korkuyu beklerken 


kapat
  1. oguz atay'in toplu oykulerini barındıran kitap.

    (bkz: demiryolu hikayecileri)
    (bkz: beyaz mantolu adam)
    (bkz: unutulan)
    #39059 (vernon sullivan, 26.01.2006 12:36 ~ 02.07.2006 14:26)
  2. oğuz atay'ın tutunamayan biri olduğunu gösteren en güzel hikayeleri içeren kitabıdır.....
    #173768 (tutunamayanederlezi, 16.04.2006 18:05)
  3. ben bu hikayeyi oyunlaştıracağım görürsünüz az kaldı
    az daha toparlayım kendşmş yazacağım oyunlaştırılmışını
    #173773 (tutunamayanederlezi, 16.04.2006 18:08)
  4. öykü kitabı. korkuyu beklerken dışında beyaz mantolu adam, unutulan, bir mektup, babama mektup, tahta at öyküleri bulunuyor içinde (öyküleri sırası ile yazılmadı-dikkat) .ilk baskısı 1965 yılında may yayınları tarafından yapılmıştır.
    #1047698 (zinani, 24.12.2006 10:28)
  5. "Gökyüzüne bakmıştım. Yuvarlak ve parlak ve ışıklı bir dairden başka bir şeye benzemeyen aya bakmıştım ve ne kadar güzel, tıpkı öğretildiği gibi güzel, anlatıldığı gibi güzel demiştim; sonra, başımı aşağı doğru hareket ettirerek, denizde ayın ışıltılı çizgilerini aramıştım. Ne acıklı bir maceraydı bu. Belki de değildi; belki de, bunun acıklı bir macera olduğunu da bir yerlerden öğrenmiştim, bir yerde okumuşum. Hafızam zayıfladığı için, neyi nerede okuduğumu unuttuğum için, bana ait bir takım duygular olduğunu sanıyordum. Acaba, içine düştüğüm durum daha önce nerede acıklı olmuştu? Mısırda mı? Eski Yunanda mı? Kendimi romantik dönemin Fransızları, ingilizleri ya da Almanlarıyla mı karıştırıyordum? Ben bir şeyin taklidiydim; fakat, aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. Belki de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım. Yarabbim ne korkunçtu!"

    (bkz: hayattan taşmak)
    #1333412 (mikserde yuzen balik, 22.02.2007 10:54 ~ 10:55)
  6. "ben bir şeyin taklidiydim;fakat,aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim.belki de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım.yarabbim ne korkunçtu! belki de birilerinden duymuştum,onlar da başka birilerinden duymuştu,başka birileri de... Ülkeme ve insanlarına kızmaya başladım: kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu.doğru dürüst hissetmesini* bile beceremiyorlardı.bu yüzden insan,duyduğu şeyleri söyleyen insanların kültürüne güvenemiyordu.belki bu zavallılığın, bu yarımyamalaklığın, bu gülünç durumun bir aslı,gerçek bir biçimi vardı."
    #1535999 (boyleseyolmaz, 17.04.2007 12:30)
  7. yüreğinde asi ve serseri bir filozofun bağdaş kurup oturduğu bazı yazarlar vardır. kitaplarını en iyi anladım diyenler bile asla içindeki derinliği göremezler.çünkü o yazılanlar hayatın değil yaraların kalıntılarıdır. oğuz atay kimseye gidip de yaralarını göstermemiştir. asaleti, ve derisindeki değer payı sayesinde açlığını bile madalya gibi taşımayı bilmiştir. ve bizim öykü diye okuyup geçtiğimiz, ve sonunda off çekerek sigara yaktığımız bu kitaplarında, madalyalarının kopuk şeritleri vardır sadece.
    (bkz: selim ışık)
    (bkz: turgut özben)
    (bkz: tutunamayanlar)
    (bkz: kinyas ve kayra)
    (bkz: kayra kara)
    (bkz: hayatımı diktiler oysa yırtmak için çok uğraşmıştım)
    bazı yazılar gerçeğin azgın dişlerini taşırlar..
    #1536075 (zargana, 17.04.2007 13:07 ~ 24.04.2007 11:33)
  8. ben buradayım ey okur sen neredesin diye hem kitabı hem de kitabın son öyküsü demiryolu hikayecilerini gayet acıklı bir şekilde bitirmiştir oğuz atay. yazarlık macerası boyunca hep bir ideal okurun özlemini çekmiştir ki tutunamayanlarda olric bu arayışın simgeleşmiş şeklidir.

