sozluk yazarlarinin hikayeleri 


kapat
  1. sözlük yazarlarının başından geçmiş ya da geçmememiş ama yazmış oldukları hikayelerdir.
    #2262804 (chirurgus, 04.09.2007 21:23 ~ 21:35)
  2. ''edebi hikaye''

    tepedeki güneş tüm kızgınlığı ile başımda dikiliyordu. güneşi kızgın bir şeye benzetmemden de anlaşılacağı gibi edebi bir metin yazacağım. terim sıp sıp damlıyordu sonrasında hemen aklıma küresel ısınma geldi. kutup ayıları ve buz parçaları ile dolu bir görüntü kafamda aniden güneş çıkıverdi. dünyanın durumuna lamia gibi üzüldüm ,hatta bir besleme gibi içerledim ama hanımıma belli etmemeye çalıştım.ama olmuyordu gözlerimden yaşların çıkışını engelleyemiyordum oturup ağladım.hem terliyor hem ağlıyordum. ikisi bir arada su ve tuz kaybediyordum. hemen aklıma ayran içmek geldi.ama babamın işten ayrıldığını öğrendiğim için ayranı yok içemeye deyimini gerçellememek için ayran içme isteğimi içime attım.ama içimde bir şeyler dağ gibi büyüyordu ,ayran içme isteği beni bir ahtapot gibi sarmıştı. hemen kuzguncuk gibi sağıma soluma baktım. orada 2m ile 3m arası kişiliksiz bir migros gördüm hemen kendimi içeri atayım dedim. vakit geçmeden kendimi içeri attım.o an migros klimasının soğunu terli sırtımda hissettim. hasta olurum diye korktum ama sonra sikerim lan hastalığı öleceksek götümüz buz gibi ölelim dedim. biraz reyonlarda ilerlemek için adımladım. kafamı çevirmemle bir kasiyerin soyunup migros kartı olanlara memesini ellettiğini gördüm.üç beş kez gözümü açıp kapadıktan sonra sıcaktan azıcık üşüttüğümü anladım. halüsülasyon ya da halüsinasyon görmüş olmalıyım.bir anda derin kederlere boğuldum.ben de isterdim o memelere dokunmayı sonraları utandım yanaklarım bir güneş pembeliğinde pem pem oldu. bebek poposuna döndüm. kendimi mıncıklamak bu halimi kızlara göstermek için can attım .nitekim bir reyon görevlisi bulup penguen nerde bulunur diye sordum. soruyu sorarken bebeksi bir pembeliğe sahip cildimi görevliye doğru tahrikkar hamlelerle sundum.kız bana vermedi vermedi .kızın bana pas vermedine çok içerledim. güneş gibi kızdım .yeniden terledim ,şıp şıp oldum neden bilmiyorum ama bir anda ısparatya da düşman kesilmiştim. işte tüm bu karışık duygular içinde algida dolabını gördüm. güneş gibi parlıyordu. gözümü bir an için kapadım ama parlaklığını hala hissediyordum. ağır ve temkinli adımlarla ilerledim altımdaki tahta hafiften gıcırdıyordu. ulan migrosta tahtanın ne işi olsun ki dedim.ama edebi bir metin yazdığımdan tahtanın gıcır gıcır olması gayet olası idi. işte tüm bu sebeplerden ötürü gerçekleri yadsıdım ve adımlarımı bir bir hızlandırırken bağrı açık bir delikanlıya çarptın. adın ne dedim öksüz sarı çiçek dedi. üzüldüm yoluma devam ettim. algida dolabının kapağını dünyayı kurtarırcasına açtım. içersinde bir servet olan magnumları gördüm. bademli ,klasik ,beyaz ve ego vardı. klasiği dolaptan çıkarıp görevliye amca bu kaç para diye sordum.2 lira evlat dedi. evlat demesinden de anlaşılacağı gibi edebi bir metin yazıyordum. cebimi yokladım aşk kırıntıları çıktı.ne pasaklıyım lan ben dedim ama aramaktan bıkmadım mta gibi aradım taradım ve sadece 1 lira buldum o da çoğunluğu 10 kuruşlardan oluşuyordu. elimdeki umudu ,magnumumu sıkıca bir kez daha sardıktan sonra yerine bıraktım. hatta biraz da hasetlik edip çikolata katmanının elimle kırdım. tıpkı reklamalardaki gibi çatırdadı ,bir umutla görevliye diğer 3 magnumunda fiyatlarını sordum. yanıtlar değişmedi tıpkı benim magnumları bırakırken yaptığım hasetlik gibi.4 magnum kabuğunuda kırmıştım.bu kapitalist dünyaya ilk zararımdı. zafer kazanmışcasına sevindim ve bunu kutlamak için ayran reyonuna geçtim. bakraç ayranı aldığım gibi o memesini elleten kızın kasasından geçtim para üstünü almadım ona bıraktım. şaşırdı gariban.ve hızlıca dışarı çıktım artık dışarıdaydım ,özgürüdüm kapitalist dünyaya bir pençede ben indirmiştim. elimdeki ayranı bir şampanya gibi patlattım .üstüm başım ayran olmuştu ,daha da önemlisi içecek ayranım kalmamıştı ve tahtarevan kapıdaydı.deh dül deh...
    #2262810 (chirurgus, 04.09.2007 21:24)
  3. 'moral olsun diye''

