ateizmin mantığı

  1. 209.
    1. çocuk büyüten ve gecelerini uykusuz geçiren herkes şunun farkındadır. çocuklar doğduklarının ilk birkaç ayında bazen çok daha uzun süre gaz sorunu yaşayarak ailelerini ve kendilerini perişan ederler. bu gaz ya anadan geçer ya da çocuğun sindirim sistemindeki tasarım hatasından kaynaklanır.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, ağaçtan ağaca atlarken anasının sırtına yapışarak, her sıçrayışta sürekli gazını çıkaran bir canlının böyle bir sorunu olmamıştır. bu nedenle primat yavruları gaz sancıları çekmez. ne zamanki doğal yaşamdan ve doğal evrim sürecinden ayrıldık, bu sorun karşımıza çıktı. ancak evrimsel yapısal değişim, sosyal evrime ayak uyduramadığı için, zamanında gerekli önlemler oluşamadı.

    * * *

    2. çocukların iç kulak ile ağız arasındaki östaki borusu, normalden kısa olduğu için ağızdaki mikroplar sık sık orta kulağa geçer ve bir sürü soruna neden olur. primatlarda bu sorun var mı; büyük bir olasılıkla yok.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, sosyal gelişmeleri öğrenebilmek için, kafası beklenilenden çok daha büyük olarak dünyaya gelmeye zorlanmış bir çocukta bu sorunun ortaya çıkması kaçınılmazdır. acaba doğaüstü güç insanın sosyal yaşama geçişini bilemiyor muydu? yoksa böyle bir ödüle karşı ceza mı uygulamaya kalkıştı?

    * * *

    3. çocukların, özellikle kız çocuklarının idrar kesesini dışarıya bağlayan kanal erişkinlere göre kısa olması nedeniyle sık sık idrar yolları hastalıklarına tutulmaktadır. ne olurdu bu boruyu biraz daha uzun olarak yaparak yaratsaydı?

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, dört ayağının üstünde gezen bir canlı için bu kısalığın büyük bir sakıncası yoktu; ne zaman ki, yere inip de ilk olarak otura otura sonra iki ayağımız üzerinde gezmeye başladık; oturduğumuz yerdeki mikroplar çok daha kolay içlere kadar girebildiği için bu sorunlar ortaya çıktı. o zaman sormazlar mı, beni iki ayağım üzerine kaldırırken, bu boruyu niye bir iki santim uzatmadın?

    * * *

    4. penisteki sünnet derisi çoğunluk herhangi bir soruna neden olmadan doğum olmasına karşın, bir kısmında idrar yapamayacak derecede kapalı olduğu için önemli sorunlara neden olmaktadır. bu derinin erişkin olmadan kesilmesi ise musevi ve islam inancına göre tanrının isteğidir. bu derinin atılması sırasında, yine bu iki dinin de ortak olarak birleştiği inanca, yani çocukların suçsuz olarak doğduğu inancına karşın, milyonlarca çocuğun sünnet işlemi sırasında mikrop kapmasından dolayı ölmesini nasıl açıklayacaksınız? günahsızların ceza çekmesi hiçbir öğretide hoş karşılanamaz.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, bu deri kapalı durarak idrar yollarının ve penis başının olası enfeksiyonları önlemek için meydana gelmiştir. doğal ortamda er ya da geç normal işlevini görmeye başlar; ancak bezlere sarılmış kapalı ortamda yetiştirilen bir bireyde bu aksaklığın giderilmesi zor olur.

