karincaezmez sevki 


kapat
  1. 50'li 60'li ve 70'li yıllarda galatasaray amigoluğu yapan efsanevi kişilik...
    efendi kişiliği ile diğer tüm rakiplerinin dahi sempatisini kazanmış amigo...
    #139684 (ferrole, 30.03.2006 15:02)
  2. Karıncaezmez Şevki

    F.Bahçelilerin de alkışladığı Amigo Mehmet Şevki GÜNAY.

    Tevfik YENER,17 Ekim 1998 tarihli Sabah gazetesinde Karıncaezmez Şevki'yi şöyle anlatıyor:

    "Karıncaezmez Şevki; gelmiş geçmiş en büyük Galatasaraylı taraftardır...

    O bir taksi şöförüydü. 1950 veya 52 model Opel otomobili vardı... Karıncaezmez Şevkinin Opel taksisi Galatasaray müzesi gibiydi... Futbolcuların ve takımın fotoğrafları tavana yapıştırılmıştı. Her köşe çiçeklerle süslüydü. Ayrıca sarı- kırmızı maskotlar ve de sarı-kırmızı renkte ne varsa... Sadece Galatasaray galibiyetlerinde otomobilinin dısını çiçeklerle donatırdı. Başka zaman ayıptır Galatasaraylıdan başka taraftar da var. Arabamın dışıyla kimseyi rahatsız etmem. Dışı vatandaşa, içi bana ait Opelimin dermiş...

    Gömlek yerine Galatasaray forması giyerdi Şevki. Bir de maçlarda Galatasaray bayrağıyla ortaya çıkardı. 1950li yıllarda Galatasaray taraftarı çok azdı. inönü Stadında kapalı tribünün deniz tarafına sığışırlardı... Birkaç yürekli adam... Liseden izcilerle, liseden mezunlar...

    Şevki abi çekinmezdi. Biz Fenerbahçelilerin bulunduğu bölüme gelirdi ki zaten tüm Fenerbahçeliler tribünleri doldurmuş olurdu. Karıncaezmez sarı-kırmızılı forması ve bayrağıyla yuhalanmaz, alkışlanırdı. Fenerbahçelilerle el sıkışırdı. Onu herkes severdi, ister Fenerbahçeli, ister Beşiktaşlı. Çünkü o efendi adamdı. Futbolun bir oyun, bir
    eğlence olduğunu biliyordu. En önemlisi; sportmenliğin barış, kardeşlik ve de
    centilmenlik olduğunu hissettiriyordu."

    Evet, gazeteci Tevfik Yener böyle anlatıyor Karıncaezmez Şevkiyi...

    Ben Onun sadece ihtiyarlık hatta müzmin hastalık dönemine denk geldim yaş itibariyle...
    O da zaten tribünleri bırakmıştı artık... Belki de tribünler onu!

    Hastaydı, bir kolu kesilmişti.

    Dayım anlatırdı, Galatasaray Lisesinin önünde Galatasaray armasına doğru kolunu kaldırıp saatlerce nöbet tutarmış. Zaten biz Şevki ağabeyin hikayelerini hep bir masal gibi büyüklerimizden dinlemiştik... Ama o bir masal değil gerçekti.

    Karıncaezmezden bahis açıldığında, kimse birşey bilmediği halde, kimi öldüğüne,
    kimi halen yaşadığına dair tartışmalar olurdu zaman zaman!

    Bir ara Gheorghe Hagi tarafından ziyaret edilen Karıncaezmez Şevki'nin
    yaşadığı bu yolla öğrenilmiş oldu.

    Ama ben Şevki ağabeyin yaşadığını kesinlikle biliyordum hatat bir hastahanede tedavi gördüğünü de ama hangi hastane? işte bunu bilmiyordum.

    Gel zaman git zaman, bir telefon geldi. Arayan tribünden arkadaşım ilker idi...
    Bize (galiba) Karıncaezmez'in izini bulduğunu söylüyordu.

