milyarderler cogaliyor yoksulluk buyuyor 


kapat

  1. sistemin zorunluluğunun göstergesi bir söylemdir. lakin fakirler çoğalmasa zenginler olamazdır bu sistemde.
    #1430051 (LocK, 19.03.2007 17:51)
  2. --spoiler--
    AKP iktidarı döneminde dolar milyarderlerinin büyük bir hızla artışı, bu iktidarın kimin hizmetinde olduğunun kanıtıdır. AKP de zenginleri seviyor!

    Dolar Milyarderleri Çoğalıyor
    işsizlik, Yoksulluk Büyüyor

    - Düzenin iktidarları onlar için çalışıyor, 70 milyon yoksullaştırıldıkça bir avuç işbirlikçi tekelci burjuva servetini büyütüyor.
    - AKP iktidarı döneminde dolar milyarderlerinin büyük bir hızla artışı, bu iktidarın kimin hizmetinde olduğunun kanıtıdır. AKP de zenginleri seviyor!
    - Bu sömürü, bu eşitsizlik ve adaletsizlik zulüm sayesinde ayakta duruyor. Ancak unutmamalıyız ki, onlar bir avuç, biz milyonlarız; işçisi, köylüsü, memuru, gecekondulusu, işsizi ile halk olarak biz istersek, bu çarkı parçalar, adaletli bir düzeni kurabiliriz.

    Gazeteler; "Türkler yükselişte", "Japonya'yı bile geçtik zengini çok ülkeler liginde 6'ncı olduk" başlıkları ile duyurdular haberi. Onlara bakılırsa, ortada sevinilecek bir durum vardı, milli duygularımız kabarmalıydı, bu mutluluğu bize yaşatan AKP iktidarını ve elbette 'işadamlarımızı' alkışlamalıydık.
    Burjuva basının arsızca sevinmemizi istediği haber, tekelci sermayenin dergisi Forbes'in açıkladığı dünyanın en zenginleri listesinde yeralan "Türkler"e ilişkindi.
    Amerikan Forbes dergisi; bu yıl dolar milyarderleri listesine 25 Türk'ün girdiğini açıkladı. (Bir de KKTC'li bir patron var ki, onu da eklediğimizde sayı 26 oluyor.)
    Listenin başında elbette, kapitalizmin anavatanı Amerikalı zenginler var. Bill Gates, Warren Buffet, Meksikalı Carlos Slim, isveçli Kamprad Ailesi, Hintli Lakshmi Mittal ilk beş sırayı geçen yıl olduğu gibi paylaştılar.
    25 Türk zenginin toplam servetinin 36.4 milyar dolar olduğu belirtilen dergide, Türkler'in sıralaması şu şekilde:
    Önceki yıl 512'nci sırada bulunan Hüsnü Özyeğin yeni listede dünyada 249'unculuğa yükseldi. Onu, Çukurova Holding patronu Mehmet Emin Karamehmet izledi. Diğer dolar milyarderi tekelci burjuvalar ise şöyle: Şevket ve Erol Sabancı, Enka Holding patronu Şarık Tara, Zorlu Holding patronu Ahmet Nazif Zorlu, Doğan Holding patronu Aydın Doğan, Ciner Grubu patronu Turgay Ciner, Koç Holding patronları Semahat Arsel ve Rahmi Koç, Doğuş Grubu patronu Ferit Şahenk, Bülent Eczacıbaşı, yine Koç Holding'den Suna Kıraç, Anadolu Grubu patronu Tuncay Özilhan, Murat Vargı (MV Holding), Olgun Zorlu (Zorlu Holding), Yalçın Sabancı (Ya-Sa Holding), Filiz Şahenk (Doğuş Grubu), Kamil Yazıcı (Yazıcılar Metalurji), Hasan Çolakoğlu (Çolakoğlu Metalurji), Asım Kibar (Kibar Holding), Ömer Sabancı (Sabancı Holding), M. Sinan Tara (Enka Holding), Murat Ülker (Ülker Grubu), Faruk Yalçın (Makyol Grubu).
    --spoiler--
    #1430059 (LocK, 19.03.2007 17:52 ~ 17:55)
  3. --spoiler--
    25 Milyon insan ve 17 Aile