    * * *

    5. bugün hangi çocuk doktoruna giderseniz gidin, çocuğa bakmadan d vitamini de içeren bir ilaç yazıyor. bunu muhakkak almalısınız diyor. burada birisi yanılıyor, ya doktor ya da doğaüstü güç. çünkü akıllı tasarım olsaydı, ana sütü ile birlikte bu maddeler de verilmiş olacaktı.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, insan, güneş ışığının çok yoğun olduğu doğu afrika’da evrimleştiğinden d vitamininin oluşması için ek bir kaynağa ihtiyaç duyulmamıştı. ne zaman ki kuzeye yayıldı, eksiklik ortaya çıktı. düzeltilebilir miydi? çok basit birkaç önlemle bu eksiklik giderilebilirdi. zaten canlıların hemen hepsi (bizden başka yer değiştiren iki memeli hariç) bulundukları yerde kaldıkları için gerekli d vitaminini sentezlemektedirler. bunu yer değiştiren insan yapamadığı için, gittiği yerde özellikle güneş ışınlarının eksikliğinden dolayı bozukluk ortaya çıkmaktadır. eğer akıllı tasarımcıların inandığı gibi insanoğlu orta kuşakta bulunan bir yerde dünyaya inmiş olsalardı, böyle bir eksikliği yaşamayacaklardı. demek ki bir enlemden öbür enleme geçince akıllı tasarım akılsız tasarım haline dönüşmüş. niye düzeltilmemiş? doğa aklıyla değil, seçenekleri rastlantıyla seçtiği için her zaman doğru yolu bulamaz; bu nedenle de bu güne kadar jeolojik dönemlerde bağrında barındırdığı yaklaşık 20 milyon (belki 100 milyon) canlı türünü bu akılsız tasarıma kurban etmiştir.

    * * *

    6. hemen hemen hiçbir işleve sahip olmayan 20 yaş dişlerimiz çoğumuzun korkulu rüyası olmuş; birçoğumuza kötü günler yaşatmıştır. dogmatikler bunun için kem küm bir şeyler söyleseler de hiç kimse inandırıcı bir açıklamasını yapamamaktadır. inançlara göre insan aynen yaratılmışsa, evrimleşmemişse, 20 yaş dişleri de insanın başına bela olarak verilmiştir.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, bu dişler otçul (daha çok ot yediğimiz) dönemde öğütme işinde kullanılıyordu; daha sonra omnivor (yani her şeyi yer hale geçince), özellikle de yiyeceklerimizi pişirerek daha yumuşak hale getirince gerek kalmadığı için doğal seçilim ile ortadan kaldırma sürecine sokulmuştur. evrim, sabırlı ve sürekli bir işleyişin adı olduğu için de, hemen ortadan kaldırılamamış, zamana bırakılmıştır.

    * * *

    7. osteoporaz (kemik erimesi). bugün kırk yaşını geçmiş herkesin korkulu rüyasıdır ve geçici de olsa tedavisi için önemli harcamalar yapılmaktadır. her şeyi bilen doğaüstü güç, ömrümüzün ortalarında neden bizi oluşturan iskeletin içini boşaltsın ve kırıklarla uğraştırsın. bunların içine her besinimizde bolca bulabileceğimiz kalsiyumu yerleştirme güç mü olacaktı? yoksa bu da mı takdiri ilahi hanesine yazılacak?

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, kemikler işlev gördüğü sürece ve doğada güç kullandığı sürece sağlıklı kalır; sürekli kitap okuyan ve dua eden birinin, kemikler (bu bağlamda kaslar) üzerindeki tonus (basınç etkisi) azalacağı için içini boşaltması kaçınılmazdır. evrim, gerçekler üzerinden işlev yapar, acımasızdır, tarafsızdır; duygular ve sevgiler üzerinden değil…

    * * *

    8. elli yaşını geçmiş her erkeğin aklı prostatındadır. çoğunluk doğru dürüst işeyemez, olur olmaz yerde işemeye kalkışır; bu nedenle kana kana bir şey hatta su bile içemez. tuvaletin başında dakikalarca bekler. daha sonra eşeysel işlevleri aksadığı için karısından azar işitir; aşağılanır; semavi dinlerin üstün varlık olarak tanımladığı o erkek süklüm püklüm bir kediye (kedi bile denmez olsa olsa pisik demek gerekir) dönüşür ve daha da vahimi er ya da geç kanserleşmeye başlar. doksan yaşına gelmiş bir insanın %90 prostat kanseri olma olasılığı vardır. dogmatikler akıllarını kutsal kitaptaki bilgilerle bozdukları ve prostat da bu kitapların bulunduğu dönemde bilinmediği için birkaç yakın ayet ve hadisle belki geçiştirebilirler; ancak en iyisi bu konuya hiç değinmemektir…

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, o size der ki, prostat bezi, sahneye çıkarken ozmos, yani su geçişlerini düzenleme gibi bir görevi üstlenmek için ortaya çıkmıştı; ancak zamanla başka işlevleri de yüklenince, olması gerekenden fazla bir görevi daha üstlendi ve başarılı da olamadı. eğer bir varlığı korkularından arındırmak için tasarım yapmış olsaydınız, iki paralık bir sifinkter (kapak) ile bu sorunu çözerdiniz. ancak, evrim gelecek için plan kurmaz, o anda gereksinme duyulan şeyleri en iyi şekilde seçmeye kalkışır. bu nedenle de evrim her zaman mükemmeli bulamaz.

