yabancilasma 


/ 2
kapat
  1. 1- Özgün anlamı içinde, bir şeyi ya da kimseyi başka bir şeyden ya da kimseden uzaklaştıran. başka bir şeye ya da kimseye yabancı hale getiren eylem ya da gelişme.

    Yabancılaşma 2- Daha özel olarak da, psikiyatride, normalden sapmaya; 3- Çağdaş psikoloji ve sosyolojide, kişinin kendisine, içinde yaşadığı topluma, doğaya ve başka insanlara karşı duyduğu yabancılık hissine işaret eder. 4- Felsefede, yabancılaşma, şeylerin, nesnelerin bilinç için yabancı, uzak ve ilgisiz görünmesi, daha önceden ilgi duyulan şeylere, dostluk ilişkisi içinde bulunulan insanlara karşı kayıtsız kalma, ilgi duymama, hatta bıkkınlık ya da tiksinti duyma anlamına gelir.

    Yabancılaşma, kontrol altına alınamayan içgüdüler, tutkular ve yerleşik alışkanlıklar nedeniyle, insanın kendisine, kendi gerçek özüne yabancı hale gelmesi durumunu, insana özgü özellikleri, insani ilişki ve eylemleri, insandan bağımsız olan ve insanın yaşamını yöneten şeylerin, cansız nesnelerin özellikleri, ilişkileri ve eylemlerine dönüştürme hareketi ya da sürecini tanımlar.

    5- Yabancılaşma daha özel olarak ve benliğe yabancılaşma anlamında, benin kendi özünden uzaklaşmasıyla, kendisine ve eylemlerine nesnel bir biçimde, sanki bir ustanın elinden çıkmış bir nesneye bakarcasına yaklaşmasıyla belirlenen bilinç haline karşılık gelir. Buna göre, yabancılaşma, kişinin kendi beniyle ya da zihin halleriyle, kendisi arasına duygusal bakımdan mesafe bırakması durumunu, kişinin gerçek beniyle olan içsel temasını yitirdiğini anlamasının sonucu olan kendinden kopma halini ifade eder.

    Yabancılaşmanın güçsüzlük ya da iktidarsızlık boyutu, insanların toplumsal çevrelerini etkileyememeleriyle ilgili duygularını, kaderlerinin kendi denetimleri altında olmayıp, dış güçler, başkaları ya da kurumsal düzenlemeler tarafından belirlendiği hislerini ifade ederken, anlamsızlık değerli sayılan hedeflere ulaşabilmek için, meşru olmayan yollara gerek olduğu duygusunu, genel olarak yaşamda, özel olarak da belirli bir eylem alanında, örneğin kişisel ilişkilerde anlam ya da amaçlılık bulamama halini ortaya koyar.

    Yine, yabancılaşmanın yalıtlanmayla ilgili boyutu, insanların toplumun norm ve değerlerinden uzaklaşmış ya da kopmuş oldukları hissine kapıldıkları, toplumsal ilişkilerde dışlanmışlık ya da yalnızlık duydukları zaman ortaya çıkar. Öte yandan, yabancılaşmanın normsuzlukla ilgili boyutu, kabul görmüş ve gelenekselleşmiş davranış kalıplarına uyamama ya da bağlanamamayı ifade ederken; yabancılaşmada, kendinden uzaklaşma, kişinin psikolojik bakımdan ödüllendirici olan etkinlikler bulamamasıyla ilgilidir.

    Plotinos ve Aziz Augustinusa kadar geri giden yabancılaşma düşüncesi, en açık ifadesini Hegelde bulur. Yabancılaşmayı ontolojik bir olgu olarak değerlendiren Hegele göre, yabancılaşma aynı insanın, özne, yani kendini gerçekleştirmeye çalışan yaratıcı insan ve nesne, yani başkaları tarafından etkilenip yönlendirilen insan olarak ikiye ayrılışının sonuca olup, insanın kendi yaratılan (dil, bilim, sanat, vb,) ona yabancı nesneler haline geldiği zaman ortaya çıkar.

