yabanci 


/ 2
kapat
  1. ing."foreigner"
    #68919 (armin, 15.02.2006 20:23)
  2. (bkz: l'etranger)
    #186648 (child, 21.04.2006 06:26)
  3. tanınmayan,bilinmeyen kimse yada kişinin bilgisizliğinden kaynaklanan tanımama durumu -----
    #216915 (dustman, 06.05.2006 19:41 ~ 18.10.2007 23:59)
  4. (bkz: l etranger)
    (bkz: albert camus)
    #349688 (canzone arrabbiata, 16.06.2006 02:31)
  5. (bkz: ecnebi)
    #349732 (koko, 16.06.2006 02:50)
  6. (bkz: iki yabancı)
    #394558 (Gerko, 03.07.2006 18:49)
  7. ban satan kisiye hitap sekli!
    - ya banci!
    #394597 (serji, 03.07.2006 19:04)
  8. husnu arkan şarkısı. ezginin gunlugu'nün ebruli isimli albümünde yer almıştır.

    üç sandığım var bir odanın içinde
    üç günlük ömrüm arap benim peşimde
    nerde selvi boyum, nerde eski huyum
    nerde adalı yarim, nerde sandurakim
    yıkıldı bağım kadehim yere düştü
    kırıldı testim şarabım göğe uçtu
    sandığım kilitte, al fesim kalıpta
    mastor oldum başım duman, dert yanar ocakta
    açtım sandığımı kuşandım geldim
    ne ben çağırdım ne sen kal dedin
    tükendi mecalim, kimse bilmez halim
    mastor oldum başım duman, boynuna vebalim
    #616031 (vernon sullivan, 08.09.2006 00:28)
  9. (bkz: yabancı damat)
    #1161249 (bahdeniz, 16.01.2007 02:24)
  10. özge fışkın'ın barda soundtrack'inde seslendirdiği mükemmel şarkı.

    Başka bir şehir burası ışıkları yabancı daha önce karşılaşmadık
    başka bir sokak burası duvarları yabancı daha önce selamlaşmadık
    başka bir yer burası odaları yabancı daha önce hiç sevişmedik!

    bir sen yoksun, birde umutlarım
    sevgi yoksun, ahhhhh korkuyorum!
    #1365084 (peter pan, 02.03.2007 13:19)
  11. barda filminin özellikle kadınlar için izlenmesi en zor sahnesinde fonda beliren şarkı.
    #1367984 (lyras, 03.03.2007 01:57)
  12. (bkz: herkes yabanci degil mi)
    #1558119 (baris baris, 23.04.2007 13:11)
  13. annelerin çocuklara konuşulmaması gereken insan olarak tanıttığı insandır.ancak çocukluk bitip hayatı öğrenmeye başlayınca anlıyor ki insan en yakınım,en iyi bildiğim dediği insan bile aslında bir yabancıymış.ve insan yanlızmış aslında birer yabancı olan tüm insanların arasında.
    #1558280 (bigudi, 23.04.2007 13:52)
  14. (bkz: el)
    #1558311 (pyndemonium, 23.04.2007 14:01)
  15. YABANCI

    "Mezarımı kazın bayıra düze
    Yönünü çevirin sıladan yüze"
    Yozgat Türküsü (Nida Tüfekçi)

    Dalgın dalgın dışarıyı izliyordu. Arabanın camını hafif aralamış, nazlı yağan yağmura sigarasının dumanıyla eşlik ediyordu. Her zaman dinlediği radyo kanalını ayarladı, sevdiği bir türkü tesadüf edince başka bir âleme gitti. Şoför kendi halinde, o kendi halinde, dünya kendi halinde gidiyordu. Birden iliklerine kadar titrediğini hissetti. Tüm dünya kapkaranlık göründü gözüne. Sigarasını daha bir sıkı tutar oldu, gözleri boşluğa düştü. Birkaç yıldır yaşadığı şehrin kabristanını ilk defa gördü ve ilk defa bir mezarlık ona bu kadar ürkütücü geldi. Burası her zaman görüp bildiği mezarlık gibi değildi, kasvetli havası içini kararttı. Radyoyu kapattı, içinden dua okudu. Bir dua da kendisi için :
    "Allah'ım mezarım bu şehirde olmasın"
    Şöyle bir yokladı kendini. Neden ürktüğünü sordu kendine, cevabı gecikmedi: "Buraya ait değilsin, sen bir yabancısın"

