the man who wasn t there 


kapat
  1. Siyah beyaz, renkli bir film

    Bazen boğulur gibi olur insan; hayattan, çevresindeki insanlardan, işinden, yaşadığı şehirden, her gün aynı yolda yürümekten, aynı sözleri sarf edip dinlemekten. Zamanla ruhunu çekip alır yaşamın donukluğu, kanıksar boğulmayı ve çırpınmaya son verir, kadere sığınır yada sessizliğe sade bir bakış atar, puslu gözlerin ardından. Hani bazen de bir düş görür, avutur belki de onu, yarınsız sabahın koynunda. Bir adım atmak ister lakin, kesilir katının en sert sureti ansızın. Uyanı verir, gerçek miydi yoksa düş müydü bilemez ama bakışlarının dinginliğinde seyre dalan, yitik ülkenin son varisidir. Yalnızlığa dalar kimi zaman, tek bir yaprak kımıldamaz esen yelin ardından. Anlar çıkarır karşısına türlü yolları, ya kaybolur arkasında iz bırakmadan yada değişmez hiçbir şey, görülen yüzler ve duyulan sözler saklı kalır, uzayıp giden gecelerin ardından. Sadece yaşamda karşılaşılmaz elbet, hiç olmadık bir anda beliriveren karelere de siner, ağırlığınca çaresizliğin gölgesi. Resmedilir kimi vakit, kıvrımlarından süzülen düşüncelerin yere düşüp dağılmasına meyleden, suretler. Hiç kuşkusuz bu suretlere iyi bir örnek Joen ve Ethan Coen kardeşlerin 2001 tarihli filmleri "The Man Who Wasn't There( Orada Olamayan Adam )"dada yer etmektedir kendine, hem olabildiğince yalın ve bir o kadarda iç parçalanarak, derinden.

    Kaybedenlerin dünyasında, ikinci koltuğa mahkum olmuş bir adam karşılar bizi. Yüzünün katı şekli, belki de hayatın manasızlığının bir yansımasıdır. Sıkışıp kalmanın derin çatlakları kazınmıştır, kaderin çilekeş dumanına. Suretinin hissizlik ile kapladığı alan, yaş.mının başından sonuna kadar eşlik etmiştir, kimi zaman savrulup kurtulmayı denemiş bağlarından ama çakılı kalan, inançsız gözlerin ardı sıra sıralanan boş hayaller olmuştur. Coen kardeşler, bizlerin karşısına Ed Crane karakterini çıkarmış ve bu çakılı kalan surete yakından bakmamızın kapısını aralamıştır. Tek düze bir hayat yaşamaktadır karamanımız ve öyle sıradan bir yaşamdır ki onunki si, için için yanmaktadır adeta, saplanıp kalmışlığının görünür kılınmasından dolayı. Beklentinin olmadığı, bir amacın olmadığı, gölgeye hapis olup güneş yüzü görmeyen bir ağaç gibidir, içi yavaş yavaş kurumaktadır, yüzeyi kaplayan düşler ise ardı sıra son bulmakta ve kaybolup gitmektedir. Beraberinde akıp giden koca bir hayattır da, arkaya dönüp bakıldığında hiçbir şey görülmez, çünkü yoktur orada. Ne bir izi kalmıştır farkındalığına dair ne de çekip almıştır benliğine yaşamın ışığını. Olmayan belki de yalnızca ruhudur, çokça sorulmuş bir sorudur, kendi kendine de bunu sormuştur, kimdir ? neden bu bedene hapis olmuştur ? bir amacı var mıdır ? havayı solumak, imkansız mıdır ? Aklını kurcalayan yalnız bu sorular değildir elbet Ed Crane'nin, kaçıp kurtulmak için sahip olduğu manilerden, çıkış yolları aramaktadır, bu günü için yada geleceğe dönük.

    Kimi zaman insan bir bilinmezliğe hapis olur. Türlü çıkmazlar ile karşılaşır ve adımlarının aralığı gittikçe kısalır. Bir süre sonra adım atamaz hale gelir. Ya gücü kalmamıştır kalbindeki inanca dair, ya da kabul etmiştir, ağır ilerleyen anların sarmalayan tutsaklığını. Orada olmayan bir adam gölgesi belirir, kimi vakitlerde, ne gören olur onu ne de o, görülmek ister. Belki de uzaklaşmak, tüm dertlerinden böyle mümkün olmaktadır. Hiç olmamış gibi davranmak ve hiç yaşamıyormuş gibi donuk bir maskeyi kuşanmak, seçilen bir yoldur. Kahramanımız Ed Crane bu yolu bir hayli geniş tutmaktadır. Hayatı boyunca varlık gösterememiş ve hep arkada kalmıştır. Bu sadece işinde böyle değildir, evliliğinde de yada sosyal hayatında da değişmez olmuştur. Sessizliğinin korunaklı sığınağına hapis etmiştir kendini adeta. Susmak, sadece bakmak ve sinmek, belki seçimidir, belki de kaderin ona bahşettiği bir farklılıktır. içinde bir yerlerde diri kalan umut parçacıkları günün birinde karşısına çıkan bir girişimci ile yeşermeye yüz tutmuştur. Oysa o, hayatında hiçbir adım ileri gidememiştir. Cesaret içinde yer etmemiş ve hep ertelediği düşlerinin gölgesinde kalmıştır. Ama çıkar yolun bu olmadığını ve yeni bir başlangıç için riskleri göze alması gerektiğine artık karar vermiş ve belki de, sonun başlangıcına giden yola, savrularak girmiştir.