    * * *

    9. menopoza girmiş her kadının rahim kanseri ve meme kanseri korkulu rüyasıdır. çocuk yapma yetisini yitirmiş ve başka bir görevi kalmamış bir organın vücuttan kaldırılması çok zor biyolojik işlem değildir. böyle bir korkuyu insanlara yaşatmanın ne anlamı var?

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, o size der ki, doğa bir canlının üreme gücünü yitirmiş bir bireyi barındırmak gibi bir lüksü olmadığı için uygun yöntemi geliştirme denemesine girişmemiştir.

    * * *

    10. neredeyse her üç kişiden biri omurga rahatsızlığı çekmektedir. diğer canlılara bakıyorsunuz beli kayan canlı yok gibi. bu insana eziyet niye? akıllı tasarımcılar “tanrının verdiği organı korumak gerekir” diye bir yaklaşımla konuyu savsaklamaya kalkışırlar.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, o size der ki, bir zamanlar dört ayak üzerine yürüyen atalarımız, ağırlığı tüm omurgaya dağıttığı ve onu da dört noktadan toprağa verdiği için böyle bir sorunla karşılaşmadı. ancak iki ayağı üzerine kalkınca, ağırlık merkezi 4-5. omurların arasına yoğunlaştı, burası da yeterince kasla desteklenemediği için ve evrim mekanizması deneme-yanılma yöntemi ile çalıştığı yani çok ağır işlediği için de bu kadar kısa süre içinde gerekli önlemi geliştiremedi. böylece öne uzattığımız iki elimizle tutacağımız bir kiloluk bir yük, kaldıraç misali 4-5. omurlara 20 kiloluk bir baskı oluşturdu.

    * * *

    11. hemen hiçbir hayvanda görülmeyen fıtık ve özellikle kasık fıtığı niye insanlarda görülüyor diye düşünebilirsiniz. akıllı tasarımcılar ancak bir önceki yanıtı verebilirler.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, o size der ki, bir zamanlar dört ayak üzerine gezdiğimiz için iç organlar özellikle testislerin vücut dışına çıktığı kanala (ingunial kanala) basınç yapmıyordu; ne zaman ki iki ayak üzerine kalktık, iç organlar basınç yapınca, özellikle belirli bir yaştan sonra bağırsaklar bu kanaldan dışarıya sarkmaya başlar. evrimsel gelişme bu aksaklığı niye düzeltmedi? ya bir çıkar yol bulamadı ya da geliştirmek için yeterince zaman bulamadı. akıllı bir tasarım olsaydı hem bu sorunu hem de yukarıdaki sorunu bir çırpıda çözecek çareyi yürürlüğe koyardı.

    * * *

    12. eskiye ait insan fosillerine bakıyoruz; çürük diş hemen hemen yok (biraz da erken öldüklerinden dolayı); ancak ne zaman ki besinlerini öğütüp, pişirmeye ve özellikle de tahılla beslenmeye başlıyorlar, o zaman diş çürükleri ortaya çıkıyor. doğaüstü güç insanı vahşi bir hayvan gibi doğada dolaşsın diye mi tasarladı? uygarlığa geçeceği ve geçişte yaşanacak sorunlar tahmin edilemez miydi? akıllı tasarımcılara sormanıza gerek yok; çünkü onlar bulunan bunca insana ait fosili zaten insan neslinin atası olarak kabul etmiyorlar. insanın zembille gökten indiğine inanıyorlar.

    ancak bir evrimsel biyoloji uzmanına sorarsanız, “diş çürümeleri neden oluyor?” diye, o size der ki, tahılla beslenme, mayalanmaya bağlı olarak ağızda asidik tepkimelerin ve aşınmaların meydana gelmesini tetiklediği için olmuştur diyecektir. bu tasarım hatasını giderebilmek için de akşam-sabah macunlarla fırçalama yoluna gideriz.

