sehit 


/ 2
kapat
  1. "Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz, zira onlar diridirler." vatani ve milleti bölücü tehditlerden sakinma ugruna öldürülen mehmetçigin eristigi mertebe.
    #1708942 (35 AML 35, 31.05.2007 18:36)
  2. Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

    mehmet akif ersoy *
    #1729727 (tosun burada da hizmetinizde, 05.06.2007 20:14)
  3. en yüksek askeri rütbedir.
    (bkz: sehitler olmez vatan bolunmez)
    #1732128 (justuur, 06.06.2007 10:33 ~ 10:42)
  4. iç savaşta ölenlerin dahil olmasının anlamsız olduğu kavram.
    #1748317 (diyonsos, 10.06.2007 12:06)
  5. (bkz: sehitler ve sokak tabelalari)
    #1937304 (celebi, 15.07.2007 03:49)
  6. sehitlik denen kavramın sadece muslumanlıkta oldugunu sanan arkadaslara, başlangıç olarak sunu okumalarını tavsiye ederim

    http://en.wikipedia.org/wiki/Martyr
    #2204420 (fingolfin, 26.08.2007 19:53)
  7. dini bir kavramdır.

    ama halk olarak onun da bokunu çıkardık tabi. futbol şehidi, devrim şehidi, basın şehidi, özgürlük şehidi gibi bir çok dala ayırıp basitleştirdik.
    #2204570 (kediye kafa atan mucahit fare, 26.08.2007 20:22)
  8. geride annesini, babasını,sevdiklerini bir an bile düşünmeden bırakabilen, asla ölmeyen ve vatanı böldürmeyen kişilerin ulaştığı kutsal mertebe. *
    #2204592 (alpagu, 26.08.2007 20:27)
  9. cennete sorgusuz sualsiz, peygamberler ve sahabelerden sonra ilk gireceklerdir, şöyle bir hadis vardır ki,o yüce zat'ların her birine, kendi akrabasından veya yakınlarından 70 kişiyi cennete alma gibi bir misyon verilirmiş..
    '''allah şehit olupta ölmeyi nasip etsin herkese,her kişinin isteğidir şehadet mertebesine ulaşmak ama herkese nasip olmaz''''
    #2253226 (gelberiyargelberi, 03.09.2007 11:01)
  10. vatanın bütünlüğü namusu ve dini için canını veren mübarek kimse.*
    #2423109 (akraba evliligi urunu, 03.10.2007 21:38)
  11. bir sunay akin şiiri.

    istanbul'da bir şehir
    hatları vapuruna
    verildi adım
    iki kıyı arasında
    usanmadan dolaşır
    her iskelede
    seni ararım...
    #2430363 (myhosh, 05.10.2007 13:58)
  12. vatanı, milleti, inançları ve değerleri uğruna savaşırken ölen kişilere verilen sehadet kelimesinden türemiş isimdir.

    kıyamette kul hakkı hariç tüm günahları affolunan, dolayısıyla cennette en üst mertebeye ulaşan kişilerdir bunlar.. şehit oldukları kıyafet kefen sayılabilir, yıkanmadan gömülebilirler.. çıkılabilecek en üst mertebelerden biridir.
    #2446096 (cilekrazzi, 08.10.2007 23:21)
  13. bir insanın, allah katinda ulaşabileceği en yüksek mertebedir. keza, askerlikte de ulaşılabilecek en yüksek rütbedir.
    denir ki, şehit olan insan, cennette hz muhammed'in en yakınlarında olacaktır. sehit olan kişinin, Allah katında "Allah'ım, ne olur bana bir fırsat daha ver de, yine şehit olayım, aynı lütfunu bana tekrar yaşamayı nasip eyle." diye dua ettiği söylenir.
    #2500891 (kelkeshoze, 21.10.2007 20:25)
  14. en yüce ölüm şeklidir. cennette Hz. Muhammed'den sonra en yüksek mertebeye ulaşırlar.
    #2500906 (olimbera, 21.10.2007 20:28)
  15. "her kim ilim öğrenmek için evden ayrılırsa, evine dönene kadar allah yolundadır." hadisi şerifinden de anlaşılabileceği gibi ilim yolundayken ölen insanın da ulaşabileceği kutsal mertebedir.
    #2500925 (Ghost Rider, 21.10.2007 20:31)
  16. Allah yolunda can veren insanlardır.