    Dikkat edilirse, sayıları 25 ama asıl olarak 17 holdingtir sözü edilen. Bir başka deyişle 17 AiLE.
    işte oligarşi bunlar! 70 milyonu bunlar sömürüyor, düzenin çarkları bunlar için dönüyor.
    iktidarlar değişiyor, onların düzenini koruyan generaller değişiyor, polis şefleri, bakanlar, başbakanlar değişiyor, ancak onlar değişmez pek. En fazla, iktidarın zengin ettiği üç beş kişi katılır aralarına, ya da oligarşi içi it dalaşı nedeniyle Uzanlar gibi tasfiye edilenler çıkar.
    Nasıl bir düzen kurmuşlar ve yalanlarla örterek nasıl yürütüyorlar bu düzeni, bakalım.
    Türkiye'nin milli geliri 390 milyar dolar. Bu 25 zenginin yani 17 ailenin geliri (o da kayıtlı olanı) ne kadar? 36.4 milyar dolar. Yani, bu 25 kişinin serveti milli gelirin yüzde 9.3'üne denk geliyor. Bu ne anlama geliyor?
    Cevaplamak için başka verilere bakalım. Nüfusun en yoksul yüzde 20'si, yani devletin resmi rakamlarıyla 13 milyon kişi milli gelirin yaklaşık yüzde 5'ini alıyor. Yani, 13 milyon kişi, 25 zenginin aldığının yarısını alıyor. Bunun bir başka ifadesi ise şu: 25 kişi yaklaşık 25 milyon kişinin aldığı payı alıyor milli gelirden.
    Peki bu milli gelir nasıl üretiliyor? Emekçilerin alınteri ile, köylünün tarlasındaki ürünle, toplanan vergilerle... Yani halkın sırtından ortaya çıkarılan "pasta"yı böyle pay ediyor düzen. 'Gelir dağılımındaki adaletsizlik" dedikleri uçurum bu denli büyük ve derin ülkemizde.
    Onlar, resmi istatistiklerde 'en yüksek gelire sahip yüzde 20' içinde gösterilirler, böylece gelir adaletsizliğindeki uçurumun büyüklüğü gizlenmiş olur. Altı, üstü, ortası ile bütün gelir dilimlerinden daha fazla bir avuç ailenin ülke gelirlerine el koyduğu yansıtılmamış olur.
    Listeye giren 17 aileyi "az" mı buldunuz; bugün TÜSiAD'ın üye sayısı 500 civarındadır. Her "aile"den en az 10-15 kişinin üye olduğu düşünüldüğünde; istediğiniz kadar bu listeyi genişletin, kelimenin gerçek anlamı ile 70 milyon içinde bir avuç "aile" çıkar karşımıza.
    Burjuva basın ve düzenin bütün kurumları bu bir avuç asalağın sefahatı ile övünmemizi istiyorlar. Oysa bu ülke zenginleri ile övünülücek değil, yoksullarından utanılacak bir ülkedir. Türkiye'nin gerçek rakamlarından birkaç örnek vermek bile bunu görmeye yeterlidir:
    - Türkiye nüfusunun en yoksul yüzde 20'lik diliminin milli gelirden aldığı pay yüzde 5 iken, en zengin yüzde 20'lik dilimin payı ise yüzde 48.3'tür.
    - Devletin resmi istatistik kurumu TÜiK'e göre; nüfusun yüzde 25.6'sı, bir başka deyişle 18 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Resmi AÇ'ların sayısı ise 1 milyon. Ki, aynı dönemi kapsayan Dünya Bankası'nın rakamları, günlük 4.30 dolarlık yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranının yüzde 58'i bulduğunu belirtmektedir.
    - Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar'ın bu hafta yaptığı açıklamaya göre; son iki yılda 1 milyon 312 bin kişi tarım sektöründen koptu, yani (gizli) işsizler ordusuna katıldı.
    - Yine geçen hafta açıklanan Birleşik Metal-iş'in araştırmasında, asgari ücretliye verilen yüzde 6'lık zammın, temel tüketime yapılan zamlar ve enflasyonla birlikte sadece iki ayda eridiği ortaya çıktı. Sendikanın Yönetim Kurulu sonuçları; "Halk, göz göre göre yoksullaştırılıyor" diye değerlendirdi.
    - Türkiye'nin insani gelişmişlik seviyesi, dünyanın 177 ülkesi arasında ancak 92. sırada yeralabiliyor.
    Verileri çoğaltmak mümkün, mutlak yoksulluğun, tarifsiz açlığın yaşandığı bölgelerimizden örnekler de verebiliriz; ama gereksiz, bu ülkede yoksulluk ve sefalet yönetenlerin dahi inkar edemediği bir boyuttadır.
    Şimdi soralım; böyle bir ülkeden dünyanın en zenginleri listesine 25 patronun girmesi 'normal' olabilir mi, adalet, hak, vicdan böyle bir şeyi kabul edebilir mi?
    Böyle bir ülkede sadece geçen yıl lüks oto satışının yüzde 37 artması övünülecek bir durum olabilir mi, o 24 Ferrari'yi satın alanların bu halkla bir alakaları bulunduğu söylenebilir mi?
    Tüm bu lüksü tüketenlerin, sefahat içinde yaşayan bir avuç asalağın, milyonlarca yoksulun ve açın, emekçilerin, köylülerin sırtına basarak büyüdüklerini bilmek için ekonomist olmaya gerek var mı?

    Zulüm Çarkları Bu Yüzden Hızla Dönüyor

    Kapitalizmin çarpık gelişimi, emekçi sınıfların mücadelesinin geri oluşu, sendikaların, halk örgütlülüklerinin cılızlığı ya da işbirlikçi konumda olmaları gibi birçok etken; soygun düzeninin daha da dizginsiz olmasını sağlıyor.
    Bir başka deyişle bizim gibi ülkelerde sermaye birikimi çok kısa sürede katlanabiliyor. işte bu nedenledir ki, devasa yoksulluğa karşın, bir avuç zengin dünya zenginler listesine girebiliyor. (Türkiye gibi hızla milyarderleri sayısı artan ülkelerden birinin de Hindistan olması bu yüzden) Düşünün ki, dünyanın en lüks 10 evinden ikisi Türkiye'de bulunuyor, ekonomik kriz dönemi dahil olmak üzere en lüks arabaların satıldığı sayılı ülkeler arasında yeralıyoruz. Yani sefalet ne kadar büyükse, sefahat da o denli büyük.
    Dünyanın sayılı emperyalist ülkelerinden biri olan Japonya'yı zenginler listesinde geride bıraktık diye manşet atanlar, bu azgın sömürüyü gizlemek için "milliyetçi" hamasete başvuruyorlar.
    Soygun ve talan düzeni kendini iki yöntemle ayakta tutuyor.
    Birincisi; yalan, demagoji ile halk kitlelerini aldatma, yanlış hedeflere yönlendirerek örgütlenmesini engelleme.
    ikincisi ise, yoksulluğa, işsizliğe karşı örgütlenmeyi, isyanı zor yöntemleri ile, yani ordusu, polisi, hapishaneleri ve mahkemeleri ile bastırma. Türkiye'nin milyonlarca yoksulu olan bir ülke olması gerçeğini, aynı zamanda zulmün en katmerli olduğu ülkeler arasında yeralması izliyorsa, işte bu yüzdendir. Yani egemen sınıfların "terör var, onun için demokrasi yok..." demagojisi ile gizlemeye çalıştıkları budur. Büyük bir yoksulluk yaşandığı için, zulme başvuruyorlar ve halkın bu düzene karşı mücadelesini terör diye niteleyerek bastırmak istiyorlar.
    Bir başka deyişle, dağlarda, hapishanelerde, meydanlarda, kentlerin gecekondularında yaşanan dizginsiz terör işte bu 17 aile içindir, onların düzeninin bekası için sıkılıyor halka kurşunlar. Her inip kalkan polis copunda, jandarmanın sıktığı her kurşunda, infazlarda, kayıplarda, hapishanelerin kan gölüne dönüştürülmesinde, yasaklarda ve bilimum yasalarda, cezalarda işte bu azınlığın, bir avuç asalağın bitip tükenmek bilmez çıkarları, kârları vardır.
    --spoiler--
    #1430062 (LocK, 19.03.2007 17:52 ~ 17:55)
  4. --spoiler--
    Küreselleşme Zenginleri