    Kaderin cilvesine bakın ki, doktoru ilker arkadaşımızın kardeşi ve tribünümüzün en has elemanlarından biri olan, Dr.Türker imiş... Ve Karıncaezmez Türker'in görev yaptığı
    SSK Samatya hastahanesinde yatıyormuş.

    Hemen ertesi gün ona koştuk. Biz Galatasaraylılar ona borçuyduk. O bizleri tanımıyordu
    ama bu o kadar da önemli değildi. Çünkü hepimiz ona hayatta en iyi tanıdığı
    renklerden oluşan sarı-kırmızı formalarımızla gitmiştik.

    Ona Aslan Armalı özel formadan yaptırıp arkasına daKarıncaezmez-1 yazdırmıştık.
    Bir de Ahmet Çakır ağabey 90 Soruda Galatasaray Tarihi isimli kitabını imzalamıştı.
    Ona bunlardan güzel hediye olmazdı...

    O gerçekten Galatasarayın 1 numaralı taraftarıydı...

    Kendisine sarıldık, öptük... Formasını ona verdiğimizde
    Keşke Tugrgay yazsaydınız dedi. ilk önce ne demek istediğini tam kavrayamadık
    ama kendisi de bu durumu farkedip hemen açıklama yaptı "Turgay Şereni her zaman
    çok sevdim ben. Onun gibi kaleci gelmedi. Hala da insan olarak çok severim...

    Şevki ağabey bunları güçlükle söylerken, yüzünde ve gözlerinde oluşan sevgi ışıltıları bizi de duygulandırdı. Hepimizin gözleri dolmuştu. Böyle bir sevgi olacak şey değildi çünkü.

    Karıncaezmezi ziyaret ettiğimizde tarih 2000in Ocak ayını gösteriyordu... Kendi deyimiyle
    "O artık bitmişti..." Yine de konuşuyor gülüyor ve ağlıyordu. Hele bizi gördükten sonra bülbül gibi şakımasına doktorlar ve hemşireler bile hayret etmişti.

    Şevki ağabey anlattı, biz dinledik... Biz sorduk, O söyledi... Müthiş bir hafıza muazzam
    bir konuşma yeteneği. Namık Kemalden şiirler, veciz sözler ve yaptığı şakalar...

    Hele o baygın halinden kurtulup "Rerere Rarara Galatasaray Galatasaray CiM BOM BOM" diye bir şahlanışı vardı ki, tek kelimeyle bizi uçurdu...

    Metin Oktay dediğimizde ağlamaya başladı. Belliki Taçsız Krala duyduğu büyük sevgi kadar onun zamansız ölümü nedeniyle duyduğu üzüntü de henüz yüreğinde tazeliğini koruyordu...

    Ayrılma vakti geldiğinde hepimiz paramparça vaziyetteydik.

    isteksiz adımlarla yanından ayrılırken göyaşlarımızı saklıyorduk...

    Sonraki günlerde de onu yalnız bırakmamıştık çünkü
    O Cim Bom Bomu hiç yalnız bırakmamıştı...

    Taraftarımızın en az olduğu dönemlerde bile şanlı bayrağımızı
    en yükseklerde tek başına taşımıştı.

    Ve tarih 23 Mart 2000i işaret ettiğinde Şevki ağabeyi kaybettik.

    Cuma günü Fatih Camiinde yapılan cenaze töreninde pek çok Galatasaraylı oradaydı...

    Efsane başkanımız Ali Uras Beyefendi başta olmak üzere Turgay Şeren, Kadri Aytaç,
    Kemal Erimtan, Ergun Gürsoy ve Celal Gürcan da cenazede hazır bulundular...

    Belki muhteşem bir kalabalık yoktu ama Galatasaraya yakışır bir ortam sağlandı. Bana göre tek eksik Teknik Heyeti ve futbolcularımızı temsilen birilerinin orada olmayışı idi.

