ingeborg bachmann

  1. 28.
    max frisch ile ayrıldıktan sonra 1973'te ölüm teknikleri projesi üzerine çalışırken çok sayıda uyku hapı alarak uykuya dalınca evinde çıkan yangında ölen fakat geride bıraktığı eserlerinin yanı sıra içerisinde ''toplum, düşünülebilecek en kanlı arenadır. bu arenada eskiden beri, bu dünyanın mahkemelerine sonsuza değin kapalı kalan, en inanılmaz cinayetlerin tohumu en kolay biçimde ekilmiştir'' sözleriyle toplumu kanlı bir arena olarak nitelendirdiği 'malina' gibi bir başyapıtı da bırakmış avusturyalı feminist şair/yazar. ''ölüm türleri'' (todesarten) ana başlığı altında yazmayı düşündüğü bir dizi romanın tamamlanabilmiş ilk ve tek bölümü olan 1971'de yayımlanmış 'malina' ingeborg'un vefatına kadar verdiği her röportajda birçok soruyu da beraberinde getirdi, bunlardan biri de yine bir konuşmasında okuru tarafından gelen toplumu neden kanlı arena olarak tanımladığı sorusuydu:

    ''evet, yoksa kuşku mu duyuyorsunuz bundan? bu sözde uygar dünyada, görünüşte uygar davranan insanlar arasında, gerçekte sürekli bir savaşın egemenliğinden kuşku mu duyuyorsunuz? insanların birbirlerini ağır ağır öldürmekte olduklarına inanmıyor musunuz? kimi zaman herkes açık ve seçik görebiliyor bu gerçeği, ama uzun zaman parçaları boyunca da insanlar yine belli bir dinginlik içerisinde yaşayıp gidiyorlar; küçük yaralarıyla, yaralanmalarıyla birlikte ve aslında yaşanabiliyor bunlarla... insanın gerçek ölümü, hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır.''

    eserleri ile tanıştığım ilk yıl 2007 idi, yıllar geçtikçe tekrar tekrar okudum ve hans kelsen, sigmund freud, agatha christie ile birlikte başucu yazarlarımdan biri oldu.

    ''erkekler birbirinden farklıdır ve aslında her birini iyileşmez bir kilinik vaka olarak görmek gerekir, başka deyişle, ders kitaplarında ve ilgili öteki kitaplarda yazılı olanlar, tek bir erkeği bile tüm doğasıyla açıklamak için yeterli değildir. bir erkeğin beyninden kaynaklananları anlamak bin kez daha kolaydır. bu en azından benim için kesinlikle böyle. ama bu hiç kuşkusuz herkeste ortak olduğu söylenen şey değil. ne büyük bir yanılgı! bir genelleştirmeye olanak sağlayabilecek böyle bir malzeme, yüzyıllar boyunca bile toplanamazdı. tek bir kadın bile çok fazla sayıda tuhaflığın üstesinden gelmek zorundadır ve kendini hangi hastalık belirtilerine göre ayarlaması gerektiğini ona daha önce söyleyen olmamıştır, denilebilir ki, erkeğin bir kadın karşısındaki tutumu tümüyle hastalıklıdır, üstelik tümüyle kendine özgü biçimde hastalıklıdır; dolayısıyla erkekleri hastalıklarından kurtarabilme olanağı artık asla yoktur. kadınlar için ise, olsa olsa acılara katılıp birlikte acı çekme yoluyla kaptıkları bulaşıcı hastalıkların izlerini az çok taşıdıkları söylenebilir.''
    33 -2 ... arabeskkadin