    * * *

    13. akşam sabah hamdolsun verdiğin nimetlere diye dua ediyoruz. bu kadar çeşitli yiyecek verdiği için. pekâlâ, yaklaşık 400.000 bitki olmasına karşın niye daha çok çeşitli meyve ve sebze sunmadığını bir türlü aklımıza getirmiyoruz. çünkü olandan başkasını düşünemiyoruz. düşünebilmeniz için evrim mantığına sahip olmanız gerekir; o da bizde yok.

    insan oluştuktan çok daha sonraki devirlere bakacak olursak, bugün nimet olarak tanımladığımız sebze ve meyvelerin ve keza hayvanların hiç birini göremeyiz. doğa, elmayı, armudu, kirazı, kayısıyı, portakalı, şeftaliyi, mısırı, domatesi, salatalığı, kabağı, nohudu, şeker pancarını, karnabaharı, lahanayı, kıvırcığı, marulu, çin marulunu, kırmızılâhanayı, montofon ineğini, holstein ineğini, legorn tavuğunu ve bugün kullandığımız daha onlarca ürünü bugünkü haliyle evrimleştirmemiştir. ama her devirde evrim mantığına sahip insanlar olduğu için “akıllı tasarım ürünü olarak belirtilen” verimsiz varlıkları insani tasarımla çok daha kullanılabilir ve verimli hale getirdiler. siz, domatesi, şeftaliyi, elmayı, portakalı ve yukarıda yazılan bitki ve meyveleri doğaya bırakın belirli bir süre sonra asıllarına döneceklerdir, yani evrimsel tasarıma. montofon ineğinin, holstein ineğinin ve legorn tavuğunun zaten doğada üreme şansı olmayacaktı. kıvırcığı, marulu, karnabaharı, lahanayı, çin marulunu, aysbergi, süs lahanalarını, brokoliyi, kırmızılâhanayı doğaya bırakın yıllar sonra yumruları sadece bir fındık bilemedin ceviz kadar kalmış bürüksel lahanasına döndüğünü göreceksiniz. insan olmasaydı mısır bitkisi ise hiçbir zaman olmayacaktı. doğa insanı düşünerek bunları evrimleştirmediği için, bizim amacımıza en uygun şekli vermedi. akıllı bir tasarımda eşrefi mahlûka neden en iyisinin sunulmadığını merak etmiş olmalısınız. nede olsa insan olmanın en önemli özelliği merak etmektir. daha iyi bir tasarımın yapılma zevki insana mı bırakılmış dersiniz (böylece akıllı tasarımcılara zor zamanlarda kullanabilecekleri bir açıklama da vermiş oluyorum).

    bütün bu değerli yiyeceklerimiz doğada bugünkü haliyle bulunmuyor. doğal işletiminin hatalarla dolu olmasından dolayı, anormallikler, örneğin poliployidi dediğimiz kromozom çoğalmaları nedeniyle bugünkü sulu ve iri meyveler oluşuyor ya da doğaüstü gücün bizim için esirgediği kalıtsal kombinasyonları insanlar ıslah yoluyla kendisi yapıyor.

    * * *

    14. doğada birbiri için zararlı çok sayıda canlı vardır. ancak bir canlıya zarar veren bir tür başka bir canlı için yararlı işler yapara; ya da tersi. örneğin çoğumuzun irkildiği yılan, doğanın dengesinin sağlanması için en önemle canlı gruplarından biridir. yılanlar olması kemiriciler doğadaki bütün dengeleri allak bullak eder. dolayısıyla kimin yararlı kimin yararsız olduğuna doğanın işletim sistemi karar verir.

    ancak bazı canlı türleri örneğin çiçek, veba, humma, sıtma ve benzer onlarcası, doğada başka hiçbir canlıya şu ya da bu şekilde yarar sağlamıyor. biyolojik döngülerinin varsa ara kademelerinde de sağlamıyorlar. bu canlılar sadece insanları hasta etmek için evrimleşmiştir (akıllı tasarımcılara göre yaratılmışlar). bir doğaüstü güç bu kadar canlı türü içinde en çok değer verdiği ve eşrefi mahlûkat olarak kitaplarında tanımladığı bu türe bu kadar eziyeti, korkuyu ve ıstırabı neden reva görmüştür dersiniz? insanlık tarihinden bu yana milyarlarca insan (bunların içinde günahsız olarak bildiğimiz çocuklar) ömrünün baharını bile görmeden bu canlılarca öldürüldüler. sizce böyle bir tasarım akıllı tasarım mıdır? sus sus öyle söyleme –tanrının işine karışılmaz- günahkâr olursun demeyle ne zamana kadar yorumlama yetinizi bastıracaksınız?

