krotki film o milosci 


kapat
  1. bir krzysztof kieslowski filmi.

    Kieslowski'den Aşk Üzerine Bir ağıt

    Hani vardır ya; rüzgarsız bir günde ağaçların yaprakları sessiz ve derin bir huşu içine dalarak sanki duran zamana eşlik etmek istercesine hareketsiz ve donuk kalırlar, sanki nefes alıp vermeyen bir gün gibi usulca huzurlu ama dingin bir surete bürünürler, işte kimi zaman bu dinginlik ve zamanın durup yelkovan ve akrebin hareketsiz kılındığı, duygunun içten içe taştığı ama sabitlenen bakışların ürkekliğinde kaybolmaya yüz tuttuğu ve acının, karşıdakinin duyduğu acıya ortak olmak için çekip bedene ve ruha sarmalandığı, her bir karesinden ve o karenin içinde hayatı yaşayan ya da yaşamaya çalışıp her defasında umutsuzluk ile umut arasında sıkışan insanların resmedildiği ve o resmettiği simalar ile bir anda bütünleşip nefes alıp veren bir dokuyu var eden eserler vardır ve bu eserler yalın, inceden işlenen, teni okşayan dokunuşlara eş ruhu okşayan duyguları yansıtır, işte kimi zaman Mavi olup içi acıya boğan, kimi zaman Beyaz olup beyaz gelinliğe mutluluk ile mutsuzluğun karışımı bir ifade katan, kimi zamansa Kırmızı olup sıcaklığınca donmuş duyguları çözdüren kişinin yani Krzysztof Kieslowski'nin kamerasından vücut bulan eserlerdir; yansıtırlar yalın ve bazen karşılıksız bir aşkı, saf ve temiz bir sevgiyi, sonu başlamayan ve sonu gelmeyen bir hikayeyi, bu yansıtışlardan biri ise hiç kuşkusuz; Krótki Film O Milosci( Aşk Üzerine Kısa Bir Film ) olarak belirmekte ve tüm sıcaklığını önümüze sermektedir.

    Polonyalı yönetmen Kieslowski imzalı bu 1988 yapımı film; aşk üzerine kısa ama aslında bir o kadar da uzun bir deneme olarak, aşkın karşılık beklenilmeden ve art niyet beslenilmeden yürekte belirmesinin ve beslendiği yüreğin kapalı kapılarının bir süre sonra acılarla örülü aşka dair yaralara merhem olup, ardına kadar açılmasının resmi niteliğindedir. Filmde var olan sevgi, sevgiyi duyan kalbin saflığı ve temizliği ile el sürülmemiş bir azizenin kutsallığına bürünmekte, kırılgan yapısı ile kanatılmaya ve kanamaya müsait bir dokuya bürünmektedir. O sevginin yüzeye aksettirildiği karşıda beliren sevilen kişi ise; sevenin sahip olduğu saflığın karşı bir duruşu ya da ifadesi biçimine büründürülmekte. Yaşamın yüreğinden çaldığı ile zamanın ruhundan çekip aldığı düşler, umutlar, aşka dair inançlar ve karşısına çıkacak olana besleyeceği güven, toza karışmaya yüz tutmuş ve ufalarak buharlaşmaya meyleder bir hal almıştır. işte bu savunmasızlık ve çaresizlik içinde debelenen sevginin beslendiği beden, sevgiyi besleyen bedene içinde sönmeye yüz tutmuş aşk ateşini yeniden diriltmek için sığınarak, gecelerinin dinmeye ayazını sonlandırma yolunu seçmiştir.