    onu evden daha yeni yollamıştım.bir saat geçti geçmedi elinde migros poşetiyle geldi deyyus. daha ne olduğunu anlamadan ,aşkımla sohbetin tam ortasında kız soyar gibi poşeti soydu. içinden bir vodka çıktı şahlanmıştım. dellenmiştim çok ama çok üzüldüm. çünkü içmesem olmayacaktı ama içersem de cancişimden ayrı kalacaktım .çabuk vermem gereken bir karar beni bekliyordu.ama ben yine de düşündüm .msn ardı ardına titriyor arkadaş sandığım o baş belası ise göz göz gözlerimin içine bakıyordu. aşkımı bir kez titrettikten sonra durumu açıkladım.o kadar anlayışlı o kadar iyi bir kız ki o hemen küstü. gönlünü almak için gel sen de iç dedim. sahi mi diyerekten yumuşadı. zaten şaka yapmış benim cancişim. bana sen keyfine bak dedi. ulan ben ne zaman sıkılacağım dedim dedi li hikaye yazmaktan bilmiyorum ama sanırım bir yenisi daha geliyor sevgili okur. sonra vodkayı açtık hafifçene kokladık.mis gibi kokuyordu biraz kavga ettik sen daha çok kokladın ben daha çok kokladım diye .ama sonunda ona tokat atarak haddini bildirdim. özür dilerim abi dedi. kızdım ulan bana dedim dedili hikaye anlatma lan bak çehov a bak mapusanta bak updike ye onlar öyle mi hikaye anlatıyorlar yarrağım dedim.üst üste 6 7 shot yaptıktan sonra o gerzek kendini entelijiyanstan sanan mahlukatatın dili çözüldü. oğlum ben özgeye aşığım ulan ,özge çok güzel ,özge çok anlayışlı özge şöyle özge böyle dedi. ulan sıçtırtma çarkına ben sana dedim dedili hikaye anlatmayacaksın demedim mi dedim.bir anda ben de kendime kızdım ağzıma şaplattım. neyse dedim çoçuk dertli dinleyelim şu kabzımalı dedim. oğlum sen niye ayrıldın lan diyecek oldum sonra demedim zaten kazma herşeyi anlatıyordu. oturup dinledim. özgenin onun dilinden anladığını ,ona şiir okuduğunu ,ortak bir dünya görüşüne farklı yollardan ulaştıktığını ,ne kadar güzel olduğunu ,o dünyayayı gören gözlerini yeniden görmek için kaç dünya feda edeceğini anlattı.o anladım onun ne kadar çok sevdiğini ve o an yeniden farkettim özge nin mükemmelliğini.ve biliyordum her sözün kifayetsiz olacağını ve biliyordum hiç bir sözün teskine yetmeyeceğini. işte o yüzden moral vermek yerine sedece onun derdine ortak olabilirim diye düşündüm ve uyguladım. çünkü öyle bir kızı kaybettikten sonra yapılacak tek anlamlı şey buydu.
    #2262812 (chirurgus, 04.09.2007 21:24)
  4. ''bu da böyle bir anımdır''

