ozgurluk ve dayanisma partisi 


/ 5
kapat
  1. odp

    Kendilerini dev yol'un mirasçısı olarak görmektedirler.
    Lakin tek varlığı hopa ile sınırlanmış gibi gözüken partidir.
    genel başkanı ufuk uras'tır.
    #373200 (LocK, 25.06.2006 14:48 ~ 23.09.2007 12:53)
  2. genel başkanlığını hayri kozanoğlu'nun yaptığı siyasi partidir,10. yılını kutlamaktadırlar.
    #373222 (sohodo, 25.06.2006 14:54)
  3. ilk başkanı ufuk uras'tır. kurulduğu zamanlarda ülkede tatlı rüzgarlar estirmiş, coşkulu çıkışlarla ses getirmiştir. onca politik geleneği bağrında taşıması olumlu karşılanmıştır ancak bu daha sonra parti içindeki gruplaşmaların, partiyi kendi siyasetlerini yapmanın platformu olarak görenlerin sayesinde dezavantaja dönüşmüştür. nitekim sosyalist demokrasi partisi ödp'den ayrılan bir grubun eseridir.
    ozgurlukcu sosyalizm gibi bir tezin altını doldurmaya çalışmış, kısmen başarılı olmuştur. akademik dünyada, medyada, bilhassa reklam sektöründe yığınla ödp'li vardır. geçenlerde diğer sol partilerle son zamanlardaki gelişmelere dair ortak bir bildiri yayınladı.
    bakalım ödp hangi mecraya akacak...
    #373241 (zibende, 25.06.2006 15:00 ~ 20.03.2007 20:15)
  4. diğer sol partilerle uygun bir zeminde buluşup birleşmesi gereken partidir...türkiye
    'yi kurtaracak fikirler üretmektedir ama birleşim şarttır...
    #374217 (TTTDDD, 25.06.2006 22:19)
  5. ilk zamanlarında 'öp dede partisi' denilirdi. diğer yandan ufuk uras'ın ilk açıklamaları hiç gitmez aklımdan ' biz her şeyin sevgiyle çözüme ulaşabileceğine inanıyoruz' diyordu. * o zamanlar çok toz pembe gelmişti söyledikleri. şimdi benimsediği gidiş de yola ilk çıktığı bazı insanlar ve destekçileri tarafından eleştirilmekte.
    #374231 (steril mikrop, 25.06.2006 22:24)
  6. eski dev-yol un olusturdugu partidir.Diger asiri sol partilerin aksine kurt milliyetciligini savunmazlar.
    #374334 (spiritualized, 25.06.2006 23:01)
  7. (bkz: ufuk uras)
    #421129 (internettin, 13.07.2006 13:07)
  8. turkiye lubnan macinda israil protestosu yaptığı için tebrik ettiğimiz gençlerin partisi.
    #482334 (palta, 31.07.2006 22:39)
  9. üniversitede yılda iki kere olan eylemlerin sahipleri,hicbir zaman iktidar partisi olamayacağı bir gerçek olan parti *
    #482420 (DolmakALEM, 31.07.2006 22:56)
  10. bazı bazı oyumu atsam mnı diye düşündüğüm, ördekçiler de denilen * hopada belediye başkanlığını almış bulunan; şirin, ancak şirinliğin iktidar olmaya yatmediği, barajı aştığında elimde bayrağıyla dolaşacağım, sosyalist güruhun bol bulunduğu üç oda bir salon parti
    #685380 (grejuva, 02.10.2006 00:40)
  11. çocukluğumun unutulmaz piknik maceralarimin yaşanmasina sebep olmuş siyasi oluşum.

    (bkz: ödp günleri)
    #685536 (masterdrummer, 02.10.2006 01:21)
  12. üye sayısından az oy alarak beni dumura uğratan parti.
    kadim solcuların kadük partisi.