    ***

    "Gezsem de dünyanın dört bucağını
    illa ki gözüme yine boş gelir"
    Çorum Türküsü (Aşık Haşimi)

    Eve girer girmez her zaman yaptığı gibi ocağın üstüne demliği koyup altını yaktı. Şu milyonluk şehirde en sevdiği yer, kendi payına düşen tek odalı eviydi. Mutfağa şöyle bir göz gezdirdi. Ne bulaşıkları yıkamayı göze aldı ne de yemek yapıp yeni bulaşık çıkarmayı. Aslında çok da acıkmadığına inanmak istedi. Çayını demleyip masasına aldı. Masa lambasını açtı, perdeleri kapadı, kalemini kâğıdını hazırladı. Yeni aldığı kitaplara şöyle bir göz gezdirdi. Bedeni ne kadar dinçse ruhunun bir o kadar yorgun olduğunu hissetti. Ne bir şeyler okuyacak ne de yazacak hâli vardı. Kanepeye geçip uzandı, bir sigara yaktı. Bir sigara daha, bir sigara daha...Küllük dolunca vaktin bir hayli ilerlediğini anladı. Kanepeden doğruldu, gece yarılarını, sabahın ilk saatlerini, akşamüstlerini büyük bir keyifle karşılar, âdeta özel törenlere dönüştürürdü. Okuyup yazmasa da kendi kendisiyle sohbet edebilmek için açık gökyüzünün altına, şehrin gecesine ve ıssızlığına ihtiyacı vardı. Evden dışarı çıkıp hiç saate bakmadan boş sokaklarda gezinmek istedi. Elini kapıya attı, birden çivilenmiş gibi kaldı oracıkta.

    Nereye gidecekti? Bu şehirde O'na ait hiçbir mekân yoktu. Ne ona âşina bir sokak, ne kendisini tanıyan bir kaldırım, ne de onun tanıdığı bir sokak lambası...Anladı ki bu şehrin gecesinde gezinmek O'nu ruhunun sokaklarına götürmeyecekti. Kapıyı kapadı, kendi kendine fısıldadı : "Buraya ait değilsin, sen bir yabancısın"

    ***

    "Eğer bizi sual eden olursa
    Boynu bükük benzi soluk var söyle"
    Keskin Türküsü (Hacı Taşan)

    Ayakta durmakta zorluk çekiyordu. iş arkadaşları bir arabayla getirip evine bırakmışlardı. Güçlükle üzerini değiştirip yatağa uzandı. içinde sanki bir daha doğrulamayacakmış gibi bir his vardı. Tek odalı evin her zamanki gibi perdeleri kapalıydı. Son bir gayretle müzik açabildi. Yatağına geri dönerken küllüğünü aldı, sigarasını çakmağını başucuna koydu. Yemek işini nasıl olsa hallederdi de ah bir bardak çay verecek birisi olsaydı. Başını yastığına koydu, battaniyesini üzerine doğru aldı, henüz karnı çok acıkmamışken fırsat bilip bir sigara yaktı. Dışarıda güzel bir bahar havası vardı, içeride akşamdan kalma küllüğün kesif kokusu. Şimdi ne yapacağını düşündü, düşünürken kendinden geçip uyuyakaldı. Battaniyesi açıldı üzerinden, yıldız gölgeleri gelip örttü üstünü; yıldızlar açıldı şafak kızıllığı... Sabahın ilk saatlerinde kuşların sesiyle birlikte uykusundan uyandı. Mide bulantısı yüzünden bir önceki günden beri tek bir lokma yiyememişti. Doğrulmak istedi, doğrulamadı. Seslenmek istedi, sesi çıkmadı. Sonra kendi kendine gülümsedi, kime seslenecekti ki? Değil evde, bu şehirde seslenebileceği kimse yoktu ki! Battaniyeyi tekrar üzerine aldı, alıştığı şeyi tekrarladı kendi kendine : "Buraya ait değilsin, sen bir yabancısın"
    ***
    "Bayram gelmiş neyime
    Kan damlar yüreğime"
    Urfa Türküsü