    içerden soluk soluğa girdi.az biraz nefeslendi.bir şey anlatacak gibiydi. garsona döndü bana bir cola dedi. hepimizin yüzlerini süzdü. teker teker kimseye haksızlık yapmadan herkese eşitçe baktı. artık konuşmak zorundaydı zira yaşanılan sessizlikten payelenen bir ortam piçi anın büyüsünü bozabilirdi. burak tam laf almaya hazırlanırken o cümlesine girdi.
    ''geçen size bir şeyler anlatmıştım ya hatırladınız mı ?'' hepimiz o gün orada olmayanlar bile kafa salladı. çünkü öyle bir söyledi ki sanki hepimiz bilmek zorundaymış gibi hissettik.bu karşı konulamaz çekimden dolayı herkes hatırlar gibi yaptı. o da farkındaydı kimimizin anlamadığını, kimimizin hatırlamadığını kimimizin orda bile olmadığını biliyordu.ama zaman yalanları yüze vurma zamanı değildi.ele geçirdiği topluluktaki sözlerini kısa bir nefesten ve kimseye evet deme fırsatı bile vermeden devam etti
    ''bahsettiğim olayların hepsi gerçekleşti. ayşe, funda ve tolga da gördüler''
    hepimiz bir anda birbirimize baktık, anlattığı şeyleri şahitlendireceğini zannetmiyorduk, ummuyorduk ya da en fenası böyle bir durumu inkara kalkıyorduk.
    ''ve daha da fenası olaylar pek bir şekilsiz ilerledi''
    bu cümlesinden pek bir mana çıkaramamıştık ve anlayamamazlığın etkisiyle birbirimize baktık. hepimizde farklı bir korku vardı sanki.o bunu anlamış olacak ki şekilsiz cümlesinin içini açmak için yeniden başladı.
    ''olaylar şekilsiz ilerliyor biz birbirimize korkarcasına sarılıyorduk, ayşe tolgayla; funda ise benle yakınlaşıyordu, yakınlaşmaktan öte dört beden bir olup giderek küçülüyor ve kayboluyordu''
    funda ya yıllardır aşık olan onur bunu duyunca kendini kaybetmek istedi ama maalesef mümkün olamayacağını bildiği için sakinliğini korudu.ama ona bunun hesabını vereceksin gibi bakmayı ihmal etmedi.o sırada burak ortam piçliğinden dolayı ilgiyi kendinden ona kaptırdığına içerlemiş olacak ki lafa girdi;
    ''iyi de bunların mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz.''
    burak ı takmamış bir vaziyette o sözüne devam etti.
    ''o zaman bu üstümün başımın ıslaklığı hakkında bana nasıl bir mazaret bulacaksın söyle söyle''
    burak tüm kızgınlığıyla;
    ''sen ıslatmışsındır ne olacak'' dedi.
    tam o sırada sanki bir senaristin elinden çıkar gibi içeri tolga ve ayşe girdi .ellerinde poşetler vardı ayşenin saçı ıslaktı.
    o hemen ayşeyle tolga ya el salladı burdayız dedi. elindeki poşetlerin içinde ne olduğunu sordu. cevap alamayınca kendisi baktı.ve içinden çıkardığı bir çamaşırı burak a doğru sallayarak;
    ''bunu da ben yaptım ha; bunu da mı ben yaptım'' dedi.
    farkettirmemeye çalışsa da burak utanmıştı. biraz da bu utanmanın verdiği güçle o burak ın üstüne gitti.
    ''şimdi burak sus da olayı tamamen anlatayım'' dedi. burak bozum bozum bozuldu.
    o sözü alacak ve durumu anlatacaktı.ve başladı;
    ''fundayla buluşmaya gidiyordum o sırada ayşe ve tolgayı gördüm ,gelin sizi de bırakıyım dedim kabul ettiler. onlarda faleze gideceklermiş .sevindim dörtlü oluruz diye funda nın yanına gittik. fundayı da aldıktan sonra doğruca falezlere çay içmeye .size bahsettiğim gibi arabanın el ferni tutmuyordu ve biz şamata gırgır ve romantik havalarındayken araba yavaş yavaş kaymaya başlamış bile.ve biz fundayla tenha bir yere çoktan çekilmişiz .tam iş üstündeyken büyük bir gürültü duydum. döndüm baktım araba yoktu yerinde. koştuk falezlerin ucundan baktık ;arabanın yerini de anlamış olduk; denizdeydi. arabayı kurtarmak için biz dedemanın asansöründen doğruca denize indik arabayı kurtaralım dedik; olmadı sadece ıslandık.
    o sırada onur fundayı sordu.
    hemen cevapladı o;
    funda mı? o arabayı o halde gördükten sonra sordu kaskon var mı diye sordu yok deyince ;dolayısıyla arabanda yok di mi şimdi dedi. evet diye cevapladım o zaman benim arabasız erkekle işim yok diyip beni terketti.
    o an biraz ağladım ama sadece üç damla gözyaşı.

