yaban 


kapat
  1. insanların yaşadığı yerden çok uzakta bulunan, ıssız, sessiz sakin, medeniyetten uzak, dağlık yer.
    (bkz: yabani)
    #297748 (asiti kaçmış kola, 31.05.2006 18:12)
  2. yakup kadri karaosmanoğlu'nun kurtuluş savaşı yıllarını konu alan romanı. köylü - aydın çatışmasını konu alan roman türk edebiyatının ilk tezli romanıdır. anadolu halkının milli mücadeleye bakışını, hatta kayıtsız kalışını aydın gözüyle anlatır.
    #306362 (kassandra, 03.06.2006 02:20)
  3. (bkz: yakup kadri karaosmanoglu)
    #306363 (witch, 03.06.2006 02:21)
  4. farsça bir kelimedir.yabancı, tanınmayan, birlikte yaşanmayan, uyum sağlayamayan anlamlarına gelir.
    #592093 (lilith, 30.08.2006 20:11)
  5. yakup kadri karaosmanoglu'nun mukemmel romanı.
    #1034150 (stennlord, 21.12.2006 21:54 ~ 21:55)
  6. ıssız yerde insandan uzak yaşayan.
    #1062681 (hoscakal, 27.12.2006 00:28)
  7. (bkz: yaban tv)
    #1064901 (adini unutan adam, 27.12.2006 14:33)
  8. ''Geçen gün, kırlarda dolaşırken ayağım bir konserve kutusuna çarpmıştı. Durup bakmıştım. Bu kutu amerika'dan gelmiş bir kutu idi ve üstünde ingilizce bir şeyin adı yazılı idi. Bu kutuyu buraya hangi yolcular bıraktı? Kimbilir ne zamandan beri kaldı, bilmiyorum. Fakat tuhaf bir ilgiyle eğildim, elime aldım, baktım ve adeta bir eski aşinayı görür gibi oldum.
    Ben, bu topraklarda, işte bu teneke kutunun eşiyim''

    Türk aydınının, kendini anadolu'da nasıl yabancı hissettiği ancak bu şekilde anlatılabilirdi. yakup kadri karaosmanoglu klasiği yaban, kesinlikle ama kesinlikle okunması gereken bir romandır.
    #1164779 (stennlord, 16.01.2007 22:46)
  9. köy ve köylüyü, köylü olmayanların gözünden çok güzel ifade eden bir romandır. başka bir deyişle, köy hayatını mükemmel bir şekilde anlatmıyor. ama köye giden bir yabanın (yabancının) hissettiklerini ve gördüklerine verdiği anlamı mükemmel bir biçimde anlatıyor.
    #1603043 (oteki turkiye, 03.05.2007 16:24)
  10. yalcin kucuk'ün türk edebiyatının baştacı edilmesi gereken eserlerinden biri olduğunu defalarca söylediği, gerçekten enfes olan bir okunuşta bitirilesi güzellikteki yakup kadri karaosmanoglu romanı.
    #1640735 (rakiyla vaftiz edilen velet, 14.05.2007 00:20)
  11. herkesin kesinlikle okuması gerektiğinin yanı sıra içinde o kadar güzel ele kalem alınıp not edilmek istenecek cümle olması nedeniyle bir süre sonra sadece kelimelerin altını çizmeye başlamaya zorlayan roman.
    #1981297 (eruditeking, 21.07.2007 22:25)
  12. yakup kadri karaosmanoglunun romanı. insan okuyunca kahramanın yakup kadrinin kendisi olduğunu sanıyor çünkü kahramanın psikolojisi öyle güzel betimleniyor ki bir insan ancak kendi zihnini böyle anlatabilir.
    #2357500 (aksak tirtil, 21.09.2007 23:44)
  13. yakup kadri karaosmanoglu nun yazmış olduğu bir eserdir. eser kurmaca değil, gerçektir. eserdeki olaylar, kurtuluş savaşının yaşandığı zamanlarda yaşanmıştır.

    kitabın özeti şöyledir;

    ---> alıntı <---

    Ahmet Celal, bir Osmanlı padişahının oğludur. Savaş esnasında vurulmuş ve kolunu kaybetmiştir. Bu hazin hadiseden sonra, dünyadan elini eteğini çekmiş ve toplumdan kaçmak, sessiz sakin bir yerde yaşamak için Anadolu'nun ücra köşelerini seçmiştir. Bu sebebten dolayı, onun subaylık yaptığı dönemde ona emirer olarak hizmet eden M. Ali'nin köyüne gider.

