reformizmin kacinilmaz kaderi 


kapat
  1. Her Seçimde Biraz Daha Geri!
    Reformizmin Kaçınılmaz Kaderi

    Devrimci politika zemininde şu veya bu şekilde yeralmış olanlar açısından "sağa savruluş", adeta sonu olmayan bir iniş gibidir. Sağcılaşmanın sonu bir türlü gelmez. Artık düzeniçileşmenin sınırına gelip dayandığını düşündüğünüzde bile, reformizm, her konjonktürde yeni geri adımlarla çıkar karşımıza.
    2007 seçimleri, ülkemiz reformist solu açısından yeni bir gerilemeyi ifade etmektedir. Bu seçimlerdeki politikaları, reformizmin, ideolojik olarak daha fazla burjuva düzenin çerçevesine girdiğinin, politik ve örgütsel olarak ise daha iddiasızlaşmış olduğunun ifadesidir.
    Kısmi farklılıkları olsa da, legal parti teorisi yaparken hepsinin ortaklaştığı iddialar şunlardı: Legal parti, kitlelerin ihtiyacıydı. Legal parti, "kitleselleşme"nin tek aracıydı. Legal parti, solun siyasete müdahalede bulunabilmesini sağlayacaktı...
    Legal parti çevreleri açısından, "Bağımsız aday" politikası, bunların hiçbirinin gerçekleşmediğinin ve gerçekleşeceğine dair kendilerinin de bir umudunun kalmadığının itirafı gibidir.

    "iktidar iddiası"ndan
    vazgeçiş

    Reformizmin bir bölümü, 2007 seçimlerine "bağımsız aday" politikasıyla giriyor.
    EMEP, SDP gibi reformist partiler için, seçimlerde esas olan DTP çizgisinin ne yapacağıdır. Bunlar, DTP çizgisi hangi politikayı belirlerse belirlesin, her dönem bu çizgiye yedeklendiler. Bu anlamda, "bağımsız aday" politikası da esasında EMEP, SDP'nin kendi düşüncelerinin sonucu olmayıp, yedeklendikleri bir taktiktir. Şimdi teorisini yapmaya çalışsalar da durum budur.
    ÖDP de aynı şekilde esas olarak Kürt milliyetçi hareketin "parti" olarak seçimlere girmemesini "fırsat" olarak görüp bu fırsatı değerlendirmek istemiştir.
    'Bağımsız aday' taktiğinin "teorik" altyapısı ise, Ahmet insel gibi birkaç aydın tarafından hazırlandı.
    Dolayısıyla "bağımsız aday" politikasına baktığımızda, ilk elde karşımıza çıkan, kaba bir fırsatçılık ve küçük-burjuva aydınların peşinden sürüklenmektir.
    Kürt milliyetçi hareketin "bağımsız aday" politikasıyla, ÖDP, EMEP ve SDP'nin "bağımsız aday" politikası birbirinden tümüyle ayrı değerlendirilmek durumundadır. Kürt milliyetçi hareketinin kendi politikası ve bu politikanın nesnel, siyasal, örgütsel zemini varken, diğerleri, bu zemine iltihak etmiş mülteciler görünümündedir.
    Kürt milliyetçi hareket, teoride ve politikada "iktidar" iddiasında bulunmamaktadır. Fakat ötekiler, (ÖDP, EMEP, SDP) bu açıdan farklıdırlar. En azından programları böyle söylemekteydi. Parlamentoya birkaç milletvekili sokma ihtimalinin çıktığı noktada, parti olduklarını da, programında yazdıklarını da, iktidar iddiasını da unutuvermişlerdir.
    Devrim ufkunu ve sabrını bırakın, düzeniçi politikada bile, sabır, ısrar, kararlılık denen şeyden vazgeçmiş, artık günü kurtarmaktan ötesine takatleri kalmadığını ilan etmişlerdir.
    Parti, her şeye rağmen, mevcut sistem içinde bile bir iddiayı, iktidar hedefini temsil eder. Reformizm, Parti'den vazgeçerken, aslında bu iddiadan vazgeçmektedir. Bağımsız aday taktiği, tamamen günü kurtarma anlayışıyla, kısa vadeli zafer amacıyla şekillendirilmiş bir politikadır. Halka güvenleri kalmamıştır. Kendilerine güvenleri kalmamıştır. Bu anlamıyla da umutsuzlaşmış, inançsızlaşmışlardır. Bu açıdan bağımsız aday taktiğini, inançsızlığın, umutsuzluğun taktiği olarak da adlandırabiliriz. Teorik, politik olarak tartışıldığında, reformistler de kabul ve teslim eder ki, Türkiye'nin demokratikleşmesi veya Kürt sorununun çözülmesi, parlamentoya sokulacak 20-30 milletvekiliyle değil, halkın mücadelesiyle, güçlü bir halk hareketiyle olacaktır. Böyle bir hareketi geliştirmekte ısrar yerine, bağımsız adaylar politikasını geliştirmek, böyle bir hareket yaratılabileceğine de inanmamaktır.
    Bütün bunlar siyasal olarak çok açıkken, parti, örgüt olgusunu, örgütlü halk hareketi düşüncesini tamamen bir yana bırakıp, bağımsız aday taktiğine sıçramanın reformizm açısından dile getirilmeyen –ve getirilmeyecek olan– nedenine de işaret etmek gerekir. Reformizmin böyle bir "zafere" çok ihtiyacı vardır. Çünkü aslında, yaklaşık 15 yıllık bir süreçte, legal particiliğe, seçim politikalarına ilişkin doğrulanmış tek bir öngörüleri, kazanılmış tek bir başarıları yoktur. 1980'lerin sonlarından beri yaptıkları "legal particilik" teorilerinin altında kalmışlardır. Çünkü teoriler iflas etmiştir. Şimdi birkaç milletvekiliyle oligarşinin parlamentosuna girip "ezber bozarak"(!) bu iflası kısmen telafi etmeye çalışmaktadırlar. Kürt milliyetçi hareketin yarattığı "fırsat"la, "bağımsız aday" taktiğinin üstüne adeta balıklama atlamaları işte bu yüzdendir.