    bu da böyle bir anımdır.
    #2262815 (chirurgus, 04.09.2007 21:25 ~ 08.09.2007 03:29)
  5. ''radde''

    sıkıldığım bir andı işler hiç olması gerektiği gibi gitmiyordu. lise 2 de sarkaç ,logaritma ,abuk ve sabuk konular bir yandan amına kodumun nidası bir yandan beni üzüyor, araya almış sandiviç yapmış sıkıyorlardı. yeter demenin tam vaktiydi. yeter söz milletin yeter söz benim olmalıydı artık. annemlerin yanından uykum gelmiş de uyumak ister moda geçtim. esnedim öfledim püfledim bunu çakozlayan annem git zıbar asmalı konağımın içine ediyorsun dedi. sevincimden içimde çığ düştü ama belli etmedim ,ya hayır yatmayacağım dedim ,annemin ikinci ısrarını bekledim ama o çoktan seymen ağaya hipnotize olmuştu ,artık o da maldı.ve zaten benim farkımda da değildi. koşar adımlarla odaya geçmek istedim ama halı mani oldu ,ayağım kaydı düştüm.kim koydu lan bu halıyı buraya dedim. ablam her zamanki gıcıklığı ve zihninin kapasitesi doğrultusunda yaptığı kötü espri ile cevap verdi :''zuzaylılar''.te ben sesin yapacağın esprinin ağırlık merkezine sıçıyım dedim. duymamış olamalı ki cevap vermedi zındık.ben odama geçtim anahtarları aramaya başladım ,buldum da çok geçmeden kadın genital organına yerleştirir gibi yerleştirdim anahtarı deliğe. tıkırt sesi benim güvenlik sesimdi. hemen pijama altımı indirdim ,yatağın altına sotelemiş olduğum boxer x largeları çıkardım. elimi ıslatma konusunda çeşitlilik yıllarımdı o aralar. geçen çekişimde suyu denemiştim ama atalarımızın su uçar yazı kalır sözünü doğrularcasına sürtünmeden dolayı uçtu gitti. adeta buhar oldu .ne adetası amına koyayım buhar oldu buhar.ama ben o zevk anlarında anlamamış olmalıyım ki ,işime devam etmişim ve sürtünmeden dolayı narin çüküm tahriş olmuş. inanır mısısnız böyle yarak gibi pesbembeydi ben de inanmadım zaten sevgili okur buraya kadar okuduysan helal sana ne deyim ben. miss ver de ziyan olmasın. sonraları banyo yaptığımda sıcak suyun acıtıcı etkisiyle başbaşa kaldığımda anlamıştım yandığımı ,motorun su kaynattığını.bu yüzden bu çekişimde daha dikkatli olmalıydım ,daha narin ve sakince işimi halletmeliydim çünkü başka bir sikim yok bu hayatta dolayısıyla en sağlam yol tükürüğü denedim avuçumu ve glans penisimi ıslattım ve başladım bir iki üç diyerek çekmeye çekdikçe acı duyuyordum acı duydukça daha da tükürüklüyordum elimi.ama nafile acı geçmiyordu .artık dilimde tükürük kalmamıştı bende azmıştım canım da acıyordu tüm bu tutku üçgeni içinde bir çıkar yol bulmam gerekiyordu işte o sırada aklıma alt kattaki bakkal amca geldi. eğer açıksa ondan korungaç alacaktım. korungacı ait olduğu yere taktıktan sonra acısız işimi hallederim diye düşündüm. kendimle gurur duydum ama biraz da acıdım çünkü masturbasyon yaparken aklıma alt kattaki bakkal aziz abi gelmişti.çok çaresiz ve yalnızdım. acılarımı dindirmek için sinsice evden çıktım. aşağıya indim. aziz abiden prezarvatifimi istedim yanınada ne olur ne olmaz diye yara bandı aldım. yara bandımı elime yapıştırdım. nitekim yaradı da annem eve girerken beni gördü nereye gittin de geldin gecenin bu saatinde dedi ben de buna mütakip anne anne elimi kestim aziz abiden yara bandı almaya gitmiştim deyip elimi gösterdim. annem saf olmalı ki inandı.ben de doğruca içeri geçtim .prezarvatifi taktım ve o gece nidaya o ders çalışırken 3 posta koydum. yaşasın kötülük.
    #2262818 (chirurgus, 04.09.2007 21:25)
  6. ''üçgen peynir gerçeği''