    Forbes dergisi her yıl bu listeyi açıklamaktadır. Özellikle sosyalist sistemin yıkılması ile birlikte bir avuç tekelin hızla ve istikrarlı bir şekilde büyüdüğünü bu listelerde de görmek mümkündür. Çünkü, sosyalizm tekellerin dizginsiz sömürüsü önünde engeldi. Sadece sosyalist ülkeler için değil, aynı zamanda batı kapitalist ülkeleri için de engeldi, onların emekçileri için mücadele açısından büyük bir motivasyon, tekeller açısından büyük bir korkuydu. Sosyalist blokun yıkılması sonrasında ise tekeller büyük bir pazar alanı elde ettiler, önlerindeki engeller kalktı. Lenin'in 1900'lerin başı için söylediği, "Dünya bir avuç tekeller tarafından paylaşıldı" sözü çok daha geçerli hale geldi.
    Çok fazla uzağa gitmeye gerek yok. Rusya'ya bakmak bile, sosyalizm kimin için yıkıldı sorusunun cevabını veriyor. Listede yeralan Rus oligarkların serveti, Rusya'nın milli gelirinin yüzde 29'una kadar ulaştı. Tüm Rus halkının olan zenginlikler bir avuç oligarkın elinde toplandığı için, sosyalizmi terkedip kapitalizme yöneldikleri için ortaya çıktı bu sonuç. Halkı yoksullaşan, bir avuç oligarkı zenginleşen bir ülke haline getirildi Rusya.
    Türkiye açısından ele alınması gereken bir başka değerlendirme ise, listeye giren zenginlerdeki artışın çarpıcılığıdır.
    1996 ve 1997'de listede sadece Koç ve Sabancı olmak üzere 2 tekelci burjuva vardı. 1998 yılında Rahmi Koç ve Sakıp Sabancı'nın yanına bir de Ayhan Şahenk eklenerek 3 tekelci burjuva listede yeraldı. 2000 yılında; Karamehmet, Sabancı, Koç ve Şahenk olmak üzere 4 Türk vardı. 2003'te açıklanan listede ise 6 Türk tekelci burjuvası vardı. 2004 yılında bu sayı 8'e yükseldi. Rahmi Koç, Ferit Şahenk, Bülent Eczacıbaşı, Erol Sabancı, Şevket Sabancı, Aydın Doğan, Ahmet Nazif Zorlu ve Hüsnü Özyeğin listeye girdiler. 2005 yılında sayı aynı çıktı. 2006'ya gelindiğinde ise dikkat çekici bir şekilde listeye giren dolar milyarderlerinin sayısı 21 oldu. Ve bugün sayı 25'e yükseldi.
    Bu artışı birkaç açıdan ele almak mümkün.
    Birincisi; oligarşinin içindeki temel sınıf olan işbirlikçi tekelci burjuvazi, 1980'li yılların başlarından itibaren, büyümeye başladı. Patronlar Sendikası Başkanı Halit Narin'in 12 Eylül faşist cuntasını "şimdi gülme sırası bizde" diye alkışlaması boşuna değildi. 24 Ocak Kararları'ndan başlayarak, Özal iktidarı ile katlanarak serbest piyasa ekonomisi dizginsiz şekilde uygulandı, IMF programları yaşama geçirildikçe, emperyalist tekellerle birlikte, onların ülkemizdeki işbirlikçileri de kazançlarını büyüttü. 1990'larla birlikte, önlerini iyice açan küreselleşme politikaları kasıp kavurdu ülkemizi.
    Ve bu sürecin politikalarının sonuçları, emekçiler için artan yoksulluk olurken, onlar için 'zenginler listelerine' giriş oldu, kasaları şişti alabildiğine. Dünya çapında emperyalist tekellerin, halklar yoksullaşırken küreselleşme politikaları ile büyümeleri, ülkemizde de böyle bir sonucu ortaya çıkarmıştır. Ki, küreselleşme süreci aynı zamanda işbirlikçi tekellerin emperyalist tekellerle hızla bütünleştiği dönemdir.
    Yani, görüleceği üzere, burjuva ideologların pazarladıkları gibi, küreselleşme halklara kazandırmıyor, aksine yoksulluklarını büyütüyor.