    (bkz: o zamanlar daha olric yoktu)
    #2730903 (oyuncakdunya, 22.12.2007 19:23)
  9. öykülerinin birçoğu bilinç akışı yöntemi ağırlıklı olarak yazılmış, muhteşem diye adlandırmanın yetersiz kalacacağı, sadece başkalaşmış değil tutunamayanlaşmış insanlar üzerine tutunamayan bir insan tarafından tutunamayanlara yazılmış bir öykü kitabı. ömrün başından sonuna dek mütemadiyen okunabilir. tekerrür sayılamaz bu, zira her okunuşta başka anlamlar keşfedilir, başka kıtalar bulunur, başka insanlar doğar ve ölür.

    (bkz: bilinc akisi)
    (bkz: oguz atay)
    (bkz: tutunamayanlar)
    (bkz: beyaz mantolu adam)
    #2821271 (kaptanreis, 11.01.2008 04:39)
  10. Bilinçaltının uykudan uyanması. kızıyorum artık Oğuz Atay' a her cümlesinde " ben de tam bunu hissetmişim farkında olmadan " gibi uzak durmak istediğim bir duygu sarıyor her yanımı. öykülerden mıh gibi aklıma kazınanlar var elbette. ancak unutulanda " Sonra, köşemde kaldım günlerce; ne yedim, ne düşündüm. Sigara içtim durmadan. Evi, yaşanmaz bir duruma getirdim sonunda. Bir savaş sonrası kargaşalığı sardı her yanı. Düzen içinde yaşamayı bir bakıma sevdiğim halde, dayanılmaz bir pislik ve pasaklılık içinde çırpındım. Belki de böylece kendimi cezalandırmış oldum. Sokağa fırlamak, " ona" gitmek için, öldürücü bir ümitsizliğe düşmek istedim" geride kalanın hislerinin tasviri. Oğuz Atay farkı geliyor bir sonraki cümlede, vuruyor ve gidiyor. " Kim bilir? Belki de kendim için böyle kötü şeyler düşünmemi istersin diye söylüyorum bunları" Sarsıcı ve insanı bilinciyle değil kendisinin bile farkında olmadığı düşüncelerle vurmayı seviyor Oğuz Atay.
    Korkuyu Beklerken öyküsü baştan sona bir savaşı tasvir ediyor. Öykünün en basit gibi görünen ama derinlikten baş döndüren bir bölümü de var. bir telefon görüşmesi, okuyanlar kahramanın yalnızlığın dünyasında yaşadığını bilir. arkadaşı arıyor konuşma sona erecek " kusura bakma, çıkmak zorundayım. Karımla sinemaya gideceğiz de kapıda bekliyor şimdi" iç ses yanıtlıyor " Daha önce telefon edemez miydin? "
    Kitabın her cümlesinde başı dönüyor insanın.
    #4052880 (invinoveritas, 06.10.2008 13:22)
  11. "Düşündüm. Avcuma aldığım nohutlara bakarak hayatımı, ne işe yaradığını bilmediğim zavallı yaşantımı düşündüm."

    "Ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim; kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile."

    "Resim yapmayı becerebildiğim halde, resmini yaptığım şeyi bir türlü sevemediğim için, resimler biçimsiz olmuştu, yarım kalmıştı."

    "insanlığın ve insansızlığın yüz karasıydım. Kendime acımak istedim. Mutlak bir ümitsizliğe düşmek istedim. Belki tam düştükten sonra çıkmak kolay olurdu. Fakat, bütün bu düşündüklerimin, kelimelerden ibaret olduğunu biliyordum."

    "Hayır, ben adam olmazdım. Gerçek bir acı duyduğumdan bile kuşkum var."

    "Görmek istemiyorum yapamadıklarımı, yarım bıraktıklarımı artık. Uyumaya çalışıyorum."

    "Kendimi anlatmalıydım. Kendimi göstermeliydim. Bir yerlere başvurmalıydım. Ben! Diye bağırdım bütün gücümle. Sonra adımı tekrarladım birkaç kere."

    "Param vardı, yiyeceğim vardı, kitabım, evim her şeyim vardı; fakat isteğim yoktu."

    "Evde korkuyla beklerken ya da korkuyu beklerken geçen zamanın ne de olsa bir önemi vardı, bir geleceği vardı."

    "Hiçbir şey düşünemiyorum. Kafamda belirleyemediğim bazı şeylere kızıyorum sadece. Bir ad veremediğim kişiye söylenip duruyorum. Bunu bana yapmalarına engel olsaydın, bunu bana yapmasaydın, neden sen de onlarla birlik oldun? Benimle neden uğraşıyorsunuz? Benden ne istiyorsunuz? Neden her şeyi, tam istemediğim zamanda veriyorsunuz bana? Neden bu kadar bekletiyorsunuz? Neden birşeyi elde etmenin anlamı kalmayıncaya kadar, onu vermemekte inat ediyorsunuz?"