    uyandım ;her zamanki gibi banyonun yolunu tuttum ;bir güzel sabah çişimi ettim ,o zevki uzun uzadıya yaşadıktan sonra ,hafifçe hopladım.çok hoplamadım tabi az hopladım. elimi bir güzel yıkadım ,yüzüme üç beş su çarptım ;ağzıma biraz su aldım çalkaladım ve geri lavaboya bıraktım. kurulandım çaydanlığa suyu koydum ;akşamdan kolaylık olsun diye hazırladığım kahvaltılığımı dolaptan çıkardım ; sallama çay yalnızlığı içinde çayımı da koyduktan sonra ;masa başına oturdum .dünden kalan kuru ekmeği elimle böldüm ;bir yudum çay ve bir dilim beyaz peynirle götürdüm ;bir kaç tane de siyah zeytin ;artık daha kendimdeydim ve kahvaltının keyif yerine gelmeye hazırdım ;pınar üçgen peyniri elime aldım. dolaptan yeni çıkmıştı ve aluminyum kabının soğukluğu hala üzerindeydi;az önce sıcak çaya dokunmuş bu eller şimdi soğuk bir metali soymaya çalışıyor diye içimden bir fikir geçti ve bir kez daha anladım hayatın ne garip olduğunu ; kendi çapımda düşünmeyi bıraktım ve peynirin hiç bir parçasını zayi etmemek için dikkatlice kırmızı çizgiyi buldum.o kırmızıyı çizgiyi hafifçe kaldırırken aklıma birden türkiye nin kırmızı çizgileri geldi ;ama kahvaltı sofrasında iştahımı kaçırmaya niyetim yoktu ;işte bu sebepten üst kapağını hafifçe açtığım peynirin ,benim güzel peynirimin ,yan taraflarını da soydum ve soğuk aluminyumla tek bağlantısını tabanında bıraktım. peynirimi soyarken zarif ve masum bir kız soyar gibi oldum bir yandan onun güzel bütünlüğüne kıyamamazlık bir yandan günaha girme isteğinin önlenemez dürtüsü.
    peynirimi ters çevirdim; ve tabağıma düşmesini bekledim ;beklediğim gibi ve her zamanki gibi hüzünlü, zor;bir kara film senaryosundan çıkmış bir finalle oldu ;biraz hareket ve ardından gelen düşüş.o sesi duymalıydınız öyle tok bir ses ki ,öylesine yalnız dinlenmesi gereken bir ses ki anlatılmaz ;anlattım diyen büyük ihtimalle yalancıdır ve ona kimse inanmaz.
    tabağıma düşüşüyle birlikte ,diğer kahvaltılıkların onu kıskandığını hissettim;hele o zeytin nasıl kara kara bakıyordu anlatamam ;peki yılların kaşarına ne demeli ;ikisinin de bu davranışlarını onlara yakıştıramadım.
    ama onlarda nimet oldukları için onlara da kıymak istemedim.bu arada sen hala okuyor musun lan? işte bu yüzden hemen çatalıma sarıldım ve ucundan bir parça almaya koyuldum ;ama bir anda gözlerim peynirimin tabanına kaydı ve donuklaştım. çünkü yıllarca bize üçgen diye öğretilen şey aslında 45 derecelik bir daireydi. ağlamaklı oldum ölmek istedim ve bu duygu yoğunluğu anında elimden çatal düşmüş olmalı ki bir metalin yerle buluşmasını duydum. çatalı düşürdüğümden emin değildim çünkü artık kendimi hissetmiyordum. tamamen gerçeğe bulanmış biriydim ve bunun yükünü taşıyamamaktan felç geçiriyor olmalıydım. sadece iç düşünüşlerimle kalakalmıştım öyle
    biz bunca yıldır öğretilen gerçeğin aslında matrix olması ne kadar acı vericiymiş üçgen peynirle anladım.her şeye boş hepsi palavraymış meğer bize öğretilenlerin ,tüm bildiklerimizin ,bizlerin uyku ilacıymış meğer.
    o kadar yoğun düşünüyordum ki derimin altından bir şeyler ağzıma doğru geliyordu. dilim bir garip oldu ağzıma önce zeytin parçaları geldi ;dökülüyordu ağzımdan istemsizce;şimdi farklı bir şeyler dökülüyordu salyalı dudaklarımdan. daha önce gördüğüm şeylerin bir başka haliydi bunlar çok geçmeden anladım bunlar bana öğretilenlerdi;bana öğretilenleri birer birer kusuyordum ;önce adımı gördüm kusmuğumda ,sonra sevmem gerekenleri ,öğretilen ahlakı ve suni aile terbiyesini ise çok geçmeden onların yanına katılmıştı. saatlerce tüm öğrendiklerimi eksiksiz kustum.
    ve bir zaman sonra kendimden geçmişim uyandığımda ise kusmuğumun tüm bildiklerimin beni boğacak kadar yükseldiğini gördüm. kendi içimdeki kusmuğumda boğuluyormuşum meğerse kusmadan önce ,şimdi ise dışımdaki kusmaktan boğulmamak için çırpınıyordum.her ne kadar kesişim kümesi ben ve saçmalıklarım olsa da bu iki durum aslında birbirinden bağımsız birbirine düşman ;onlar evrenin sabiti ;karşıt güçlerin çatışması
    tüm bildiklerinizi unutun çünkü üçgen peynirler aslında 45(yazıyla kırk beş) derecelik bir daire dilimi
    #2262821 (chirurgus, 04.09.2007 21:26)
  7. ''ukdem ukde olsun''