    * ********************************
    öncelikle evrim teorisi darwinle beraber ortaya çıkmış değildir.kökü eski çağa kadar uzanmaktadır,darwin zamanında evrim teorisi zaten popüler bir teoriydi.evrimden bilimsel olarak ilk bahseden filozoflar iyonyalı lar olmuştur.thales tum canlıların sudan yada denizden varolduğunu düşünmekteydi.onun devamı anaximander'e göre varlıkların hepsi değişik formlar alan bir ilk tözden kaynaklanmıştı.anaximader canlıların kökeni olarakta balıkları göstermekteydi.bunu da;denizlerin çekilmesi ile karada yaşamak zorunda kalan balıkların,insana kadar uzanan bir süreci meydana getirdiği şeklinde açıklar.aynı dönemin filozofu heraklitus canlılar arasındaki çatışmalardan bahsederek,darwin in doğal seleksiyon kuramının ilk temsilcisi olmaktaydı.aristoletes de evrim düşüncesini şu şekilde özetlemekteydi;canlılar basit formdan,başlayarak gelişmiş bir transformasyona ulaşmakta,canlılar ilk olarak kendiliğinden oluştuğu,doğanın şartlara göre organ oluşturduğunu..
    ılk dönem filozoflarından itibaren evrim teorisi ifade edilmekte ve uzerinde çalışmalar yapılmaktaydı.
    evrim bilimsel açıdan ele alınması ançak 18 yuzyılla berabar başlar.bu kadar gec bir şekilde bu çalışmaların başlamasında,ortacağ,engizasyonun bilimsel araştırmaları engeleyen teolojik yapısı etkili olmaktaydı.fransız doğa bilimci buffon,aristotalesin düşünce sistematiğini düzeltmek ve geliştirmek üzere ilgilenirken,ilgi alanını evrim oluşturmaktaydı.buffon canlı ve cansız dünyada hemen her şeyin evrim sürecinde oluştuğu görüşündeydi.bu görüşü dile getiren buffon karşısında klise yi buluyor.engizasyon ,korkusuyla ''kutsal kitaplara'' ters düştüğünü ifade ederek sözlerini geri almaktaydı.
    condorcet, lord monboddo, cuvier sosyal alanda gelişen insanlığın,biyolojik yaşamında da bir gelişme ve değişme surecei yaşayabileceğini ileri sürmektelerdi.ısveçli botanikçi linnaeus klise baskısı karşısında evrimin sadece tek bir türde olabileceği gibi bir düşünce içinde kalarak,evrimin biyolojik anlamda ilk savunucusu olmaktaydı.bu dönemde yine darwin in dedesi,erasmus darwin de,canlıların yaşam dönemlerinde uğradıkları değişikliklerin yeni kuşaklara geçmesiyle evrimleştiği görüşündeydi.
    evrim üzerine ilk defa lamarck kapsamlı ve tutarlı kuramı oluşturur.lamarcakın oluşturduğu kuramın bir çok eksiği vede olgusal içerikten yoksun olmasından dolayı bilim çevrelerinde ilgi bulmaz.
    darwin'e gelirsek,öncelikle darwin evrim düşüncesini ortaya atan değildir,bugun ki gecerli evrim kuramını kurandır.diğer yandan darwin canlıların ortak bir kökten geldiğini ortaya atan olmamakla beraber,bu düşünceyi sav olmak çıkartıp,verdiği deneysel kanıtlarla,bilimsel onerme niteliği kazandırmıştır.darwin'in evrim kuramı birbirini tamamlayan iki öğe barındırır. birincisi: canlı dünyada değişik biçim ve türlerin ortak bir kökten kaynaklanarak geliştiği; ikinciside:canlılar arasında "yaşam savaşımı" ve "en uyumlunun ayıklanmaktan kurtulması" diye dile getirilen evrimin gerçekleşme düzeneği .
