ne yaparsın? Onu hadım edersin; onun cinsel enerjisini yok edersin, işte dinlerdeki tüm cinsellik tabusu ve özellikle hıristiyanlıktaki meryem ana'nın cinsel ilişkiye girmeden çocuk doğurması bu amaca hizmet eder. Kuşku duyarsan, zekan güçlenir. inanırsan zekan paslanır, tozlanmaya başlar: Çünkü kullanmıyorsundur.
    Kuşkunun zekayı güçlendirmesinin çok temel bir sebebi vardır. Kuşku duyarken rahat edemezsin. Bir şey yapmak zorunda hissedersin; yanıtı bulmak zorundasındır. Yanıtı bulana dek kuşku seni yeyip bitirir ve kuşku bu şekilde zekanı güçlendirir. Ama tün dinler kuşkunun günah olduğunu, inanmanın dindarlık olduğunu öğretir... Politikacılar ve din adamları sürekli olarak komplolar çeviriyor, el ele çalışıyorlar. Politikacılar siyasi güce sahipken, din adamlarının elinde ise dini güç var. Politikacı din adamını koruyor, din adamı politikacıyı kutsuyor ve böylelikle kitleler suistimal ediliyor, sömürülüyor. Hem politikacılar hem de din adamları bizlerin kanını emer bu bin yıllardır böyledir... Din adamları başka herkesten daha çok insanı kandırmaktadır. Bu dünyadaki en kötü meslektir, fahişelerin mesleğinden dahi kötüdür. En azından fahişe sana karşılığında bir şey verir. Din adamı sana basitçe hava civa verir: Sana verecek hiçbir şeyi yoktur... Politikacılar ve din adamları inanç mafyalarıdır... Toplum senden bir şey ister ve senin içgüdülerin başka bir şey ister. Toplumun ahlak ve din gibi kendi ihtiyaçları vardır. Bu çatışmalar insanın uyumlu bir bütün olmasını önler. Bunlar insanı parçalı hale getirir, bu yüzden sen doğal dine yani kendi içgüdüne uy... işin aslı, din adamları Tanrı’nın düşmanlarıdır, çünkü ne kadar çok insan Tanrı’dan korkarsa, Tanrı’yı tanıma olasılıkları o kadar azdır, çünkü korku bir duvardır, bir köprü değil. Sevgi bir köprüdür, bir duvar değil. Elbette korku din adamlarının seni sömürmelerine yardımcı olur ama seni Tanrı’dan mahrum eder. Din adamları şeytanın hizmetindedir. Eğer şeytan gibi bir şey varsa o zaman din adamları kesinlikle onun hizmetindedirler, Tanrı’nın değil... Sahte din adamları ne yaptıklarının tamamen farkındadır. Kandırıyorlar seni, baskı altında tutmak istiyorlar. Geçmişte, geleneklerde, adetlerde takılıp kalmanı istiyorlar. Senin tüm bu saçmalıklara isyan etmeni engelliyorlar. Politikacıların ve statükonun ajanlarıdır onlar… Daha iyi bir dünya, daha iyi bir insanlık için meydana gelecek bir devrimin aklından bile geçmesine izin vermezler. insanlıkla filan ilgilendikleri yoktur onların. Bana göre hakiki dindar isyankârdır ve onun dini ise bu gibi şeylere olan isyandır. Toplum; seni küçüklüğünden beri hipnotize etmiştir ve sen o vakitlerde neler olup bittiğinin farkında bile değilsindir. Büyüdüğündeyse için çöplerle doldurulduğundan nelerin döndüğünü idrak edecek bir hâlde değilsindir. Şimdiyse tüm o çöplüğü sanki bir hazineymiş gibi taşıyıp duruyorsun. Onları kaybedersen boşlukta kalacağından korkuyor ve: ‘Herhangi bir şey, hiçbir şeyden daha iyidir’ deyip duruyorsun. Ve tüm o çöplüğün kokusuna alışıvermişsin belki de yalnızca alışmakla kalmamış o kokuyla büyülenmişsindir de, işte bazı filozofların ve profesörlerinde bu durumdan kurtulamamasının sebebi sadece bu kokudur... Siyaset dünyası temelde içgüdüsel seviyededir. Orman yasalarına aittir: Güçlü olan haklıdır. Politikaya ilgi duyan insanlar da en vasat olanlardır. Siyasetin sadece tek bir özelliğe ihtiyacı vardır. Bu da çok derin bir aşağılık duygusu.
    Politika neredeyse tek bir matematiksel formüle indirgenebilir: Politika güç arzusudur. Friedrich Nietzsche, Güç Arzusu adında bir kitap bile yazmıştır. Güç arzusu birçok şekilde kendini tanımlıyor. Ancak burada politikanın, senin siyaset olarak anladığın şeyle kısıtlı olmadığını anlaman gerekiyor. Ne zaman biri bir güç kazanma manevrası yapıyorsa, orada politika vardır. Bunun devletle, hükümetle ve bunun gibi şeylerle bir ilgisi yoktur. Benim için politika kelimesi normalde anlaşılandan daha kapsamlı bir şeydir. Erkekler tarih boyunca kadınlar üzerinde bir politik strateji uygulamış ve kadınların erkeklerden daha düşük seviyede olduğunu söylemiştir. Hatta bu konuda kadınları bile ikna etmişlerdir. Kadınların çaresizlik yüzünden bu çirkin ve tamamen saçma olan fikri kabullenmek zorunda kalmasının bazı nedenleri vardır. Kadınlar ne erkeklerden düşüktür, ne de onlardan üstündür. Onlar insanlığın tamamen farklı iki kategorisidir, kıyaslanamazlar. Onları kıyaslama düşüncesi bile aptalcadır ve kıyaslamaya başladığın zaman, işin içinden çıkamazsın. Neden dünyanın her yerinde kadınlar erkeklerden daha aşağı olarak görülmüştür? Çünkü ancak bu şekilde onları zincirlemek ve köleleştirmek mümkün oluyordu. Böyle daha kolay oluyordu. Eğer eşit olsaydı, o zaman sorun çıkardı. Onu, daha aşağı bir insan türü olduğuna şartlandırmak gerekiyordu. Bunun için ortaya koyulan nedenler ise şunlardı: Kas gücünün daha düşük olması, boyunun daha kısa olması, herhangi bir felsefe ya da teoloji üretmemiş olması; bir din başlatmamış olması, bu yüzden "allah"tan geldiği söylenen kitaplar bile kadın konusunu hiç mi hiç anlamamış, kurnaz din adamı ve politikacılarla insanlığın bir kısmını bir kısmına tutsak eden sisteme çanak tutmuş ve onu beslemiştir...
    3 -7 ... pitroipa
entry'i yoruma kapat
  1. henüz yorum girilmemiş.