    Halk için demokrasiden
    vazgeçiş

    Adeta "paldır-küldür" gündeme gelen seçim sürecinin politik olarak ülkemiz tarihinin en "kısır" seçimi olmaya aday olduğunu şimdiden söyleyebiliriz. Ne kitlelerde heyecan yaratan seçim sloganları var ortada, ne az çok ciddiye alınabilecek projeler, politikalar... Öyle ki bir tek "mazot fiyatı", seçim arenasına canlılık getiren bir etkene dönüştü.
    Peki, reformist legal partiler ve bağımsız adaylar, bu tablonun dışındalar mı? Hayır. Kürt milliyetçi hareketin adaylarının gündemi, "kendi"leriyle sınırlıdır zaten. Diğerlerinde de özgün ve somut sayılabilecek hemen hiçbir şey yoktur. DTP, EMEP, SDP, ÖDP reformizminin sözleri, demokrasiyle başlayıp, demokrasiyle bitmektedir.
    Lakin, niteliği tamamen belirsiz, bilinçli olarak belirsiz bırakılmış bir demokrasi söylemi var ortada.
    Karşımızda bir kez daha emperyalizmi ve bağımsızlığı es geçip tüm vurguyu demokrasiye yapan bir söylem var.
    Nasıl bir demokrasi bu?
    Irak'taki gibi bir demokrasi mi?
    Demokrasi gelsin de "kim getirirse getirsin", "nasıl getirirse getirsin" anlayışı mı?
    #1978057 (LocK, 21.07.2007 12:39)
  2. Tek başına "demokrasi" için çağrı yapanlar, halktan bir şey gizliyorlar, lafın tamamını söylemiyorlar. Politikaları, dediklerinden çok demediklerinde gizli.
    Emperyalizme karşı bağımsızlığı savunuyoruz demiyorlar.
    Çünkü, aslında diyorlar ki, onlara [emperyalizme] karşı gücümüz yetmez. Dahası, onlarsız yapamayız. Öyleyse, emperyalizm ve bağımsızlık meselesini gündemimizden, programımızdan, seçim bildirgelerimizden çıkarıyoruz.
    Peki çıkarın!
    Fakat bunu çıkardığınızda, bildirgelerinizin düzen partilerinin bildirgelerinden bir farkı kalmayacaktır. Bunu çıkardığınızda, halka karşı açık ve dürüst olamazsınız. Vaatlerinizde samimi olamazsınız.
    Emperyalizmden bağımsızlığını kazanamamış bir Türkiye'de demokrasi de olmaz, refah da. Tartıştığımız konunun önemi buradadır. Reformizmin demokrasi söyleminin karşılığı en genelde "burjuva demokrasisi"dir. Birincisi, halk için demokrasiyi savunabilecek siyasi cesaretten yoksundurlar. ideolojik olarak gerileyişlerinin somutlandığı nokta burasıdır. Halk demokrasisini bir hedef olmaktan da çıkarıp, burjuva demokrasisinin şemsiyesine sığınmışlardır. Fakat; burjuva demokrasisi için mücadeleyi de kendileri üstlenmemekte, bunu da büyük ölçüde Avrupa emperyalizmine havale etmektedirler.
    Mesela, Baskın Oran'ın röportajları bu açıdan çok çarpıcıdır ve demokrasi mücadelesi anlayışındaki çarpıklığı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bizim gibi ülkelerde diyor, iç dinamikler yetmediği için demokrasi dışarıdan ithal ediliyor. iyi de ediliyor diyor. AKP'yi buna aracılık ettiği için övüyor. Bunlar, "yukarıdan -AB taraflarından- demokratik devrim", "AKP'nin AB politikaları nezdinde desteklenmesi", ÖDP'nin politikasının ana çizgilerindendir. Oran'ın siyasal olarak baş destekçisinin ÖDP olması bu anlamda tesadüfi değildir.
    Reformizm aracılığıyla, halkımıza Avrupa emperyalizmi kabul ettirilmek isteniyor. DTP-EMEP-SDP ortak açıklama yapıp "Ya gerçek demokrasi ya hiç"! diyorlar.. Gerçek demokrasi ne demek? Avrupa emperyalizminden ithal edilecek bir demokrasi mi bu? Değilse, gerçek demokrasinin yolu nerden geçiyor? Değilse, AB'den demokrasi ithal edilmesine ne diyorsunuz?
    Oligarşinin demokrasicilik oyununda yeralmalarını, emperyalizmin politikaları karşısındaki hayırhah sessizliklerini gizlemek için, "ya demokrasi, ya hiç" gibi şatafatlı sözler ediliyor, saflaşma, kamplaşma teorileri yapılıyor ama soru ortadadır: Sizinki"demokrasiyi savunan bir kamp" mı, oligarşinin demokrasicilik oyunu içinde "parlamenter bir kamp" mı?