    "Anlatamadım galiba. Kendimi ihbar etmek istiyorum."

    "Belki de şirkette sessiz ve çekingen davranışlarım yüzünden pek tutunamadım. Galiba çok fazla sıfat kullanıyordum ve cümlelerimde bitmek bilmiyordu. Aynı şirkette, daha kelimeleri bile doğru yazmasını bilmeyen bazı cahiller benden daha başarılı görünüyordu."

    "Bir keresinde bir kızı sever gibi olmuştum; bu kız bana söylemişti, her şey gibi aşk da soluklaşır demişti. kendi de soluk benizli, zayıf bir şeydi. dediği gibi olmuştu. aşk da soluklaşmıştı. artık ne sevgi kalmıştı, ne ülkü, ne de itici gizli mezhep. hepsi tutuklanmıştı. eve kapanmalıydı insan, daha hiç çıkmamalıydı, gerçekten çıkmamalıydı. çok yoruldum diye söylendim, bir ağacın gölgesine yaslanıp; dolaşacak, evden çıkacak gücüm kalmadı. evlensem iyi olacak."

    "Eşyayı da sevmiyordum galiba. daha doğrusu, eşyayı insanlarla bir tutuyordum, ikisiyle de aramda, yalnız benim bildiğim ve başkalarına açıklanması güç meseleler vardı.
    Kötü bir öfke kaldı geriye; bahçedeki otların düzenlenmesine yararı olmayacak acı bir öfke. bir kenara ittiler beni; işimiz acele, seni bekleyemeyiz dediler. (oysa yıllarca beklemişlerdi beni; acele ettikleri söylenemezdi.) bu kötü hayatı sanki doğmadan önce de yaşamıştım; kendime yakıştırdığım yaşantıları doğmadan önce de okumuştum. kötülüklerimin bile kendime, öz varlığıma ait olduğuna inanmıyordum. belki yüzyıllardır, yüzbinlerce insan böyle kasvetli bir tabiatın ortasında, gizli mezheplerden tehdit mektupları alıyordu. geçmişimi pek iyi bilemiyordum, bu insanları belli belirsiz hayal edebiliyordum; fakat bir noktayı çok iyi biliyordum: onlar bu olayı da değerlendirmesini bilmişler, gerçekten korkmuş, gerçekten acı çekmişlerdi; gerçekten çaresiz ve yalnız kalmışlardı. ben ucuz bir romandım. hayır, kötü bir edebiyatın bile bir gerçekliği vardı: can sıkıcı taklitçilikleri bile benden gerçekti. ben yoktum; hatta ben yokum, olmadım diyemeyecek bir yerdeydim; kelimeler bile yanyana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. ne olurdu benim de kelimelerim olsaydı; bana ait bir cümle, bir düşünce olsaydı. binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı! çok insan için söylendi ama, sana da uygulanabilir denilseydi. (bu sözleri başkalarıyla paylaşmaya razıydım. başka çarem yoktu.) kendime gerçekten acıyabilseydim, gerçekten ümitsiz olsaydım. (olumlu durumları aklıma getirmeye cesaretim yoktu.) sonra yavaş yavaş, adım adım doğrulurdum"
    #4653754 (inkpinkzink, 06.02.2009 09:48 ~ 09:52)
  12. bu sefer doğru bir öyküdeydim. kağıdı bulan insanevladına hürmetler.

    beyaz mantolu adam:

    aylak bir adam bu da. Cüzdanında daha az para var ve konuşmayı sevmiyor o kadar.

    "kalabalık bir topluluk içindeydi. başarısızdı. parası yoktu. dileniyordu."

    "sonra, sanki bir daha hiç gülümsemeyecekmiş gibi mahzunlaştı birden."

    ve Beyaz mantolu adam deniz ve iyot ve balıkları tercih eder. iyi mi eder? Kötü mü eder?

    unutulan:

    "görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkturdu beni."

    "nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim."

    ve son;

    "seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?"

    tam bu cümleden sonra sigarasını yakanlar? evet duman iyi geliyor.

    korkuyu beklerken:

    hem kahkalar attırıp hem efkarlandırabilen hem de...
    kitaptaki en başarılı öykü, başarısız bir hayat üzerine.

    "buldum: yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığı artıyor."

    "yarabbim her şeyi birden akıl edemeyecek miyim?"

    "Günler geçtikçe sadece kötü hatıralar artıyor."

    "yalnız yaşayan insanların kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır."

    "her davranışımın yarısında, başka bir heyecana kaptırıyorum kendimi."