    Şevki ağabeyi hastahaneye ziyaretimizde, götürmüş olduğumuz özel formayı yazatğında üzerine sermiştim... Cenazesinde ise aynı forma tabutunun üzerindeydi!

    Mezarlığa gittiğimizde ise Şevki ağabeyin naaşını kabrine
    indirenlerden biri de bendim.

    Karıncaezmezi kefeniyle birlikte toprağa yatırdıktan sonra formasını
    üzerine koymak yine bana nasip oldu...

    Allah mekanını Cennet eylesin...

    Alpaslan DiKMEN

    =========================

    KARINCAEZMEZ ŞEVKi

    1970lerden sonra Galatasaray tribününde ilginc bir "amigo" yer aldı.
    Ayakkabı ve çoraplarına kadar tüm giyinimi sarı-kırmızı renklerle
    donatılmıs, elinde büyücek bir sarı-kırmızı bayrak, kale zapteden bir
    kumandan vakari ile, toplumu coşturma görevini üstlenmiş. Toplum deyince,
    kuskusuz, Galatasaray tribününü dolduran insanlar, taraftarlar.

    Karıncaezmez, mac baslamadan tribündeki yerini alır ve bayragını
    dalgalandırarak halkı selamlardı. Etraftan yükselen yaşa-varol sesleri onu
    öylesine mutlu ederdi ki, bir türlü yerine oturmaz, takımlar sahaya çıkana
    kadar bayrak sallardı.

    Galatasaray takımı sahada gorününce, Karıncaezmez kolay kolay
    zaptedilemezdi. Ona tribünler dar gelir, elindeki o koskoca bayrakla
    korkulukların üzerine çıkar, aşığı olduğu takımı öyle selamlardı. O da
    sessizdi, o da bagırıp çağırmazdı. Sadece 1.5 saat elindeki bayrağı
    dalgalandırırdı. Hayret edilecek nokta, o koca bayragı dalgalandırmak icin
    kendinde bulduğu güçtü. Hem de çoğu kez içkili olarak.

    Maçın bitiminde, elinde bayrak, caddeleri taşıran kalabalığın önünde gider,
    kulüp merkezine kadar gelir ve burada vazifesi son bulurdu.

    Gecimini şöförlükle temin eden Karıncaezmezin otomobili de sarı-kırmızı
    renklere boyalıydı. içi ise, Galatasaraylı futbolcuların resimleri ve
    sarı-kırmızı ciceklerle doluydu.

    Bir kongre günü, Karıncaezmez, elinde bayragı oldugu halde kongre salonuna
    girdi. Genel kurulun seçim nedeni ile toplandığı bir gunde Karıncaezmezin
    salona girmesi tepkilere yol actı. Dışarı çıkması için ikaz edildi. Fakat
    oralı olmadı. içkili idi. Bir ara elindeki bayrakla kürsüye çıkıp üyeleri
    selamlamaya teşebbüs etti. iste bu son hareketi bardağı tasıran son damla
    oldu. Sert cıkışlara maruz kaldı ve dışarı atıldı. içi burkulu olarak
    koridorda bir süre bekledi. Çok sevdigi Galatasarayından hic de beklemedigi
    bir muamele ile karşılaşmıştı. içi mahzun, gönlu kırık olarak geldiği yola
    döndü. Ne bilsin, aşırı sevgi ve bağlılığın hoşgörüye yol açmayacağını.

    Karıncaezmez Şevki, sonraları yeniden tribünlerde göründü. Ama, ateşi eskisi
    kadar alevli olmayarak. Ekmek teknesi arabası yok olmus, yasam derdi bünyeyi
    sarmıştı. Ve bir gün Galatasaray tribününde sallanan bayrak görülmez oldu.
    Soyadında ifadesini bulan bu içli insan, tribünlere veda ettigi gün, başına
    gelen felaketten renkdaşlarinin haberi bile yoktu.