    (bkz:Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
    ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli)
    #2500961 (DarkStar, 21.10.2007 20:36)
  17. Serkan Adem Aydoğdu, yedeksubay olarak Hakkari Yüksekova'ya gönderildiği 1997 yılında, gencecik bir avukattı. Askerlik sonrası hayalleri vardı.
    Hain bir bölücünün Kanas suikast silahı ile attığı, omuriliğine saplanan mermi onun tüm hayallerini bir anda sildi
    Ömür boyu hiç yürüyemeyecek

    Hakkari dağlarında hain düşmanın attığı tek kurşunla yaralanıp felç olan 26 yaşındaki Serkan Adem Erdoğdu, hem mesleği olan avukatlığa hem de ayaklarına veda etmek zorunda kaldı


    Serkan'ın en büyük destekçisi öğretmen emeklisi annesi Naciye Hanım, onun her an yanında.
    Serkan Adem Aydoğdu yedeksubay olarak Hakkari Yüksekova'ya gönderildiği 1997 yılında, gencecik bir avukattı. 26 yaşındaydı, hukuk fakültesini ve iki yıllık avukatlık stajını bitirmiş, büro açmadan önce "aradan çıksın" diyerek askerlik için müracaat etmişti. Isparta Eğirdir Dağ Komando Okulu'ndaki eğitimin ardından 1997 Nisan'ında Hakkari'ye gitti. Yüksekova'da Kanas adındaki suikast silahından çıkan tek bir kurşunla tekerlekli sandalyeye bağlandı.
    Bürosunu hiç açamayan, tekerlekli sandalye basketbolu ile günlerini doldurmaya çalışan Serkan da en az diğer gazi arkadaşları kadar dertli:
    "Bir anma töreni olur hayatında görmediğin görmeyeceğin bir sürü insan gelir 'Sizlerle gurur duyuyoruz' der. Elini sıkar, pohpohlar, sonra da unutur gider. Oysa ne bir eksik ne bir fazla, sadece birey gibi saygı görmeyi istiyoruz. En basitinden devlet dairelerinin engelli girişleri yok. Mesleğimi yapamıyor, eğitimli bir işsiz olarak bekliyorum."

    Soğuk ve sessizdi
    1997 19 Temmuz gecesi. Yüksekova'nın kırsalı ikiyaka'da saat gecenin 03.00'ü. Aylardan Temmuz ama deniz seviyesinden 3 bin metre yüksekte buzul gölleri ile kaplı ikiyaka'da geceleri parkasız yatılmıyor.
    O gece Serkan timinin başında operasyondan dönüyordu. Bütün gece uzaktan gelen çatışma sesleri eşliğinde yürürken birden haber geldi: "Görüntü alındı, dikkatli olun" diyordu telsizdeki ses. O anda bulabildikleri ot, kaya ne varsa arkasına saklandılar. Serkan da timinden 5-6 askerle birlikte mevziye yattı.

    Tek kurşun yetti
    Saklandıkları yerde yarım saat kadar beklediler.
    Daha sonra telsizle ikinci bir haber geldi. Hareket emri alan Serkan asteğmen askerlerine yavaşça kalkmalarını söyledi.
    Oysa bir PKK'lı çoktan gözüne kestirmişti elinde telsiz taşıyan Serkan asteğmeni. Doğrulmasına fırsat vermeden tetiğine bastı Kanas'ın. Uzun menzilli suikast silahından çıkan tek kurşun gecenin o karanlığında tam da belinden vurdu Serkan'ı. Kurşun omiriliğine isabet etmiş ve felç olmasına yol açmıştı.

    Acıyı hissetmedim
    Serkan, tam 8 yıl sonra o anı şöyle anlatıyor: "Vurulduktan hemen sonra belimde küçük bir iğne içerden sokuluyormuş gibi bir his duydum. Kurşun sinirlere geldiği için acıyı çok fazla hissetmedim. Filmlerde kurşunlanan kişiler yalpalar, kıvranır falan ya. Bende hiç olmadı öyle bir şey. O anda felç olmuşum. Acı çekmedim ama keşke o acıları çekseydim de bu olmasaydı..."

    "Komutanım ayaklarınız düz"
    Yerde ne kadar yattığını hatırlamıyor Serkan. Yalnızca kurşun yağmuru altında zamanın geçmek bilmediğini söylüyor:
    "Başıma gelenleri anlamlandırmaya çalışıyordum. Vurulduğum anda dizlerim büküktü. Vurulduktan sonra da hala dizlerim bükük zannediyorum. Taciz ateşi devam ederken dizlerimi düzeltmeliyim, bir de dizimden vurulacağım diye düşündüm ama bir türlü dizlerimi düzeltemiyordum. Daha doğrusu o şokla bana öyle geliyormuş. Yanımdaki askere rica ettim. 'Ayaklarımı düzelt, bak kurşun gelecek' dedim. O da bana 'Komutanım ayaklarınız zaten düz' dedi. O zaman anladım ayaklarımı hissedemediğimi..."