    -devrim yolunda yedi yaşında yaşasın özgürlük dayanışma
    -iyi abi sünnet vakitleri gelmiş bunların.
    #685563 (siyahbeyazkizil, 02.10.2006 01:31)
  13. http://www.odp.org.tr/
    #726660 (vernon sullivan, 12.10.2006 04:13)
  14. türkiye'de harbi harbi solu temsil eden tek parti...
    #852367 (fobia, 13.11.2006 13:10)
  15. Tembellik hakkı kavramından bahseden siyasi oluşum.
    #852384 (expert16, 13.11.2006 13:13)
  16. genel baskanligina yeniden ufuk uras in secildigi parti.
    #1299791 (muhtar, 13.02.2007 19:19)
  17. birgün gazetesinde sık sık haberi çıkan ve kısaltılmış hali ödp olan parti. ezilenlerin yanında olduklarını iddia etmekteler. yaptıkları bu iddiayı destekler niteliktedir.
    #1299866 (xervesilamet, 13.02.2007 19:35)
  18. (bkz: hic bir zaman bir yere gelemeyecek partiler)
    #1553302 (imitasyon, 22.04.2007 05:45)
  19. 'son seçenek sol seçenek, sol seçenek; ödp' tümdengelim sloganıyla varolan partilerden daha entellektüel olduğu su götürmez partidir.
    sol partiler içersinde en kaliteli partidir, 3.dünya komünist teorilere saplanıp kalmamıştır, sosyalizm özgürlükle var olabileceğini görebilmişdir ama maalesef oda diğer sol gibi kitle partisi olamayacaktır.
    #1587670 (winstonsoft, 29.04.2007 23:22)
  20. türk siyasetinin gereksiz figürlerinden. aslında türk değil türkiye demeliydim. bu elemanların dağıttığı bir kaç el ilanını okumuştum, işte kürdü, ermenisi, lazı, çerkezi diye sayıp ülkemizi sentez çorbasına çevirdikleri gibi, 1 sayfalık bir ilanın hiçbir yerinde türk kelimesini görmeyince de ne bok olduklarını anlamıştım. mecbur kaldıkları zamanda türkiyeli falan diye geçiştiriyolardı. ayrıca türbanı da destekler bunlar, ne de olsa ''faşist'' tc'nin başındaki bir sorun değil mi? şimdi bazı aklı evveller tandoğan da başlayan sol rüzgarlı ulusalcı harekete bunların bir de shp'nin de dahil olması gerektiğini söylüyor. eğer böyle birşey olursa esas o zaman ulusalcılar kendi içerisinde parçalanır. bendeniz gibi bir çok insan bu ''türkiyeli'' soytarılara çok doğaldır ki oy vermez. o yüzden burdan kendilerine seslenip ''ne işiniz var ulusalcı cephe de, gidin dtp ile tkp ile birleşin'' demek istiyorum.
    #1658614 (shalamar, 18.05.2007 17:16 ~ 21:01)
  21. bir parti mi kurucaz adını ozgurluk olmadı demokrasikoyalım mutlaka tutar diye düşündüren bir parti ismi.Bir diğeri için:
    (bkz: özgürlük ve reform partisi)
    (bkz: öp)
    #1658747 (manik depresif, 18.05.2007 18:04 ~ 18:05)
  22. türkiye'nin belki de en düzgün siyasal söyleme sahip siyasal partisi ve fakat bir türlü kitleselleşmeyi başaramadılar.
    #1672284 (leggare, 22.05.2007 01:07)
  23. parti programi şu şekilde olan sol çizgideki bir siyasal partimiz;

    21. Yüzyıl'hem uluslararası düzlemde hem de Türkiye'de, sermaye egemenliğinin dışında ve bunun ötesine geçen bir çözüm aramak, bunun gerektirdiği mücadelenin sorumluluklarını üstlenmek, bir insanlık görevi olarak karşımızda duruyor.

    Sınıflı toplumların ortaya çıkışından bu yana insanlığın özlemi olan, işçi ve emekçi sınıfların pratiğinde kendini yeniden üreten eşit, özgür, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya arayışı bu mücadelenin eksenini oluşturuyor.

    Bu evrensel ve tarihsel özlemin taşıyıcısı olan Özgürlük ve Dayanışma Partisi, kapitalizmin ve onun insanlığa dayattığı bütün baskı, sömürü, şiddet ve eşitsizlik biçimlerinin ortadan kalkmasını savunur.

