tol 


kapat
  1. döl
    intikam
    #433183 (zibende, 17.07.2006 02:38 ~ 31.07.2006 00:05)
  2. murat uyurkulak'ın romanı. bir intikam romanıdır, kaybedenlerin acısı romanın üslubunu da sertleştirmiştir, bir 12 eylül öcüdür tol. romanın ilk cümlesi de aynı hızla yüzünüze çarpar;
    "devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."
    #433188 (zibende, 17.07.2006 02:41)
  3. tiyatro oyunevi prodüksiyonu. Muratuyurkulak'ın yazdığı oyunun yönetmeni mahir gunsiray. guven ince ve mahir gunsiray rol almakta. cumhuriyet gazetesi yazarı vecdi sayar oyunla ilgili şunları söylemiş:

    "50'lerden 90'lara uzanan bir tarihin kirli çamaşırlarını önümüze getirip koyuyor tol... kiriyle, parasıyla, hüznüyle, nostaljisiyle, şiddetiyle, nefreti ve aşklarıyla..."
    #478654 (vernon sullivan, 30.07.2006 23:57)
  4. vay be biletini sattığım, afişini astığım, dekoruna yardım ettiğim oyun. mahir günşiray ve güven incenin mükemmel oyunculuklarını izleme fırsatını bulduğum oyun.
    #478689 (aflterxosruanrgise, 31.07.2006 00:05)
  5. bitiminden sonra mahir günşiray'ın ofisinde oturmak zorunda kalıp heyecandan konuşamayarak hayatımın unutamayacağım rezilliğini yaşadığım oyun
    #479336 (holofira, 31.07.2006 02:53)
  6. tol, son yılların en iyi kitabı. yüksek volumele başlıyor roman; 'devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi' bundan sonrasının pek sönük, tutarsız olacağını düşünüyorsunuz, böyle bir cümleyle başlayıp kitabın sonuna kadar o atmosferi korumak her babayiğitin harcı olması gerek ama o harç murat uyurkulak'ta var, sözünün altında hiç kalmadan sürdürüyor kitabını. Diyaloglar dahiyane, ajitasyonsuz, duygu sömürüs yapmadan bir siyasi roman yok yok bir intikam romanı nasıl yazılır tol'da. 'Bir ihtimal olduğunda devrim, ne kadar da güzel' diye şak diye bir tokat yanağınıza, kitap bitiyor. Sahi devrim ihtimali bile güzel değil mi?
    Uyurkulak, Atay'a, Tanpınar' Atılgan'a şık bir göz kırpıyor. ivedilikle edinin vesselam
    #1845276 (winstonsoft, 30.06.2007 19:07)
  7. (bkz: tool)
    #1845374 (balta, 30.06.2007 19:32)
  8. Son yıllarda okuduğum en sağlam kurgulardan bir tanesi. Hangi tarafta olduğunuza değil bulunduğunuz tarafı adaletle ve hakkıyla savunup savunamadığınıza önem verenlerdenseniz eğer kesinlikle edinmeniz gereken bir eser.

    Hani şiirle dile getirilemeyecek kadar detaylı ve tematik bir şeyler anlatmak arzusundaysanız ama şiirsellikten ve zekanızdan da taviz veremeyecek kadar idealistseniz işte böyle bir roman yazmak düşer size de.

    Roman dedim gerçi ama romandan ziyade uzun bir hikaye tadında olmuş, en büyük eksiği de bu zaten, takribi 250 sayfa kadar.Yani bir oturumluk diyebiliriz. Gerçi bu, bir taraftan eleştiri konusuyken diğer yandan bir yazar için kesinlikle söylenebilecek en büyük iltifatlardan bir tanesi.

    Geriye kalan tek soru şu: böyle bir romanı, içeriğini ve akıcılığını koruyarak 600,700 sayfaya yayabilir mi? eğer ki bunu başarabilirse gerçekten de türk edebiyatı büyük bir kalemi bünyesine kattı diyebiliriz.

    Velhasıl öyle bi yazar ki; okuyup bitirdiğimiz vakit kendisiyle beraber; (bkz: oğuz atay)ı, (bkz: adalet ağaoğlu)nu ve (bkz: yılmaz odabaşı)nı da yad edebiliyoruz aynı anda ve bu kesinlikle tüm kitapseverlerin
    ihtiyaç duyduğu bir şey.
    #2068780 (fena halde leman, 04.08.2007 15:57 ~ 16:03)
  9. 68 kuşağı Şair, 12 Eylül kuşağı Yusuf'u Türkiye'nin yakın siyasi tarihinden hikayelerle sanki bir zaman tüneline sokarak 50'lerden 90'lara kadar geçen sürece doğru bir yolculuğa çıkarır. Tol, acıklı olduğu kadar komik, eleştirel olduğu kadar yandaş, hüzünlü olduğu kadar ümitli olmayı hissetiğimiz bir dünyanın oyunu.