    Helikopter geldi
    Nihayet taciz ateşi sona ermiş ortalık sakinleşmişti. Hakkari'nin dağları şafaktan önceki alacakaranlığı yaşıyordu. Askerler kurşun yarası almış Serkan asteğmenlerini kucaklarında daha güvenli bir yere, bir tepenin arkasına götürdüler.
    Telsizle merkeze haber verildi 3 saatlik uzun bekleyişin sonunda, gelen helikopter Serkan asteğmeni alıp Hakkari Devlet Hastanesi'ne götürdü. Hemen ameliyata alındı. Kurşun sol böbreği de parçalamıştı. Çaresiz böbreği de aldılar. Diğer iç organlarda da ufak çaplı hasar vardı ama asıl hasar omurilikteydi. Kemikte kırılma olmamasına rağmen çarpmanın şiddeti felç olmasına yetmişti.

    Tekerlekle sandalye
    Ertesi gün Serkan'ı GATA'ya sevk ettiler. Kurşun orada çıkarılacaktı. Uzun ve zorlu bir ameliyatın ardından 28 gün yoğun bakımda kaldı.
    Yoğun bakımda kaldığı sürece aklında tek bir soru vardı: "Tekrar yürüyebilecek miyim?" Ayaklarını hissedemiyor, çabalasa da oynatamıyordu. Doktorlara durmadan aynı soruyu soruyordu. "Henüz belli olmaz. Bir müddet daha bekleyeceksiniz" gibi yanıtlar belirsizliği daha da büyütüyordu.
    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği'nde kaldığı bir ayın ortalarında yürüyemeyeceği fikri kafasında netleşmeye başlamıştı:
    "Kimi hastaların egzersizlerle ilerleme kaydettiğini görüyordum. Ben de mücadele ediyordum ama bir gelişme olmuyordu. Artık yapamayacağım bir şey için daha fazla ümitlenmek istemedim..."
    Ve bir gün tüm cesaretini toplayıp klinik şefine sordu durumunu. Doktor, bu metanetli görünen gencin ısrarları karşısında dayanamadı. Gerçeği bilmek hakkıydı nihayetinde. Ve ağzından şu cümleler döküldü: "Hiç yürümeyecek dediğimiz vakalar yürüyüp gittiler ama senin yürümen artık bir mucize olur. Tekerlekli sandalye bundan sonra senin en iyi dostun. Bu şekilde yaşamaya alış..."

    Demesi kolay
    Oysa doktorun sözleri karşısında beklemediği kadar üzülmüştü Serkan, kendine bile itiraf edemese de bir umut vardı içinde. Kalan son umudun da yitip gittiği o anı şöyle anlatıyor:
    "Bir anda aptallaştım. Bütün gelecekle ilgili planlarım, hayallerim her şey alt üst olmuştu. Sıfır noktasındaydım. Her şeyi yeniden organize etmek, her şeye yeniden başlamak zorunda hissettim..."
    Vurulduğu gün Serkan asteğmene, "Ailene haber verelim mi diye sordularsa da istemedi. Annesi ve erkek kardeşine kara haber GATA'dan verildi. Herkes çok üzgündü ama kimse Serkan'ın yanında ağlayıp sızlamadı. Gizli bir anlaşma yapılmış gibi bütün aile sakin görünüyor, acısını sessizce içinde büyütüyordu.

    Kafasında yaşadı
    Serkan için rapor hazırlanması bir yılı buldu. Bu süre içinde 6 ay hava değişimi için izmir'e ailesinin yanına gelen Serkan için depresyon kaçınılmaz oldu.
    Kafası sürekli vurulduğu o kısacık an ile meşguldü:
    "Birbirine bağlı olaylar bir zincir oluşturuyordu. Ve halkalardan herhangi birini kesebilseydim sonuç bu olmayacaktı. Mesela orada bir kaç santim önde veya arkada olsam kurşun vücudumun başka bir yerine gelecekti. Neden ben, neden sakatlık? Aslında bunların hiç birini değiştirme şansım yoktu. Ama ilk zamanlar 'olan oldu' diyemiyorsunuz. Kabullenme aşamasıydı. O an en kötüsü oymuş gibi geliyor. Oysa boynundan aşağısı tutmayan insanlar var. Ömürlerinin sonuna kadar yemeklerini başkaları yediriyor. 'Ben daha iyiyim, buna da şükür' diyemiyor insan. Şimdi böyle düşünüyorum ama, bu da başa çıkmanın yollarından biri mi, yoksa gerçek mi? o tartışılır..."