    Köydeki ilk günleri onun için çok zor olmuştur. Çünkü bundan önceki yıllarda, istanbul'da yaşamış ve oranın kültürü ile bezenmiştir. Köylüler ona, oranın yabancısı olduğu için "Yaban" derler. Fakat, Ahmet Celal bu lakabı kendine laik bulmaz. Çünkü o, kolunu salt bu bu millet için kaybettiğini savunur. Onun için köydek ilk iki hafta köy yaşantısını alışma safhası olarak geçer. Bu arada M. Ali'nin müstakil evinin bir odasında kitaplarıyla gününü geçirir. Kitapları bir nebze dahi olsa yalnızlığını ve acısını unutmayı sağlar. Onlar, onun en iyi dostu olmuştur. Bu zaman zarfında, M.Ali'nin annesi, kız kardeşi ve kardeşi ismail'le tanışır. Köy ortamı ona, istanbul gibi büyük bir yerde yaşadığı için çok rezalet gelir.

    Haftalar ilerledikçe Ahmet Celal, köy ahalisiyle yavaş yavaş tanışır. Köyün en zengini Salih Ağa, muhtar ve Süleyman adında karısını söz geçiremeyen adamla samimiyet kurar. Fakat, bu samimi yet sınırlıdır. Ahmet, onlara hep savaştan, Atatürk'ten ve Onun yaptıklarından bahsederken onlar, onu hiç ciddiye almaz ve bir gün düşman gelip, ülkeyi Osmanlıdan alacak ve onlar huzurlu bir ortamda yaşayacaklarını inanırlar.

    Bir gün Ahmet Celal, köyün civarına gezmeye çıkar. Çünkü, köy halkının düşünceleri onun acısına tuz ekiyordu. Bundan dolayı yaylalara çıkar; doğanın verdiği huzur ile hem acısını hem de yalnızlığını kısmen de olsa unutur. Yine yaylalarda gezerken bir kız görür. Kız, istanbuldakiler gibi bakımlı, giyim-kuşamı iyi olmasa bile, onu çok etkilemiştir. Onunla konuşmak ister; fakat kız ondan kaçar. Çünkü o, köylülerin tabiri ile buraların yabanıdır. Günler geçmesine rağmen, kızı unutamamaktadır. Onu tekrar görmek ve konuşmak için yaylaya çıkar. Bir süre bekledikten sonra yine aynı kız oraya gelir. Ahmet onunla konuşmak ister; fakat nafile. Kız ondan yine kaçar. Fakat o, bu sefer onunla konuşamaya kararlıdır. Ve kızı bir süre kovaladıktan sonra onu yakalar. Kız , sudan yeni çıkmış balık misali, kaçmaya çalışır. Ahmet onu sakinleştirdikten sonra ona, "sadece seninle konuşmak istiyorum." der. Fakat kız yine de kurtulamk için çabalanır. Bir süre sonra, kızın isminin Emine olduğunu öğrenir.

    Bu arada cephede savaş şiddetlenmiş ve köylerden tekrar askere çağırılanlar olur. Bunlardan bir tanesi de M.Ali'dir. Onun evden ayrılması ile artık yazarın köyde samimi olacağı, dertlerini anlatabileceği kimse kalmamıştır. Bir kaç hafta daha M. Ali'nin ailesiyle birlikte kalır. Fakat ismail'in Emine'yi sevdiğini ve onunla evleneceğini duyunca evden ayrılır. Köyde başka bir yerde yaşamaya başlar. Fakat, kolunu kaybetmiş olmasından dolayı yardıma muhtaçtır. ilk zamanlar Süleyman onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Aslında o da yazar gibi terkedilmiş ve yapayalnızdır. Karısı, onu asker kaçağı birisiyle aldatmış ve ve istanbul'a kaçmıştır. Fakat Süleyman karısını çok sevmektedir. Onu bir türlü unutamaz. Aradan günler geçer. Bir gün ismail'in Emine ile evleneceğini duymasına rağmen yazar, muhtar gider ve Emine'yi kendisine istemesini söyler. Bunun üzerine muhtar hanımını Emine'nin evine gönderir. Ama Emine bu işe "Hayır" der. Üstüne üstelik yazara kolsuz olduğu için ağır hakaretlerde bulunur. Kendisi hakkında söylenen lafları yazar muhtarın ağzından duyunca deliye döner. Ona göre ismail, Emine'ye layık birisi değildir.

    Birkaç hafta sonra, ismail'in Emine ile evlenmek üzere hazırlık yaptığını kahvede işitir. Emine'yi kafasından silmeyi başarmış; fakat bir türlü kalbinden atamamıştır. ikinci kez hayal kırıklığına uğrar. Bunun hıncını Süleyman'ı azarlayarak, karısı hakkında ileri geri konuşarak çıkartır. Bu kavgadan sonra, Süleyman daha fazla dayanamaz ve köyü terkeder. Yazar pişmandır ama çok geçtir.