    --spoiler--
    Filmin olay örgüsünde yer alan altsal unsurlardan biri ise hiç kuşkusuz "dürüstlük ve vicdan" a dönük yaklaşımlardır. Çelişkili bakışların ardına sığınan baş karakterimiz, amacına giden yola hiçte mazur görülebilecek bir yöntemle sapmamıştır. Kendini şimdiye kadar duymadığı fikirler ile avutup uyuşturan, belki bir dolandırıcı belki de dürüst bir yatırımcı olan kişi ile karşılaşması neticesinde, ahlaki ikilemlerin kıskacına itilerek, en büyük hatayı yapmış ve bu her şeyin bir anda raydan çıkarak devrilmesinin önünü açmıştır. Bir başka yaşanılan ikilem ise; Doris'in karşılaştığı durum karşısında baş karakterimizin takındığı tavırdır. Birinin masum olduğunu bilmek ama kendi suçluluğunun gölgesinde, ışığı kapatarak karanlığı teneffüs etmek, hiç kuşkusuz ironik bir tutarsızlıktır, lakin iki karakterin arasındaki boşluk bir bakıma suçsuz birinin, suçlu gösterilmesine, gerçeği bilen kişi tarafından sessiz kalınarak ifade bulmuştur. içsel sorgulamalar devreye girmiş ve sonunda kendisine inanılmasa bile itirafta bulunularak, vicdanen kanamaya mani olunmaya çalışılmıştır, her ne kadar geri dönüş olmayacak olsa da. Bu aşamadan itibaren film, Coen kardeşlerin "suç" örgüsüne dönük ortaya koydukları çizgiye çekilerek, tonu sert olmayan ama Film Noir kalıplarını başarı ile kullanan görünüme bürünmüştür. Kasvetli hayatlar, mutsuz insanlar, iletişimden yoksun bireyler, çaresizliğin verdiği yanlış kararlar, görünür gerçekliğin ardında kalan yaşamlar, pişmanlıklar, özlemler ve şiddet. Ed Crane, bütün bunları yaşamış, halükarda kaybedecek bir şeyi olmadığı için de, hiç yapmadığı bir şeyi yapmış ve delice bir düşe adım atarak şansını bir kerede olsa denemek istemiştir. Denemiştir de ama sadece kendi hayatını değil çevresindekilerin hayatlarını da alt üst etmiş ve çok geçmeden, gerçekler ile yüzleşmiştir.
    --spoiler--

    Kaybedenler üstüne yazılmış etkin bir hikaye şekillendirmiştir, Coen kardeşler. Kimi zaman siyaha kayan yaşamların bitişi resmedilmiştir, kimi zamansa beyazın huzur veren saflığına sığınılmıştır. Bir hayli yıkıcı bir hikayedir, adeta savunmasız kılıp tutarsız sözcüklerin dillendirilmesi gibi, açığa benzersiz iç sıkan anlamlar salını verilmiştir. Duruşu kimi yerde ahlaki sorular ile kendini göstermiş ve kimi yerde günah adledilen eylemlerin yapılmasına bakış atılarak, insan biçimlerinin içsel bilinmezliğine derin bir yolculuğa çıkılmıştır. Senaryonun tek düzelikten sıyrılan yapısı özellikle, filmin rengi için seçilen tercihle ve zamanın o evresinde geçen hayatlar ile mekanların başarılı tasviri ile birleştiğinde, durgunluktan uzak ve kapsayıcı etkisi ile izleyiciye anları yaşatır yapıya bürünmüştür. Olay örgüsünün bilinen tarzda gelişmesine paralel, yan unsurların varlığı; ailenin kutsiyetinin içinin boşaltılmasına yapılan dokundurma, kadın-erkek arasındaki ilişkinin körlük derecesine yahut kayıtsızlığa varan ilgisizliğin varlığının resmedilmesi, içte yer eden keşkeleri biçimlendiren uktelerin, sürekli yüzeye vurulmaması için hayatın belli evrelerinde ele geçen ilk fırsatta yapılmış olunmasının gerekliliği, toplum katmanlarını oluşturan sınıflar arasında ki yahut insanların bir birleri ile ilişkilerini düzenleyen hiyerarşik sıranın açmazlarına işaret edilerek, alt birey ve üst birey ayrımının adil olmayan sonuçlar içerdiğinin gösterilmesi gibi unsurlar, filmi farklı bir kulvarda seyreder bir konuma taşımıştır. Oyunculuğun yadsınamaz etkisi de unutulmamalıdır, özellikle Ed Crane karakterine hayat veren "Billy Bob Thornton", filmin üstüne kurulu temel yapı taşı olmuş ve bu ağırlığı başarılı, etkin ve yetkin bir şekilde taşımasını bilmiştir. işleyişi bazen, amaçsızlığın koynuna savrulan baş karakterinde etkisi ile yavaştan ilerlemektedir. Ağır bir anlatım vardır, haliyle bireyin içine düştüğü çıkmazlar yahut altında kaldığı hayatın olanca yükü, filmin her karesinde kendini göstermiş ve karamsar bir iç çekişe izleyiciyi meyleder yapıya evrilmiştir. Rafine bir anlatı ile mutsuzluğun resmi çizilmiştir. Siyah beyaz bir filmdir ama başarılı işleyişi ile içinde saklı renkleri muhafaza etmiştir.
    Bu renkleri görmeniz, filmi izlemenizi gerektirmektedir.