    ÖDP, özgürlükçü, özyönetimci, enternasyonalist, demokratik planlamacı, ekolojist, militarizm karşıtı ve feminist bir sosyalizm doğrultusunda, sermaye güçlerinin egemenliğini ve emperyalizmin tahakkümünü ortadan kaldırarak emek güçlerinin siyasi iktidarının kurulmasını amaçlar.

    Ancak siyasal ve toplumsal alanda devrimci bir değişimin, emekçilerin partisinin herhangi bir biçimde hükümet olmasıyla değil, bizzat işçilerin ve emekçilerin kendilerini yönetmesiyle gerçekleşeceğini bir an bile gözden yitirmez.

    Bu nedenle emekçilerin daha bugünden, toplumsal yarar doğrultusundaki faaliyetlerini geliştirecekleri, eşitlikçi, dayanışmacı ve demokratik ilişkileri yaşamın her alanına yayacakları, siyasetin toplumsallaşması yönünde çaba ve girişimlerini sürdürecekleri, yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir mücadele hattına ve siyaset tarzına sahip olmayı vazgeçilmez sayar.

    işçi ve emekçileri sermayeden, sermayenin politik parti ve akımlarından ve devletten ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsızlaştırmayı başlıca işlevlerinden biri olarak görür.
    Bu anlamda işçilerin, aydınların, kamu emekçilerinin, köylülerin, kısacası tüm emek güçlerinin deneyimlerinin, örgütlenmelerinin, karar alma, denetleme ve yürütme yeteneklerinin geliştirilmesini öngören, tüm toplumsal yaşam alanlarında üretenlerin yöneteceği bir dünyanın şekillenmesine öncelik veren bir eylem planına sahiptir.
    #1692387 (leggare, 27.05.2007 13:50 ~ 14:01)
  24. dunyayi degistirecegiz

    Dünya 21. Yüzyıl'ın başında hem bloklar ve devletler arasındaki jeopolitik güç mücadelesinin, hem de çok uluslu şirketler arasındaki ekonomik rekabetin öne çıktığı bir dönemi yaşıyor. Günümüzün emperyalizmi, kapitalist birikimin sorunlarını tüm dünya emekçilerinin sırtından çözmeye çalışan bir siyasi egemenlik biçimi şeklinde ortaya çıkıyor. Bu yeni emperyalizm biçiminde topraklar üzerindeki doğrudan denetim, piyasaların denetimi karşısında ikinci planda kalıyor. IMF, DB, DTÖ gibi uluslararası kurumlar tarafından tasarlanan yeni egemenlik ilişkileri, borçlandırma mekanizmaları, enerji yollarının kontrolü, fikri mülkiyet ve patent haklarıyla kendini gösteren bilimsel ve teknolojik hâkimiyet, kitle iletişim araçlarının muazzam gücüyle desteklenen kültürel hegemonya ile pekişiyor.

    insanlık dünyanın hemen her yerinde, farklı düzeylerde de olsa yoksulluk, sosyal dışlanma, ekonomik krizler, ekolojik tahribat ve savaş gibi kapitalist sistemin doğasından gelen sorunlarla yüz yüze kalıyor. Diğer bir deyişle, "tarihin sonu" tezleriyle 20. Yüzyıl'ın sonunda nihai zaferini ilan eden kapitalizm, iç çelişkilerinin faturasını tüm insanlığa ödetiyor. Öte yandan emperyalistler arası "ekonomik rekabetin damgasını vurduğu" kapitalist küreselleşmenin bir dönemi, ABD ve ingiltere emperyalizmi başta olmak üzere yandaşlarınca yapılan müdahale ile sona ererken, Irak ve Afganistan'da tarihin en haksız, adaletsiz, akla, vicdana ve uluslararası hukuka aykırı işgallerinden biri gerçekleştiriliyor. ABD politikalarının gerçek yüzü ortaya çıkıp işgal güçleri bir bataklığa sürüklenirken, fatura gene Ortadoğu halklarının kanı, canı, maddi ve kültürel varlıklarının kaybıyla ödeniyor.