    Hegelden çok gelmiş olan maddeci Alman filozofu Feuerbach ise, yabancılaş­manın kaynağını din kurumunda bulmuştur. Tanrının kendi kendisine yabancılaşmış insan olduğunu savunan Feuerbachın gözünde Tanrı, insanın özünün mutlaklaştırılması ve insanın kendisinden uzaklaştırılmasıdır. Yani, ona göre, insan kendi özünden, daha yüksek, hayali ve yabancı bir varlık yarattığı, onu kendi üstüne koyduğu ve karşısında kendisini köleleştirdiğinde, kendi kendisine yabancılaşır.

    Feuerbachın görüşlerini kabul etmekle birlikte, insanın dini anlamda yabancılaşmasının, çeşitli yabancılaşma türlerinden, insanın kendi kendisine yabancılaşma şekillerinden yalnızca biri olduğunu savunan Marxa göre, insan, kendi faaliyetinin ürünü olan şeylerden, bir köle, güçsüz ve bağımlı bir varlık olarak ilişki kurduğu, ayrı, bağımsız ve güçlü bir nesneler dünyası meydana getirmek suretiyle, kendi kendisine çeşitli şekillerde yabancılaşır. Bu yabancılaşma türlerini özellikle kapitalist topluma ilişkin eleştirisinde ön plana çıkartan Marxa göre, modern kapitalist toplum teknolojiye yalnızca üretim açısından değer vermekle kalmaz, fakat teknoloji tarafından üretilen nesnelere, insan varlıklarına gösterilmesi gereken saygıyı göstererek, tapar. Böyle bir toplumda, insanlar birbirlerini gerçek bir değeri olmayan araçlar olarak görürlerken, makineler çok yüksek bir değer kazanıp, insanların taptığı amaçlar olup çıkar. Böyle bir toplum insanları birbirlerine yaklaştırmak yerine, her birini diğerlerinden yalıtlanmış küçük adacıklar haline getirir. işte böyle bir toplum yabancılaşmış bir toplum, böyle bir toplumun bireyleri de yabancılaşmış insanlardır.

    Başka bir deyişle, insanın özünün iş ya da çalışmada, başka insanlarla birlikte, ve insanlara kendilerinin dışındaki dünyayı değiştirme olanağı veren yaratıcı etkinlikte gerçekleştiğini öne süren Marxa göre, üretim süreci bir nesneleştirme süreci olup, insan bu süreç içinde yaratıcılığını cisimleştirmekle birlikte, yaratıcısından ayrı şeyler olarak duran maddi nesneler meydana getirin. Yabancılaşma, işte bu noktada, insan, artık daha fazla kendisine ait olmayan ayrı ve bağımsız bir güç olarak karşısında duran ürününde kendisini tanımadığı zaman ortaya çıkar. Bununla birlikte, yabancılaşma, tarihsel olarak yalnızca kapitalizmde söz konusu olur, zira yabancılaşmanın kökeninde, kapitalistlerin başkaları tarafından yaratılmış ürünleri kendilerine almaları olgusu vardır.

    Marx, yabancılaşmanın dört ayrı görünümünden söz etmiştir. Bunlardan birincisi, işçinin, ürettiği şey başkaları tarafından alındığı ve onun ürününün kaderi üzerinde hiçbir kontrolü ya da etkisi kalmadığı için, emeğinin ürününe yabancılaşmasıdır. ikinci olarak, işçi, Marxa göre, üretim eylemine yabancılaşır. Çünkü kapitalist ekonomide, çalışma gerçek ve özsel hiçbir tatmin sağlamayan ve kendi içinde bir amaç olmaktan çıkan yabancı bir faaliyet haline gelir. Emek satılan bir şey ya da meta haline gelmiş olup, onun işçi için taşıdığı tek değer, satılabilirliğidir. Üçüncü olarak, işçi doğasına, özüne ya da türsel varlığına yabancılaşır, zira yabancılaşmanın ilk iki yönü, onun üretici faaliyetini insani niteliklerden yoksun bırakır. Ve insan, Marxa göre, nihayet, kapitalizm insan ilişkilerini pazar ilişkilerine dönüştürdüğü ve dolayısıyla, insanlar, insani nitelikleriyle değil de, pazardaki yer ya da statüleriyle değerlendirildikleri için, başka insanlara da yabancılaşır.