    karbondioksit karı başlığını açmak için tam bir hafta bekledim. çeşitli gelgitler yaşadım ,mason yağmurlarıyla ıslandım ,hayatın anlamını sorgulaya başladım ama nafile hayatın anlamı yoktu benim için o ukdeyi gördükten sonra ,hayatın eşanlamı vardı sadece; o da benim için artık hayatın karbondioksit karı olmasıyla eş değerdi.bu konuyla ilgili ilk sıkıntılarımı babama açtım. babam dedi ki ;
    -bazen ukde hedefin kendisidir, bazen ukde hedefe oluşan yoldur.
    yüzümde değişik ifadelerle babama anladığımı hissettirmeye çalışsam da yalandı ,babamın dediklerinden bir bok anlamamıştım. gecelerce uykusuz kalışlarımdan sonra bir de anneme açılmaya karar verdim. anneme tüm sevecenliğimle yaklaşarak sordum ;
    -anne bir ukde var onu doldurmak istiyorum ama dolduramıyorum ne yapmalıyım ?.
    annem derin bir iç çekişten sonra bana bir anısını anlatacağını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti ,
    -bundan tam yirmi yıl önce bülent teyzen benim pikapımı gördü ,çok istedi vermedim .vermeyince ağladı zıpladı ,debelendi aman nafile nuh diyor peygamber demiyordum. deden bile rica etti ne olur kızım ver dedi.ama ben inat ettim vermedim.3 gün sonra bir gün sabah bir çığlık duyduk. bülentin odasından geliyordu bir baktık bülent ağlıyor hıçkıra hıçkıra ve bir elinde anlayamadığız şeyle ,o şeyi yere vurarak .bir anda ben anladım o şeyin ne olduğunu. o şey şeydi işte anlarsın ya.
    o anda bir korku içimden taştı ya bende öyle olursam ,annem gözlerimin önünde bülent dayının bülent teyzeye dönüşümünü anlatıyordu.bir nevi anadolu gregor samsasıymış dayım yada teyzem yada her neyse. annemin hikayeyeyi bitirmesini beklemeden fena bir şeklide odayı terkettim. ağlamaklıydım ama şimdi ağlamanın sırası değildi. hemen ne yapacağımı düşünmeliydim çünkü benim ki de düşmek üzere olabilirdi. hemen sozluğume girdim ,ukdelerden karbondioksit karıya baktım ve dünya benim oldu ukde daha dolmamıştı ama her an doldurulabilirdi. paniğe kapıldım aniden çünkü ereksiyon haline benzer bir his yaşıyordum. elimi çabuk tutmam gerekiyordu hemen aç dedim ve yolla butonununa bastım fakat artık çok geçti. canım hayatımın biricik varlığı artık olanca zerafetiyle yerdeydi .yerde iki seksen uzanıyordu *.hemen yerine koymaya çalıştım belki kaynaşır diye .derin bir nefes aldım ve yerine taktım. elimin verdiği desteği çektim.ve çekmemle canımı ciğerimi yeniden yere düşürmem bir oldu. elimde olanca güzelliğiyle taşıdığım küçüğümle hastane kapısına dayandım.ama doktorlardan olumlu bir yanıt alamadım. küçüğümü ,yavrumu ,canımı bir tanemi bir çınarın altına gödüm ,tıpkı onun gibi koca bir çınarın altına usulca. allahtan tek isteğim onu benden öbür dünyada ayırmamasıydı. cehenneme gidecekti biliyorum * ve bile bile bende sırf bu sebepten cehennemi istiyordum. yıllar sonra yarımı gömmüş bir şekilde olan beni aile zoruyla evlendirdiler.ve artık karbondioksit karı sözünü zeytinyağlı ukde doldururken yeterince ince saramadığım zaman kocamdan işitiyorum. hüznüm depreşiyor ama mutluyum halimden çünkü cidden kadınlar erkeklerden 9 kat daha fazla zevk alıyormuş
    #2262840 (chirurgus, 04.09.2007 21:29)
  8. işte bir dijital dersinden atılmama sebep olan hikaye.