    kaymak: * http://www.tiyatrooyunevi.com/anasayfa.html
    #2306331 (aura, 12.09.2007 22:49)
  10. taş kemer veya taş kemerlerle yapılmış ev, oda, kapı şey.
    #2742309 (anime, 24.12.2007 23:48)
  11. murat uyurkulak'ın ilk ve taş gibi sert romanı. sosyalist devrim uğruna hayatlarının baharında solan yüzlerce genç için yakılmış, anlatım dili ağır fakat sürükleyici bir ağıt olan bu romanın hazmedilmesi gerçekten kolay değil. o yüzden, "vakit geçirmek" için okuyacaklara pek tavsiye etmem.
    #2993997 (kara leke, 12.02.2008 20:38)
  12. türkçe yazılmış en güzel roman. açıktan söylemek lazım: bu romanı okumayanlar çok şey kaçırıyor, çok.

    Murat Uyurkulak'ın kaleminden tol'un doğuş öyküsü:

    "Şahsiyetten yana siliktim, görüntüden yana vasattım, derslerden yana tembeldim, hayattan yana muhaliftim, ben yazmayacaktım da kim yazacaktı? ilkin şiir yazdım elbette, hem de en acılısından, en sertinden... iki-üç yıl şiirle boğuştum, umutsuzca, deli gibi. Şiir bana geldi mi, çapağı bol, pelerini uçuşmalı, şapkası bin renkli, sesi on oktavlı, yani kat kat esvabıyla geliyordu. Onu torna tesfiyeden geçirip, kıymıklarından arındırıp, çırçıplak yatağıma almam lazımdı; hiçbir şey bilmiyorsam bunu biliyordum.
    Lakin sabırsızdım, çok sabırsız. Ortaya çıkan şiirler, iyi yıkanmamış ıspanaktan yapılan yemeğe benziyordu; dizeler adeta Vita yağında gezinen kayır misali dişler arasında çatır çutur ses çıkarıyordu. Fazla serttiler. Cevher vardı, ama şiir yoktu ortada. O yüzden bir süre sert bildiriler yazmaya vakfettim kendimi. Sonra olan oldu. Hesapsız kitapsız ilk gençlik seyahatlerinde fazlaca tokatlanıp, sevda kapılarından kışlanıp, bavul elde, çıktığım mezara döndüm, eve. Elimde sadece kötü şiirler ve nadir bir Rus salatası tarifi vardı. Evin balkonu güzeldi, annem bira ve sigara paramı hiç esirgemedi benden, sağ olsun, başladım yazmaya.
    Cümleleri alt alta değil, art arda yazmak hakikaten de rahatlatmıştı beni. Annemin balkonu da serindi, karşı apartmanda yaramaz üniversiteliler vardı, caddeden geçen renolar fiatlardan fazlaydı, yazdığım her iki cümlede bir Kürt, her beş cümlede bir asker ölüyordu... Öyle de bir delirtici zamandı...
    Sonra, çok lazımmış gibi, iş buldum, âşık oldum... Annemin balkonundan kalkıp, Küçük Yamanlar'ın eteğindeki bir sitedeki bir apartmanın balkonuna yerleştim... Site emekli astsubaylar için inşa edilmişti ve karşıdaki tepe her mimli gecede kalaşnikof mermileriyle aydınlanıyordu...
    Bu arada komşum Diyarbakırlı Nejat, esmer bir kadınla yasak aşk yaşıyor, her Karşıyaka'ya inişinde birilerini dövüyor, birilerini dövmediği zamanlarda da mangal yakıp bira içiyordu... Tuhaf bir kardeşi vardı Nejat'ın, ismini hatırlamıyorum... Elektrikçiydi, bir mucitti, Tol'un ilk halini o da okudu, sonra Adana'ya bir arkadaşını ziyarete gitti, arkadaş evinin çatısı çöktü, öldü... Allah ona rahmet eylesin...
    Tol'un ilk halini orada bitirdim, bilen biliyor, şarap ve makarnayla... Tat ketçaplara ve Calve mayonezlere de müteşekkirim... Nereye göndereceğim çoktan belliydi... Metis, Defter, zira oradakiler bizim için okuldu...
    Bekir Tarık o sıra izmir'i terk etmiş, istanbul'a göç etmiş, beni öksüz bırakmıştı... Elden teslim etti dosyayı ipek Sokak'a... Bekir Tarık hep umut veriyordu bana, "Çok iyi, çok iyi" diye... Benimse umudum yoktu... Ama Metis beni çağırdı... 'Basmayacağız, ama beğendik' dediler... Kaya ve Müge, bloknotlar dolusu not almışlardı... Tek tek saydılar... Hem dinledim hem öfkelendim... Çıktım oradan, izmir'e döndüm, rakıya dadandım... Sevgilim beni terk etti...