    Kieslowski'nin filmin dokusuna yedirdiği ve bir bakıma sadece platonik olarak başlayıp nihayetinde fark edilmeye evirilen aşk, öyle karşılaşılan ve yüz çevrilecek sığlıkta değil, bilakis; o aşkın içinde yer eden farklı duygularla neredeyse bir labirenti andıran karmaşıklıkta ve derinlikte. Aşk nedir ? diye sormamıza kapı aralayan ve bir bakıma anka kuşu misali kendi küllerinde doğdurduğu aşk, Tomek karakteri sayesinde, insanın içine mutluluk katan, gözlerini toz pembe düşlerle boyayıp güllük gülistanlık duygular ile yüreği kaplayan bir duygu olmadığını, tam tersine; sevdiği kişinin sevildiğini bilmeden yanından geçip gitmesi ile her gün yaşanan parçalanmaları, aşkını aşık olduğu kişiye bir türlü söyleyememenin verdiği yılgınlığı, aşık olunanın o aşkı ciddiye almaması sonucunda yaşamdan kopup gitme isteğini ve her aşkın mutlu sonla bitmeyeceği gerçeğinin görülmesini sağlayan; karşılığında bir beklenti dillendirilmeden sadece sevilmeyi ve sevmeyi isteme akabinde bunun karşılıksız kalması gibi, aslında aşkın acı taraflarının da var olduğunu ve bireyi hareketsiz kılıp içinde dinmeyen fırtınaların kopmasına neden olduğunu, açıklıkla ve tüm vuruculuğu ile görmemiz sağlanmıştır. Aşkın duyulduğu kişi olan Magda karakteri ise; Tomek karşısında zıt bir kişiliğe bürünmekte ve duygulardaki yitirilmişliğin resmedildiği bir tuvale dönüşmektedir. Sevgiyi arayan ama onu sadece dokunuşlarda bulup yürekte bulamayan bir kadındır, magda. Beklentilerle beslediği yalnızlığı onun yüreğini katılaştırmış, hiç tanımadığı, varlığından daha önce haberdar olmadığı bir adamın ansızın savurduğu seni seviyorum haykırışını karşısında silkelenerek, kabuk bağlayan kalbinde belki de hissetmediği bir duygunun belirecek olma olasılığına kapı aralanmıştır.

    Krzysztof Kieslowski, Aşk Üzerine Kısa Bir Film'de insanı huzursuz eden bir sessizliği hakim kılmış ve bu sessizliğin içini insanı esir eden ama onu savurmayıp içine çeken bir gizemi ve çekimi katarak, aşkı tersten okuma yoluna gitmiş ve ortaya çıkan eser, izleyenin başını döndüren yansımalara büründürülerek karamsar ve kasvetli bir geceye evirilmiştir. insan neden ağlar ? sorusunu seyirciye savuran yönetmen, karşılığını yalnızlık olarak yine kendisi vermiştir. Tomek karakterinin üzerinde yoğunlaşılmasının nedeni ise zannımca, tamamıyla aşka dair acı veren detayların yakalanması ve bu detayların realist bir sunum eşliğinde yüzeye taşınmasıdır. Çoğu filmde karşılaşılmayan bir hikaye işlendiği için buradan hareketle; Kieslowski'nin aşkın işlenişine dair kalıplaşan sıradanlığı yıkıp ve işte aşk böyle bir melettir, yeri geldiğinde insanı süründürür ve yeri geldiğinde ölümü bir çıkış ya da kaçış yolu olarak gördürür, diye bilme isteği olarak belirmektedir, bence. Bir yerde ise bireyin kendi içinde ve özelinde sakladığı, dışa yansıtmadığı duygularını, tutku ve isteri kıvamındaki saplantılarını kareye dökmektedir. işte burada Tomek karakterinin ilk başlarda platonik bir seyir izleyen ve araç olarak bir dürbünün kullanılması yollu röntgenlemeye kayan yaklaşımı, yönetmen tarafından insanın zayıf yanı olan karşı koyamadığı arzularının somut bir görüntüsü oldurulmuştur. Burada yapılan ise; bir bakıma özel hayatın ihlalini beraberinde getiren, o özelliğin içine girilip keşfe çıkılması ve böylece insanın psikolojik dokusunda yer eden keşfetme ve gizli olanın gizini çözüp, mahremiyetin merak uyandıran çekiciliğine kapılma zafiyetini resmetmektir. Gerçi filmdeki yapılan masum bir bakıştır, duyulan sevgi esnasında gelişen bir süreçtir ve aşık olunanı uzaktan da olsa sevme ve onu tanıma amaçlıdır, yinede her ne kadar rahatsız edici olsa da.

