bugün
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz15
- diamond bosphoruss denen yazar22
- sedat pekmez25
- sözlükte erkekleri istemiyoruz24
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle66
- zall buraya bak aslanım3
- sözlükte erkekleri taciz eden kızlar tam liste3
- çaylak edildim diye ağlayan troll8
- tai lung5
- çaylak ettiğiniz yazarın göz yaşlarıyla eğlenmek7
- gerilla taktiği4
- ulu sözlük yazarlarının kıskanç olması4
- tarihte kürşad diye birinin hiç yaşamaması10
- oversize modası3
- kadınların aylık bakım maliyetinin 30 bine çıkması2
- katatespizartmasi14
- kalın bacaklı kadın çekiciliği2
- abdullah öcalan'ın kürt kadınlarına hakaret etmesi5
- aziz yıldırım'ın fetö ile mücadelesi7
- maç izlemenin çok saçma olması2
- yayaya çarpıp aracın hasarıyla ilgilenen sürücü2
- evde uzun boylu adam gördüm diyen kız3
- suca suruklenen cocuk true'nun fake hesabı5
- sex asnasında beddua almak4
- yazarların on üzerinden komiklikleri46
- sessiz insanların çok gözlem yapması4
- yine sözlük yazarlarının ağzından bal damlıyor4
- internetten önce ne yapılıyordu sorusu6
- heyt bea6
- verilen yetkiyi kötüye kullanmak4
- birbirine sürtünen duyarlı et parçası3
- ağız ishali olan yazarlar4
- iremga12
- heyecanlıyım sözlük4
- rahmi koç'un kürt kadın fıkrası tartışması2
- uludağ sözlük discord grubu11
- karımı çalıştırmam diyen erkek kalmaması2
- as macaa2
- devlettapar2
- birine geç kalmak10
- insanlardan nefret etmek9
- hakkınızı helal edin arkadaşlar3
- ilk maaş4
- faik öztrak7
- taze kekik2
- penis boyutunun önemi4
- sarı tekerim deliğine girerim sen mahvederim3
- kadınların kadınlarda kıskandığı şeyler2
- ismet bin dawkins el sapiens'i entomologevi2
- yer sofrası7
şerif izgören anlatıyor: bir toplantıya gideceğim. baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. o anlatıyor ben dinliyorum. tam işyerinin önüne geldik. ankarada bakanlıklar
diyelim ki, taksi parası 9.75 tl. tuttu, ben 10 tl. uzattım. hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. tam o sahne olacak
şoför, para üstü var mı? diye aranmaya başladı.
- üstü kalsın kardeşim, dedim. döndü bana doğru:
- vaktin var mı ağabey? dedi.
- evet, dedim tek ayağım hala dışarıda
dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. önde bir büfe var. gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. bana 25 kuruş uzattı. belli ki para bozdurmuş.
- birader, dedim. 9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?
- ne alacağım ağabey 50 kuruşu
- peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. üstü kalsın demiştim.
döndü bana, attı kolunu arkaya:
- vaktin var mı ağabey?
- var.
- çek kapıyı o zaman muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız. beş dakika konuştuk. ingilterede profesörden, bilmem kiminden eğitimler aldım. o taksicinin 5 dakika da öğrettiklerini, ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.
- ağabey biz keçiören'de beş kardeşiz. babam rençberdi benim. günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. durumumuz hiç iyi olmadı. akşam yer sofrasında yemek yerdik. yemek bitince babam bize, durun kalkmayın derdi. önce dua ederdik, sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.
aha! dedim, bizim meslek, seminerci sordum:
- ne anlatırdı baban?
- hayatta nasıl başarılı olunur?
o gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta nasıl başarılı olunur teknikleri anlatıyordu.
- babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp, dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın diye anlatırken, biz de gülerdik. annem kızardı, babanızla alay etmeyin. o, hem dürüst hem de çalışkandır derdi.
yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. babaları birahane işletiyordu ve adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. bizim, yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. o amca mahalleden geçerken biz, beş kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. babam eve gelince ayağa kalkmazdık. çünkü hediye, para falan hak getire
ağabey, biz babamı kaybettik. altı ay içinde yandaki baba da öldü. yandaki baba, iki çocuğa beş katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?
- ne bıraktı?
- bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı: evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın..." falan filan. ağabey, aradan on beş yıl geçti, diğer iki kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. ailesi dağıldı.
biz beş kardeş, beşimizin keçiörende taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.
geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki: asıl mirası bizim baba bırakmış. hepimiz ağladık. beş kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. her şeyimiz var allah'a şükür
çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:
- dur ağabey dur, asıl bomba şimdi.
- nedir bomban?
- nerede oturuyoruz biliyor musun? o iki kardeşin oturduğu beş katlı apartmanı biz aldık. beş kardeş orada oturuyoruz, dedi.
anladım ki, evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
diyelim ki, taksi parası 9.75 tl. tuttu, ben 10 tl. uzattım. hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. tam o sahne olacak
şoför, para üstü var mı? diye aranmaya başladı.
- üstü kalsın kardeşim, dedim. döndü bana doğru:
- vaktin var mı ağabey? dedi.
- evet, dedim tek ayağım hala dışarıda
dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. önde bir büfe var. gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. bana 25 kuruş uzattı. belli ki para bozdurmuş.
- birader, dedim. 9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?
- ne alacağım ağabey 50 kuruşu
- peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. üstü kalsın demiştim.
döndü bana, attı kolunu arkaya:
- vaktin var mı ağabey?
- var.
- çek kapıyı o zaman muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız. beş dakika konuştuk. ingilterede profesörden, bilmem kiminden eğitimler aldım. o taksicinin 5 dakika da öğrettiklerini, ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.
- ağabey biz keçiören'de beş kardeşiz. babam rençberdi benim. günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. durumumuz hiç iyi olmadı. akşam yer sofrasında yemek yerdik. yemek bitince babam bize, durun kalkmayın derdi. önce dua ederdik, sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.
aha! dedim, bizim meslek, seminerci sordum:
- ne anlatırdı baban?
- hayatta nasıl başarılı olunur?
o gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta nasıl başarılı olunur teknikleri anlatıyordu.
- babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp, dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın diye anlatırken, biz de gülerdik. annem kızardı, babanızla alay etmeyin. o, hem dürüst hem de çalışkandır derdi.
yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. babaları birahane işletiyordu ve adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. bizim, yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. o amca mahalleden geçerken biz, beş kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. babam eve gelince ayağa kalkmazdık. çünkü hediye, para falan hak getire
ağabey, biz babamı kaybettik. altı ay içinde yandaki baba da öldü. yandaki baba, iki çocuğa beş katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?
- ne bıraktı?
- bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı: evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın..." falan filan. ağabey, aradan on beş yıl geçti, diğer iki kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. ailesi dağıldı.
biz beş kardeş, beşimizin keçiörende taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.
geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki: asıl mirası bizim baba bırakmış. hepimiz ağladık. beş kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. her şeyimiz var allah'a şükür
çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:
- dur ağabey dur, asıl bomba şimdi.
- nedir bomban?
- nerede oturuyoruz biliyor musun? o iki kardeşin oturduğu beş katlı apartmanı biz aldık. beş kardeş orada oturuyoruz, dedi.
anladım ki, evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
