bugün 1342 başlık

türk dış politikası

  1. 1 1
    2 cilt halinde yayımlanan, ilk cildinde 1919-1980 arası dış politikanın yanısıra o zamanın güncel siyasi olaylarını anlatan 900 sayfa kitap. bitirene kadar çok yordurur. editörü baskın oran, yazarları akademisyenler olan, anlattıklarını ispata dayalı şekilde ifade eden kitap.
    #1147956
  2. 3 3
    bekle, gör, tavır al üzerine kurulmuş salakça bir dış politika.

    sinemaya gidip sinema izlemek gibi birşey, filmin gösterime girmesini bekliyorsun, izliyorsun ve çıkıyorsun çok salakça bir filmmiş birdaha gelmem diyorsun.
    #1147975
  3. 2 2
    ülkede varlığı sadece lozan anlaşmasında ve kıbrıs barış harekatı sırasında hissedilmiş, zaman zaman var olduğu iddaa edilen hayali politika.
    #1409543
  4. 1 1
    (bkz: türkiye nin dış politikası)
    #1409554
  5. 0 0
    "bekle, gör, yapacağın hiçbir şey kalmasın" temalı politika.
    #1409581
  6. 1 1
    geleceğe dönük olmayan, günlük yapılan politikadır.
    #1409629
  7. 0 0
    (bkz: türkiye nin dişi politikası)
    #2193576
  8. 1 1
    Uludağ Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünde 2 dönem ibrahim Canbolat'ın verdiği ve Almanya'dan başka birşey anlatmadığı ders.
    #2193587
  9. 0 0
    küresel dünya'nın bir parçası olmuş ülkenin ne içi ne dışı var ki politikası olsun politikasıdır .
    #2193617
  10. 0 0
    iletişim yayınlarından çıkmış iki ciltlik baskin oran kitabıdır. I. cilt: 1919-1980 arası, II. cilt: 1980-2001 arası türk siyasi hayatını irdeler. hacimli bir kitaptır. özellikle sayfalarda dipnot gibi yer alan "kutu" ları önemlidir. farklı kişilerin yazılarıdır bu kutular. olay örgüsü içinde bir kavrama dipnot vermekten ziyade okuyucu ilgili kutuya yönlendirilir. dünya siyasasından da hayli bilgi vardır. sıkıcı, ortodox, ansiklopedik siyasi tarih kitaplarına bir alternatiftir ayrıca.
    #2193648
  11. 1 1
    olup olmadığını, ab ve abd'ye ihale edilip edilmediğini sik* sik* * * daha fazla sorgular olduğumuz oluşum, girişim, kırınım ve saire...
    #2193700
  12. 1 1
    yalakalık üzerine kurulmuştur. *
    #2280547
  13. 0 0
    iç politikaya şekil verendir. özellikle ikinci dünya savaşı öncesi dönemde türkiye alman-sovyet ikilemi arasında kalmıştı. almanlara yaklaşıldığı zaman türkçü beyanlar verilir, komünizm baş düşman ilan edilirdi. sovyetler'le ilişkiler düzeltilecekse türkçü-turancı liderler gözaltına alınırdı. demek ki neymiş, politikada kişilik aranmazmış.
    #2656902
  14. 0 0
    yanar döner tabiriyle %95 oranında özetlenebilecek politika. geri kalan %5'i tamamlamak isteyenler de kırmızı çizgilerden falan bahsedebilir ama pek sallanan birşey olmadığı için işe yaramayabilir.*
    #2656908
  15. 0 0
    ermeni soykirimi ile ilgili turklerin aleyhine bir gelismede iki gun kiniyan protesto ceken ucuncu gun unutan bir dis politikadir.
    #2656915
  16. 2 2
    ahmet davutoğlu'nun yaptığı açıklamalara göre, 2000'lerden itibaren çeşitli değişimler geçirmiştir ve bunun çeşitli sonuçları olmuştur.