    ABD'nin Balkanlar'a askeri müdahaleyle başlayan 11 Eylül saldırısının ardından Afganistan ve Irak işgalleriyle süren hamlesinin, henüz ona "süper emperyalizm" kavramlaştırmasını taşıyacak bir dünya imparatoru statüsü kazandırdığı söylenemez. Çok uluslu şirketler arasındaki rekabet dünya ekonomisinin temel bir dinamiği olsa da, ulus devletler arasındaki çatışmaların önemi de göz ardı edilemez. Ulusal ya da bölgesel çekişmeler, sınıf mücadelelerinin, etnik çatışmaların zaman zaman öne çıkması, "ultra emperyalizm" tezindeki uluslar üstü istikrarlı bir düzenin en azından şimdilik geçerli olmadığını gösteriyor. Klasik emperyalizm ise, büyük güçler arasındaki ciddi gerilimlere karşın, topyekün bir askeri çatışmanın ufukta görünmemesi ve uluslararası sermayenin entegrasyonu yolunda mesafe alınması nedeniyle günümüzün emperyalizmini tam olarak açıklayamıyor. Bu nedenle anti-emperyalist mücadele direniş stratejisini üç boyuta da nüfuz edecek kapsamda tasarlamak zorundadır.

    ABD emperyalizmi'nin Irak'ı köprübaşı seçerek, dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip Basra Körfezi'ni kontrol etme, buradan Hazar Denizi Havzası'nı da denetim altına alma stratejisi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya yönelik jeopolitik amacı oluşturuyor. Bunun ekonomik boyutu da, Ortadoğu'da serbest piyasa ekonomisini derinleştirerek, eğitimi destekleyerek, kadının işgücü piyasasına katılımını özendirerek dünyanın ciddi ekonomik potansiyele sahip, ama küresel ekonomiye tam eklemlenememiş bölgesini kapsamak, bölgenin ucuz işgücünü kullanmanın yanında burada kitlesel bir tüketici talebi oluşturmaktır.

    Çin, çok ucuz emek gücü, devlet müdahaleciliğine dayanan büyüme stratejisiyle önemli bir dünya ekonomik gücü haline geliyor. Rusya ise petrol ve doğalgaz başta olmak üzere, ekonomik kaynaklarını daha etkin kullanarak, uluslararası bağlantılarını güçlendirerek ve askeri varlığını hissettirerek dünya gücü statüsünü yeniden kazanma çabasını sürdürüyor. Pekin ile Moskova arasındaki jeopolitik rekabetin varlığına karşın, ABD'nin Orta Asya ve Kafkaslar'a yerleşme planını boşa çıkarmak amacıyla bölge ülkeleriyle işbirlikleri önem kazanıyor. Önümüzdeki dönem iran ve Hindistan'ın da gözlemci üye olduğu Şanghay işbirliği Örgütü üyeleriyle Latin Amerika ve Asya'nın geri kalan ülkelerinin ekonomik işbirliğinin gelişmesi bekleniyor. ABD ile Hindistan arasında yapılan, Yeni Delhi'nin nükleer ihtiraslarına tavizleri de içeren geniş kapsamlı son anlaşma söz konusu güçlerin ABD ile ilişkilerini sağlam tutma isteğiyle, rakip bir dünya ekonomik ekseni oluşturma çabaları arasındaki gerilimin gelecek on yıllara damgasını vuracağı öngörüsünü doğruluyor.

    21. Yüzyıl'da hem uluslararası düzlemde hem de Türkiye'de, sermaye egemenliğinin dışında ve bunun ötesine geçen bir çözüm aramak, bunun gerektirdiği mücadelenin sorumluluklarını üstlenmek, bir insanlık görevi olarak karşımızda duruyor.

    Sınıflı toplumların ortaya çıkışından bu yana insanlığın özlemi olan, işçi ve emekçi sınıfların pratiğinde kendini yeniden üreten eşit, özgür, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya arayışı bu mücadelenin eksenini oluşturuyor.