    SÜLEYMAN TEKiL
    (Galatasaray Tarihiçisi-Galatasaray Futbolcusu)

    http://ultraslan.com/#
    #2033263 (LocK, 29.07.2007 18:18)
  3. http://photos-b.ak.facebo...711919215_247565_5252.jpg
    #3032307 (Kajmer, 19.02.2008 23:08)
  4. O bildiğiniz amigolardan değildi, hatta ona amigo bile denemez. O tribün korkulukları üzerinde sırtı seyirciye dönük olarak durur, taraftarı coşturmak için hiçbir şey yapmazdı. Yalnız takım atağa kalktı mı, tıpkı yan hakem gibi o da atağa katılırdı, ama ofsayta düşmeden. 1919 doğumlu Karıncaezmez'in gerçek adı Şevki Güney'di. Ona Karıncaezmez namını, devrin istanbul emniyet amiri, sonradan içişleri bakanlığı da yapan Orhan Eyüboğlu vermişti. Çünkü Şevki aslen şofördü ve sürücülük hayatı boyunca bir tek kaza bile yapmamıştı. Yıllar boyu "istanbul'un en kibar şoförü" seçilmesi boşuna değildi.

    Dolmuş esnafı olmadan önce 15 yıl iETT'de direksiyon sallamıştı. Otobüsün şoför mahallini çiçek bahçesine çevirdiği için ve yakasından eksik etmediği çiçekler yüzünden bir gün işinden oldu. "Amirin" biri takmış, "mesai sırasında çiçek takmayacaksın" diye! Kılık-kıyafet nizamnamesine uygun değilmiş. Hiç çiçeksiz Karıncaezmez olur mu!?

    Onu bu tarihten itibaren Taksim-Dolapdere, Taksim-Karaköy hattında, 1948 model bir Opel kaptı-kaçtıyla görmeye başladı istanbullu'lar. Yalnız maç günleri güzergâh değiştirir, stadyuma ücretsiz taraftar taşırdı. Arabasının jantlarından biri sarı, biri kırmızı; çamurluklar, dikiz aynaları, far karpuzları, ön-arka kaput ve dört kapı keza sarı-kırmızıydı. Dolmuşun içi de bir âlemdi; gazetelerin ve dergilerin spor sayfalarından kesilmiş; Metin Oktay'ın bir volesi; Turgay'ın bir plonjonu; Candemir'le Büyük Ahmet'in (Berman) rakibe çift ayak dalışı; Mustafa, Talat, Turan çamurdan adam gibi soyunma odasına yürürken; Suat'ın bir çalımı; Yılmaz'ın kramptan kıvranışı; Ayhan, Ergün, Uğur eşofmanlı düz koşuda; Kadri, Coşkun, isfendiyar tüm futbolcular ve bazı ünlü artist kartpostalları: Nana, Zennube, Mine Soley, v.s. Bütün bunlar sizinle birlikte seyahat ederdi.

    O bildiğiniz amigolardan değildi, hatta ona amigo bile denemez. O tribün korkulukları üzerinde sırtı seyirciye dönük olarak durur, taraftarı coşturmak için hiçbir şey yapmazdı. Yalnız takım atağa kalktı mı, tıpkı yan hakem gibi o da atağa katılırdı, ama ofsayta düşmeden. iETT'deki işini kaybetmesi, onu çok zor bir hayatın beklediğine dair ilk sinyaldi. Çünkü sonrasında ihanetler, vefasızlıklar ve kabalıklar peş peşe gelmeye başladı. Önce eşi Bedia Hanım kızı Sıdıka ile oğlu Nuri'yi de yanına katıp evi terk etti. Hâkim, karşısında tepeden tırnağa sarı-kırmızı donanmış, "garip" bir adam görünce, davacıyı huzur içinde boşadı.