    Süleyman'ın evi terketmesinden sonra, kendisine yardım etmesi maksadıyla Emeti Kadın'ı tutar. Onun Hasan adında bir torunu vardır. Emeti Kadın hem torunu Hasan'ı hem de yazara bakmaktadır. Torunu Hasan küçük bir çobandır. Yazar, onunla koyunları otlatmaya çıkar. Böylece hem Emine'yi tekrar görmek hem de acılarını unutmak ister. Bu sırada dağların arkasından top sesleri gelmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi savaş köye doğru gelmektedir. Bu arada Emine ismail'le evlenir. Yazar, bir daha köyün içinde gezemez olur.

    Aradan fazla geçmez. Köye bir şeyh gelir. Köylülere, yurdumuzun düşmanlar tarafında zaptedildiğini ve niyetlerini Anadolu'yu elimizden almak olduğunu; yeşil sarıklıların bizi düşmana karşı savunduklarını ve müslüman olmak isteyen kraliçeden bahserder. Bu olayı yazar, Emeti Kadı'nın duyduklarından öğrenir. Bunun üzerine yazar sinirlenir ve şeyhe gider , onunla kavga eder.

    Savaş cephelerde son surat devam etmektedir. Düşman uçakları köyün üzerinde kol gezmekte ve bir takım kağıt parçalarını yere atmaktadır. Kağıtta "Sakın yerinizden yurdunuzdan olmayınız. Biz size kötülülük etmeğe gelmiyoruz. Halife ve padişah bizimle beraberdir. Biz sizi Kemal'in çetelerinden kurtarmak için harbediyoruz." yazar. Köylüler, bunu okuyunca yazar, her birinin gözünün parıl parıl parlamağa başladığını görür. Bir akşam üstü eve dönmek üzere iken "Davranma!" diye bir sesle irkilir. Yazar ilk başta anlamazlıktan gelir; fakat bir kaç adım atar atmaz bir kurşun kulağının dibinden bir arı gibi vızıldayarak geçer. Yazar, bunun bir asker kaçağı olarak düşünür; ama ateş eden bir Türk askeridir. Az kalsın bir Türk askerinin kör kurşununa hedef olacaktı. Onlara durumu anlattıktan sonra birliğin (topçu müfrezesi) komutanlarından savaş hakkında bir kaç bilgi alır. Konuşmalardan yazar, Türk Ordusu'nun savaşı kazanacağından ümitperver olur. Artık savaş, köye çok yakın yerlerde cereyan etmektedir.Bu sebebten dolayı birlikler, köy yollarını kullanmaktadır.

    Bir gün inanılmaz bir olay olur. Yazar, muhtar ve diğer köy ahalisi kahvede otururlarken, uzaktan çok dağınık halde bir birlik gelmekte olduğunu görmektedirler. ilk başta düşman sanılan birliğin daha sonra Türk Ordusu'ndan olduğu anlaşılır. Bekir Çavuş, savaşın son gelişmelerinden haberdar olmak için askerlerden bir kaç tanesini "Komutanınız nerede ?" diye sorar. Daha sonra birlik komutanı bir başçavuş çıkagelir. Başçavuş yorgun ve perişan haldedir. Bir süre Başçavuşla muhtar bakıştıktan sonra sarmaş dolaş olurlar. Çünkü o, bir zamanlar köyde yaşamış ve öldü sanılan Emine'nin babasıdır. Cephedeki bir kaç olaydan ve gelişmelerden konuştuktan sonra muhtar ona kızı Emine'yi hatırlatır. Daha sonra muhtar "Daha önce nerelerdeydin?" diye sorar. Bunun üzerin Başçavuş, on yıl moskofa esir düştüğünü ve esaret yıllarını anlatır. Bu arada Emine kahvehaneye babasıyla görüştürülür. ilk başta Emine, ürkek bakışlarla babasına baktıktan sonra göz ucuyla da yazara bakar ve utangaçlığından ne yapacağını bilemez. Bir süre bakıştıktan sonra yazar, Emine'nin artık ismail'i sevmediğini bakışlarından anlar. Artık bu noktadan sonra, yazarla Emine arasında bakışmalarla birbirlerine olan aşklarını ilan ederler. Ama bir sorun vardır: Emine'nin ismail'le evli olması. Bir müddet sonra başçavuş, anasını görmeye gider; askelerini de bir süre mola yapmak üzere muhtara bırakır.