    Bu evrensel ve tarihsel özlemin taşıyıcısı olan Özgürlük ve Dayanışma Partisi, kapitalizmin ve onun insanlığa dayattığı bütün baskı, sömürü, şiddet ve eşitsizlik biçimlerinin ortadan kalkmasını savunur.

    ÖDP, özgürlükçü, özyönetimci, enternasyonalist, demokratik planlamacı, ekolojist, militarizm karşıtı ve feminist bir sosyalizm doğrultusunda, sermaye güçlerinin egemenliğini ve emperyalizmin tahakkümünü ortadan kaldırarak emek güçlerinin siyasi iktidarının kurulmasını amaçlar.

    Ancak siyasal ve toplumsal alanda devrimci bir değişimin, emekçilerin partisinin herhangi bir biçimde hükümet olmasıyla değil, bizzat işçilerin ve emekçilerin kendilerini yönetmesiyle gerçekleşeceğini bir an bile gözden yitirmez.

    Bu nedenle emekçilerin daha bugünden, toplumsal yarar doğrultusundaki faaliyetlerini geliştirecekleri, eşitlikçi, dayanışmacı ve demokratik ilişkileri yaşamın her alanına yayacakları, siyasetin toplumsallaşması yönünde çaba ve girişimlerini sürdürecekleri, yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir mücadele hattına ve siyaset tarzına sahip olmayı vazgeçilmez sayar.

    işçi ve emekçileri sermayeden, sermayenin politik parti ve akımlarından ve devletten ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsızlaştırmayı başlıca işlevlerinden biri olarak görür.

    Bu anlamda işçilerin, aydınların, kamu emekçilerinin, köylülerin, kısacası tüm emek güçlerinin deneyimlerinin, örgütlenmelerinin, karar alma, denetleme ve yürütme yeteneklerinin geliştirilmesini öngören, tüm toplumsal yaşam alanlarında üretenlerin yöneteceği bir dünyanın şekillenmesine öncelik veren bir eylem planına sahiptir.
    #1692388 (leggare, 27.05.2007 13:50 ~ 14:06)
  25. neo liberalizm tahrip ediyor

    Günümüzün kapitalizmi, evrensel niteliğini tüm yeryüzüne taşıyor. Kendi toplumsal ilişkilerini dünyanın her köşesine yayıyor. Kapitalizmin kâr mantığı, sermaye birikim sürecinin gerekleri her toplumsal ilişkiye, yaşam pratiğinin her adımına nüfuz ediyor. Kapitalizmin bugünkü ideolojisi neo liberalizm, bir anlamda piyasayı toplumsal ve politik kontrolün dışına taşımayı hedefliyor. Bu tasarım kapitalist küreselleşmeyi doğal gelişmelerin bir sonucu gibi sunuyor, arkasında uluslararası sermayenin bir politik projesi bulunduğu gerçeğini gizlemeye çalışıyor.

    Neo liberal tasarımda devletin işlevi de yerel ekonomileri dünya ekonomisinin gereklerine uyarlamak yönünde değişiyor. Devlet artık ulusal ekonomi ile uluslararası ekonomi arasında bir volan kayışı haline geliyor ve dışarıdan içeriye doğru uluslararasılaşıyor. Bundan böyle ulus devletin görevi, kendi egemenlik alanı içerisinde sınıf, mülkiyet ve piyasalara ilişkin toplumsal ilişkileri kurmak ve yeniden üretmek, uluslararası sermaye birikiminin taleplerini yerine getirmek olarak şekilleniyor.

    Neo liberalizmin atağı demokrasinin krizini de derinleştiriyor. Neo liberal zihniyet, kapitalizmin öncüllerine dönüşle, siyaset ve iktisadı farklı kuralları olan iki ayrı alan şeklinde tanımlayarak birbirinden iyice koparıyor. Böylelikle iktisadı toplumsal ihtiyaçlardan, insanların sorunlarından bağımsız, kendini düzenleyen piyasanın sinyallerine göre şekillenen bir özerk alan olarak tanımlıyor. iktisat teknik, alternatifsiz, yargıları sorgulanamaz, "halkın talepleri"nden korunması gereken bir faaliyet alanına dönüşüyor. Siyasi düzlemdeki biçimsel eşitlik görüntüsü, iktisadi eşitsizliklere, sömürü ve dışlanmaya müdahale olanağını perdeliyor.