    "Acaba iyi bir şey olacak mı? hayır dedim, kendi kendime. iyi şeyler birdenbire olur. bu kadar bekletmez insanı. sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. ya da hiçbir şey çıkmaz."

    "iki işi birden düşünemiyordum. bu yüzden çok kaybım oldu. yoksa araba filan almam işten bile değildi."

    "sabah uyanınca sevinçliydim. uyku zamanın dörtte birini dakikaları saymadan geçirmemi sağlıyordu."

    "neden hep korktuğum işler başıma geliyordu?"

    "hayalimde daha önce çok insan öldürmüş olduğum için bu son ölümler beni fazla sarsmadı."

    "evet büyük şehirlerde doğdu, 28 yaşına kadar çeşitli üniversitelerde (yalan) eğitim gördü, çeşitli işlere girdi, aldığı bir mektubu yaktı ve bunu üzerine öldü."

    "Biraz şüpheci olmuştum. descartes de herhalde çok yalnız kalmıştı." *
    "mesele bir şeyleri sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. bense bunu hiç becerememiştim. ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemmiştim, kendimi bile, yaptıklarımı bile."

    "ben bir şeyin taklidiydim fakat aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. ülkeme ve insanlarına kızmaya başladım, kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu. doğru dürüst hissetmesini bile beceremiyorlardı."

    yeter! yoruldum, bi baktım henüz öykünün yarısına bile gelmemişim * altı çizili olanların hepsini yazmak namümkün. siz alın okuyun ben de icap ettiğinde sözlükten değil, açar kitaptan bakarım.

    waiting for fear, waiting for godot...hepimiz waiter'ız bi yerde. nerde?

    bir mektup:

    trajikomik.

    "söylenen sözleri hemen ciddiye almak gibi önüne geçemediğim bir özelliğim olduğu için ertesi gün size koştum."

    "ona*, bu yumuşaklığım yüzünden köpeklikten başka bir şey öğretemedim. bir de yalnızlığı öğrettim ona."

    "Ebedi aşk nedir? ikimizin de yapacak hiçbir şeyi olmamaktan başka ortak özelliklerimizin bulunması mıdır? anlıyorum, yıllarca süren zorunlu bir yalnızlıktan sonra nasıl olur da bu kadar titiz davranabilirsin diyeceksiniz..."

    ne evet ne hayır:

    mizah dergisi yazıları haricinde, okurken kahkalar attığım ilk yazdırgaçlı güldürgeç düşündürgeç. öyle böyle değil.

    "şu 'sevdiğim insan' sözünü duyunca bütün iyi duygularım yok oluyor mc'ye karşı..."

    tahta at:

    kanatimce kitaptaki en/tek zayıf öykü. tuzcuoğullarının sinan deli fişek bir şey, ara da sağlam tiradlar da atmadı değil lakin sürükleme problemi var, ya da ben sürüklenemedim.

    babama mektup:

    bir hesaplaşma. babalar ve oğullar arasında.

    "yıllar önce, bazı zamanlar sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım."

    "Acaba senin de bilinçaltın var mıydı babacığım? bana öyle geliyor ki sizin zamanınızda böyle şeyler icat edilmemişti. sanki osmanlıların böyle huyları yoktu gibi geliyor bana. senin fesli ve redingotlu resimlerini gözümün önüne getiriyorum da, bu görüntüyle varoluşçu bir bunalımı yanyana düşünemiyorum doğrusu. aslında bizler de bir özenti içindeyiz, ama ne de olsa bu kurt içimize düştü bir kere babacığım, bazı meseleleri bu yüzden büyütüyoruz."

    "Bazı kitaplar yüzünden kafam biraz karışmışsa da bugün bile senin içtenliğini taşıdığımı ümit ediyorum."

    Babalar, her zaman en babadır. tırnağımın içinde yazdım, bu da benden olsun.

    demiryolu hikayeleri bir rüya:

    oğuz atay'ın kurgudaki düşgücünün anlatan bence hüzünlü bir öykü.

    "o gece genç kadınla ümitsizliğin ve yalnızlığın verdiği karışık duygular içinde seviştik."

    "Ama gene de ona yazmak, hep onun için yazmak, ona durmadan anlatmak, nerede olduğumu bildirmek istiyorum."

    "ben burdayım sevgili okuyucum, sen nerdesin acaba?"

    ...

    Burdayım, şimdilik de,
    Buralar nerde?
    #5161663 (nickless cage, 06.05.2009 14:56)

Copyright © 2009 - uludağ sözlük

korkuyu beklerken başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. korkuyu beklerken ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu korkuyu beklerken nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about korkuyu beklerken. Copyrights of the articles are belong to their authors.