    Ertesi gün, sabah erkenden birliğin yola çıktığın öğrenilir. Dağın arkasındaki top sesleri iyiden iyiye artmaktadır. Köylüler bu olaya karşı tedirgindir. Çoban Hasan'la yazar arada sırada koyunları yaylaya çıkartırlar. Fakat, bir gün Küçük Hasan yaylaya kendisi gider. Ne olduysa o gün olur. Yazar, Küçük Hasan'ın "Geliyorlar" diyerek bağırmasıyla uyanır. Hasan'a "ne olduğunu" sorar. Benzi solmuş, soluk soluğa kalan Hasan :

    - Aha onlar, senin dediklerin.Te karşıki belin üstünden yürüyüp geliyorlar.

    Yazar bir süre kendini toparlayamaz. Çocuğun yüzüne bön bön bakar. Endişe ile apar topar bir kaç eşyasını toplamaya başlar; fakat kolu olmadığı için yardıma ihtiyacı vardır. Emeti Kadın'ı arar ama bulamaz. Evin etrafına bakınır hiç kimseyi bulamaz. Belliki köylü korkudan saklanmış olmalı. Düşmanın hemen köye girmek üzere olduğu, ağır topçu taburunun araba ve demir şakırtılarının seslerinden anlaşılıyordu. Yazar hemen kapısını kilitler, pencereleri kapatır. Aradan fazla geçmez. Dışarıda garip garip sesler gelmektedir. Bu sesler Yunancadır. Köy tamamen düşman askerleri tarafından ele geçilir. Her eve baskın düzenlerler. Bulduklarını köy meydanına çıkartırlar. Sırada yazarın evi vardı. Asker kapıyı açmaya çalışır aman nafile kapı kilitlidir. Son çareyi kapıyı kırmakta bulur.

    ilk başta yazar, askere diklenmeye çalışır; sonuç vermeyince kendini düşman askerine bırakır. Bir süre sonra yazar, arayıpta bulamadığı köy halkının toplandığı yere götürülür. Burada askerler kadınlara, genç kızlara tacizde bulunur. Yazar bundan rahatsızlık duyar. Aslına bakarsan o, sadece Emine için endişe duymaktadır. Emine'ye baktıkça hem onları korumak hem de Emine'ye sakat olduğu halde erkekliğinden ödün vermediğini göstermek maksadıyla askerlerin arasından Rumca bilene, onu komutanın yanına götürmesini ister. Asker onu alır, komutanının yanına götürür. Yazar Fransızca bildiği için ona, Fransızca olarak askerlerinin halkı eziyet ettiklerini ve genç kızlara tacizde bulunduğunu ifade eder. Yunan subayı onu dinledikten sonra tekrar toplanma noktasına geri götürür. Ve askerlere ve köy halkına eziyet edilip edilmediğine dair sorular sorar. Ahali korktuğu için bir şeyler söyleyemez.

    ---> alıntı <---

    alıntı şu adresten yapılmıştır;
    http://karlitorosdaglari.blogcu.com/1541930/
    not: devamı sonraki entryde *
    #2357560 (unique270, 21.09.2007 23:53)
  14. * ---> alıntı <---

    Daha sonra askerler, köydeki bütün evleri arama yaptırarak silah namına ne varsa hepsini toplattırır. Ve köylülerden yiyecek, içecek toplarlar ve bunu para karşılığında aldıklarını göstermek maksadıyla öylülere bir kağıt verirler. Cahil köylüler buna inanır ve olan tüm yiyeceklerini teslim ederler. Halbuki Türk askerleri geldiğinde onlardan her şeylerini esirgemişlerdir. Eski bir subay olan yazar, düşmanın köylülerden yiyecek ve içecek toplamasından en az bir iki haftaya kalmaz köyden ayrılacaklarını yorumlar. Bir kaç gün ilerledikten sonra, yazar Emeti Kadın'ın çığlıkları ile uyanır. Hasan'a işkence ederler. Zavallı çocuk her tarafı yara bere içinde, acılar içinde kıvranmaktadır. Yazar ilk başta Hasan'ın öldüğünü zanneder ama nabzını yokladığında yaşıdığını farkeder. Yazarın endişesi giderek artar.