    Artık Şevki hem işsiz hem de eşsizdi. Bu dönemde sarı-kırmızılı camia da onu bağrına basmadı. Galatasaray'ın ligdeki durumu pek parlak değildi. 3-2 yenildikleri bir febe maçında "uğursuz geliyor" diye onu tribün korkuluklarından aşağı attılar. Sağ kolu kırıldı. O sezon Karıncaezmez'i uğursuz diye stadyuma hiç sokmadılar. O da bunun üzerine her maç, stadyumun içini gören yamaçta (şimdiki kaçak gökdelenin yerinde), 45'er dakikadan iki devre, heykel gibi put kesilerek, kar, yağmur, çamur dinlemeden, sağ kolu havada futbolcuları selamladı. Bu mazoşizmi aynı zamanda onu stadyuma sokmayanları protesto etmek içindi.

    Bu hoşgörüsüzlükle kahroldu. Kolu aylarca alçıda gezdi. Araba kullanamıyordu. Ama asıl gücüne giden selam verememesiydi. Onun selamı, benzetmek gibi olmasın ama, biraz Nazi selamı gibiydi. Kimlere ve nelere selam vermezdi ki: Tabii tesadüfen de olsa yan yana gelmiş sarı-kırmızı "her şeye ve her nesneye", ayrıca "üniformalı" herkese, bütün meyhanelere, heykellere, anıt yapılara selam dururdu. Mesela Galatasaray Lisesi'nin tam karşısında kolunu kaldırıp caddenin orta yerinde bir selam durdu mu trafik kilitlenirdi. Arabaların Beyoğlu'nda çift yönlü gidip geldiği o yıllar, şoförler bu kavşakta Karıncaezmez'e rastladıklarında kızmazlar, bunu fırsat bilip, camlarını siler, lastiklerini kontrol eder, bir sigara yakıp, dat-dat diye korna çalarak ona tempo tutarlardı. Şevki selamı bazen yarım saate kadar uzatabiliyordu. Yani tatmin oluncaya, ikna buluncaya kadar. Bir başka örnek, Kapalıçarşı'dan ne zaman geçse, Şark Kıraathanesi'ne uğrar ve duvarlarını süsleyen tarihi malum portrelerden iran Şahı Pehlevi'nin babası Rıza Şah'ın resmi önünde, bir sandalye üstünde 20-25 dakika selam durmadan edemezdi.

    Karıncaezmez'in kırık kolu bir türlü kaynamadı. Kolu alçı içinde birkaç kere daha kırıldı, sonunda çürüdü, kangren oldu. Paşabahçe SSK Hastanesi'nde görevli Ergun Dizdaroğlu ile Ali Uras, onu kolunu keserek kurtardılar. Artık malum "selamını" veremeyecekti. Bu yüzden yaşama iyice küstü ve sessizce huzurdan çekildi.

    Böylece yıllar geçti. Artık çok kimse onu öldü sanıyordu. Hatta öldüğüne dair gazetelerde haberler de çıkmıştı. Hiç aldırmadı. O bu sıralar sarı-kırmızı pijamalarıyla fakir hastane koridorlarında sürünüp duruyordu. Böbreklerinden, safra kesesinden ameliyatlar olmuştu. Sırım gibi adam giderek küçüldü, küçüldü, çöktü. Yetersiz beslenmeden aylarca hasta yattı. Ama kimseden yardım dilenmedi.

    Metin Oktay'ın öldüğü gece TRT televizyonu "Taçsız Kral" diye bir film göstermişti. Bu film Metin Oktay'ın Ajda Pekkan, Gönül Yazar, Kadir Savun, Ayten Gökçer, Gündüz Kılıç ve Karıncaezmez ile çevirdiği ilk ve son filmiydi. O gece ekran karşısında Metin Oktay'la birlikte onu da "rahmetle" ananlar oldu. Halbuki Karıncaezmez ölmemişti. Merter'de kız kardeşi Nuriye Haskatar'ın himayesinde, iki odalı, 10 nüfuslu bir evde, artık hatırlanmaktan bile umudunu kesmiş vaziyette çile dolduruyordu. Bundan dokuz yıl önce 1991'de bir tesadüf eseri, "Milli Amigo Birol"un yardımıyla kendisini Merter Belediye Evleri, 800 Konutlar, B-16, Daire 5'te bulduğumda önce görüşmek istememişti. Çünkü "gazetecilere" de inanmıyordu. Güvenini kazanıncaya kadar ama yıldırmadan ısrarcı oldum, "Galatasaray camiasına istediğiniz mesajı gönderebilirsiniz" dedim. Ama hayır, o hiçbir şey istemiyordu. "ille de bir iyilik yapmak istiyorsanız, sizden rica ediyorum bana Galatasaray'ın kalesini yıllarca bir panter gibi bekleyen, evladım kadar çok sevdiğim Turgay Şeren'i getirin" dedi. Tek beklentisi buydu.