    Yabancılaşma düşüncesinde, söz konusu Marksist düşünce geleneği dışında. Durkheim, Weber ve Simmel tarafından temsil edilen sosyolojik düşünce geleneği de çok etkili olmuştur. Bu geleneğe göre, modern insan, şimdiye kadar hiç olmadığı ölçüde yalıtlanmış, kendisine ve toplumuna yabancılaşmış durumdadır. Eski ve geleneksel değerlerle bağını koparan modern insan, yeni rasyonel ve bürokratik düzende, hiçbir şeye güvenmez, her şey karşısında inançsız olmuştur. Örneğin Webere göre, toplumsal düzendeki rasyonalizasyon ve formalizas­yon eğilimi karşısında, kişisel ilişkiler azalırken, kişisel olmayan bürokrasinin gücü ve önemi artar.

    Yabancılaşma düşüncesi içinde üçüncü bir gelenek ise, yabancılaşmayı, bir insanın başka insanlara olduğu kadar, kendisine, kendi benine aykırı düşmesi diye tanımlayıp, bireyin gerçek beninden, özünden, daha derindeki kişiden ayrı düşmesinin ise, onun başkalarının isteklerine göre eylemesi, rahatını bozmamak istemesi, toplumsal kurumların baskısından kurtulamaması, sorumluluktan kaçması, dışarıdan yönlendirilmesi şeklinde tezahür ettiğini söyleyen varoluşçu gelenektir. Kierkegaard, Heidegger, Camus ve Sartre gibi düşünürlerin yer aldığı bu gelenek içinde, nesnel bilgi karşısında öznel hakikatin önemini vurgulayan Kierke­gaarda göre,yabancılaşmanın temel problemi, anlamsızlık ve umutsuzluğun hüküm sürdüğü bir dünyada, insanın kendi benine anlam yükleyebilmesi, kendi özüne ilişkin olarak uygun bir kavrayışa ulaşabilmesi problemidir. Yabancılaşmayı aşma ancak ve ancak inancın sıçrayışıyla, Tanrı;ya yönelmek suretiyle mümkün olabilir. Buna karşın, Sartre ve Camus gibi ateist varoluşçularda ise, yabancılaşma, anlamdan ve amaçtan yoksun bir dünyada söz konusu olan doğal bir durum olup, varoluşun saçmalığının bir sonucudur. Yabancılaşmayı aşmak da, yaşamın anlamsızlığını içtenlikle kabul edip, kişinin özgür ve etkin seçimlerle kendini yeniden yaratmasıyla söz konusu olur.
    #166330 (nirvana, 13.04.2006 11:03 ~ 11:04)
  2. (bkz: emperyalizm)
    #166363 (kurabiyecanavari, 13.04.2006 11:19)
  3. insanin ekonomik, dinsel, siyasal ve tarihsel alanlarda yarattiklariyla kendinden uzaklasmasi, kendine düsman olmasidir.
    Yabancilasma, yabancilasmanin bilincine varilarak gerçeklesir.
    Böylece insan kendisine daha çok yaklasarak üstün bir insanliga ulasir.
    #166383 (dreamylife, 13.04.2006 11:31)
  4. ingilizce karşılığı alienation olan sozcuk.. gunumuz modern toplumunun ne yazık ki insanoğluna attığı en buyuk kazık.
    #166391 (charmofsmyrna, 13.04.2006 11:36)
  5. kultur yozlasmasi veya dil yozlasmasi olarak ele alınırsa okulların büyük etkisinin olduğu durum.zira birçok insan yaklaşık 6 yıl * ingilizce dersi görüp pek birşey öğrenememekte fakat derste ordan burdan duyduğu kelimeleri habire üstünlük taslar bir edayla kullammaktadır.bunu yaparkende kendi dilini unutmaya başlar. (bkz: neden acaba) (bkz: bilinç altını etkileyen eğtim sistemi)
    #276150 (kekistanlihobbit, 24.05.2006 23:44 ~ 01.07.2006 20:03)
  6. birey'in yurttaş kimliğinden çok etnik, dini ya da v.s konularda baskı altına alınarak kimliksizleşmesidir.
    #276636 (darwen, 25.05.2006 04:32)
  7. sting englishman in new york şarkısıyla yabancılaşmayı en iyi anlatmış sanatçıdır.
    #457185 (depression, 24.07.2006 21:14)
  8. "seyirci, bir kazayı seyreden üçüncü kişi durumundadır."