    AKP Halka 'Üç Yıl Susun' Dedi, Üç Yılda Zenginleri Daha Da Büyüttü

    ikincisi; en çarpıcı artışın AKP iktidarı döneminde yaşanmasıdır.
    2003'te iktidar koltuğuna oturan AKP, önceki iktidar döneminde başlayıp duvara toslayan IMF politikalarına tam sadakat gösterdi. Kapitalizmin isteyip de bu iktidarın yerine getirmediği tek bir istek yoktur. Son dört yılın TBMM'nin çalışma takvimini inceleyin; tekellerin ihtiyacı olan yasalar ile emekçilerin haklarını yokeden, patronların sömürüsünü kolaylaştıran yasaların yoğunluğu görülecektir.
    AKP iktidarı 2003'te koltuğa oturduğunda Tayyip Erdoğan halka, "şimdi bizden bir şey istemeyin üç yıl sabredin" demişti. Üç yıl içinde ülke düze çıkacak, ekonomi düzelecek, halkın geçim sorunu, yoksulluk, açlık kalmayacaktı yani. Bakıyoruz, üç yıl sonra yani 2006 yılında, bir önceki yıl listeye giren dolar milyarderleri 8 iken birden 21'e çıkıyor. Ve elbette listeye, iktidar nimetleri önüne serilen Ülker gibi holdingler ekleniyor.
    AKP'nin ekonomi politikaları kime hizmet ediyor; bu iktidarda, ekonomi kimler için iyi, kimlerin işleri tıkırında; bundan daha açık anlatılabilir mi?
    AKP iktidarı tekellere şartsız hizmet etmektedir. TÜSiAD'ın AKP iktidarına sevgisinin kaynağı da buradadır.
    Yoksulu ve işsizi onmilyonlarla ifade edilen ülkemizde, bu yıl 16'ıncısı düzenlenen 'Ekonomide Yılın iş insanları' ödüllerini dağıtan Ekonomist Dergisi Yayın Direktörü Rauf Ateş, eskiden ödül verecek yönetici, girişimci bulmakta zorlanırken; şimdi çok sayıdaki başarı öyküsünden etkilendiklerini söylüyor.
    Nasıl sağlandı bu sonuç? Hani üç yılda halk refaha kavuşacaktı? Bunların islamcılıkları, adaletten söz etmeleri de sadece yalan.
    Zulümden, adaletsizliği büyütmekten başka hiçbir şey yapmadılar. Kapitalizm önünde secdeye varıp, Özal gibi zenginleri sevdiklerini gösterdiler. Bu nedenle TÜSiAD iktidardan memnuniyetini sıkça dile getirmekten çekinmiyor. Laiklikmiş, şeriatçılıkmış tekellerin esasen umurunda değil, o kârına bakıyor ve AKP iktidarının bu konuda bulunmaz kaftan olduğunu biliyor. Patronların, sistemin istikrarı, yani sömürünün pürüzsüz bir şekilde devamı konusunda AKP iktidarını bugün için alternatifsiz görmesi, memnuniyetlerini dile getirmesi dahi, yoksul halkın, emekçilerin "gözlerini açmaları" için yetmelidir.
    Rakamlar çarpıcı, gerçeği tarifsiz ortaya koyuyor. Ancak bunu başbakanın konuşmalarından dahi görebilirsiniz. Örneğin, tekelci burjuvalar önünde arz-ı endam eden başbakan, işçiyi, memuru, gecekonduluyu, yani hakkını isteyen tüm emekçi kesimleri istisnasız bir şekilde azarlamış, meydanlara çıktıklarında üzerlerine polisi salmıştır. işte bugün hekimler meydanlarda, peki Sağlık Bakanı'nın cevabı ne? Sorunlarınızı gelin tartışalım demiyor, savcıları göreve çağırıyor, eylemlere katılanı tehdit ediyor. Aynı tehditleri, çevreyi zehirleyen fabrika patronlarına, daha fazla kâr için elektrik kesintisi yapan şirketlere karşı hiç savurabildiler mi?
    Elbette yapamaz, yapmaz! Koltukta oturmanın varlık koşulu olarak tekelci burjuvalara hizmeti ve bunun karşılığı alacağı desteği görüyor. Bu sisteme ne kadar sebat edersem, o kadar koltukta otururum diye düşünüyor. Halka yönelik ise, yalan, demagoji, din istismarı, sadaka dağıtımı, yemek çadırları, kömür dağıtımı gibi yöntemler devreye sokuluyor. Yetmediği yerde, emekçilerin adaletsizliğe karşı mücadeleye soyunduğu noktada ise, polis copu, baskı yasaları devreye giriyor.