    darwinin evrim üzerine en önemli katkısı ''doğal seleksiyon''görüşüdür.darwin'in doğal seleksiyon görüşüne göre doğadaki canlılar yok olurken,sadece rastlantılarla yada şans ile açıklanamaz der;ona göre canlılar arasında,cevre koşullarına uyum kurma konusunda diğerlerinden üstün olanların yaşamda kalabilmesi, bunu başaramayanlarında yok olup gitmesi yada güçsüzün güçlü tarafından doğal olarak yaşam dışına itilmesi idi.darwinin doğal seleksiyon üzerine ortaya koyduğu düşünceler hala gunumuzde ne biyologlar tarafından nede sosyal bilimciler tarafından tam olarak kabul edilebilmektedir.
    darwinin evrim sürecine en önemli katkısı yukarıda yazdığım gibi doğal seleksiyon düşüncesidir.
    genel olarak evrim düşüncesi,turlerin yaratılmadığını,organizmaların tümünün basit veya ilkel formlardan evrildiği ifade eder.bireyler üzerinden populasyonunu devam ettiren evrim süreci,doğal selekiyon düzeneği ile de çevreye en uyumlu olan yaşamsal düzenini devam ettirir.
    evrim teorisi darwinin de ifade ettiği gibi,evrim teorisi her şeyi açıklamaz.bilimsel her kuram gibi,açıklayabildiği olgular yanında açıklayamadığı olgularda bulunmaktadır.her bilimsel kuram gibi eğer turler üzerine daha açıklayıcı bilimsel bir teori geliştirilebilirse,evrim kuramcılarının da ortaya koyduğu gibi evrim gecerliliğini yitirir.fakat gunumuzde bulunan bir çok fosil ve genetik bilimindeki gelişmeler evrim kuramını doğrular niteliktedir.
    son dönemlerde özellikle amerikada başlayan ve avrupa kliselerinde de taraftar bulmaya başlayan mukemmel yaratıcı tasarımına gelince.evrim teorisine en başından beri karşı çıkan klise bilimsel anlamdaki kanıtların daha da yaygınlaşmasından itibaren,mukemmel yaratıcı kavramını ortaya atmış bulunmakta,tanrının evreni yarattığını ama turlerin oluşumunu da kendi içindeki evrimsel sürece bıraktığını ifade ederek,dinle bilimi buluşturarak tanrı kavramını hala devam ettirmeye çalışmasıdır. yuzyıllardır kutsal kitaplarında yaratılış öykulerini ezberlediğimiz dinlerin birden bilimle buluşarak evrim kuramanı destek vermeye çalışmaları başlı başına kendi otokrasini sürdürebileme amacı taşımaktadır.
    diğer yandan metafizike boğulmuş islamda ise turlerin ve canlıların devam uzerine doyurucu bir bakış açısı bulamayız.tamamıyla evrim kuramı karşıtlığı olarak kendini dayatmaya çalışanlar ipe sapa gelmez açıklamalarla sözde evrim kuramını çürütme derdinde.
    islam içerisinde daha ilk dönem islam düşünürleri bile toplumu ve canlıları diyalektik bir yöntem üzerinden açıklamaya çalışırken,gunumuzde islam içerisinde metafizik düşüncenin tamamıyla baskın olmasından,tek yapabildiği evrime tamamıyla karşı çıkmak.islam tamamıyla evrime karşı olma durumunu hıristiyanlığın ve museviliğin etkisiyle geliştirmiştir.. çünkü evrim teorisi, hıristiyanlık teolojisini temelden sarsan bir teoridir.
    bilinmelidir ki,islamda cahiz,nebur,huseyin ibn mansur,mevdudi,ibn mace hatta ibni haldun ile mevlana düşünce sistematikleri iyi incelendiğinde evrimsel bir döngünün varlığını bildirirler.rabbin adem'den önce de evrim sürecinin olduğunu; bu evrim sürecindeki insanlaşmayı, insan olma onurunu, insan olma şerefini ve dolayısıyla denenmeye ehliyetli bir hale gelmeyi ifade eden bir aşama, ara durum olduğu tarzında yorumlar yaparlar.
    2 -2 ... pitroipa
entry'i yoruma kapat
  1. henüz yorum girilmemiş.