tatli cocuk ol populer olmayi haket 


kapat
  1. tavir

    Çağımızın çare bulunmaz ve yeni hastalıklarından biri "popüler olmak". Popüler olmak adına denenmedik yol bırakmayan onlarca insanı, her gün televizyon ekranlarından fışkırırcasına görmek zorunda kalıyoruz. Her geçen gün bir evvelkini aratır duruma gelen medya bir ahtapot gibi evlerimizi, iş yerlerimizi, okullarımızı sardı. Bunu kendi lehine kullanan tekelci medya en çokta sanatı ve sanatçıyı oyuncak haline getirdi. Para-pul, şan-şöhret vaatleriyle, şartlarını kabul edenlere sonsuz bir fırsatlar dünyasının da kapıları ardına dek açıldı. Ürünler satılır, reklamlar yayınlanır oldu. Artık onlar birer "Popülerdi"... Kendileri ve eserleri herkes tarafından tanınır, bilinir, klasiklere girmeye neredeyse adaydır. Bizim hayatımızın klasikleri arasına girmişlerdir bile. Onlarla yatar kalkar hatta onlarla yürür, otobüs duraklarında onlarla bekleriz. Onlar şarkıcı, yazar, şair, ressamdır.
    Hayatımızda ki her şey hızla dejenere edilmeye ve yozlaştırılmaya başlanmıştır. Bir kısmımız bunun farkında olsak da alternatif bulmamız çok zordur. Alternatifleri sustur; olmadı, yok et, kendi yarattıklarını kabullendir mantığı yaşadığımız sistemin mantığıdır.
    Bunu yapmak için sistemin birincil görevi kendi biçimlendirdiği ve seçtiği kişilikler yaratmaktır. Bu kişiler eserlerinde yılgınlık, karamsarlık, tükenmişlik, korku ve inançsızlığı beyinlere ve yüreklere aşılamalı kendi vazgeçmişliklerini, yenilgilerini korkularını eserlerinde göstermelidirler.
    80 cuntası ve sonrasında sistemle barışık kalmayı tercih eden bu yeni aydın tablosu her alanda mikrobu yayacak taşıyıcı rolünü üstlenmiştir. Onlar batıyı eserleri ve yaşamlarıyla örnek alan taşıyıcılardır. Onlar Anadolu topraklarına yabancı ve kopuktur. Varsa yoksa batı kültürü, batı aydınlanmacılığı fikirleri vardır düşüncelerde ve üretimlerde. Tüm bunlar aydını halktan da koparmış, onu savurmuştur.
    Günümüz aydının diğer bir hastalığı ise kendini sınıflar üstü görme hastalığıdır. Onlar toplumsal dinamikleri fitilleyen, yeni bir kültür ve yeni bir insan tipi yaratma görevini en önce üstlenmiş kişiler olması gerektiğinden sistemle çatışma içinde olmalı, ezilen halkların yanında olmalıdır.
    Bu noktada sanatçı dünyayı değiştiremez ama sanatıyla kimliğinin ona yüklediği aydın sorumluluğuyla, o değişimin bir parçası olabilir. Bu sanatçının dünyaya bakışı ile ilgilidir. Kimisi sırça köşklerinde bütün sorunlardan uzak, kendi dünyasında yaşar. Kimisi de ruhunu satar, zulüm çarkının bir dişlisi oluverir.
    Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli, Ahmet Altan, Latife Tekin, Duygu Asena, Sinan Çetin Can Dündar bunun en somut örneklerdir. Onlar yeni düzenin insanı ve solcularıdır. Kimliklerini inkar etmişler, yeni düzeninin savunucuları olmuşlardır artık. Yarattıkları kişilerde yok olan sosyalizm düşüncesinin yerine yeni bir felsefe yaratmaya çalışırlar. (Popüler olmalarının nedeni ise eski düşüncelerini tamamen hiçe sayıp yeni dünyayı yaratacak fikri yaymalarıdır!) işte sistem bunun için her türlü olanağı sunar onlara. Binlerce dolara mal olan reklamlar, röportajlar, televizyon programlarında günümüz popçuları ve topçuları kadar yerlerini alırlar...