    (bkz: bertolt brecht)
    (bkz: epik tiyatro)
    #875254 (vernon sullivan, 18.11.2006 05:51)
  9. kişinin aşırı özgürlükten dolayı kafasındakileri sorgulaması. sartre' nin ' insan özgürlüğe mahkumdur ' sözüne saplanan kişinin, anarşiye yönelerek toplumdan kopmasıdır.
    #915304 (abberline, 27.11.2006 01:22)
  10. "insanın kendi yarattığı şeylerden kopması, bunları kendi dışında birer soyut varlık, üstün birer güç gibi görmesi, onların karşısında kendi kişiliğinden, insanlığından olması, bunların boyunduruğu altına girmesi, marksizmde yabancılaşma kelimesiyle dile getiriliyor.

    bütün yabancılaşmaların temelinde "iktisadi yabancılaşma" vardır. dinler, daha genel bir deyimle, egemen sınıfların ideolojisi, aslında bu yabancılaşmaya hizmet etmektedir."

    (bkz: server tanilli)
    #938978 (vernon sullivan, 02.12.2006 14:42)
  11. marksist külliyatın kullandığı "verdinglichung" kelimesinin eksik, zayıf türkçe karşılığı. karl marx'ın çalışmalarının bazı ingilizce çevirilerinde reification*. olarak kullanılan kelime.

    reification'a veya Verdinglichung'a türkçe bir şeyler yakıştırmak, oturtmak istiyorum fakat her teşebbüsüm teessüf ile sonuçlanıyor. her defasında umarım türkçe'de kullanılabilcek bir arapça veya osmanlıca kelime vardır diye kendimi paralıyorum, saatlerce sözlükler karıştırıyorum, okuyorum ama nafile.

    edit: yabancılaşma ve Verdinglichung kavramları benzer ama farklıdır. daha çok araştırma yapmak gerekli...
    #999832 (lync, 15.12.2006 06:24 ~ 07:21)
  12. petrovic'in "alienation"ın özel bir durumu olarak nitelendirdiği reification, insani değerlerin insani olmayan ama insan tarafından üretilmiş ve insandan bağımsızlaştırılmış değerlere aktarılmasıdır. bunlar da petrovic'in sözleriydi.

    yani, fabrikamda çalışan işçilerin yaşamlarındaki sosyal değerlerin, benim için, ürettikleri malların değerleri kadar "ederlerinin" olmasıdır. bir işçimin evlenmesinin benim açımdan tek değişimin, onun daha dik bir kar marjı grafiğine dönüşmesi durumudur. mutluluk, kârdır.

    günümüzde karşımıza çıkan reklamlardaki çağrılar, örnek vermek gerekirse, "it's your miller"lar insanla alakası olmayan, ondan bağımsız bir ürünün, bir şekilde sosyal yaşamında yer alması için kullanılır. artık "yaratık" içeriye, insandan içeriye sokulur. meta duygudur, meta histir, meta düşüncedir.