    islamcı Yazarın Övündüğü Tablo ve Endişesi

    iktidara yakınlığı ile bilinen Fehmi Koru, Yeni Şafak'taki köşesinde listeyi şöyle değerlendiriyor:
    "Bu tablonun sebebinin Türkiye'de uygulanmakta olan ekonomik politikalar olduğuna hiç kuşku yok. Ak Parti hükümeti krizden krize sürüklenen ekonomiyi kontrol altına aldı, kaçakları önledi, zenginlerin önünü açtı ve durum ortada: Daha önce de büyük paralar kazanan işadamları, bu yeni dönemin nimetlerinden daha fazla yararlanarak, dünyanın dört bir tarafındaki benzerleriyle zenginlik yarışına girebilecek hale geldiler."
    Böyle bir tablo nasıl bir iktidar için başarı olarak değerlendirilir? Bu mu islamcılığın adalet, hakkaniyet anlayışı; zenginleri çoğalt, açları, yoksulları unut! Ancak, zenginlerin çıkarlarını temsil eden bir iktidar için övünçtür bu tablo.
    AKP'nin en büyük riyakarlığı da buradadır. Bütün burjuva partiler gibi, hatta daha da fazla, yoksulluktan, ezilenlerden söz ediyor bu iktidar. Başbakan Erdoğan dilinden 'fakir fukara – garip guraba'yı düşürmüyor.
    Fehmi Koru da bu çelişkinin farkında ve dikkat çekmekten, daha doğrusu iktidarı uyarmaktan kendini alamıyor:
    "... yine de, varsıllar ile yoksullar arasındaki mesafenin kısalmadığı, birçok bakımdan daha da açıldığı bir sosyal ve ekonomik yapıya sahip olduğumuz da açık. Daha adaletli bir sistem beklentisi ortadan kalkmış değil; tersine, fakirlikle zenginlik arasındaki mesafeyi kısaltacak bir sistem beklentisi kendini daha fazla hissettiriyor."
    Peki bunu nasıl yapacak islamcı bir iktidar? Ya da böyle bir ekonomi politikası var mı? Mesele, şu kadar fabrika açmakla, 'istikrarlı ekonomi' sağlamakla bitiyor mu? Böyle olsaydı, kapitalist ülkelerde fabrikalar açılıyor, ekonomileri de görece istikrarlı; ama gelir dağılımındaki adaletsizlik sürüyor ve daha da büyüyor, yoksullar giderek artıyor oralarda da.
    islamcıların açmazı tam da buradadır; üzerine 'yeşil örtü' örtselerde kapitalizmden başka bir alternatifleri bulunmuyor, kapitalizmin ise yoksulluk, işsizlik üretmekten başka halka verebileceği hiçbir şeyinin olmadığı yüzyıllardır kanıtlanmış durumda.
    Bugün AKP yoksullara dair ne yapıyor? Koru, buna bazı örnekler sıralıyor: "... 'sosyal dayanışma fonu' ile aç ve açıkların derdine çare olunuyor, evsizlere başlarını sokacakları ucuz yuvalar inşa ediliyor... Ak Partili belediyelerinse en ücra köşelerde aşevleri hizmeti sunduğu, kömür yardımı yaptığı, iş edindirmeye yarayacak beceriler kazandırmak üzere kurslar açtığı da biliniyor."
    Bunlar yoksullukla mücadele değil, yoksulların gözünü boyama mücadelesidir, yoksulluğun doğuracağı sonuçları bastırma çabasıdır. Sistemin kendisiyle sorunu yok çünkü bu iktidarın, böyle olunca da sonuçları üzerinden politika yapıyor, siyasi rant peşinde.
    AKP'nin sürekli propagandasını yaptığı bu tür faaliyetler, bir halka dilenciliği kanıksatmaktır, teba-devlet ilişkisidir, adaletsizliği meşrulaştırmaktır. Yoksulluğu adeta "kader" gibi sunup yardımlarla yaşamalarının da kaçınılmazlığına inandırmaktır...
    AKP, bu uygulamaları ile yoksullukla mücadele etmediği gibi, gerçekte yoksulların kendisiyle daha çok mücadele ediyor. Gecekonduların savaşa dönen yıkımları, işçi emekçi eylemlerine saldırılar vb. olduğu gibi.
    --spoiler--
    #1430065 (LocK, 19.03.2007 17:53 ~ 17:55)
  5. --spoiler--
    Nasıl Büyüyorlar?