    Levent Tüzel ve
    Ufuk Uras'ın Ufku!

    Mazot'un fiyatı 1 YTL olabilir mi? Burjuvazi cephesinden bakanlar, Cem Uzan'ın bu vaadini gülerek karşıladılar. Nasıl olurdu canım?
    ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, bir toplantıda bu konudaki bakış açısını şöyle anlatıyordu: "Geçenlerde biri bana sordu, Uzan mazotu 1 YTL'ye düşürecekmiş, siz ne yapacaksınız dedi. Bende başından aşağıya dökeceğiz dedim. Herhalde garip geldi ki yayınlamadılar."
    Garip elbette. Başından aşağıya dökecekmiş. Cevap mı bu şimdi?
    EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel de Cem Uzan'ın 'Mazot 1 YTL olacak" vaadine bir de '2 YTL'den aldığı 40 bin litre mazotu 1 YTL'den satacağını" vaat etmesi hakkında il Seçim Kurulu'na suç duyurusunda bulunmuş.
    Başka şikayet edilecek şey kalmamış mı? Uzan'ı eleştirecekseniz, teşhir edecekseniz, başka noktalardan yapın.
    Bakış açıları, düzenin sınırlarına hapsolmuş; öyle hapsolmuş ki, meselelere burjuvazinin ölçüleriyle bakıyorlar; mesela mazotun fiyatı, oligarşiye maliyetinin çok üstünde. Azıcık araştırsalar bunu öğrenirler. Maliyetle satış fiyatı arasında üç kata yakın fark var. Oligarşi bütçe dengeleri için bindirmiş fiyatı.
    Emperyalizm ve oligarşi, krizlerin faturasını halkın sırtına nasıl yüklüyor? işte böyle fiyat politikalarıyla. Kaldı ki, isterse maliyeti daha fazla olsun, öyle olsa bile, sübvanse etsin çiftçinin kullanacağı mazotu... "Kaynak nerden bulunacak" sorusunun derdine burjuvazi düşsün. Tekellere biraz az hortumlanırsa, her şeye kaynak bulunur. "Sol" adına politika yapan herkes bilir bunu ve böyle bakmak zorundadır. Ama Uras ve Tüzel, öyle bakmıyor. Biri mazotu 1 YTL yapacak diye başından aşağı döküyor, biri şikayet ediyor. Sol adına, sosyalizm adına politika yapanların işi bu mu?.. Bu "ufuksuzluk"la TBMM'de ne yapabilirsiniz ki?

    2007.07.08

    http://www.yuruyus.com/ww...amp;dergi_sayi_no=112& ;
    #1978061 (LocK, 21.07.2007 12:39)

© 2008 - uludağ sözlük

reformizmin kacinilmaz kaderi başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. reformizmin kacinilmaz kaderi ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu reformizmin kacinilmaz kaderi nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» arkadasin olmesi » vajinaya yilan sokmak » skinny dipping » hitler i anlamak » maymunlara gelesin » kenan evren » sasirtan fm olaylari » ana beni eversene » gecen hafta girilen entry » siri hustvedt a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » 20 haziran 2008 hirvatistan turkiye maci