    Tekrar yazabileceğimi sanmıyordum Tol'u... Zaten herhangi bir şey yazabileceğimi sanmıyordum... Cümleler ve kalemler boktu... Alt alta veya art arda olması fark etmiyordu...
    Bu işten çakmıyordum...
    işsiz kaldım, okulu bitiremedim, askerlik şubesi yoklama kâğıdı gönderdi, Apo yakalandı... Bekir dedi ki, gel lan artık istanbul'a, ne işin var oralarda? Geldim...
    Tepebaşında, dört azman adam, şarap içip küçük bir odada yaşıyorduk... Bekir, ben, Ertekin... Dördüncünün ismini hatırlamıyorum...
    Kör topal bir bilgisayarım vardı... Bir gece, kısık sesle ve yarım ekranla Sylvia Saint izlerken, Tol'un vörd dosyaları gözüme çarptı. O zamanlar ismi Tol değil Barbarlık Kokusu'ydu... Tekrar başladım yazmaya... Nedeni yoktu...
    Ceyda beni Radikal Dışhaberlere aldı... Ben yazıyordum... Belgrad'a bombalar yağıyordu, ben yazıyordum... Hafız Esad öldüğü gün güzel bir haber ve güzel bir bölüm yazdım... Yazdıklarımın çıkışını alıyordum arada bir, bu Gülriz'in dikkatini çekiyordu, tatlı tatlı gülüyordu... Ebru'dan, Gülriz'den ve Ceyda'dan çok şey öğrendim... Ben öğrenirken deprem oldu, bu kez Cevdet Tosun öldü, Gölcük'te, Vartolu, Zaza, yoldaşım...
    Günün birinde, nasıl olduğunu anlamadan, nihai çıkışını aldım kitabın... ithafı vardı, ismi yoktu... Ali ve kardeşi Özgür'e gidip 'intikam Kürtçe ne demek' diye sordum... Söylediler... Söylediklerini ilk sayfaya yazdım, tekrar gönderdim Müge'ye...
    Bu arada gazetecilikten sıkılıp yayıncılığa bulaşmıştım... Mesai arkadaşım eski arkadaşımdı... Dedi ki, gel bu kitabı biz basalım... Çok içiyordum, önce kabul ettim, sonra bir gün Müge'den cevap geldi, müspetti, o akşam daha da çok içtim, mesai arkadaşımı aradım, dedim ki, ben caydım... iyi bir hareket değildi, ama ne yapaydım, sonunda istediğim okula girecektim...
    Ama o kadar kolay olmadı... Müge'yle bir yıl daha çalıştık... Uçakların dikliklere çarptığı o bir yıl, aslında bir kitap değil, bir taslak yazmış olduğumu anladım... Sağ olsunlar... Siz şimdi bana yazar diyorsanız ve bunları okuyorsanız, müsebbibi o bir yıldır.
    Yine de yazmak, bayraktan önemli değildir, bunu herkes bilsin...
    Boş iş yazmak...
    Vatanımızı seviyoruz...
    Çocukluğumu hatırlıyorum, babam, 'öldürme' derdi 'o karıncaları, niye öldürüyorsun?'
    Ne bileyim neden öldürdüğümü?
    Otuz bin karınca öldürmüş müyümdür?
    Olsun...
    Vatan ve karınca...
    Alt alta, art arda, karınca...
    Kelimeler mühim değil...
    Cümleler hele hiç...
    Ben de öleceğim değil mi paşam?
    Sizden bana hayat kalır mı hiç?
    Kimim ki ben?
    Yazmaya cüret etmiş bir hayvan...
    işte ben Tol'u bir hayvan olarak yazdım..."
    #3079884 (karamboldedans, 01.03.2008 17:45)
  13. --spoiler--
    "dünyanın bütün aşıkları birleşin ulaaan!"
    --spoiler--
    #3079888 (karamboldedans, 01.03.2008 17:46)

© 2008 - uludağ sözlük

tol başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. tol ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu tol nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» bilirsin ben yarin olucem » bir tayyip vardi cani sikilan » irlanda kizili » renksiz goz » uludag sozluk ten soguma nedenleri » nicklerine donusen sozluk yazarlarinin diyecekleri » 1489 » kar » emperyalizm karsiti olmanin sacmaligi » mars taki suyun yuksek miktarda arsenin icermesi a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games