    Ertesi gün, askerler topladıkları eşyaları saracak bir şey aramak için yazarın evini basarlar. Hasan o esnada çarşafın arasında yatmaktadır. Yazar, askerlere "Ne istiyorsunuz" der. Onlar cevap vermeden, aniden çarşafı öyle bir hızla çekerler ki Hasan yere "pat" diye sertçe yere düşer. Zaten hali perişan olan Hasan, bu sefer ölümü atlatamaz. Olduğu yerde yığılır kalır. Emeti Kadın ve yazar Hasan'a yardım etmek için koşarlar; fakat Hasan ölür. Ağlamalar, sızlamalar yazar kendini tutamayarak askere bir yumrukta yere serer. Olaylar bu esnada cereyan eder. Köylüler ilk defa da olsa yazarı haklı bulur ve askerlerin üzerine yürürler. Ortalık karışır. Bu karışıklıktan yararlanarak Emine ile yazar kaçarlar. Bu esnada yazar, böğründen vurulur. Fakat bu acıyı o anda hissetmez. sadece yazar değil, aynı zamanda Emine de sol bacağından yaralanmıştır. Kaçabildikleri yere kadar kaçarlar. Bir yere vardıklarında oturup dinlenmeye karar verdiklerinde vurulduklarını anlarlar. Hele Emine'nin yarası daha ağırdır. Kalkacak durumda değildir. Bu sebebten dolayı yazar Emine'yi yalnız bırakır ve yoluna devam eder.

    KiTABIN ANAFiKRi: Aydın birisinin köy halkı ile uyuşmazlığı ile birlikte Anadolu insanın bakımsızlığı, köylülerin olaylara karşı cahilliği ve yazarın yalnızlığı.

    ---> alıntı <---
    #2357570 (unique270, 21.09.2007 23:54)
  15. Yakup Kadri'nin romanıdır. Yazar aydın- köylü çatışmasını öyle bir noktaya getirir ki okuru şaşkına uğratır. Ahmet Celal köylüden nefret etmek şöyle dursun ondan tiksinir. Ahlaksızlığından, kültürsüzlüğünden, milli mücadele ruhunu anlayamamsından şikayetçidir.
    #2819660 (heathcliff, 10.01.2008 22:20)
  16. altını çizdiğim bazı pasajlar:

    Biliyordum ki, toprak
    katı ve tabiat zalimdir ve insan cinsi bozuk bir hayvandan
    başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayvanların en kötüsü, en
    bayağısı ve en az sevimli olanıdır. Evet, bilhassa en
    az sevimli olanıdır.

    Talim, terbiye, iyi örnek, bunların hepsi geçici şeylerdir.
    Ve çevre değiştirmedikçe, insanın değişmesine imkan yoktur. Bu küçük
    mülaliazadan, Türkiye 'deki yenilik ve garpçılık hareketlerinin, neden
    başarısızlığa uğradığı sorununa kadar çıkabiliriz.

    Kuşlar nasıl sevişir? Kediler nasıl sevişir? Biliyorum. Lakin, bu köy
    halkının nasıl seviştiklerini tahmin edemiyorum.

    Kadına inanmaktansa, onu aldatmayı daha
    tatlı bulurum. Zira sevildiğini hisseden kadın kadar çekilmez bir şey yoktur

    Bunlar, henüz bir sosyal yaratık haline bile girmemiştir.
    Ta yontulmamış taş devrindeki insanlar gibi yaşıyorlar. O
    vakitler de, kabilenin en güçlüsü, elinde bir ağaç baltayla sizin
    üstünüze yürür, ağzınızdan lokmanızı, ininizden karınızı
    alıp götürürdü ve bu, herkese tabii olaylar gibi sakınılmaz,
    önlenmez görünürdü.

    -insan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz?

    -Biz Türk değiliz ki, beyim.

    -Ya nesiniz?

    -Biz islamız, elhamdülillah... O senin dediklerin Haymana'da yaşarlar.
    #3091071 (sol eliyle dusunen adam, 04.03.2008 01:14)
  17. yakup kadri nin bir romani. ismini herhalde romanda gecen su cümleden almistir. hadi ordan yabanlar sizi... gibi birsey olacak galiba.
    #3164491 (ANTEPLI, 19.03.2008 21:52 ~ 21:53)
  18. yakup kadri karaosmanoglu'nun filme de uyarlanmış olan romanı. film 19 mayıs tarihinde trt 1'de yayınlanmıştır.
    #3421655 (Halitkin, 20.05.2008 11:54)

© 2008 - uludağ sözlük

yaban başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. yaban ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu yaban nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» komunistlerle fasistlerin el sikisip barismasi » sevmez olaydim » abi maldonado nun yaptigini bende yaparim » sarisinlar coktur bunu bilmeyen yoktur » voltaji dusuk sihirli lamba » sabri sariogluna duyulan his » sozlukteki en komik yazarlar » sehit olup cennete gitmeyi planlayan kurnaz turk » imkansiz » ehliyet sinavina son gun calisan insan a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games