kapa gozlerini ask 


kapat
  1. sevmeye doyamadım. sevmekten karnıma ağrılar girdi gece gece. öylesine bir hayat dolusu kadını yüklenmişim sırtıma, çuval dolusu fotoğrafla geziniyorum. bir de baktım noel baba gibi bir o bacadan giriyorum, bir bu bacadan. hediye olarak da taşıdığım anılardan süslü bir paket sunuyorum evine girdiğim kadınlara. ulan ben mi yarattım dünyayı? neden ben mesul oluyorum gidenden, kalandan? neden bana kalıyor hep kırıntılar? sonradan anladım ki herkesin hayat hikayesi bu. öyle bir hikaye yazılmış ki sorma. sana da uyar, bana da.

    beynimi çıkartıp koyuyorum her akşam yanımdaki komidinin üstünde beklemekten içinde baloncuk baloncuk trip yapmış su olan bardağa. böyle uzun uzun cümleler kuruyorum ki ben de anlamayayım ne dediğimi, erkenden uyuyakalayım. türkçe'yi de aynen böyle düzgün kullanıyorum ki anneme ayıp olmasın. anadilim ya... uykuda biri geliyor yanıma. ak sakallı dedenin oralardanmış sonradan sohbet ilerleyince anladık haliyle. anlatıyor da anlatıyor. bakıyorum aynı hikaye. sana da uyan bana da uyan vardı ya. kendimce değiştiriyorum sağını solunu. isimler değişiyor, zamanlar değişiyor, olaylar değişiyor. ı ıh imkanı yok acısı değişmiyor. sırtımdaki çuval rahatsız ediyor, bir o yana dönüyorum bir bu yana. her gece aynı işkence.

    gözlerim kapalı uyuyorum. sımsıkı kapatıyorum ki ışık sızmasın içime. karanlığım rahatsız olmasın. burnumu da tıkıyorum ben. onun kokusu gelmesin diye. ak sakallı dedenin oralardan gelen kız başlıyor anlatmaya. gülüyor tabii haliyle bana arada sırada. gözler sımsıkı kapalı, burun tıkalı. başlıyorum anlatmaya. işte çok seviyordum, fena seviyordum, ultra, süper, muhteşem, kıl yün... o dinledikçe ben anlatıyorum. çok konuştukça sıkılıyorum ama durmak mümkün değil ki. ağzımı da kapatıyorum diğer elimle. e ulan kalbimi neremle tutcam ben? bir elim burnumda, bir elim ağzımda, diğer elim kalbimde olması lazım... 3 el oldu, olmadı! zaten ilk 2 elde kaybedince 3.yü pek oynamıyorum.

    sonra çözdüm olayı. gerçekten aşık olunca uyuyormuşsun. öyle derin uyuyorum ki, anlamıyorum ayakta olduğumu. gidenle ölüyorum. haberi bile yok. haber versinler diye kuşlar tutuyorum rüyamda. notlar bağlıyorum bacaklarına, ağır geliyor olacak ki uçmuyorlar. ulan uçun! kışt... pist, hoşt!!! aman be deyip çözüyorum notlarımı her gece. not dediğim de boş kağıtlar aslında. oturtup kara tahta da çizerek, konuşarak, deneyerek, göstererek anlatmaya çalışmışım olmamış da böyle mi olacak?

    işte şimdi uykudan uyanma vakti. bir başka koku geliyor burnuma. ulan elimi kim çekti burnumdan. bakıyorum. elim hala burnumda. gözler sımsıkı kapalı. 3. eli oynamadım henüz. e peki bu koku? hah, şimdi anladım. beynimin içinde olduğu bardaktaki su buharlaşmış, kurumuş bu. o kokuyor. alıp aklımı yerine koyuyorum. kafamın içine yani. sanki çok az şey varmış gibi bir de bunu tıkıyorum içine. oysa ne gereği var? yeterince dolu, yeterince karışık, yeterince dağınık.