    Son dönemde Orhan Pamuk adını gazetelerde, televizyonlarda, sokaklarda çok sık görür olduk. Yeni kitabı "Kar"da türban, intiharlar, faili meçhuller, siyasal islam, jakobenizm gibi konuları sorgulayan Pamuk neden aylardır süren ve ülkemiz için yakıcı bir sorun olan hapishaneleri ve ölüm oruçlarını, yoksulluğu, işsizliği halkımızın çektiği acıları değilde sözünü ettiğimiz konuları bunları sorguluyor? Ülke gündemini takip etmekten bu kadar uzak mıdır kendisi? Bir şeylerin üstü tamamen kapatıldıktan sonra raflardan indirmek bilinçli bir tercih midir? Belki bundan bir on yıl sonra romanlarında olma şansına erişebilir konulardır bunlar. Kitap, bu kadarla da yetinmeyip aşkı, bağlılığı, aidiyeti, tutkuyu anlatıyor. Bunlara hakkında zaten yorum yapmaya gerek yoktur.(!)
    Orhan Pamuk Nişantaşı'nda doğup büyümüş, Robert Kolejini bitirmiş. Amerika'da bir dönem yaşamış bir yazardır. Onun bu denli halktan uzak ve batı kafalı olmasının nedenlerini anlamak bir muamma değildir. O kendi topraklarında olup biten olaylara böylesine duyarsız kalabilirken, 11 Eylül'de A.B.D.' de yaşanan olaylarda ölenler için üzülebilir ve hatta uzun uzun röportajlar yapabilir. Hiçte şaşırtıcı değildir. Onun gibilerinin daha çok Amerikalı olmaları niceliksel bir fark değildir. Dediğimiz gibi onların ki bilinçli bir tercihtir. Batı değerlerini benimserler. "Doğulu" olmaktan sıkılırlar; bu ülkede yaşarlar ama ayakları emperyalist ülkelere basar; kendi gövdeleri üstünde taşıdıkları kendi başları değildir. Adeta halkları sürü, emperyalizmi de çoban olarak görürler. Devşirilmişlerdir. Bu yüzden devşirildikleri kültüre körü körüne bağlılık gösterirler. Emperyalist ülkelerdeki aydınların görüp söylediği çoğu şeyi görmemeleri, söyleyememeleri bundandır. Kimlik karmaşası içinde kıvranır dururlar. Orhan Pamuk ve benzerleri Amerikalı olmayı seçiyor ama Amerikalı olmak kolay değil. Hele kendini Amerika'da kabul ettirmek daha zor. Bunu biliyor; yazdıklarıyla Amerika'ya açılıp arada da çok satar olmak istiyor. Kendine bunu kıstas alıyor. The New Yorker Dergisine kapak oluyor; reklamı yapılıyor. Oda bir "Popüler" oluyor.
    Emperyalizmin; din, sanat, teknik, hukuk v.b. her cepheden saldırıya geçtiği bir süreçte gerçekten de "ya onunlasındır ya da onun karşısındasındır". Orta yol yok. Biz karşısındayız. Değerlendirmelerimizi de buna göre yapıyoruz. Kalıcı olan, insanın zihinsel, kültürel gelişimine katkı sunan, ona sorular sordurtup cevap arayışına iten ürünleri sanat ürünleri olarak görüyoruz. Her şeyden önce insanın ve dünyanın değişebileceğine inanıyoruz. Bunu yapmayanların sanatçılığını; emperyalizme karşı çıkmayanların aydınlığını tartışıyoruz.
    Orhan Pamuklar, Latife Tekinler, Ahmet Altanlar, Ayşe Kulinler, Bedri Baykamlar ve de onlar gibiler her ne kadar "özgürlükçü", "demokrat" olduğunu söylüyorsa da bugün Amerikalıdır, yani emperyalizmin safındadır. Romanlarında Türkiye halklarını anlatmaz, hatta betimlemez. Kıstasları, Avrupalı yada Amerikalı okurun beğeni kıstaslarıdır. Yazarken onları düşünür. Sistem onu besler ve büyütür. Bilir ki varlığını tehlikeye düşürmez. Onlar sistemin tatlı çocuklarıdır. Büyütülmeyi ve semirtilmeyi hak etmişlerdir artık...
    #1734027 (LocK, 06.06.2007 21:08)

© 2008 - uludağ sözlük

tatli cocuk ol populer olmayi haket başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. tatli cocuk ol populer olmayi haket ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu tatli cocuk ol populer olmayi haket nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» tutunamayanlardan oldugunun anlasildigi an » 14 ekim 2009 turkiye ermenistan maci » vladimir boisa » orhan pamuk vs ahmet altan » patronun karisiyla yatmak » dinginlik » dallanmis hidrokarbon » kotu soz sahibinindir » gurcistan » seri eksi oy veren ibnenin tovbe etmesi a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games