    Yalın bir anlatım tercih edilmiştir filmde, kameranın doğallık katılan kullanımı sanki filmi kurgudan çıkartıp gerçek bir yaşamın yaşandığı yaşam alanına evirmiştir. Mekanların kısıtlı ve aydınlığın olanca kapalı olması, karakterlerin kendi sınırları içinde çektikleri mutsuzluğu yansıtmak için yönetmenin bilinçli bir terciği olmuş ve filmin dokusuna hakim olan kaybedişin, iyi bir biçimde betimlenmesi için gri tonlar sadece yüzlere ve bakışlara hakim kılınmamış, aynı zamanda sözcüklere de yedirilme yollu sıradan hayatların, kısılıp kaldıkları duvarlar arasındaki gerçek yüzleri ile resmedilmeleri sağlamıştır. Buraya kadar kendi akışında seyreden film, sonlara gelindiğinde erkek karakterin içindeki aşkın bir kıvılcımla kadın karaktere ulaşmasıyla, bir anlamda farklı bir yola girmiştir. Bu ulaşmaya yol veren ise; tek taraflı dahi olsa duyulan sevgi için acı çekmeyi göze almak ve o sevgi için nefesinden feragat etmek ile gerçekleşmiştir. Karakterlerden birinin yaşadığı acı bir yerden sonra diğerine de sirayet ederek empatiyi aşan ve bilakis o acının tadılmasına yol veren bir rotaya girmiştir.

    Filmde, filmin üzerine kurulduğu saç ayaklarının yerine tam oturmaması sonucunda azda olsa kısa süreli bir savrulma yaşanmıştır. Karakterlerin birbirine açılma sürecinin beraberinde getirdiği yakınlaşma, bir nebzede olsa sıradanlaşan diyaloglarla ve kısa cümlelerin gölgesinde kalır bir hüviyete bürünmüştür. Ama dediğim gibi kısa süreli bu sıradanlaşma etkisini sarsıcı ve güçlü bir çekime bırakarak, izleyiciyi kısa olduğu söylenen ama yaşanılan karelerdeki insanın içini burkan savruluşlarla uzun ve çaresiz bırakan bir öykünün merkezine çekmeyi başarmıştır. Ama hemen söylenmesi gereken bir şey varsa oda; sinema eserinde heyecan arayan, hareket arayan, sınırsız ve sahte mutluluk arayan, keyifli bir zaman geçirmeyi hayal eden izleyiciler için bu film, ruhsal, psikolojik ve sabretme yönünde bir hayli sarsıcı ve zorlayıcı olacak, büyük ihtimalle popcorn izleyicisi bu filmde aradığını bulamayacaktır. Tabi bunun tam tersi durumda; sinemayı gerçek anlamda özümseyen ve onu sadece keyif alma aracı olarak görmeyen izleyici açısından geçerlidir.

    Bu filmi seyretmeniz, filmdeki sonu yazılamamış aşkın sonunu yazabilmeniz için benden size önerilmektedir.

    ---- Krótki Film O Milosci( ask uzerine kisa bir film ) ---- *

    edit: gizli bakınız eklendi.
    #1531003 (bluevelve, 15.04.2007 21:47 ~ 08.03.2008 10:50)
  2. zamansız izlediğim bir film. izlemediyseniz, yazının devamını okumanıza hiç gerek yok. gerçi izlediyseniz de yazının devamını okumanıza gerek yok. ama ben devam edeyim.

    öncelikle söylemek gerekir ki, krzysztof kieslowski kadar uzman olduğumu ya da bu konu üzeine en az onunki kadar hakim bir şeyler söyleyebileceğimi iddia etmiyorum. ama madem ki kişisel yazıyoruz ve kişisel olanın herhangi bir şekilde hesap verme zorunluluğu yok, o zaman atış serbest demektir.

    bu film, hayatımda izlediğim en güzel, en hüzünlü ve en gerçek film. gerçek, çünkü adalet diye bir şey yok. hüzünlü, çünkü, hayat mutlu geçen bir halt değil. hayat, leo malet'nin de söylediği gibi, berbat bir bok. bu film güzel, çünkü, gerçek güzeldir.