    (değer fetişizmi ile karıştırmış olabileceğim ifadelerim konusundaki olası yanlışlar için, buyrun efendim)
    #999905 (bl, 15.12.2006 07:16)
  13. yabancılaşma bir lider zafiyeti konusudur.şöyleki; birey tolumsallasma süreciyle birlikte birey sosyal grupların içersinde yer alır. grubun bütünleşmesi için bireyselciliğin bir kenara bırakılıp grup kimliğinin içselleştirilmesi lazımdır. bu içselleştirmede eğer güçlü bir lider yoksa birey grup orjininden-merkezinden- uzaklaşır ve kendini o grubun dışına çeker. yani marjinelleşir.
    #1160425 (ihtiyaç molası, 15.01.2007 22:52)
  14. insanların normal hayat yasantısından uzaklasma, toplumsal ve siyasal ilşkilerde ötekileşmesidir. rousseau yabancılasmayı; insanın doğla çevresinden kopus olarak açıklar.
    kendini içinde yasadıgı dünyadan ve toplumdan soyutlanmıs hissedenler, diktatörlüklere ve totaliter yönetimlere zemin olustururlar. *
    #1329767 (tatlı su levregi, 21.02.2007 13:29)
  15. ... biliyorum uzun zaman oldu konusmayalı seninle. ve ikimiz de biliyoruz ki, şu karşılaşma korkusu seninle, çok da eskiye dayanır, yahut yeniye...
    nasıl?
    kimin umrunda mı?
    elbet benim umrumda.
    buna hazırlanıyorum.
    iki çıplak konuşur muyuz seninle?
    farkındayım, epey can yakıcı olacak bu.
    ne dersin ha, şöyle ''erkek erkeğe?''
    işte sana fırsat, geçir tırnağını etime.
    mertlikten dem vurunca iner kalkan
    o kadar yürekliysen sen de,
    al, söz tırnak için(de) seninle.

    '' ben... ben?... ben...
    ben seni tanımıyorum ki? ''
    #1538190 (hosaf, 17.04.2007 23:54 ~ 23:55)
  16. tamam yerine ok, evet yerine yes denmesinin yadırganmaması durumudur.
    #1553335 (imitasyon, 22.04.2007 06:00)
  17. okul bitip memlekete döndüğünüzde herşeyin değişmiş olduğunu farkettiğinizdeki ruh halinizdir.
    #1557503 (thelastturc, 23.04.2007 06:59)
  18. Ağaçlar yitirmişler artık ağaçlıklarını gözümde.
    Dallara rüzgarda yelken açtıran yapraklar da tükenmekte.
    Yemişler tatlı, ama sevgi yoksulu.
    Bir susuzluğu bile gideremiyorlar.
    Ne olacak şimdi?
    Gözlerimin önünde kaçmakta orman,
    kulaklarımdaki kuşlar sessizliğe gömülmüş,
    kalmamış bana döşeklik edebilecek bir çayır.
    bikmisim artik zamandan,
    ve zamanın açlığı içimde.
    Ne olacak şimdi?

    Ateşler yanacak gece bastırdığında dağlarda.
    Yoksa davranıp yine koşmalı mı oralara?

    Yollar yitirmişler artık yolluklarını gözümde.

    ingeborg bachmann
    #2188553 (mulayim, 24.08.2007 05:36)
  19. artık uyum sağlayamamanın göstergesidir.
    #2188565 (PurpLeDreaMz, 24.08.2007 05:44)
  20. aileye, okuluna, işine, topluma olan adiyet duygularını kaybetmeye başlayan insanın haleti ruhiyesini tanımlayan kelimedir. eleman hayatı anlamsız bulmaya kendi davranışlarını bile tanıyamamaya başlar. ulan benim çevrem, muhitim bu mu?, insan ilişkileri böyle mi?, ne için didiniyoz ulan? demeye falan başlar, sonunda aynaya bakıp kendini bile tanıyamaz. ancak çevresindeki insanlar gayet iletişim içinde gül gibi geçinip gitmekte, doğum günü kutlayıp birbirine hediyeler almakta, toplumda statü sahibi olmak için ters taklalar atmaktadırlar. sonunda yabancılaşmanın doruğuna ulaşan modern insanımız "bi tek ben miyim lan çıban başı, iletişimsiz, halden anlamayan, insanları tebrik bile edemeyen, duygusuz insan" şeklinde düşüncelere gark olur. bu böyle bir süre melankoli girdaplarında devam eder, etkiliyici kitaplar, mükemmel şiirler yazar ve bir gün bir böcek olarak uyanır. yada intihar falan eder.
    #2188574 (ethempertevefendi, 24.08.2007 06:17)
  21. toplum denilen cogunlugu şebeklerden olusan olan gruha bünyenin deneyimler sonucu bünyenin isyan etmesidir yabancilasma.

    kişi toplumsal hayatta oynadiği rolde artik oynamakta bezmeye baslar.

    al pacino'nun oynadiği çaylak filminde söyle bir anektodu yazmak gerekmektedir.