    Peki bu bir avuç aile nasıl büyüyor, o 25 zengin nereden "kazanıyor" bu paraları?
    istisnasız bütün büyük burjuvaların zenginleşme öyküleri birbirine benzerdir. Zinhar ne vergi kaçırmışlardır, ne işçiyi sömürmüşler, sendikasızlaştırmak, sosyal haklarını yok etmek için polisi, jandarması ile zor araçlarını devreye sokmuşlardır, ne özelleştirme vurgunları vurmuşlar, ne de sırtlarını iktidarlara dayayarak ballı kaymaklı ihaleler almışlardır. Pürü paktırlar, sütten çıkmış ak kaşıktırlar. Her ne kadar, onyıllar önce azınlıkların mallarına nasıl el konulduğu tarihte yazılı olsa da, Türkiye'nin köklü zengin ailelerinin hikayelerinde böyle bir kara leke yoktur.
    Türkiye'nin en zengini Hüsnü Özyeğin'in, 14 Mart tarihli Hürriyet'te yayımlanan hikayesine göre; Pamukbank'ta 29 yaşında müdür yardımcısı, 32 yaşında müdür olmuş. Zarardaki bankayı kâra geçirmesinin karşılığında patronu Karamehmet'ten yüzde 1 hisse istemiş, o da vermeyince, 'ben de kendi bankamı kurarım' demiş... Ve bugün dünyanın en zengin Türk'ü...
    "Nazar etme ne olur, çalış senin de olur" türünden bir hikaye yani. Bütün burjuvaların zenginleşme hikayeleri gibi naif. Ama Sabancılar'ın "hamallıktan yükselme", Koçlar'ın "mahalle bakkallığından büyüme" hikayeleri gibi gerçeği yansıtmaktan uzak. Kapitalizmi "fırsatlar sistemi" olarak sunan ideologlar da bu hikayelerle süslüyorlar demagojilerini.
    Doğan Holding'in kendi cephesinden, bunca yoksulluğun içinde nasıl olup da 'Karun gibi' zenginleştiklerini aklamak için geniş yer ayırdığı bu hikayeye göre; milyonlarca insan "aptal" olduğu için, "fırsatları değerlendiremediği" için yoksul, öyle mi?
    O servette kaç bin emekçinin alınteri, canı var? Hangi özelleştirme vurgunları ile halkın parası bunların kasalarına akıtıldı? Hangi iktidarın şaibeli ihaleleri ile şişti kasalar? Bu soruların cevaplarını onların "başarı öykülerinde" bulamazsınız.
    Sahibi olduğu gazeteler, halkı yoksullaştıran, onları zenginleştiren ekonomi politikaların ne kadar doğru, zorunlu olduğunu yazarken, Aydın Doğan'ın servetinin büyüdüğü hep gizlenir halktan.
    işte böyle zenginleşiyorlar...
    Ülkemizi talan etmek için üşüşen emperyalist tekellerin 'Türkiye şubesi' oldular. Emekçi halkı, "ülkemizin geleceği için" deyip, "aynı gemideyiz" martavalını tekrarlayıp vergi cenderesi içine sokarak ezdikçe ezdiler. Kendi vergilerini ise azalttılar, hatta ödemediler, (Örneğin; yukarıda belirttiğimiz lüks evlerden, yani saraylardan birinin sahibi olan Müfit Erbilgin'in adını, vergi rekortmenleri listesinde göremezsiniz.) AKP'nin geçen yıl yaptığı düzenlemelerle kimi alanlarda sıfırlandı vergileri. işçiden, memurdan çeşitli biçimlerde kesilen paralar onlara kaynak olarak aktarıldı, işte bu nedenledir ki, hiç utanmadan bugün "işsizlik fonu"nda biriken parayı bize verin diyebiliyorlar. Elbette bunu söylerken, işsizlik sorununu çözme masalları anlatıp, kendi zenginleşmelerini "istihdam yaratıyoruz" diye sunuyorlar.
    Bitmedi daha...
    iktidarlar tarıma darbeler vurdukça köylü yoksullaşıyor, buna karşılık onlar tarımsal ürün ithalatçısı olarak hem kendileri kazanıyor, hem de emperyalist tekellere kazandırıyorlar.
    Belediyeler, devlet kurumlarının ihaleleri, örnekleri bol miktarda görülen özelleştirme vurgunları sürekli olarak servetlerini büyüttü ve büyütüyor. AKP iktidarının adeta halkın çıkarınaymış gibi pazarladığı özelleştirmeler ise son yılların en büyük vurgun kapısı oldu. KiT'lerin tümü peşkeş çekildi, birçoğu arsa bedeli ile, birkaç yıllık kârı karşılığında patronlara teslim edildi. Örneğin, Avrupa'nın en büyük 5. rafinerisi, Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşu olan, en çok gelir getiren ve yüzde 69 pazar payına sahip olan TÜPRAŞ'ın KOÇ'lara satışının karşılığı sadece üç yıllık kârına eşittir.
    Eroin vb. her türlü kirli iş dahil, daha onlarca yol ve yöntem sıralamak mümkündür, ama bunların arasında asla "alınteri" yoktur, "emek" yoktur, "namusluluk" yoktur.

    Kapitalizmin iki yüzü ve yoksulların alternatifi

    Emekçilerin mücadelesinin gelişkin olduğu yıllarda, tekelci burjuvalar kârlarını uluorta açıklamaz, yaşadıkları sefahatı da gizlemeye çalışırlardı.
    Bugün safahat TV ekranlarından akıyor, holdingler her yıl kâr/yatırım açıklamaları yapıyorlar. Hatta, bugüne kadar büyük bir sır kutusu olan ordunun holdingi OYAK dahi rahatlamış bir şekilde ne kadar kâr ettiklerini duyuruyor.
    Milyonlarca yoksulun ertesi güne nasıl çıkacağını bilemediği, ailelerin çocuklarını okutamadığı, çocukların pamuk tarlalarında hayata gözlerini açtığı, kitlelerin büyük bir yoksullukla boğuştuğu bir ülkede tekelci burjuvaların milyon dolarlardan konuşmasında, sefahatın halkın gözüne sokulmasında bir "gariplik" olmalı! Öyle ya, kitlelere "sizin de çıkarınıza, bundan iyi sistem yoktur" dedikleri bir sistemin resmi bunlar.
    Onlara bu pervasızlığı veren birinci etken elbette, baskı rejiminin emekçilerin, halkın mücadelesini zapturapt altında tutuyor olmasıdır. Yine buna bağlı olarak, sendikaların ya güçsüzleştirilmesi ya da işbirlikçileştirilmesi, sınıf mücadelesini terk etmesidir. 'Terörizm' söylemi ile, sömürü düzenini ortadan kaldırmak için savaşan devrimcileri katliamlarla tasfiye etmeye çalışmasıdır.
    ikinci nedeni, tekeller arası rekabettir. Yani tekeller kâr açıklamaları ile borsalarda, piyasada değerlerini yükseltiyor ve kârlarını büyütüyorlar. Bir diğeri de kapitalizmin doğasının arsızca itiraf edilmesidir. Çünkü, kapitalizm, yoksullar, işsizler, açlar yaratan bir sistemdir. Böyle olmasaydı zaten kapitalizm olmazdı, yüzyıllardır da sınıf savaşımı sürmezdi. Tekelci burjuvalar bu gerçeği herkesin suratlarına çarpmaktadırlar. Yani ortada bir çelişki yoktur sistem açısından.
    Yoksulluk büyüdüğü, emekçilerin sosyal hakları kısıtlandığı, asgari ücret açlık sınırının altında tutulduğu, grevler 'milli güvenlik' gibi komik gerekçelerle yasaklandığı, insanlar sokaklarda yaşamaya mahkum edildiği için holdingler büyüyor, kârlarını katlıyorlar. Bu iki durum, kapitalist sistemin iki yüzünü yansıtır bize.
    Halk olarak bizim görmemiz gereken; zenginleri daha zengin, yoksulları daha yoksul yapan böyle bir sisteme mahkum olmadığımız, alternatifsiz olmadığımızdır.
    Alternatifimiz bellidir:
    Tüm ezilenlerin yegane kurtuluş yolu, sosyalizmdir.
    Bir avuç milyarderin milyonlarca halkı sömürmediği, adaletin, eşitliğin olduğu, emeğin hakkını aldığı ve emekçilerin yönettiği bir sistemin adıdır sosyalizm. Bugün yok sayılan, sadakalarla bilinci bulandırılmaya, gerçekleri görmemesi için aldatılmaya çalışılan yoksul halkın iktidarının adıdır sosyalizm.
    --spoiler--
    #1430067 (LocK, 19.03.2007 17:53 ~ 17:56)
  6. --spoiler--
    Dinleyin arkadaşlar
    bir atasözümüz var
    'biri yer biri bakar
    kıyamet ondan kopar'
    Kıyamet dedikleri
    ha koptu ha kopacak
    Yoksuldan halktan yana
    bir dünya kurulacak