    geçirdiği değişimler; entegre bir hal almak ve ölçek değiştirmek şeklinde özetlenebilir. entegre bir hal alması demek; birbiriyle alakasız görünen, farklı kulvarlarda gerçekleştirilen bir takım eylemleri barındıran ve birbirini tamamlayan ve birbirini besleyen hareketler ve bu hareketlerin birarada ortaya koyduğu ahenk ve tutarlılık ve amaçlılıktır. örneğin, suriye ile ilişkiler geliştirilirken, bu, amerika ile ilişkiler veya kuzey ırak bağlamında bir hareket olarak algılanmıştır. ama aslında bu başka bir bütünün parçasıdır. çünkü tam o sırada örneğin konuyla alakasız olan sudan ile de ilişkilerde bir gelişmeye gidilmesi çalışmaları başlatılmış, pakistan da bu ilişki ısınmasından payını almıştır. bunlar, herhangi geleneksel bir türk dış politikası konusuna dönük ve onun çerçevesinde anlam kazanan eylemler değildir. veyahut, lübnan işleri veya mısır-iran ilişkileri de bir gündem maddesi olmuştur. aynı anda ab nezdindeki çalışmalar da geleneksel türk dış politikası konularına en yakın görünen konudur, ancak, bu da yine yapılan diğer çalışmalarla beslenen ve onlara katkıda bulunun bir stratejinin bir parçasını oluşturur.

    ölçeği de değişmiştir. yani belirli konularda olup bitenlerin dışında diğer konulara ilgisiz kalmak gibi bir bakış açısının terki söz konusu olmuştur. örneğin, 1950'lerden sonra yunanistan merkezli ilerlemiştir türk dış politikası. bu, türkiye'yi kesecek bir perspektif değildir aslında. türkiye'nin zararlı çıktığı ve diğer tüm konuları ihmal ettiği bir durum ortaya çıkarmıştır çünkü. ancak, şu anda, yunanistan veya x ülkesinden ziyade, türkiye'nin etki edebileceği her konuda inisiyatif alması söz konusudur. bu da ölçeğinin genişlemesinin bir sonucudur.

    bu değişimin sonucu ne olmuştur peki? türkiye bu değişim sonucunda, sadece desteği alınabilecek bir ülke olmaktan çıkıp, görüşüne başvurulacak bir ülke olmuştur. diğer bir deyişle, türkiye çantada keklik olmaktan çıkmış ve dayatmalardan korunma yolu bulmuştur kendine. artık, mesela, amerika, türkiye'den bir şey isteyecekse, önce onunla danışır, görüşüne başvurur, sonra talep eder duruma geliyor.

    tabi ki ahmet davutoğlu'na göre.
    #3441027
  17. 3 3
    buna türkiyenin dış politikası demek lazım aslında, o başlık daha uygun ve öznel duruyor.

    türkiye'nin dış politikasını açıklarken hatalardan bahsedicem bu yazımda.

    dış politikayla özel olarak ilgilenmeyen ancak devlet meselelerine aklı yatan arkadaşlarım için de oldukça temel yazmağa çalışacağım.

    a) türkiye cumhuriyetinin dış politikalarına bakışı değişkendir, zira hükümetler türk dış politikasına kendi pencerelerinden bakarlar ve bu dıştan bakıldığında çok büyük bir handikaptır.

    ilk olarak kıbrıs ;

    belki çoğumuz ıskalıyoruz ancak türkiye cumhuriyeti Lozan antlaşması ile kıbrıstaki haklarını tamamen ingilizlere devretmiştir. bu bir handikap olarak görülemez, zira o zamanın kaybedilmiş bir toprağıdır ve anavatan kendini zor kurtarmıştır.

    ancak 1950 li yıllarda adadaki rumlar bağımsızlık isteyince, ingiliz politikacılar çok zekice bir haraketle adadaki türk "azınlık" dan dolayı türkiyeyi de adadaki duruma dahil etmiştir. yani kısaca bakarsak, hiç bir hakkımız olmayan bir yerde sonradan hak sahibi olmuşuz.

    kısa kesmek için bu kısmı hızlı geçeceğim, yapılan görüşmeler, mulakatlar sonucu, ingiltere-türkiye ve yunanistanın garantör olduğu bir kıbrıs adasında, eşit stratejik ortaklıklı bir kıbrıs cumhuriyeti kurulmuştur. bu durum o zaman ki türkler için çok çok iyidir. düşünsenize hiç bir şeyiniz yokken, kendinizi yönetebilecek hale gelmişsiniz...