    Büro açamıyor
    Tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda kalan Serkan eğer başına bunlar gelmeseydi askerlik dönüşü kendi bürosunu açacaktı. Ancak şu anda fiziksel koşullar yüzünden mesleği olan avukatlığı da yapamıyor.
    "Bu halimle hangi devlet dairesine girebilirim?
    Ulaşım ayrı sorun. Kendi arabamla gitsem müvekkilime yazacağım masraf faturası dünyanın parası tutacak. o da çok mantıksız. Büyük bir azim abidesi olmak, hırs yapmak lazım. Sırf avukatlık yapacağım diye kendimi 5 kat sırtta taşıtamam.
    Serkan'a son darbe de Emekli Sandığı Kanunu'nda yapılan değişiklikle gelmiş:
    "AKP iktidarı Emekli Sandığı kanununda bir değişiklik yaptı. Devlet memuru olarak çalışırsak gazilik maaşımız kesiliyor. Bu yüzden sözleşmeli personel veya işçi kadrosunda çalışmamız gerekiyor. içişleri Bakanlığı'na başvurdum. Gelen cevap yazısında uygun bir kadro bulunmadığı ama istersem memur olabileceğim bildirildi..." 1997 yılında 26 milyar tazminat alan Serkan şu anda 1 milyar 200 milyon lira gazilik maaşı alıyor.

    Geçmişi sorgulamıyorum
    Gazi Serkan sorularımıza şu yanıtları veriyor.
    - Geriye dönüp baktığında "Değer miydi?" dediğin oluyor mu, niçin vurulduğunu biliyor musun?
    "Niçin vurulduğumu biliyorum ama artık politika yapmayı bıraktım. Geçmişi artık çok fazla sorgulamıyorum ama birey olarak elbette politik görüşüm var. Ben hiç bir devlet büyüğünün çocuğunun orada askerlik yaptığını görmedim ama vatanseverlik nutukları atmak da onlardan kimseye düşmüyor. Kim söylemiş bilmiyorum ama 'Vatanseverlik, cepheye olan mesafe ile doğru orantılıdır' diye bir söz var. Ne kadar yakınsan o kadar vatanseversin yani. Bir sürü insan öldü. içimden gelmiyor yani boşu boşunaydı demek. Ama her şey çok daha farklı olabilirdi."
    - Bugün gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsun?
    "Takke düştü kel göründü diyeyim. Özgürlük, demokrasi vesaire... Tabii ki bu ülkede yaşayan her vatandaşın Türk, Kürt, Ermeni, Rum kendilerini -isterse ana dilinde- özgürce ifade etme hakkı var. Buna karşı çıkmak zaten insan haklarına karşı çıkmak demek.
    Ama bir yandan 'Biz özgürlük, demokrasi, eşit haklar istiyoruz' deyip, sonra da bunun sembolü ve mimari olarak Abdullah Öcalan'ın posterini elde tutmanın hiç bir mantığı yok. Yani orada o insanlara sormak lazım. Özgürlük Abdullah Öcalan'la gelecekse geldi işte 1985'ten beri özgürsünüz. Birtakım şeyleri Türk devleti kabul etti, siz de değiştirin. Bundan 15 sene önce Kürt diye bir millet yoktur deniyordu. Resmi söylem buydu. Şimdi Kürtçe televizyon yayını var. Geldiğimiz yere bakmak lazım. Ben hiç bir zaman devrime inanmam. Evrime inanırım. Olacaksa evrim olacak ve hep beraber evrileceğiz. Ama bunun kıblesi imralı değil. imralı'ya döndükçe bu sorun çözülmeyecek, sadece karşılıklı olarak milliyetçilik körüklenecek. Ne kadar çok milliyetçi olursak bu sorun o kadar geç bitecek.
    #2502852 (SimphizisPupis, 22.10.2007 10:07)
  18. devamidir.
    Para yok, poğaça versem olur mu?
    Engelli olarak yaşamanın zorlğuna dikket çeken Serkan asteğmen, bir anısını şöyle anlatıyor: "Gazi bir arkadaşım tekerlekli sandalye ile Ankara'da bir pastaneye girmek istemiş. Girişte basamak olduğu için 'Yardım eder misiniz' diye sormuş. Pastaneci demiş ki 'Dükkanı yeni açtım, kasada para yok. Poğaça versem olur mu?. Çok acı..."