    Mesai bitiminde iş yerindeki arkadaşlarıyla dokuz gün sonra görüşmek üzere vedalaştı. Herkes gelen bayram için memleketlerine gidecekti, aynı odada çalıştığı bir arkadaşıyla O, bayram sonrası bitmiş olması gereken işleri yapabilmek için memleketlerine gidemeyeceklerdi. iş yerinden çıktı, kalabalığa karıştı. Sokaklar gelen bayramın getirdiği telaşla oradan oraya koşturan insanlarla doluydu. Kalabalığın ortasında durdu, ne tarafa gideceğine dair hiçbir fikri yoktu. Ne fark eder ki diye geçirdi içinden. Diğer taraflara nispeten daha sakin tarafa doğru aheste aheste yürümeye başladı. Ne bayramlık aldı kendine, ne de komşu çocukları için şeker... Küçük bir lokantada yemek yedikten sonra eve gitti. Günün birinde böyle bir arife günü geçireceğini hiç tahmin etmemişti şimdiye kadar, fena halde hazırlıksız yakalanmıştı. Düşünmemeye çalışıyordu, televizyonu açtı, kanalları gezinmesiyle kapatması bir oldu. Nasıl olsa ertesi gün bayram, ilk gün çalışacak değiliz ya diyerek bir kitap aldı masanın üzerinden. Uzun süre olmuştu kitabı alalı ama henüz okumak için fırsat bulamamıştı. Bundan iyi fırsat olmaz diyerek kitabın içine daldı. Sabaha karşı gözleri yorulmuştu artık, çayı bitmiş, uykusu gelmişti. Kanepeye geçip öylece uzandı. Ertesi gün öğlene doğru gözlerini açtı, apartmandan gelen gidenlerin sesi geliyordu. Aklına sevdiği bir hocasının bir kitabında yazdığı “insan bir bayram sabahı uyandığında nerede olmak isterse, oralıdır.” sözleri geldi. Battaniyeyi kafasına geçirip içinden fısıldadı: "Buraya ait değilsin, sen bir yabancısın"

    Hadi peşimden gel dese birisi
    Sorgusuz sualsiz gidecek gibiyim
    Elim ayağım yalana batmış sanki
    Yalnızca ruhumla gerçek gibiyim
    #2029059 (nevai, 28.07.2007 22:37 ~ 22:41)
  16. albert camus 'nün bir eseri.

    kitabın baş kahramanı Meursault'tur. Bu eserde tam da niteliğini belirleyemediğimiz bir ceza süreci vardır. Meursaulta ilişkin suçlamanın, toplumsal olan her şeye aykırı olması bakımından bir temeli vardır. Aslında Meursault toplumsal düzene aykırı olan davranışlarda bulunması nedeniyle bu sonuca gider. Bu eserde Meursault'un çok faklı olan yaşam(a) değerini anlamaya çalışalım : Saçma-Başkaldırı-Dayanışma Yabancıda karşımıza çıkan saçmanın yaşanmasındır. Fakat Meursault saçmanın bilincine varmamıştır. Onun kendisi bir saçma durumudur. O,kendisini savunma yönünde hiçbir çaba sarfetmez. Meursaultuncinayeti işlediği ana kadar zamanın çok önemi vardır. Ancak cezaevine girdiği zaman Meursault için zaman durur;çünkü O duyuları ile yaşayan insandır ve duyular da zamanla ilişkili bir kavramdır. ikinci bölümde Meursault için saçma son derece radikal bir hale gelir.