    Her tür eşitsizlik biçimini yeniden üreten neo liberal program, tüm dünyada büyüme temposunun yavaşlaması, işsizliğin ve toplumsal dışlanmanın yaygınlaşması, sosyal devletin ve kamu hizmetlerinin gerilemesi, finansal krizlerin olağanlaşması gibi sonuçlar doğuruyor. Özellikle üretken faaliyetlerin kâr oranlarındaki düşüşler, uluslararası sermayenin spekülatif alanlara yönelmesine yol açıyor. Finansal liberalleşmeyle bu olağanüstü spekülasyon dalgası tetikleniyor. Borsalar, mali piyasalardaki değer artışı; fiziksel sermaye, insan kaynağı, araştırma-geliştirme faaliyetleri gibi reel göstergelere yansımıyor.

    Böylelikle finansal varlıkların değeri reel varlıklar aleyhine artıyor, uluslararası rantiye sınıf servetine servet katıyor. Bu gelişmeler kaynakların adaletsiz dağılımına yol açıyor, yatırım eğilimi düşüyor. işsiz ve yoksullar yavaşlayan büyümenin faturasını öderken, yerel temsilcileri de dâhil uluslar üstü sermaye sınıfı finansal yatırımlardan nemalanıyor, bir anlamda üretim finansın yedeğine sokuluyor.

    Kapitalist küreselleşme sürecinde malların, hizmetlerin, sermaye akışlarının önündeki kısıtlamalar ve kontroller hızla ortadan kaldırılıyor. Sermayenin güvenini kazanabilmek kaygısıyla ücretler, çalışma koşulları, istihdam ve sosyal güvenlik standartları, çevre düzenlemeleri aşağıya doğru çekiliyor. Ülkeler arasındaki bu rekabet "dibe doğru yarış" olarak da adlandırılıyor.

    Sermaye, sendikaları, taşeronlaştırma ve üretimi başka ülkelere kaydırma tehdidi ile geriletmeye çalışıyor. Esnek üretimde geçici, kısmi zamanlı, parça başı işler yaygınlaşıyor, özellikle kadınlar neo liberal düzende daha fazla sömürülüyor, daha yoğun baskıyla karşılaşıyor. Böylelikle kadınlar yoksullaşıyor, kadınlar kapitalist küreselleşmeye karşı mücadelenin gittikçe daha önemli bir dinamiği haline geliyor.

    Kapitalist küreselleşme tüm insani değerlerin üzerinden bir silindir gibi geçiyor. Yoksullaştırıyor, yalnızlaştırıyor, çaresizleştiriyor. Dar milliyetçiliğin etki alanına girenler bir yana, daha kapsayıcı "kolektif kimliklere" dini referanslara sarılmak bir çıkış yolu gibi görünüyor. Ortak paydası Batı karşıtlığı, modernite korkusu olan milliyetçilikten beslenen kökten dincilik veya dini de referans alan bir ırkçılık boy gösterebiliyor. Aynı neoliberal rüzgâr, Batı'da işini, yaşam standardını kaybetme korkusuna kapılanları kendi mağduriyetlerinin sorumlusu gibi gördüğü Müslümanlar'a, "ötekilere" hınç biriktiren bir kitle haline getirebiliyor. Giderek demokrasi, insan hakları, hoşgörü, kadın eşitliği gibi değerlerin Batı'ya, Hıristiyanlık'a ilişkin olduğu tezleri kabul görüyor. Bu ortamda bir kültürel grubun, bir dini inancın açıkça şiddet ve terörle özdeşleştirilmesinin kültürel ırkçılık olduğunun, dinler ve kültürler arası düşmanlığı körüklediğinin altını çizmek büyük önem taşıyor. Diğer yandan hoşgörü, eleştiriye saygı gibi değerler çerçevesinde düşünme ve düşünceyi ifade özgürlüğüne kıskançça sahip çıkmak gerekiyor.