    yavaş yavaş uyanıyorum tatsız uykumdan. telefonun alarmını kurmuştum. her sabah saat 08:30'da çalıyor. sözümü dinler kendisi. çünkü uyandıktan sonra hala uyumadığımı anlamam gerekiyor. her sabah ben uyandıktan 2 saat sonra çalıyor. tam 08:30'da. hem odada ses olsun falan istiyorum sanırım. yalnız kalmak istemiyorum. şöyle eğlenceli parçalar çaldırıyorum ki alarm olarak, yatakta 2 saat oturup kireçlenmiş olan göt kaslarımın enerjisi artsın.

    en sevmediğim şey giyinmek. beni bütün gece sırtında taşıyan yatak soğumaya başladığı zamanlara denk getiriyorum hep dişimin fırçalanma işini. sonra aynaya bakıyorum. bu defa tek başıma ama. onu göstermiyor ayna. ya ayna pezemenklik yapıyor ya da o artık yok. pezemenk ayna...

    sanki bilmiyormuşum gibi gidip bir kere buzdolabının kapağını açıyorum her sabah içinde ne vara acaba diye. aha öldüm mü lan yoksa? yok yok, buzdolabının ışığı. pezemenk buzdolabı. sonra kapatıyorum kapakları. göz kapaklarımı ve buzdolabının kapağını.

    işe giderken çok eğleniyorum ben. cıvıl cıvıl her yer. sözümü dinleyen emektar telefonuma, emektar olmayan bir numaradan tanıdık mesajlar geliyor. okuya okuya, sırıta sırıta ilerliyorum. inadına basıyorum kaldırımdaki çizgilere. zıplıyorum hatta üstünde. alın amına koyayım, ben farklı değilim... yok çizgilere basmadan yürüyorum, yok 6. hissim kuvvetli, yok telefonu efendim diye açarım, yok ben sevgilime asla aşkım, canım, cicim demem, yok ben sevgilimle aynı t-shirt'ü giymem... hepsini yapıyorum. inadına yapıyorum hem de. sıradanım ben. diğerlerinden hiçbir farkım yok. ibo, mahsun, izeet, özcan, alişan dinliyorum. kitap okumuyorum. filmleri bilmiyorum. donum beyaz, kotumun altına terlik giyiyorum. mesajı okumayı bıraktım bu arada. uzunca bir mesaj geliyor her sabah. hemen siliyorum. benim telefon biraz duygusal, yeni birilerine hemen alışamıyor. üzülmesin.

    hesaplıyorum yaptıklarımı. sonra da onun yeni hayatında elde ettiklerini. uyuyorum yine. horul horul. ayakta. ulan bu mu mutluluk? nasıl bir hesap bu? her şekilde kârda olmam lazım. ama hayatımın muhasebesinde hep açık çıkıyor.

    bir bir ödüyorum borcumu. tek tek yazıyorum ne vermem gerektiğini. yatmadan önce yazıyorum ki en ayık olduğum zamanlar o anlar. hesabı bir türlü denkleştiremiyorum. çıkartıyorum beynimi, koyuyorum bir bardak suyun içine. bazen kıllanıyorum uyku sersemi sabaha doğru kalkıp suyu içtiğimden. su benim, bardak benim, beyin benim... ama içindekiler benim değil. onun. madem onun, alsın gitsin içindekileri. niye bana bırakıyor ki? neden bana kaıyor hep kırıntılar?

    yine kapıyorum gözlerimi. uyanabilmek için görmemem gerekiyor. görünürde bir kara bile yok aslında. uyandıkça dalıyorum uykuma. anlıyorum ki uyuması gereken ben değilim aslında. uyuması gereken her gece isteyip de bir türlü üzerini kapatamadığım kalbim... pezemenk kalp! kapa lan gözlerini! yat uyu artık...
    *
    #2212151 (massattack, 27.08.2007 23:20 ~ 23:21)

© 2008 - uludağ sözlük

kapa gozlerini ask başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. kapa gozlerini ask ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu kapa gozlerini ask nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» kaptan muazzam » takva » uyuyamamak » hayatta ilk defa muz yemeye calismak » deliturk » yerdeki kola kutusunu metrelerce itekleyen kisi » kaybolan bir nesneyi ararken bakilan yerler » is as memati bas » one man army » evrim teorisi a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » 20 haziran 2008 hirvatistan turkiye maci