    sartre Camus'nün saçma sözcüğünü şu şekilde açıklar: Camusnün felsefesi bir saçma felsefesidir. Ona göre bu, insanın akılsal istekliği ile dünyanın akıl dışılığı arasındaki ilişkiden doğar. Bu ise duygu olarak yaşanan bir şeydir;bu da başkaldırıyı getirir. Oysa Meursault burada başkaldırıda bulunmaz. Bir başka şey ise Meursault bir nihilist midir? Şeklindeki sorudur. Fakat O bir nihilist de değildir. Saçma insan hayatında bir skandaldır ya da çok yüklü bir hayal kırıklığıdır. insan, hayatının sonsuza dek sürmesini ister;ancak bu ve benzeri insanın varoluşuna ilişkin istekleri karşısında duran varlığın (dünya,doğa) engel olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü burada dünyaya ya da doğaya karşı uygun düşmeyen ama yaşanılır olan şeyler vardır. işte Meursault yaşanılır olana şeyi yaşar. Oysa insan ise yaşanılır olan şeyi erteler. Onu yaşamaktansa,isteklerinin üzerine yükler. Bu da dünyanın çıplak varlığı ile örtüşmez.
    Meursault kendi karşısındaki deneyim alanını akılsal anlamda değerlendirmez. Hiçbir zaman O, içince bulunduğu durumdan akılsal bir anlam çıkartmaz,sadece yaşar. Daha önceden bilinçleme ve düzen yapmadan insanlarla ilişkiye girer. Ancak insanlar Meursault ile kendi egolarıyla çıkar sahasında ilişkiye girmektedirler. Meursault ahlak bakımından da yansız biridir;nötrdür. Meursault ile herkes rahat bir ilişki kurmaktadır. Fakat onlar gördüğümüz gibi egoist bir tavırla Meursault'ayönelirler. Oysa Meursault kimseye böyle yaklaşmaz, onda çıkar diye bir şey yoktur.(Belki de gerçek insani varoluş böyle bir şey olmalı!) Meursault gibi örneklendirebileceğimiz bir kahramanımız daha vardır:1994 yapımı olan, Robert Zemenckisin yönettiği filmde Tom Hanks'in canlandırdığı ;Forrest GumpO da tıpkı Meursault gibi sadece yaşar. Hiçbir çıkar gözetmeksizin yaşar! Burada ortak olan şey bilinmezliktir. Bu ;farklı bir varoluş tarzı vardır ve mümkündürü, özgürlüğün yanında farklı bir varoluş biçimi olan insanliğide gösterir.

    Meursault saçma kavramını yaşayan biridir. Bu da onu metafiziksel bir şey olarak işlememize yol açar. Camus romanda yaşantının bağdaşmazlığını göstermeye çalışır. Duyguları Meursaultu başkalarının karşısına Yabancı olarak çıkarır. Yaşamak sanki O'nu sersemleştirir. Herkesçe kabul edilen ahlaki durumlar bakımdan da bir umursamazlık içindedir. iyinin ve kötünün ötesinde bir yerde yaşamaktadır Meursault. O bizim yaşadığımız her şeyin bulunmadığı bir yerdedir. Bunun için de çok köktenci yani radikaldir. Meursault'un yaşamının kendisini dönüştüren bir şey yoktur, nedensellik kavramı mevcut değildir. Oysa bizim yaşamımızda her şey nedensellik bağlamındadır;biz araçları amaç için harcarız. Aslında tek dayanağımız, sığınağımız duygularımızdır. Post modern bir dalga gelmiş ve duygularımızı da araçsallaştırmıştır. Yapmamız gereken şey hayat karşısında duygularımızı açmaktır. Bu da insanın en yakınından başlar: değişmeyle. Bunun için de birbirimize başka biçimde bakmayı öğrenmeliyiz.
    Meursault kendi varlığının anlamsız olduğunu görmekte fakat duygusal haz ile buna karşılık vermeye çalışmaktadır. Romanın ikinci evresinde işte ortadan kalkan şey budur. Meursault'un kendisi saçmayı yaşaması bakımından ikince evrede iyice umutsuzdur. Çünkü duygusal haz ile karşılık verme yetisini kaybetmiştir. Birdenbire kendi iç boşluğu ile katmerli bir biçimde yüz yüze gelir. Akılsal varoluşun ağırlığı karşısında Meursault'un varoluşunun hafifliği vardır. Bunu da romanda görürüz. Sonuçta biz duyucular, Meursault'un bu metafiziksel deneyimini tam da anlamlandıramayız. Sadece biz kitabı okumakla yaşarız. Meursault'u karakterize eden ve onu egzotik kılan şey psikolojik tekliliktir. * *
    #2049344 (ess ess, 01.08.2007 09:52 ~ 31.08.2007 12:28)
  17. özge, el.
    #2215651 (unique270, 28.08.2007 15:28)
  18. yeni bir dost'a.

    Geldiğimde yabancıydım bu şehre, yabancı yaşadım ve yabancı öleceğim. Artık insanların bana yabancıymışım gibi davrandıklarını anlamam için sezgilerimin kuvvetli olmasına bile gerek yok. Her şey kötü bir filmdeki kadar açık ve basit...

    Bu şehirde herkes daha önceden provasını yaptıkları bir oyunu sahneye koyar gibi yaşıyor. Ve ben bilmediğim bir dilde, hiçbir provasına katılmadığım oyunda, konuk oyuncu bile değilim. Şehirde, insanlarda erişemediğim bir var. Sanki ben hariç herkesin bildiği bir sır sadece benden saklanıyor. Yoksa bu şehirde herkes neden bir sırrı saklar gibi davransın ki ?

