bugün
- 29 ekim cumhuriyet bayramı7
- istanbul11
- bir kıza saklama kabı hediye etmek10
- escort taş mı yesin5
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı12
- fenerbahçe9
- liverpool fc2
- yaprak dökümü ferhunde2
- gece vakti orman yolunda bisiklet sürmek7
- şiir yazmak3
- sarı saçın yakıştığı ünlüler8
- gecenin şarkısı9
- fırında tavuk10
- kedilerle uyumak9
- rafine zevkleri olan erkek12
- tuvalet kağıdını renkli alan insan11
- dolapta iki biram var6
- cumhuriyet bayramı8
- öyle bir yatmak ki yarınlar olmayacakmışcasına6
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- salon erkeği10
- yüzüklerin efendisi5
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- giysi fiyatlarının uçması9
- sevişmek hüner değil6
- acil durumda aranacak kişi5
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- lüks araba istemeyen erkek9
- ekşi sözlük9
- içten içe üşümek5
- değerli olduğunu hissettirmek6
- nickiniz fransızca olsaydı ne olurdu10
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
- dünya6
- rüyalarınızı ağzından öptüm4
- nasılsın4
- trabzonspor17
- ilker başbuğ7
- sözlükte 1 erkeğe düşen kız sayısı7
- ters takılmış tuvalet kağıdı7
- bir kadının bana hükmetmesini istiyorum7
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- 2008 ekonomik krizi7
- beyaz pasta7
- yallah arabistan a diyen tip11
- ruffles ketçaplı7
- nejat işler3
- üniversiteli kızlar6
- giresunlu olmanın zorlukları9
- insan aklıyla açıklanamayan konular5
3 sezonuyla efsane olmuş mükemmel dizi. böyle kımıl kımıl, köfte gibi bir şey. 23 eylül'de 4.sezonuyla geri dönecekmiş.
ben ilk üç sezon hakkında bir değerlendirme yapmak istiyorum;
ilk sezon şaşırmayla, ikinci sezon zevkin doruklarına çıkmayla, üçüncü sezon ise artık alışmayla geçti. üç sezonun başarı grafiğini çizsem piramit şekli çıkar. zira dediğim gibi ikinci sezonla tavan yapan fringe, üçüncü sezonla bir düşüşe geçti. bu "fringe çok bozdu" demek değil. kanımca hâlâ piyasada kendi alanında en iyi dizi. bahsettiğim düşüş diğer sezonuna göre. adamlar öyle bir ikinci sezon yaptılar ki, diziyi lost'a yaklaştırdılar. çıtayı bu kadar çıkardıktan sonra biraz düşürünce, izleyicinin moral bozuluyor tabii. ancak üçüncü sezonun son üç bölümü kesinlikle fevkaladeydi ve dördüncü sezonun ne kadar mükemmel olacağının habercisiydi. yani grafiğin yine yükseleceğinden eminim. üzerine gizem serpilmiş bir polisiye olarak yayın hayatına başlayan dizimiz, artık şu noktada rüştünü ispatlamış anlı şanlı bir bilim-kurgu dizisidir.
şüphesiz dizinin taşıyıcısı walter bishop'tır. olayları başlatan da odur, sürdüren de odur. diğer karakterler her ne kadar önemli gibi görünse -ve önemli de olsalar- walter bishop'ın yanında figüran gibidirler. dizideki anahtar rolünün yanında süper oyunculuğu ile de gönüllerde kurmuştur. w.bishop'tan daha iyi bir "çatlak bilim adamı" karakteri görmedim valla. böyle sevimli, sempatik bir adam olamaz.
gelelim oğul peter bishop'a. temiz tipli, iyi bir arkadaş. ancak bazı bazı nazlı manitalar gibi kırıtması sinirime gidiyor. yok efendim babaya küsmeler, başka evrenlere gitmeler. lan godoş, o olmasaydı şimdiye kemiğin kalmayacaktı, neyin havasını yapıyorsun? tabii bir de dunham feykini yediği için kızıyorum bishop'a. arkadaş bizim dunham'mımız iki sezon boyunca bir kere öptü seni, diğer dunham ise ilk sahnede yatağa attı. insan buradan bir çıkarım yapar, dunham'ın sahteliğini anlar. ama yok uçkuru derdine düşünme yetisini kaybetti. iyi bok yedi. sonra eniği de oldu, onun kromozomlarıyla makine çalıştırdılar(nasıl yaptılarsa artık?) al sana, kaos. bunlar haricinde severim peter'ı, iyi çocuktur.
gelelim sarı şeker olivia dunham'a. kedi gibi bir şey. görsem hy ingilizcesiyle "you are very beautiful eyes, nose, face" derim valla. yaşı yaşıma pek uygun değil ama "abla" demek geçmiyor içimden ne yalan söyleyeyim. her neyse konudan sapmayalım. güzel, zeki, çevik ve aynı zamanda pek de ahlaklı olmayan kızımız* gerek yetenekleri gerek azmiyle sorunları çözmede bir numara. dizi içinde ziyadesiyle önemli bir karakter. birçok sorunun çözümü dunham'da saklı.