    'günün birinde ufak bir kasaba rahibi sehrine ziyarete gelen piskoposa bir itirafta bulunur.

    - saygi deger efendimiz ben tanriya inanmiyorum.
    - inanmana gerek yok inaniyormuş gibi yap'

    filmi izleyenler bilir al pacino inaniyormuş gibi yapmaktan artik biktiğini beyan eder.

    evet yabancilasma inaniyormuş gibi yapmanin biktirmasi ve ne yapiyorum ben demekle mefta olur.

    kişi bu sürecte insanlardan, hayattan, yaşadığı çağdan velhasıl kelam hemen hemen herşeyden nefret eder daha doğrusu herseye 'sen de artık herkez gibisin' der.

    fakat bununda da bir bedeli vardır, herşeyin bedeli olduğu gibi.

    kişi uykusuzluk ceker, her gecen günü daha da gamli, içinden konusmak bile gelmez. disari cikipta ya söyle bir tur atayim bile demez.

    unutmak ve yanilsamak hep bir nedenler yaratmaya calisir, gün gelir nedenler biter.

    bu seferde kendini tüketircesine aşiri alişkanliklar edinir. kimisi kadehlere vurar, kimisi maceraya koşar kimisi ise kendini delirtmeye calisir.

    en hazini ise kişinin kendisini tüketebilmesi için bir neden bulamamasidir.

    kimisi ise bu tüketmeyi gizlemek için işi laga lugaya vurur, kimisi ise sessizliğe vurur.

    günler gecer, geceler olur, sabahlar aydinlanir, geceler kararir, yaz sicagi kavurur, bahar yagmurlari islatir, kiş sogugu dondurur son bahar hüzünlendirir ve nihayet bu hissiyat musalla tasinda biter.

    gerisi sessizlik...
    #2188577 (mulayim, 24.08.2007 06:37)
  22. (bkz: teknik medeniyet yabancılaşma)
    #2188677 (basroldeki figuran, 24.08.2007 09:21)
  23. sanayi devrimi ile birlikte üretim-tüketim ilişkileri değişti. klasik tarım toplumundan kent toplumuna geçiş beraberinde farklı yaşam biçemleri ve algıları getirdi. tarım toplumunun eklektik yapısı ve dayanışması kent toplumuyla birlikte hızlı bir çözülüşe geçti. "toplum"'un yerini "birey " aldı. avrupa ve yeni dünya sürekli değişiyor ve gelişiyordu. yeni dünya düzeninin ve emek-sermaye ilişkisinin oluşturulduğu bu süreçte toplumsal değerler başkalaşmaya başladı. kent toplumu kendine has bir değerler bütünü oluşturdu. ardından 21. yüzyılda teknolojinin ve buna bağlı olarak kitlesel iletişim araçlarının yaşamımıza dahil olmasıyla birlikte insanlar işleyiş mantığını kavrayamadıkları aletleri hayatlarına soktular. toplum hızla değişiyor, kendi değerler bütününe yabancılaşıyordu. işte bu genel yabancılaşmaydı. teknoloji ve kitlesel iletişim araçları toplumu başkalaştırıyor ve yozlaştırıyordu.
    #2333970 (diyonsos, 17.09.2007 22:48)
  24. insanın kendisine ve sosyal cevresine yabancılasmasını kendisini gücsüz , aciz , edilgen hissetmesine isaret eder. marks'a göre yabancılasmanın temelinde yatan sey kapitalist sistemin cok kücük bir parcası haline gelmiş insan yabancılasır. örnegin bir işciye fabrikada vida sıkmak icin yaptıgı işi begenmez ve yabancılasır.
    #2663508 (şenlik, 05.12.2007 03:51)
  25. yabancılaşma insanın kendinden olandan uzaklaşması ile açıklanabilecek sosyokültürel bir olgudur. yabancılaşma ile ilgili diğer tüm olgular tıpkı yabancılaşma gibi ekonomik üretim süreci ile yakından ilişkilidir.