    Evet !
    Bu 'kıyamet' kopmalı,
    bu adaletsiz düzen yıkılmalı.
    YOKSA;
    bir avuç zengin
    milyonlarca emekçiyi
    sömürmeye devam edecek

    25 milyarderin milli gelirden aldığı pay,
    yaklaşık 25 milyon kişinin aldığı paya eşit

    Sömürücü asalakların servetleri bir yılda üçe katlanırken, milyonların yoksulluğu da katlanarak büyüyor. Onlar zenginleştikçe milyonlar yoksullaşıyor. Bu bile, kapitalizmin çarklarının kimin için döndüğünü gösterir. Dolar milyarderlerinin sayısındaki en büyük artışın AKP döneminde olması ise, kimin iktidarı olduğunun göstergesidir.

    Bu borcu kim ödeyecek, nasıl ödenecek?

    AKP iktidara geldiğinde iç ve dış toplam borç yaklaşık 240 milyar dolardı. 2006 sonu itibariyle 380 milyar doları aşmış durumda. Ne varsa satılması dahi borcu azaltmadı, artırdı. iktidar boş yere IMF'nin bütün isteklerini yerine getirmiyor, boynuna ip dolanmış. Ve bu ilmek tüm iktidarlarda sıkılaştırıldı. AKP'nin "pembe" ekonomi tablolarını nasıl yarattığı da böylece görülüyor. Halkla dalga geçer gibi "borç yiğidin kamçısıdır" diyen Erdoğan, artan borcun bağımlı ekonomi anlamına geldiğini; ekonominin 'taşıma suyuna' emanet edilmesi demek olduğunu halktan gizliyor.
    Asıl soru bu paralar nereye gitti ve bu borçları kim nasıl ödeyecek? IMF'den alınan bu paralar sadece tekellerin ihtiyaçlarına fonlandı. Ödenmesi ise, zamlarla, dolaylı ve dolaysız vergilerle halkın sırtına yüklenecek. Ve borçlar, ekonomik hassasiyetler, bütçe dengeleri gibi söylemlerle emekçilere insanca yaşanacak ücret çok görülecek, asgari ücret açlık sınırının altında tutulmaya devam edecek.

    Kapkaççılık oligarşinin karakteri

    Son yıllarda artan kapkaç olayları neredeyse ülkenin en büyük sorunu olarak sunuluyor.
    Oysa en büyük kapkaçlar devletin bilgisi, onayı, gözetiminde en tepelerde gerçekleşiyor. Buna ilişkin sayısız örnekler, hortumlamalar, soygunlar bilinmektedir. Ancak biz 'kapkaççı' zihniyeti göstermek açısından başka bir örnek vereceğiz.
    Kars Kafkas Üniversitesi'ne bağlı olan Ardahan Meslek Yüksek Okulu'nun oturulamaz raporu olmasına karşın, "kentin ekonomisi zarar görür" gerekçesi ile kapatılması engelleniyor.
    Yarın bir depremde, yıkımda ne diyecek kentin valisi, belediyesi, hükümet ve devletin yetkilileri?
    Kapkaç zihniyetidir bu!
    Halka dair her alanda zihniyet böyle, önce kâr, çıkar, sonra insan!

    AKP'nin Türkiyesi'nden Bir işsizlik Manzarası

    Adalet Bakanlığı'nın toplam dört ilde 180 kişinin alınacağı zabıt katibi sınavlarında tam bir "Türkiye gerçeği" yaşandı. Dört kentte binlerce işsiz adliyeler önüne akın etti. Alınacak memur sayısı her kent için sadece 40 kişiydi. Buna karşın sınava Adana'da 5 bin, Bursa da 2 bin, Diyarbakır'da 3 bin aday başvurdu. 80 kişinin alınacağı izmir'de ise 3.200 kişi başvurdu. Üstelik başvuru şartı gereği tüm bu insanlar üniversite mezunuydu.
    işsizlik rakamlarına, istatistiklere ne gerek var! Ya da hangi çarpıtılmış resmi istatistik 'işsizlik düşüyor' yalanına inandırabilir?
    Bir tek sınavda, sadece üniversite mezunu işsizlerin yarattığı izdiham, kapitalizmin işsizler ordusuna ışık tutmaya yeterlidir. AKP böyle bir sistemi yönetiyor. AKP'nin tapındığı kapitalist sistem işsizler ordusunu yapısal olarak, bilinçli bir politika olarak üretiyor. Böylece yedek iş gücü ordusu ile, işçi ücretleri üzerinde baskı oluşturup sefalete razı ederken, her zaman daha düşük ücretle ve sosyal haklardan yoksun olarak çalışmaya "razı" edilmiş, çaresizleştirilmiş milyonlarca işsizi yedekte tutuyor.
    ***