    Sözler

    "Dönmek güzeldi bu kente". Bir melodi uydurmaya çalışıyordum bu söze, boyaları kalkmaya yüz tutmuş vapurum, ışıktan bir sayfanın üzerindeki kalem gibi yol alırken. Vapurumun çığlığı martılarınkisini bastırıyordu. Duydum ki yenileri, konserve kutusuyla da seyahat edilebileceğini kanıtlarken, eski dostlar jilet olacakmış. Rüzgara sevdalanıp onunla kaçan gazetemin bulmaca eki, vapurumun olası geleceği gibi kesti beni bu düşüncelerden. Yakalamaya çalıştıysam da beceremedim. Günahkar bir gelinliğin düştüğü gibi kondu suya. Motorun köpükleri onu hazmetmeden önce biraz can çekişmişti suyun yüzeyinde.

    Ufak keskin bir kahkaha, algılarıma "Bana gel" diye çağrıda bulundu. Ben de emre uyup başımı çevirdiğimde, bir kolun bana uzattığı simit parçasını ve kolun üzerinden bana bakan, denizin yakamozunu bana sunan bir çift gözü gördüm. Üç-dört yaşlarında, sevimliliği yanaklarında şelale olmuş, gözleri de bu manzaraya mavi bir çift dolunaylık yapan bir kız çocuğuydu ilgimi misafir eden. Bir kez daha güldü, sonra bana uzattığı simitten bir parça ısırıp, kalan yarısını martılara fırlattı. Lokmayı kapmak için martıların birbiriyle yarıştıklarını görünce, heyecanla bir parça daha kopardı yarıya gelmiş simitten. Susamların ve kırıntıların dökülmesine aldırış etmeden, taze simidi bana uzattı. "Önce biraz ye", dedi, ardından gamzelerini hafızama batırana değin geniş geniş gülümsedi.

    Bu şehri severim, ama hayvanlarıyla aram pek yoktu. Ne var ki kıramadım minik arkadaşımı. Tanışmamıştık bile, ama bir anda arkadaş oluvermiştik. "Önce sen ısır ki, onları ne kadar çok sevdiğini bilsinler. Onlarla ne paylaştığını bilsinler", bir çocuktan beklemeyeceğim sözlerdi bunlar. Bu ufaklık büyülemişti beni. Oturduğum yere dönmedim. Vefakar sırt çantamı yalnız bırakıp, yeni ahbabımla beraber hem karnımı doyurdum, hem de martıları sevinç çığlıklarına boğdum. Kırk beş dakika boyunca bir şey söylemeksizin eğlendik. Ne ismimi sordu, ne de ne yaptığımı. Kendinden de bahsetmedi büyük bir olgunlukla. Sadece bana muhteşem bir kahvaltı yedirdi, benim de sonradan aldığım iki simit ve bir poğaçanın da yardımıyla. Hiç unutamayacağım bir sabah yaşıyordum.

    insanların sesleri, sözleri olmadan da duygular var olabiliyormuş; isimler ve gerekçeler gerekmiyormuş insana yaşaması için. Kaç sene olmuştu bu gerçekleri unutalı? Çok üzün süre herhalde ki, sessiz sinema kalktığında, dedem gençliğini yaşıyordu. Ya pantomime ne olmuştu? Sözlerin dünyasında öylesine kaybolmuşuz ki, ne güzel sözlerin ardındaki çirkin yüzleri, ne de yalanların hangi makyajlı dillerden döküldüğünü göremiyoruz. Sözler, eylemleri çoktan bir boy geride bırakmış. Sözlerin işgal edemediği güzellikleri matlaştırıp, renklerini çalıp heykelleştirmişiz.

    Mimiklerle anlatabildiklerimiz, bir Coelho romanından Karadeniz fıkrasına dönmüştü. Bakmadığımız, göremediğimiz bir kutuya hapsetmiştik kendimizi. Gözlerimize ya ses ayar düğmeleri koymuştuk, ya da kayan yazı levhaları. Sözlerden -çoğunlukla da yalanlardan- örülmüş surlarla çevrili körlük kalemizde, duvarlara dokundukça daha da artıyordu yükseklikleri. Sonunda güneşe kadar uzanacak ve tam onun sınırında üzerimizi kapayacak. Bundan sonra körlüğümüze atfedilen övgülerle biz içerisindeyken örülen kuyuda mutlu olacağız.