    aşk veya herhangi bir duygu iki kişi hakkında değil, bir kişi hakkındadır. ne aşk ikinci bir kişiyle ilgilidir ne de dostluk... hepsi, kişinin kendi içinde yaşadığı, kendi içinde değerlendirdiği, kendi içinde anlamlandırdığı kavramlardır. bir resim, bir ses, bir koku bu duygulardan herhangi birini yaşantılamak için yeterlidir. yaşantılamak... türkçedeki en güzel ve en hazin kelimedir. hayatımızın ne kadarını yaşadığımızı, ne kadarını yaşantıladığımızı kestirebileceğimizi sanmıyorum. izafiyet gibi bir bok bu. işte bu film de bunun üzerinden ilerliyor. iki kişi aynı anda aşık olamıyor bu filmde. aşk hep tek kişilik kalıyor, tek kişilik yaşanıyor. gerçek olduğu için acı veriyor, yaşantılanmadığı için gerçekliğini sürdürebiliyor. yaşadığımızı sandıklarımızı, ne kadar yaşadığımız kendimizle ilgili oluyor ve ....

    demek istediğim, hayat, tek başına güzel. güzelleştirmek için ikinci kişiye gerek duyduğunuz anda saçmalıyor. güzel derken, mutlu, rahat bir küçük burjuva hayatından bahsetmiyoruz. hayat, yaşadığını hissettikçe, acı çektikçe, yemeden içmeden kesildikçe güzel. kleptomanları, kendine jilet atanları, delişmenleri bu kadar iyi anlayabileceğimi hiç zannetmezdim. yaşadığını hissetmek gerekiyor ve acı çekmek bunun güzel yollarından biri. tek başına kalmak güzel bir şey.

    (sarhoşken yazdığım hiçbir şeyden sorumlu değilim. yarın öbürgün bana, nooldu lan romantik mi oldun diye gelmeyin. ya da gelin, söviim size bi güzel)
    #2697738 (siyah inci yagmuru, 14.12.2007 22:38)
  3. krzysztof kieslowski'nin dekalog serisinin en çarpıcı filmlerinden biri. *

    baştan sona paradoksal bir film bu aslında. karakterler, mekanlar hatta müzikler. adı bile "ask uzerine kisa bir film" ancak anlatılan aşk değil. aşk bu filmde yalnızlığa bir nevi arka plan oluşturuyor sadece. her türlü hüznü aşk ile ilişkilendirmenin anlamsızlığının segilendiği gösterişsiz bir sahne oluyor.

    kieslowski sadece yalnızlığı resmeder bu filmde. evet, tomek saplantılı bir şekilde aşıktır magda'ya ve magda da bir o kadar habersizdir böylesi saplantılı -tutkulu?- aşklardan, ancak temelinde her ikisi de ölesiye yalnızdır. ve filmin nihayetinde her ikisini birbirine yaklaştıran da aşk değil bu yalnızlık duygusudur. film boyunca dinlediğimiz hüzünlü müzikler, birçok sahnede gözümüzün içine sokulan elinde bavullu, pardesölü hüzünlü adam portresi, karakterlerin ikilemlerle dolu diyalogları hep bu yalnızlık ve hüzün temalarını desteklemektedir.

    uzun lafın kısası bu film, bağıra bağıra tek bir şeyi söyler bize; ister tomek gibi bir göz odanın içinden hayata teleskopla bakan bir "kaybeden" olun, isterse sosyalliği tavan yapmış, hayatına giren çıkan insan sayısı belirsiz olan magda olun, nihayetinde yalnızlık insanoğlununun üzerine yapışan ve onu bir zırh gibi sarıp sarmalayan yegane gercekliktir. ve finalde olduğu gibi elimizde kalan tek gerçeklik de budur.
    #3950499 (InsomniaC, 11.09.2008 22:48)

© 2008 - uludağ sözlük

krotki film o milosci başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. krotki film o milosci ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu krotki film o milosci nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» ug » uc aynali kirk oda » 550 ytl lik turban » morsiyah » prison sex » paul gilbert » erkekler haftada birden fazla seks yapsin » izlanda » muzo » hinterland » dedo » abdullah gul » alternative information center » disko krali » vural celik » a » b » c » d » e » f » g » h » i » j » k » l » m » n » o » p » q » r » s » t » u » v » w » x » y » z » 0 » 1 » 2 » 3 » 4 » 5 » 6 » 7 » 8 » 9 » sitemap » kısa » olmeden once sevisilmesi gereken 1000 kadin » bosver » aramis » at avrat braveheart » 18 4 inc » sozluk yazarlarindan aforizmalar » pkk kamplari bizim icin bbg evi » kira parasini vermeyen ev arkadasi » you re a lady » yusuf cemal keskin » canimin canani » cigdem » kesmir » ahmet yildiz olmedi » karakol