    cok sevdigim bir arkadasimdir. bu durum oyle zorki aglamamak icin zor tutuyorum kendimi.
    nefret kusuyorum.
    #2502854 (SimphizisPupis, 22.10.2007 10:09 ~ 10:10)
  19. oğul;
    sen giderken,
    ardından baktığım oğul.
    seni gözledim,
    doğduğundan beri yaptığım gibi, seni izledim.
    yüzüne çarparsa yel, yüreğim ürperir oğul,
    ayağına taş değerse, bağrım yanar oğlu,
    kıyamadım gülü ellemene,
    dikeni vardır diye.
    canımdan can, kanımdan kan oğul.
    ama
    bugün git oğul.
    yoluna git.
    şu islam toprağını gavur alacaksa,
    ezanların susacaksa,
    el kemendini boynuna atacaksa ,
    çiğnenecekse şehit atanın mezarı,
    git oğul,
    git
    bilesin ki resul önündedir.
    bilesin ki melekler ardındadır.
    bilesin ki dualarım semadadır.
    bilesin ki yolun allah'adır.
    düşte gördüm oğul,
    bize artık vuslat,
    mahşerden sonrayadır.
    *
    #2679084 (kelime oyuncusu, 09.12.2007 10:44)
  20. Ölümsüzlerdir.
    #2679187 (gokphantom, 09.12.2007 11:43)
  21. allahın varlığına ve birliğine iman etmiş ve canını bu uğurda vermiş kimsedir.
    #3300392 (sirin baba, 21.04.2008 18:39)
  22. ne zaman bir şehit cenazesi görsem, ya başında kaskeli bir baba, ya da kendi halinde bir anne karşıma çıkar.hiç bir diplomatın, hiç bir bürokratın, hiç bir siyasetçinin akrabalarında zeval yoktur, olmamalıdır da..

    bu cenazelere göstermelik olarak katılan bu ünlü kişilerin ağladığını hiç görmedim, biri görmüşse bana da söylesin lütfen.

    zaten dağda hainlerle göğüs göğüse çarpışan bu kişilerin evlatları olsaydı, teslimiyetçi bir dış politika izlenirmiydi bunca zaman ? haddini bilmeyen barzani - talabani kuklaları konuşabilir miydi bağıra çağıra ?

    ancak senin benim yoksul halkımın evlatları birbirine düşman edilmiş iki toplumun kininin kurbanı olurlar.yıllardır izlenmiş yanlış politikaların, susturulma çabalarının, demokratik özgürlüklerin kısıtlanması gibi olaylar hiç yaşanmamış gibi, sanki terör 70 lerde birden patlak vermiş gibi davranır her gelen hükümet..

    yalnız unutulmaması gereken bir şey var ;

    şehitler-gaziler hiç kimsenin sahip olamayacağı bir şerefi, hiç kimsenin yükselemeyeceği bir yüceliği, hiçbirimizin erişemeyeceği bir gururu, önce kendi boyunlarına, sonra yoksul evlerinin duvarlarına asarlar.
    #3384346 (waLking away, 11.05.2008 18:55)
  23. bazı mallar tarafından anlamı bilinmeyen özellik.

    bre mallar size kim dedi '' allah yolun da olenler in'' şehit olduğunu ?

    allah kuran-ı kerimde açıkça belirtiyor oysa ki,

    '' allah yolunda oldurulenlere * *, *. ölü demeyiniz, zira onlar yaşarlar fakat siz görmezsiniz.''
    #3397200 (aclik kader olamaz, 14.05.2008 18:07 ~ 18:14)
  24. vatanı için ölümü gözünü kırpmadan seçen,milleti için ölen asker.
    #3397839 (ask eskitir beni, 14.05.2008 21:06)
  25. gecenin bu saatinde gözyaşlarımı engellenemez kılan muhteşem yazı...
    #3481599 (little black dress, 02.06.2008 01:52)
/ 2
© 2008 - uludağ sözlük

sehit başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. sehit ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu sehit nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» fethullah gulen marka condom » samil basayev » el diego » gel bize gidelim » robotlarla evlenmek » o simdi guvercin besliyor » bir ermeni halk kahramani olarak orhan pamuk » aptal » these boobs are made for shaking » rose mcgowan a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » 20 haziran 2008 hirvatistan turkiye maci