    Sanki şehirde herkes birbiriyle geçmiş zamanlardan eski bir dost da bir ben değilim. Herkes bir birini tanıyor da, bir ben kimseyi tanımıyorum. Yalnız ben bilmiyorum burada konuşulan dili, yalnız ben bilmiyorum sıram geldiğimde hangi rolü yapmam gerektiğini... Garip bir hayat mültecisiyim bu şehirde, yurdum neresi, oyunum hangisi, rolüm nedir bilmiyorum. şimdi seni tanıyorum ve dostumsun biliyorum.
    #2321548 (novakatinamite, 15.09.2007 17:22 ~ 17:23)
  19. - Söyle, Anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, ananı mı, babanı mı bacını mı, yoksa kardeşini mi?
    + Ne anam, ne de babam var, ne bacım, ne de kardeşim.
    - Dostlarını mı?
    + Anlamına bugüne kadar yabancı kaldığım bir söz kullandınız.
    - Yurdunu mu?
    + Hangi enlemdedir bilmem.
    - Güzelliği mi?
    + Tanrısal ve ölümsüz olsaydı, severdim kuşkusuz.
    - Altını mı?
    + Siz Tanrı'ya nasıl kin beslerseniz, ben de ona öylesine kin beslerim.
    - Peki, neyi seversin öyleyse sen, olağanüstü yabancı?
    + bulutlari severim... iste su... su gecip giden bulutlari... essiz bulutlari!

    *
    #2517969 (finally free, 25.10.2007 22:14)
  20. yabancı

    en yakın yabancı sendin,
    daha sürülmemişken ışığın biberi
    yaramıza,
    yaslanırken boşlukta duran bir merdiveni
    henüz.

    güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
    ilkyaz derken -kışı gözden kaçıran
    yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
    en güçsüz kollarla-
    çözüldü aşkın zarif ilmeği
    bulandı aynalar duruluğu.
    çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
    bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
    olduğunu..

    yabancıların en yakınıydın sen !

    nilgun marmara (haziran 85)
    #2621011 (ditty, 23.11.2007 12:24 ~ 12:26)
  21. Yabancı (L'etranger), Albert Camus'nün kaleminden, bireyin yaşama karşı yabancılaşması üzerine kısa ve etkileyici bir öldürme hikayesi. Varoluşçu edebiyatın önemli örneklerindendir.
    #2713509 (Beatrice Lea, 18.12.2007 22:59)
  22. (bkz: yabaki)
    (bkz: tokyo dirft)
    #2713566 (yolgezer, 18.12.2007 23:04)
  23. yani el...
    #2714061 (Cyqne, 19.12.2007 00:37)
  24. Camus'un, sartre'ın bulantı adlı kitabına teknik açıdan benzeyen kitabıdır.
    #2906758 (anomie, 28.01.2008 09:56)
  25. sartre'ın kuruculuğunu yapmış olduğu varoluşçuluk felsefesinden izler taşıyan albert camus kitabıdır, güzeldir, okuyundur.
    #2906774 (nobran ne ya, 28.01.2008 10:02)
/ 2
Copyright © 2008 - uludağ sözlük

yabanci başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. yabanci ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu yabanci nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about yabanci. Copyright of the articles are belong to their authors.

» bencil kederler » ozgur soylu » adi sigara icip baskasini icemiyorum diyen zavalli » 1908 » telepati » pippa bacca » eski sevgilinin sevgilisinden ayrilmasi » hanimaga » ali guncar » dengesiz ruh » hasmet babaoglu » sevgiliye hediye alirken kur yapan satici » quantum » olum tatli bir turkudur » erotik hikayeler » a » b » c » d » e » f » g » h » i » j » k » l » m » n » o » p » q » r » s » t » u » v » w » x » y » z » 0 » 1 » 2 » 3 » 4 » 5 » 6 » 7 » 8 » 9 » sitemap » kısa » kendini hicbir yere ve hicbir seye ait hissetmemek » 9 kasim 2008 fenerbahce galatasaray maci » osman durmus » catania calcio » mario jardel » sabr i cemil » yazarlarin ayni anda fosur fosur osurmasi » vucut kokulari » schweppes indian tonic water » dingil ruh » 16 kasim 2008 ales » fotokritik » bir bayandan beklenenler » bla bla entry ile kendisini belli eden yazar » kusak