    Sahibinin sesi burjuva medya, bizi sömüren asalaklar ile övünmemizi istiyor. Oysa Türkiye zengini ile övünülecek zenginleriyle övünülecek bir ülke değil, fakirlerinden utanılacak bir ülkedir.

    http://www.yuruyus.com/www/news.php?h_newsid=2745
    --spoiler--
    #1430068 (LocK, 19.03.2007 17:53 ~ 17:57)
  7. türkiye'nin en zengin 25 kişisinin serveti en fakir 10milyon kişininkine eşit.
    işte açılan pergel.
    ayrıca konuyla alakalı olaraktan...
    (bkz: türk dolar milyarderleri)
    #1430081 (balsikeste baysungur, 19.03.2007 17:58)
  8. kafasi calisan, elindekini avucundakini har vurup harman savurmayan, biraz da kalas olan herkes zengin olabilir. ama götüne don alamayip -20 konturlu hattına milyarlık telefon alan, üç kuruşunu geleceğe dönük yatirim yerine gösteriş için harcayan kişiler ve toplumlar ise sefalate mahkumdur.

    toplumda firsat esitsizliği oldugu dogrudur ama öyle aman aman bir fark yaratmaz bu. kafası calisan ve gercekten ne istediğini bilen kişi bu sistemde ayakta durur.

    yahutta ömrünü bir vehime harcar ve esamesi bile okunmaz. kişi önce ne yapmak istediğini iyi bilecek. kim nasil kazaniyorsa ondan feyz alip taslarini ona göre döseyecektir bu sistemde. gerekirse ruhunu bile satmaya hazir olacaktir. iki arada bir derede olmaz bu işler. cunku sistem my way or highway der insana. dünya değisti artik, artik kitaplar da yazan dünya değildir bu dunya.
    #1430123 (mulayim, 19.03.2007 18:10)
  9. (bkz: türkiye nin kesin kurtulusu)
    #1430144 (like a_ rolling stone, 19.03.2007 18:15)
  10. (bkz: seref ekmek bulamazken serefsiz bulur)
    #1430762 (mister no, 19.03.2007 21:16)
  11. (#1430123) kafasi çalışanlar da bu sistemde zengin olamaz efendim, bakınız youtube.com vardı insanlar kurmuş ve para kazanıyorlardı uzun vadede de kazanabilirlerdi fakat ne oldu?... google.com bu siteyi aldı. SONUÇ olarak kısa vadede el koydu. kullanılan explorer buda normal şartlarda başka bir firmaya ait idi ve microsoft yıllar önce bünyesine kattı para ile!...

    sonuç olarak mahallenizdeki bakkalların, süpermarketlere karşı duramayışını düşünün!...
    bunu algılamak için kafanızı çok çalıştırmanıza gerek yok "para parayı çeker" sözünü hatırlayın...

    kimin nasıl kazandığına bakmak istiyorsanız, murat demirellere, kemal unakıtanlara, rte'lere bakınız.

    milyarderler cogaliyor yoksulluk buyuyor: sistem'in kaçınılmaz sonuçlarının yansımasıdır.
    #1462171 (LocK, 28.03.2007 11:51)
  12. ama durumumuz çok iyiymiş; milyarder politikacılar öyle söylüyor!
    #1462203 (annabell lee, 28.03.2007 12:00)
  13. kapitalist sistemin en büyük denge unsurudur. yeni oluşumlarda, kaos ortamlarında daha da belirginleşir. örneğin rusya' da bir anda dolar milyonerlerinin yükselişi. ülkemizde özal döneminden sonra daha tehlikeli bir biçimde ortaya çıkmıştır çünkü büyük miktarlarda voleyi vuran küçük kitleler yerine benim memurum işini bilir zihniyetiyle daha büyük kitlelerden küçük milyonercikler ortaya çıkmış ve yerinde sayan hep emekçi halk olmuştur.
    #1462210 (whitewind, 28.03.2007 12:03 ~ 12:04)
  14. kapitalizmin kaçınılmazıdır.

    enflasyonu önlemek için kullanılan bazı yöntemler kısa vadede işe yarayabilir , ancak uzun vadede hal daha kötüye gider. *
    işte bundandır ki , bize derlerki durum iyiye gidiyor... öyle bir şey yok!

    olan şu;

    (bkz: 20 milyon işsiz 40 milyon aç)

    (bkz: adaletsiz düzen yıkılacak)

    (bkz: tek yol devrim)
    #1462223 (brcyzdm, 28.03.2007 12:07 ~ 12:11)
  15. likit yumurtaları un'a akıtarak ''imam bayıldı'' pişirenlerin sebep olduğu durum.
    #1462358 (annabell lee, 28.03.2007 12:49)
  16. milyardelikle yoksulluğun doğru orantılı olduğunun en açık şekli.
    #1462414 (cesyjames, 28.03.2007 13:05)
  17. (bkz: turkiye de gelir dagilimi)
    #1462708 (lionheart, 28.03.2007 14:44)
  18. (bkz: yıkılmayan adam)*
    #1462714 (micro cuts, 28.03.2007 14:46)
  19. küreselleşen dünyada oluşan kapitalist kesimlerin oluşturduğu kaçınılmaz durumdur. negatif etkileri tamamen olmasa da kısmen ortadan kaldırılabilir. bu da devletlerin çok daha sosyal politikalar izlemesine bağlıdır.
    #1462723 (peyderpey, 28.03.2007 14:49)

Copyright © 2009 - uludağ sözlük

milyarderler cogaliyor yoksulluk buyuyor başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. milyarderler cogaliyor yoksulluk buyuyor ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu milyarderler cogaliyor yoksulluk buyuyor nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about milyarderler cogaliyor yoksulluk buyuyor. Copyrights of the articles are belong to their authors.