    ----- The Man Who Wasn't There( Orada Olamayan Adam ) ----- *
    #787242 (bluevelve, 29.10.2006 14:13)
  2. kahramının film boyunca sigarayı ağzından düşürmediği, ağır ilerleyen ama insanı hiç sıkmayan bir coen biraderler yapıtıdır.
    #787299 (balsikeste baysungur, 29.10.2006 14:24 ~ 14:25)
  3. karısının kendisini aldattığı ve aynı zamanda onun patronu olan adam ile bir diyalog,

    patron: what kind of man are you..?

    orada olmayan adam: ....!!..
    #1358336 (havada panik, 28.02.2007 17:01 ~ 17:06)
  4. tüm amacı berber kalfalığından kuru temizlemeciliğe terfi etmek olan bir adamın yaşadığı trajediyi anlatan ve siyah beyaz çekilmiş olan bir "coen kardeşler harikası". ayrıca müzik kullanımının sinema için ne denli önemli olduğunu gösteren bir kara film başyapıtı.beethoven'in unutulmaz iki eseri -ayışığı sonatı ve patetik sonat- filmin melankolik ruhuna mükemmel bir biçimde uyar.
    #1738546 (strangerthanparadise, 07.06.2007 23:21)
  5. çekimlerin bittiği an'a kadar ismi olmayan filmdir.*
    #1738553 (desifreolmusdisiuuser, 07.06.2007 23:23)
  6. Coen kardeşler bir gün bir berberin önünden geçerlerken düşünürler acaba bu adamın hikayesi nedir diye ve oturur yazarlar bir hikaye. Ve çok da güzel olur.
    #2853087 (japon balikcisi, 17.01.2008 19:29)
  7. isim olarak birbirlerini çağrıitıran bir flm daha vardır ; (bkz: Mies vailla menneisyytta)
    #2853097 (kisa sureli bellek kaybi, 17.01.2008 19:31)
  8. başrolünde billy bob thornton`un oynadığı 2001 cannes film festivali ödülünü kazanan coen biraderlerin en iyi filmi.
    #2873315 (sex files, 21.01.2008 13:19)
  9. hayatı "bırak dağınık kalsın" tadındaki bir -yabancı- berberin hikayesi...bir de eskilerden bir berber fil vardı.cin ali zamanlarından o da "orada olmayan fil" kıvamında şu an yani konuyla uzak yakın alakası yok.
    başka bir filmde daha görmedim sigara dumanının manzara manasına geldiğini.üzerinden çok zaman geçti filmi izleyeli.bir sana hasretim bir de sabah uykusuna.saçlar da uzadı ya ,traş olayım en iyisi.ya da sidiret,bırakayım dağınık kalsın.motooor.sahne bir.
    #3252180 (nickless cage, 10.04.2008 01:13)
  10. olayların merkezinde olduğu halde hep orada olmayan adam'ın filmidir.
    #3252183 (minaharker, 10.04.2008 01:14)

© 2008 - uludağ sözlük

the man who wasn t there başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. the man who wasn t there ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu the man who wasn t there nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» soz sukutsa gumus altindir » believe » arif erdem » kordugum » thomson atom modeli » stadibizyikiyoruz com » altin kolye altin yuzuk altin kunye takan erkek » akor listesi » sevgili olacaklara ogutler » yilmaz ozdil a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games