yirmi yil onceki kabil de bir kadin ayagi 


kapat
  1. Yirmi yıl önce Afganistan'da, Kabil'in daracık toprak sokakları üstündeki barakamsı izbe dükkanlar arasında dolaşıyordum. Ankara'da Samanpazarı'nın arka taraflarındaki tahta kepenkli, tahta peykeli, camsız, çerçevesiz dükkanlara benzer küçük dükkanlar; top top kumaşları, kavaf işi ayakkabıları ve sayısız baharat çeşitleriyle yan yana uzanıp gidiyordu.
    Tunus'tan iran'a, Anadolu kasabalarından Libya'ya kadar, sokak içlerindeki kahvehanelerle dükkanlar arasındaki benzerlik burada da dikkatimi çekmişti...
    Zencefil, tarçın, karanfil, kimyon karışımı bir Şark kokusuna; deri, güneş görmemiş tozlu tahta, afyonlu çay ve tömbeki kokularının karıştığı rutubetli bir loşlukta; başlarındaki sarığın bir kuyruğu sırtlarına sarkmış, çatık kaşlı, kırışık ve kavruk yüzlü erkekler, bir ayaklarını altlarına alıp, bir dizlerini yukarıya dikmişler, nargile içiyorlardı.
    ***
    Gözlerim sokağın başında, henüz örtüsü açılmamış bir kararsızlık anıtı gibi duran, kapkara bir çarşafa takılmıştı. Çarşafın baş olması gereken bölümünden, sadece iki göz görünüyordu.
    Çarşaf öne doğru azıcık kıpırdadı, bir iki adım attı ve ötekilerine oranla biraz daha büyükçe duran, bir ayakkabıcı dükkanına yöneldi, içeri girdi, arkalıksız, küçük, hasır bir iskemleye oturdu.
    Dükkancının sarıklı genç çırağı, çarşaflının önünde yere diz çöktü ve başladı bir yığın kadın ayakkabısını tek tek denemeye... Ben uzaktan öyle bakıyordum.
    Ayakkabıların denenmesi bitip tükenmiyor ve çarşaflının küçük ayaklarına her ayakkabının giydirilip çıkarılışında; çırağın elleri, kadının ya topuğunu, ya parmaklarını, ya tabanını tutmak zorunda kalıyordu. Daha doğrusu, denenmekte olan ayakkabılar arasında, tutmakla okşamak arasında bir şeyler oluyordu. Ve alınacak ayakkabının seçimi uzadıkça uzuyordu.
    ***
    Şu çarşaflı kadıncık, bin yedi yüz yıl önceki imparator Septime Severe'in Roma'sında yaşasaydı, nasıl yaşayacaktı?
    Fıskıyelerin ince kavislerle renkli mermer havuzlara aktığı, renkli mermer salonlarda; iri üzüm salkımlarının kümelendiği meyve sepetleriyle şarap testilerinin arasında; vücudundan sıyrılmış beyaz örtüler içinde, yanlamasına uzanmış, gecesinin gündüzüyle karıştığı aşk orjilerini yaşayacaktı... Caracalla'nın babasıyla olan sürtüşme dedikodularını dinleyecek ve Ovide'in "Aşk Sanatı"nı okuyacaktı.
    Bin yedi yüz yıl sonrasının daracık, loş, toprak sokaklarındaki izbelerde; nargile fokurdatan sarıklı erkekler, onu bin yedi yüz yıl öncesinin Roma yaşamı içinde görseler, öfkelerinden saçlarını, sakallarını kim bilir nasıl yolarlardı?..
    ***
    Peki, acaba bizim Deli ibrahim'in hareminde padişahı eğlendirmek için; bir havuzun üstüne uzatılmış bir tahtadan çırılçıplak geçerken; tahtayı ucundan oynatıp, suya düşürülen kızlar arasında görseler, ne yaparlardı?
    Kızların kendi iradeleriyle kendilerini değil, halifenin iradesiyle halifeyi eğlendirmelerini görmek; erkeklik gururlarını okşar ve padişah efendilerinin sağlığına dua etmekten başka bir şey yapmazlardı...
    ***
    Bangkok'ta anı eşyası satan bir dükkanda, sustasına basılınca içinden erkek organı çıkan miniskül bir tabutu, bir ingiliz turistine satmak için uğraşan satıcı kız kimliğinde görseler, acaba ne yaparlardı?
    Kuşkusuz öfkeli öfkeli homurdanır ve yine kızarlardı...
    Boston'daki bir gece kulübünde striptiz yaparken de görseler kızarlardı...
    ***
    Ama çarşaflı kadının yandaki ayakkabıcı dükkanında, çaktırmadan ayağını okşatmasını görmezlikten geliyor, ona kızmıyorlardı. Olay, esnaf arasındaki dayanışmanın çerçevesi içinde kaldığı için, kızmıyorlardı.
    ***
    Eski Roma ile bugünkü Norveç'i ve Kanada'yı; Bangladeş'le Güney Yemen ve Fas'tan ayıran namus anlayışındaki temel öğe neydi acaba?
    Bazı uzmanlar bunu, bazı toplumlarda kadın doğasından duyulan korkunun, geleneklere yansımasına bağlıyorlardı. Konunun üstüne asıl eğilmesi gerekenler de, buna yanaşmadıkları için, uzmanların haklı olup olmadıkları anlaşılamıyordu.

    cetin altan
    #1478234 (mulayim, 01.04.2007 03:20)

© 2008 - uludağ sözlük

yirmi yil onceki kabil de bir kadin ayagi başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. yirmi yil onceki kabil de bir kadin ayagi ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu yirmi yil onceki kabil de bir kadin ayagi nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» bir isi yapmanin hakli gururu icinde olmak » basima ne geldiyse ataturku cok sevdigim icin » pencere » dolar tanrisina tapinan islamci » seri eksi oy veren ibne » turkiye a milli futbol takimi » datca » 27 agustos 2008 steaua bukres galatasaray maci » onu ruyada gorunce sevinmek » live in gdansk a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games