    Bilim ve teknikteki ilerlemeler yeni teknolojilerin kullanımının, böylelikle insani ihtiyaçların tatmininin ve üretici güçlerin gelişmesinin olanaklarını yaratıyor. Ama kâr mantığı, bilginin belli ellerde toplanmasına ve bilgi iktidarını pekiştirerek, bu kazanımların insanlık yararına kullanımının engellenmesine neden oluyor.

    Tüm insani etkinliklerin metalaştığı bir dünyada kültürel ve sanatsal yaratıcılık da ticari boyut kazanıyor. Serbest ticaret kurallarına tabi tutulan kültür ürünleri zengin müşterilerin egemenliğine giriyor. Büyük şirketlerin sponsorluk ağları dışındaki sanat eserleri sesini duyurmakta zorlanıyor. Bu durum kültürel çeşitliliği baltalıyor, muhalif sanatçıları dışlıyor, yaratıcılığı piyasa taleplerine tabi kılma tehlikesi doğruyor.

    Medya hegemonyasıyla, reklâm bombardımanıyla pompalanan tüketim ideolojisi insan-doğa dengesini gözetmiyor. Dev barajların, nükleer enerji üretiminin, ulaşım sistemlerinin doğurduğu hava kirliliğinin, genetik değişime uğramış gıdaların ve tüm bunlara bağlı iklim değişikliklerinin insanlık için oluşturduğu risklere karşı ekolojik güvenliğin savunulması, küresel adalet mücadelesinin en yakıcı taleplerinden biri haline geliyor.

    Yeni küreselleşme dalgası üçüncü dünyadaki geçimlik tarım üreticilerini bile uluslararası pazara bağlıyor, topraklarını ve hayvan varlıklarını kaybetmelerine, yoksullaşma ve çözülmeye yol açıyor. Aslında neo liberalizm döneminde dünya gıda üretimi tüketme kapasitesinin üzerinde. Buna karşın açlıktan ölümler her yıl artarken, yetersiz beslenme sorunu da gittikçe yaygınlaşıyor. ABD gibi en zengin ülkeler dahi en temel insani gereksinimleri bile karşılanamayan azımsanamayacak bir nüfus barındırıyor. Tarım üreticilerinin yaşamlarını sürdürebilmesinin yanı sıra, tüketicilerin yeterli ve sağlıklı beslenme ihtiyacının karşılanmasını da içeren taleplerle, çok uluslu gıda şirketlerine karşı mücadele kapitalist küreselleşmeye direnişin başlıca dinamiklerinden biri haline geliyor.
    #1692390 (leggare, 27.05.2007 13:50 ~ 14:08)
/ 5
© 2008 - uludağ sözlük

ozgurluk ve dayanisma partisi başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. ozgurluk ve dayanisma partisi ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu ozgurluk ve dayanisma partisi nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» psikojen koma » taipan » canim evlenmek istiyor ulan » ergenekon cetesinin bir numarasi ataturk tur » sizofreni » folie hysterique » ocaktan sigara yakmak » ekspresyonizm » zifir » sevisirken miyavlayan aptal kiz » turkmetalbands com » agziniza sicip sicip helallik isteyen tip » facebook u olmayan uuserlar » benim hemen evlenmem lazim baba » victor nsofor obinna » a » b » c » d » e » f » g » h » i » j » k » l » m » n » o » p » q » r » s » t » u » v » w » x » y » z » 0 » 1 » 2 » 3 » 4 » 5 » 6 » 7 » 8 » 9 » sitemap » kısa » acidan dolayi bazi taskinliklari hos gorduk » kaan » sir isaac » yildiri » bizimle ugrasma takimi toparla » gece gec yatan yazarlarin basina gelebilecekler » masumiyet muzesi » paran varsa kralsin yoksa yalansin » en mand kommer hjem » dalgali uzun sac » yapay cim » mulayim » inonu universitesi » enkoherans » borsa dusunce uzulen yurdum insani