    önemli bir nokta var o da madde q olsun ;"söz konusu kıbrıs cumhuriyeti bu üç garantör devletin içinde olmadığı bir ortaklığa, pakta, siyasi-askeri ittifaka giremez...

    olayın devamında dışarıya sevimli görünen rumlar "enosis" adına katliamlara başlamışlardır, bu tarihsel bir gerçek. türkiye müdahale etmek istemiş ancak abd ve avrupa buna engel olmuştur, 74 de iş çığrından çıkınca alınan izinler vs. ile kıbrısa müdahale gerçekleşmiş, ve bugünkü konumunu almıştır. bugünkü konuma göre dünya kıbrısı 60 da kurulan cumhuriyet olarak görmekte, biz bölünmüş görmekteyiz.

    şimdi gelelim analize, böyle eliniz boşken büyük bir koz elde ediyorsunuz. ve bakalım napıyorsunuz.

    sene oluyor 90, ve kıbrıs rum kesimi, kıbrıs adası adına ab ile müzakerelere başlıyor... peki siz ne yapıyorsunuz? hiç bir şey... ama madde vardı hani (madde (Q)). ab bunu yok saymış sizde ab nin bunu yok saymasına göz yummuşsunuz ve ab nin hukuğu yok sayan tavrına seyirci kalmışsınız ve sonuç? kıbrıs 2002 den beri ab li... ya garantörlüğünü yaptığımız türkler??? 3 ün 1'i...

    yunanistan meselesi ve nato gerginliği ;

    bir kaçımız bilir ama söyleyelim, yunanistan 60 lı yıllarda cunta yönetimine girmiş ve sonuç olarak nato dan atılmıştır. akabinde bu süreç tamamnlanınca tekrar girmek istemiş ancak "natoya tekrar girebilmek için, veya yeni bir devletin alınabilmesi için tüm devletlerin oyu gereklidir" açıklamalı nato maddesine takılmıştır. peki biz ne yapmışız? bu açıdan bakınca, yunanlara siktirin kıbrıstan belki alırız nato ya diyebilir mişiz, değil mi? evet... ama... ilişkilerimiz iyileşsin diye onlara bir iyilik yapmışız. peh!!!

    atina avrupa birliğinin içerisinde camii olmayan tek başkentidir. ve geçenlerde verilen insan hakları mahkemesi kararına rağmen, yunanistanda hala türkler içerisinde türk adı geçen vakıflar veya dernekler kuramazlar, peki biz ne yapıyoruz? fener-rum patrikhanesine, ruhban eğitimine müsaadeye kalkıyoruz... ayıp bize...

    çok destansı oldu. kalanına sonra devam ederiz.

    borcu.
    #3454081
  18. 0 0
    türkiyemizin belirlemediği politikalar bütünüdür.
    Lakin gerek sanayii gerekse ekonomik olarak dışa bağlılık yaşarken nasıl oluda bir politikadan söz edilebilir?
    Düşününü ki sizin yurtiçinde ürettiğiniz ve üretebileceğiniz ürünleri imf belirlemekte ve imf'nin belirlediği kadarı ile işçinize, memurunuza ücret arttırımı yapabilmektesiniz!
    Bunlar sizi ülkenizde olurken siz ne yapabilirsiniz? tamam 1 mart tezkeresi gibi ufak muhalefet gösterebilirsiniz ama yinede 1 marttan sonra incirlikten uçak kalkmıştır! çünkü imf size para verirken incirliğide şu kadar daha kullanacağım diyor!
    #4024284
  19. 0 0
    ingilizlerin söylediği bir laf vardır.

    her ülke ile müzakere edilir, türkle sadece ayaküstü edilir.

    (bkz: anlayana)
    #4024306
  20. 2 0
    'dort bir tarafimiz dusmanlarla cevrili ey her biri dunyaya bedel turk' mantigindan biraz biraz siyrilmaya baslamis dis siyasetimizdir.
    #4024449
  21. 0 0
    gazi uluslararası ilişkiler de bu dersi melih aktaş verir.

    hocaya göre; türk dış politikasının ilkeleri nedir sorusuna verilen yurtta sulh cihanda sulh ilkesi, verecek cevabı olmayanların cevabıdır.

    atatürk'ün voltaire (başka biri de olabilir, yanlış hatırlamıyorsam ama voltaire di.)okuduğu bir gecenin sabahında aklına öylesine gelip de söylediği bir laf olduğunu iddia ederdi.

    atatürk yurtta sulha cihanda sulha inansaydı, hatay'ı almak için bu kadar uğraşmazdı diye de eklerdi.

    reelpolitike gönül vermiş bir hoca olarak, "ülkelerin daimi düşmanları ve daimi dostları yoktur. daimi olan çıkarlardır." * ilkesini daima tekrarlardı. ülkemiz dış politikasının da varolduğundan beri bu ilkeyi esas aldığını iddia ederdi.