    Bu haber 13 Ekim 1991 tarihli Nokta dergisinde yayınlanmıştı. Karıncaezmez'in ölmediğini, haliyle Galatasaray Kulüp Başkanı Alp Yalman'a da duyurmuştum. Hatta onunla bir buluşma için aracılık edebileceğimi de. Ancak Başkan, o günlerde 3-0 kazanılan Stahl (?) maçının ardından çok meşguldü, vakit ayıramadı. Yerine kulübün Reklam ve Halkla ilişkiler Müdürü Erol Erkmen ilgilendi. Karıncaezmez'e bir forma, bir eşofman, bir çift tozluk hediye etti. Ayrıca bir de jübile yapabileceklerini söyledi. Bu Karıncaezmez'in de tek dileğiydi; bir jübile! Önemli bir maç öncesi, elinde sarı-kırmızı bayrağıyla santraya yürümek. Son bir kez renktaşlarına selam durmak!

    Karıncaezmez'e fotoğraf çektirmek için Beyoğlu'na çıkıp kulübü ve Galatasaray Lisesi'ni ziyaret etmeyi teklif etmiştim. "Sürünerek bile olsa giderim" dedi. Kız kardeşinin yardımıyla kulübün hediyesi gıcır gıcır formayı giydi, sarı kırmızı kaşkolünü taktı, yola koyulduk. Arabamız Kabataş'tan Gümüşsuyu'na tırmanırken stadyumu gördü ve için için ağlamaya başladı. Tam 15 yıldır Taksim'e hiç çıkmamıştı. Mesela Tarlabaşı'nın yok edildiğini, Beyoğlu'nun araç trafiğine kapatıldığını, caddede tekrar tramvayın işlemeye başladığını ilk kez bizimle o gün gördü.
    ilk durağımız Galatasaray Lisesi'ydi. Anıt kapının önünde saygı duruşundayken, çevresinde bir kalabalık oluşmuştu. Herkes "Bu Karıncaezmez mi" diye birbirine soruyordu. Aralarında "odur, değildir" diye iddiaya tutuşanlar bile oldu. Sonra Hasnun Galip Sokak'taki kulüp binasına gittik. Personelle hemen sarmaş dolaş oldu. Burada da selam durdu sonra, "yoruldum" dedi, evin yolunu tuttuk.

    Bundan birkaç ay sonra Nokta'nın geleneksel "Doruktakiler"i seçilmiş, bunun için Cemal Reşit Rey Salonu'nda ödül töreni düzenlenmişti. Karıncaezmez'in bu şölene getirilmesi istendi. Çünkü "Doruktakiler"den biri de Galatasaray takımıydı. Ödülü kulüp başkanı Alp Yalman'a Karıncaezmez'in vermesi isteniyordu. Bunun için bir kez daha Merter'in yolunu tuttum. Törenin başlamasına bir saatten az bir zaman vardı. Karıncaezmez "Ben onun elini sıkmam" diye tutturdu. Bir "gelirim", bir "gelmem" diyordu.
    Kız kardeşinin, kocasının, çocuklarının da gelmesini şart koştu. Herkes giyindi kuşandı, ama o yine vazgeçti. Artık biz de pes etmiştik, vazgeçip dönmek üzereyken, "çünkü iki buçuk saattir yalvarıyorduk" kulağıma eğilip "Orda içki var mı" diye sordu. "Gani gani, hem de viski" cevabını alır almaz beş dakikada evden çıktık, 25 dakika sonra Karıncaezmez Cemal Reşit'in sahnesindeydi. Salon önce Cim Bom Cim Bom diye inledi, sonra tezahürat uzun bir alkışa döndü. Dakikalarca alkış topladıktan sonra koca salonu bir jestle susturdu ve o bu sessizlikte bin yıllık adam sesiyle şu şiirini okudu:

    "Çiçek sever / Esans sürer / Karıncaezmez / Gönül kırmaz / Acele iş sevmez / 30 km.den fazla gitmez / Galatasaray'dan dönmez / Yakasında çiçek görmezse yaşayamaz / Şoför Şevki Güney."
    Protokol koltuklarında kimler mi vardı; Nokta'nın yeni sahipleri Ahmet Özal, Bülent Şemiler, Engin Civan, Semra Özal, Zeynep Özal, Efe Özal, Sezen Aksu (ağlıyordu), Nükhet Duru, Müjde Ar, Bedri Baykam, programı sunansa Reha Muhtar.

    Karıncaezmez'i o geceden sonra bir daha görmedim. Sonra birgün gazetelerden "gerçekten" öldüğünü öğrendim. Galatasaray'ın Mallorca'yı elediği maçtan bir gün önce, 23 Mart 2000 tarihinde, 81 yaşında hayata gözlerini yummuş, Turgay Şeren ve BJK amigosu Paşalı Birol'un da katıldığı bir törenle, Fatih Camii'nden kaldırılarak toprağa verilmiş. Bir gazete onun ardında şu başlığı atmıştı: "Son 90'ı göremedi." Görseydi iyi olurdu, ama hiçbir başarı onun gözünde 1968-69 sezonu kazanılan şampiyonluk kadar kıymetli olamazdı. Çünkü bu onun tribünlerde kutladığı son şampiyonluktu ve şampiyonun 10 numaralı santrforu Metin Oktay futbola o sezon gol kralı olarak veda etmişti.

    alıntıdır.

    http://forum.aslantepe.bi...ndex.php/topic,324.0.html
    #3457389 (jamall, 28.05.2008 00:53 ~ 00:54)
  5. galatasaray' ın en esaslı amigolarından biridir. hababam sınıfı filmlerinde kapıcı veysel' i canlandıran şahış olduğu rivayet edilir.
    #3457443 (music box, 28.05.2008 01:03)

© 2008 - uludağ sözlük

karincaezmez sevki başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. karincaezmez sevki ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu karincaezmez sevki nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» cilgin bir hayat yasamak » yaz tatilini cadirda gecirmek » el isi » keske jinekolog olsaydim diyen abazan » dunya » hayrunnisa gul » konusmayi sokmek » lens kullananlara tavsiyeler » saipsiz » sozluge yazilan herseyi gercek sanmak » besiktaslilik » olmasa mektubun » bosver » yapilmis en aptalca dalginlik » transatlantik egilimler » a » b » c » d » e » f » g » h » i » j » k » l » m » n » o » p » q » r » s » t » u » v » w » x » y » z » 0 » 1 » 2 » 3 » 4 » 5 » 6 » 7 » 8 » 9 » sitemap » kısa » muhalefetten destek istemek » tabutta yarim vole » alpine dachsbracke » galatasaray cafe crown » uzun asklarin kisa vedasi » vajinanin kendini bir penisin yerine koymasi » kendi hayatiniz icin beni suclayamazsiniz » esens » kilo ya qiloo demek » sozluk yazarinin bilgisayar masasinda bulunanlar » yazarlarin yoneticilere yag cekmesi » insanlar ciftlesirken izleyen maymunlar » 12 imam orucu » sevistikten sonra soylenecek en aptalca sozler » minik mavi balina