    marks'tan önce klasik iktisatçılar ile felsefeciler yabancılaşma kavramı üzerinde bir takım düşünceler vardı. fakat marks'ın kapital'de anlattığı yabancılaşma teriminden uzaklaşarak, nesnel koşullarla pek alakası yoktur. şimdilik bunlar üzerinde pek değinmeyeceğim.

    modern üretim süreci olan kapitalizm, işçinin ya da daha doğru bir deyimle üreticilerin ortaya koyduğu artı değer ve emek fazlası ile kâr eder. bu emek fazlası üretim fazlasına neden olur. üretimin devamı için tüketim artışı gereklidir. bu döngü kendini tekrar etmeye başlar üretim-tüketim sürecinde. aynı zamanda üretilen malın(metanın) değişim değeri ile kullanım değeri arasındaki fark meta fetisizmidenilen olguyu oluşturur. açıklamak gerekirse; bir araba alındığında, o araba ile birlikte modeline göre bir statü de alınır. bu kullanım değerinin değişim değerinin üstüne çıkması anlamına gelir. örnekte görüldüğü gibi üretim sürecine yapışan bu olay bir fetişizmdir.

    şimdi meta fetişizmi ile üretim fazlası arasındaki bağlar fiziksel bir bağ değildir. çünkü bu fetişizm olgusu fiziksel olmamakla birlikte toplumsal değerin bir ürünüdür. fiziksel olaylar ile bilinçsel olaylar arasındaki bir nedensellik kurulması bu nedenle bir yanlışlık görüyorum. fakat bu statü alma olayı üretim fazlasının işine yarar, üretimin tüketime dönüşmesini besler.

    meta fetişizmi olgusu insanların bir yanılsama içinde yaşamasına neden olur kolaylıkla. bu olgu ile birlikte egemen sınıf kendi reflekslerini topluma uzlaşma ile birlikte kabul ettirir. bu kulturel hegemonyadır fakat bir başka başlığın konusudur. yabancılaşmaya geri dönecek olursak, insanın pazar ekonomisi sisteminde kendi emeğinden uzaklaşması gerekir. yalnızca yaşaması için ya da azda olsa tüketim kültürüne katılması için verilen ücretler emeğin yabancılaşmasına tekabül eder, çalışmak yaşamsal bir olayken yaşayıp yaşamamaya dönüşür. gene bu yabancılaşma olayı kültürel hegemonyanın beslemesine tekabül eder.

    konuyu toparlamak gerekiyorsa emeğin toplumun gerçekleğinden uzaklaşıp tüketimin körüklenmesi toplumun her kesiminin yalnızca egemen sınıfın kültürüne uyum sağlamasına neden olur, işte bu yabancılaşmanın pratiksel ifadesidir.
    #2670354 (kisil, 06.12.2007 22:03)
/ 2
Copyright © 2008 - uludağ sözlük

yabancilasma başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. yabancilasma ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu yabancilasma nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about yabancilasma. Copyright of the articles are belong to their authors.

» fok baligina vok baligi demek » sinavdan once uyuyamamak » ust kesimin chp yi desteklemesi » olympiakos fc » carsi » mao tun » basibozuk » chp nin dini siyasete alet etmesi » kriz teget gecti » kurt cobain bugun yasasaydi olabilecekler » introduce a little anarchy » kartalspor » imkb » zevzek forum » kopekleme yuzerek kiza hava atmak » a » b » c » d » e » f » g » h » i » j » k » l » m » n » o » p » q » r » s » t » u » v » w » x » y » z » 0 » 1 » 2 » 3 » 4 » 5 » 6 » 7 » 8 » 9 » sitemap » kısa » issiz adama kizini vemeyen baba » deger paradoksu » matrixxx reloaded » sivastopol sokagi » chaotic good » sohodo » bilgisayar basinda omurunu curutmek » ugur isilak » erekte olmak icin yer arayan erkek » naginata » alti sadirvan ustu minare » seovi » sokakta dondurma yalayan afet » mahalle bakkalina acik mektup » alternatif vodafone reklam replikleri