    (bkz: uluslararası politika), (bkz: ulusal çıkar), (bkz: uluslararası hukuk), (bkz: realizm), (bkz: idealizm)
    #4087300
  22. 0 0
    baskın oran, 1-batıcılık, 2-statükoculuk ve 3- meşruiyetcilik olarak sıraladığı ilkeleri olduğunu öne sürmektedir.

    bu üç ilkenin, türkiye'nin sahip olduğu imkanlar ve bulunduğu konumla ilgisi bulunmaktadır. diğer bir deyişle, türkiye'nin sahip bulunduğu stratejik orta boy devlet statüsünün elvermesiyle bu söz konusu olabilmektedir.

    batıcılık; tartışılmaz olarak bulunan ve ülkenin davranışlarını etkileyen bir unsurdur. ikinci olarak statükoculuk; türkiye nin statüsünün gerilememesi için gerekli olan bir ilkedir. aksi takdirde, kendisine rakip olup, kendisini gölgede bıracak ülkelerin (mesela iran, geçmişte ırak...gibi.)ortaya çıkması söz konusu olabilir ki, bu türkiye nin stratejik orta boy devlet olmasının önüne bir engel olarak çıkar. meşruiyetçidir; yine bu da türkiye nin konumu gereği savunmak durumunda olduğu bir ilkedir. zira türkiye'nin stratejik orta boy devlet olma vasfı, sahip olduğu ekonomik ve askeri imkanlara çok fazla dayanmamaktadır. daha çok konjonktürel, stratejik ve jeopolitik sebeplere dayanmaktadır. dolayısıyla sahip olunan statünün ancak dengeleri gözetmekle sürdürülmesi mümkündür. hukuksuzluk ortamında stratejik orta boy devlet statüsü çok kolay aşınacaktır. bu da türkiye'nin yine her daim uluslararası hukuka uygun davranması ve davranılmasını beklemesi sonucunu doğurur. türkiye, bu bağlamda, sadece hegemon devletin hukuksuz davranışlarına göz yumabilir, o da bir dereceye kadar.

    bu çerçevede, mesela, türkiye cumhuriyet tarihi boyunca bu ilkeleri her zaman gözönünde bulundurmuştur. hatay bunun bir istisnası olsa da, aslında ingiltere den icazet alınarak bu harekete girişmiştir. aksi takdirde, kesinlikle statüko ve meşruiyet ilkelerinden taviz verilmeyecekti. kıbrıs ise bu bağlamda ilkelerden bir anlamda ayrılma söz konusudur. özellikle statükonun bozulması bağlamında, üstelik hegemon devlete rağmen türkiye'nin kıbrıs politikası şekillenmiştir. avruğa birliği eksenli politikalar da yine türkiye nin imkan ve konumuna göre yerinde bir tercihtir. ırak ta olup bitenlerle yakından ilgili olması da konumu ve ilkelerinin bir gereğidir.
    #4172871
  23. 0 0
    turk dis politikasini anlatan tek kelime:

    (bkz: statukoculuk)
    #4172886
  24. 1 1
    insanlara dış politika namına neler yapıldığını, insanların neler yapmak zorunda bırakıldıklarını öğrendikçe yürekteki anarşizm duygusunu tavan yaptıran ders konusu.

    faşist değilken öyleymiş gibi yapmak zorunda kalmak, komüniz yanlılarını hapse atmak, sovyetler'e yanaşmak için komünistleri hapse tıkıp faşist olmayan faşist görünümlüleri hapse atmak, sonra yine tam tersini komünistlere uygulamak... hepsi devlet için. devlet denen şeyin bekası için. keşke hiç olmasaydı ama oldu. belki de hala oluyor. bilmiyoruz ve bilemiyoruz.
    #4437239
  25. 1 1
    (bkz: ismail cem)
    #4437251