    Vapurum, hüzünlü bir yanaşma ıslığı çaldığında, ufak dostumun annesi bizi izlediği yerden kalkıp, yanımıza geldi. Ufaklığın elini tutarken "Umarım rahatsızlık vermemiştir", dedi. Hiçbir şey söylemedim, söylemem gerekmediğini biliyordum. Bana bakması yeterliydi. Bakışları yüzüme temas ettiği anda, memnuniyetimi ve sevincimi fark etmişti. O da başka bir şey söylemedi, sadece gülümseyerek karşılık verdi. Dostuma döndüm, yayvan sırıtışı suratına yayılmış,gözlerinde yine yakamozların ışıltısı, tatlı nazarıyla veda ediyordu bana. Onu yeniden görmek isterdim, deniz gibi tertemiz ve saf bakışlarında yüzmek isterdim. O anın mükemmelliğini bozmamak adına bir şey söylemedim. Sessizliğimizi koruduk, sadece birbirimize gülüşerek baktık vapurumuzdan inene kadar. En sonunda da hızlı hızlı ve coşkulu bir biçimde el salladı. Bende onu taklit etmeye çalışarak karşılık verdim. Kalabalığın içinde kaybolmadan önce annesinin eline sıkı sıkı yapıştığını gördüm.

    Yol boyunca, vapurda yaşadıklarım ve bunlara ait düşünceler eşlik ettiler bana. Eve gelip de, benim için en değerli insanın yanına varınca, sadece ona baktım. Bana bir şeyler söylemeye çalıştı ama izin vermedim ve öptüm onu. Ben kahkahalar atarken, "Neyin var senin", diye sordu şaşkınca. Bildiğimiz şekilde cevap vermedim,sadece yeniden öptüm. Mecburiyet üzerine, "Benimle gel", dedim. iskeleye varana dek, hiç konuşmadan koşar adım gitmiştik. Nasıl oldu bilmiyorum, ama o da oyunun kuralını anlamıştı. Şimdi eylemlerin sözlerden ne kadar da, daha fazla işlevli olduğunu anlıyordum. Vapura bindik, hareket etmeye henüz başlamıştı ki, bir simitçinin bize doğru gelmekte olduğunu gördüm. Tüm simitlerini almak istediğimi duyunca, önce şaşkınlıktan, sonra sevinçten bin bir şekle girdi.

    Bütün günü sevdiğim insanla iki torba dolusu simidi martılara atarak ve 2 sessiz film izleyerek geçirdim. Sinemaya gitmeden önce bir paket pamuk aldım. Dört ufak parça koparıp, ikisini kendi kulaklarıma tıktım. Diğer ikisini ise ona verdiğimde, o tatlı gülümsemesiyle bir şeyler söyledi. Herhalde deli filan dedi, duyamamıştım. Filmler bittiğinde yorgun argın eve geldik.O saçlarını tararken, ben çoktan yatağı ısıtmaya başlamıştım. işini bitirip usulca yanıma sokulduğunda, neredeyse uyumak üzereydim. Gözlerim tatlıya uykuya yeni düşecekti ki, sıcacık ve minnet dolu bir öpücüğü yanağıma kondurdu ve günün son sözcüklerini sarf etti kendince yüksek bir sesle, "Bir tanem ,artık pamuklarını çıkar istersen".
    #2622486 (GodlessTurtle, 23.11.2007 21:10)
  9. benim hiç bilgisyarım olmadı sozlukçu abi diye başlabilecek ama azmettim yağmurda çamurda çalıştım bir bilgisayar alıp sozluğe yazar oldum diye devam edebilecek hikayeler.
    #2623188 (thedifferent, 23.11.2007 23:56)

© 2008 - uludağ sözlük

sozluk yazarlarinin hikayeleri başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. sozluk yazarlarinin hikayeleri ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu sozluk yazarlarinin hikayeleri nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» baskasi » basligi basliktir diye tanimlamak » korkuyorum » gunluk » ekmek parasi icin » kemalizm » 22 temmuz 2007 secimlerinin gosterdikleri » 4 minute warning » ilhan irem » demokrasi a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » 20 haziran 2008 hirvatistan turkiye maci