son olarak üçüncü sezonun finaline gelelim; klasik j.j.abram taktiği izleyicinin beynini hoşafa çevir sonra "yav bi' şey yok paradoks bunlar" de. fringe ile paralel evren vs. gibi çetrefilli mevzuları "açıklayıcı" şekilde anlatmaya çalışan j.j.abrams'ın "peter'ın geleceğe gitmesi, o makineleri aslında walter'ın gelecekten göndermesi" hadiselerini salt paradoks kelimesiyle açıklamaya çalışması dizi konseptine uymamış. süper bir sezon finaliydi, iyi bir düşünceydi ama fringe'den ziyade lostvari bir yönü vardı. zira lost'ta bir şeyleri açıklama gibi bir derdi yoktu kimsenin. tabii sezon finalinde paradoks denen hadisenin, dördüncü sezonda detaylandırılacağını düşünüyorum.
hadi bakalım hayırlısı, gelsin 23 eylül.
ben ilk üç sezon hakkında bir değerlendirme yapmak istiyorum;
ilk sezon şaşırmayla, ikinci sezon zevkin doruklarına çıkmayla, üçüncü sezon ise artık alışmayla geçti. üç sezonun başarı grafiğini çizsem piramit şekli çıkar. zira dediğim gibi ikinci sezonla tavan yapan fringe, üçüncü sezonla bir düşüşe geçti. bu "fringe çok bozdu" demek değil. kanımca hâlâ piyasada kendi alanında en iyi dizi. bahsettiğim düşüş diğer sezonuna göre. adamlar öyle bir ikinci sezon yaptılar ki, diziyi lost'a yaklaştırdılar. çıtayı bu kadar çıkardıktan sonra biraz düşürünce, izleyicinin moral bozuluyor tabii. ancak üçüncü sezonun son üç bölümü kesinlikle fevkaladeydi ve dördüncü sezonun ne kadar mükemmel olacağının habercisiydi. yani grafiğin yine yükseleceğinden eminim. üzerine gizem serpilmiş bir polisiye olarak yayın hayatına başlayan dizimiz, artık şu noktada rüştünü ispatlamış anlı şanlı bir bilim-kurgu dizisidir.
şüphesiz dizinin taşıyıcısı walter bishop'tır. olayları başlatan da odur, sürdüren de odur. diğer karakterler her ne kadar önemli gibi görünse -ve önemli de olsalar- walter bishop'ın yanında figüran gibidirler. dizideki anahtar rolünün yanında süper oyunculuğu ile de gönüllerde kurmuştur. w.bishop'tan daha iyi bir "çatlak bilim adamı" karakteri görmedim valla. böyle sevimli, sempatik bir adam olamaz.
gelelim oğul peter bishop'a. temiz tipli, iyi bir arkadaş. ancak bazı bazı nazlı manitalar gibi kırıtması sinirime gidiyor. yok efendim babaya küsmeler, başka evrenlere gitmeler. lan godoş, o olmasaydı şimdiye kemiğin kalmayacaktı, neyin havasını yapıyorsun? tabii bir de dunham feykini yediği için kızıyorum bishop'a. arkadaş bizim dunham'mımız iki sezon boyunca bir kere öptü seni, diğer dunham ise ilk sahnede yatağa attı. insan buradan bir çıkarım yapar, dunham'ın sahteliğini anlar. ama yok uçkuru derdine düşünme yetisini kaybetti. iyi bok yedi. sonra eniği de oldu, onun kromozomlarıyla makine çalıştırdılar(nasıl yaptılarsa artık?) al sana, kaos. bunlar haricinde severim peter'ı, iyi çocuktur.
gelelim sarı şeker olivia dunham'a. kedi gibi bir şey. görsem hy ingilizcesiyle "you are very beautiful eyes, nose, face" derim valla. yaşı yaşıma pek uygun değil ama "abla" demek geçmiyor içimden ne yalan söyleyeyim. her neyse konudan sapmayalım. güzel, zeki, çevik ve aynı zamanda pek de ahlaklı olmayan kızımız* gerek yetenekleri gerek azmiyle sorunları çözmede bir numara. dizi içinde ziyadesiyle önemli bir karakter. birçok sorunun çözümü dunham'da saklı.
son olarak üçüncü sezonun finaline gelelim; klasik j.j.abram taktiği izleyicinin beynini hoşafa çevir sonra "yav bi' şey yok paradoks bunlar" de. fringe ile paralel evren vs. gibi çetrefilli mevzuları "açıklayıcı" şekilde anlatmaya çalışan j.j.abrams'ın "peter'ın geleceğe gitmesi, o makineleri aslında walter'ın gelecekten göndermesi" hadiselerini salt paradoks kelimesiyle açıklamaya çalışması dizi konseptine uymamış. süper bir sezon finaliydi, iyi bir düşünceydi ama fringe'den ziyade lostvari bir yönü vardı. zira lost'ta bir şeyleri açıklama gibi bir derdi yoktu kimsenin. tabii sezon finalinde paradoks denen hadisenin, dördüncü sezonda detaylandırılacağını düşünüyorum.
hadi bakalım hayırlısı, gelsin 23 eylül.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar