bugün 2033 başlık

kabak hikayesi

  1. 11
    http://video.uludagsozluk.com/v/kabak-7828/+

    adana , kayseri civarında ünlüdür.
    #3013898
  2. 64
    "bir halayık şehvetin çokluğundan, hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı. o eşek, kendisine yakınlaşmayı adet edinmiş, insana yakın olmayı öğrenmişti. o hilebaz halayığın bir kabağı vardı. eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı, eşeğin aletine takardı. yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi yapmaktaydı. çünkü, eşeğin aleti tamamı ile girse rahmi de parçalanırdı, damarları da.

    eşek boyuna zayıflayıp durmaktaydı. eşeğin sahibi olan kadın da neden bu eşek böyle zayıflıyor, neden böyle kıl gibi inceliyor deyip dururdu. fakat işin ne olduğunu anlamakta acizdi. nalbantlara illeti nedir, neden zayıflamakta diye gösterdiyse de, onda hiçbir illet görünmedi, kimse bunun iç yüzünü haber veremedi. kadın bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. her an eşeğin haline dikkat etmekte, neden böyle zayıfladığını bulmaya çalışmaktaydı.

    insanın adamakıllı çalışmaya kul olması gerekir. çünkü her şeyi iyice arayan nihayet bulur. eşeğin haline dikkat edip dururken bir de ne görsün? o halayık eşeğin altına yatmıyor mu? bunu kapının yarığından gördü bu hale pek şaştı. eşek erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış, işini becermekteydi.

    kadın hasede düştü. dedi ki, bu eşek, benim eşeğim, nasıl olur bu iş? bu işin bana olması lazım ben işe daha ehlim. eşek işi öğrenmiş, alışmış. adeta sofra yayılmış, mum da yanmış. görmezlikten gelip ahırın kapısını vurdu. a kız ne vakte dek ahırı süpürüp duracaksın? dedi. bu sözü işi gizlemek için söylüyor, ben geldim kapıyı aç diyordu.

    sustu halayığa hiçbir şey söylemedi. bu işe tamah ettiği için işi gizledi. halayık bütün fesat aletlerini gizleyip kapıyı açtı. yüzünü ekşitip gözlerini yaşartarak dudaklarını oynatmaya başladı, güya oruçluyum demek istiyordu. eline sapı yıpranmış bir süpürge aldı, develerin yatması için ahırı süpürüyor göründü. elinde süpürge kapıyı açınca kadın, dudak altından seni usta seni, dedi.

    yüzünü ekşittin, eline süpürgeyi aldın, iyi. fakat yemeden içmeden kesilmiş eşeğin hali ne? işi yarıda kalmış, öfkeli, aleti oynayıp durmada. gözleri kapıda seni beklemede. bunu dudağı altından söyledi, halayıktan gizledi. onu suçsuz gibi ululadı,

    dedi ki: tez çarşafını başına al. filan eve git benden selam söyle. şunu söyle, böyle yap, şöyle et. neyse ben kadınların masallarını kısa kesiyorum. maksat neyse sen onun özünü al. o işi görmezlikten gelen kadın onu yola vurunca, zaten şehvetten sarhoş olmuştu, hemen kapıyı kapadı, oh dedi.

    yalnız kaldım, bağıra, bağıra şükredeyim. artık erkeklerin gah tam, gah yarım yamalak yakınlaşmalarından kurtuldum. kadının keçileri, sanki bini bulmuştu, öyle neşelendi. eşeğin şehvet ateşiyle kararsız bir hale düştü. hatta ne keçisi? o yakınlaşma kadını keçi haline getirdi. ahmağı keçi haline getirmeye, hor hakir bir hale sokmaya şaşılmaz ki!

    şehvet isteği, gönlü sağır ve kör yaptı mı eşeği bile yusuf gibi nurdan meydana gelmiş bir ateş parçası gösterir. nice ateşten sarhoş olmuşlar vardır ki ateş ararlar, kendilerini de mutlak nur sanırlar.

    yalnız tanrı kulu böyle değildir. yahut da tanrı birisini çeker çevirir de yola getirir, yaprağı döndürür bu da başka! böyle olan o ateş hayali bilir, o hayalin yolda eğreti olduğunu anlar. hırs çirkinleri güzel gösterir. yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur. şehvet yüz binlerce iyi adı kötüye çıkarmıştır. yüz binlerce akıllı, fikirli adamı şaşkın bir hale getirmiştir. bir eşeği bile mısır yusuf’u gibi güzel gösterdikten sonra o çıfıt bir yusuf’u nasıl gösterir? pisliği afsunu ile sana bal göstermede, iş inada bindi mi balı nasıl gösterir? bir düşün artık. şehvet yemeden olur, az ye. yahut bir kadın nikahla da kötülükten kaç. yedin içtin mi şehvet, seni harama çeker. ele gireni elbet harcamak gerekir.

    şu halde nikah lâhavle okumaya benzer. oku, yani bir kadın nikahla da şehvet, seni belaya düşürmesin. madem ki, yemeye içmeye hırsın var, çabuk bir kadın al evlen. yoksa bil ki kedi gelir yağlı kuyruğu kapar. sıçrayan eşeğin sırtına taş yükü vur, o kaçmadan, sıçramadan önce sırtına yükü yükle.

    ateşin ne yaptığını bilemezsin, savul oradan. bu çeşit bilginle ateşin çevresinde dönüp dolaşma. ateşe çömleği koyup çorba pişirmeyi bilmiyorsan bil ki ne çömlek kalır, ne çorba. su hazır olmalı, ahçılığı da bilmelisin ki o tenceredeki çorba, dökülmeden, bozulmadan pişsin. demircilik sanatını bilmiyorsan demirci ocağından geçerken sakalını bıyığını yakarsın.

    kadın kapıyı kapadı, sevine, sevine eşeği kendisine çekti, cezasını da tattı ya! eşeği çeke, çeke ahırın ortasına getirdi. o erkek eşeğin altına yattı. o kahpe de muradına ermek üzere halayığın yattığını gördüğü sekiye yatmıştı. eşek ayağını kaldırıp aletini daldırdı. eşeğin aletinden kadının içine bir ateştir düştü. alışmış eşek kadına abandı, aletini ta hayalarına kadar sokar sokmaz kadın da geberdi.

    eşeğin aletinin hızından ciğeri parçalandı, damarları koptu birbirinden ayrıldı. soluk bile alamadan derhal can verdi. seki bir yana düştü o bir yana. ahırın içi kanla doldu, kadın baş aşağı yıkıldı, öldü. kötü bir ölüm, kadının canını aldı.

    kötü ölüm, yüzlerce rezillikle gelip çattı babacığım. sen hiç eşeğin aletinden şehit olmuş insan gördün mü?

    kuran’dan rezillikle azap edilmeyi duyda böyle kepazelikle can verme. bil ki bu hayvan nefis bir erkek eşektir. onun altına düşmekse ondan daha kötü ve ayıp bir şeydir. nefis yolunda benlikle ölürsen bil ki hakikatte sen de o kadın gibisin. tanrı, nefsimize eşek sureti vermiştir. çünkü suretler, huylara uygundur. kıyamette sırların açığa çıkması budur. tanrı hakkı için eşeğe benzeyen nefisten kaç. tanrı, kafirleri ateşle korkutmuştur. onlar da ateşe utançtan hayırlıdır demişlerdir. tanrı hayır demiştir, o ateş, utançların aslıdır. bu kadını öldüren şu ateş gibi. hırsından doyacak kadar yemek yemedi, daha fazla yemek istedi. kötü ölüm lokması boğazına durdu.

    a haris adam doyacak kadar ye, hatta yemeğin helva ve palüze bile olsa. tanrı, teraziye dil verdi. aklını başına devşir de kuran’dan rahman suresini oku. kendine gel de hırsından teraziyi bırakma. hırs ve tamah seni azdıran bir düşmandır.

    hırs, hepsini ister fakat bütün lezzetlerden mahrum olur. a turp oğlu turp hırsa tapma. o halayıkcağız hem gidiyor, hem de ah diyordu; a kadın sen ustayı yola saldın. ustasız iş yapmak istedin. bilgisizlikle canınla oynamaya kalkıştın. benden bir bilgidir çaldın, çaldın ama tuzağın ahvalini sormaya arlandın. kuş, hem harmanından tane toplamalıydı, hem de boynuna ip dolamamalıydı.

    taneyi az ye bu kadar pis boğaz olma. “yiyin” emrini okudunsa “israf etmeyin” emrini de oku. bu suretle tane yemekle beraber tuzağa da düşme. bilgi ve kanaat ancak bunu icap ettirir. akıllı kişi dünyanın gamını yemez, nimetini yer. bilgisizlerse nedamet içinde mahrum kalırlar. boğazlarına tuzağın ipi dolaştı mı tane yemek, hepsine haram olur. kuş, tuzaktaki taneyi nasıl yer? yemeye kalkışırsa tuzaktaki tane zehre döner.

    tuzaktaki taneyi gafil kuş yer, halkın bu dünya tuzağındaki nimetleri yemesi gibi. akıllı ve işten haberi olan kuşlar, kendilerini taneden adamakıllı çekerler. çünkü, tuzağın içindeki taneler zehirlidir. kördür o kuş ki tuzaktan tane diler. tuzak sahibi, aptalların başını keser. güzel ve narin olanlarıysa meclislere çeker götürür.

    çünkü aptalların ancak etleri işe yarar. güzel ve zariflerinse güzel sesleri işe yarar. hasılı halayıkcağız kapının yarığından, hanımının eşeğin altında can verdiğini görünce, dedi ki: a ahmak kadın, bu iş nedir? sana ustan bir şey gösterdi ise, yalnız görünüşe kapıldın. halbuki iç yüzü senden gizliydi. usta olmadan dükkan açtın.

    bal gibi, pâlüze gibi olan o aleti gördün, âlâ. fakat a haris neden kabağı görmedin? yoksa eşeğin aşkına o kadar mı dalmıştın ki gözüne kabak görünmedi? ustadan sanatın dış yüzünü gördün sevine, sevine ustalığa kalkıştın. nice riyacı ve işten haberi olmayan ahmak kişiler vardır ki erlerin yolundan göre,göre ancak sof kumaş görmüştür.

    nice boş boğazlar vardır ki azıcık bir hüner elde etmişler, padişahlardan laftan başka bir şey öğrenmemişlerdir. her biri musa’yım diye eline bir sopa almış, her bir, isa’yım diye ahmaklara üfürmeye kalkmıştır.

    bir gün doğruların doğruluğu, senden mehenk taşını isteyecektir. eyvah o günden! artık geri kalanını ustaya sor. bu harislerin hepsi de kördür dilsizdir. hepsini aradın, elde etmek istedin, fakat herkesten geri kaldın. bu ahmak sürü, kurtlara av olmuştur.

    bir suret gördün, onun sözünü söylemeye başlayıverdin ha; dudu kuşları gibi kendi sözünden haberin bile yok.

    dudu kuşu, önünde bir ayna, ayna içinde de kendi aksini görür. aynanın ardında usta gizlenmiştir; güzel dille edeplice söz söyler. duducuk, bu söz söyleyeni ayna içinde gördüğü dudu sanır. bu suretle o koca kurdun hilesinden haberi olmaz, güya kendi cinsinden olan bu dududan söz söylemeyi öğrenir.

    usta, ona ayna ardından söz söylemeyi öğretir. böyle olmasa kendi cinsinden olmayan birisinden söz söylemeyi öğrenemez. o hünerli kuş, söz öğrenir ama sırrından da haberi yoktur manasından da. söz söylemeyi bir insandan beller. fakat bir duducuk, bundan başka insandan ne bilebilir, ne elde edebilir ki?

    velinin beden aynasında da kötülüklerle dolu olan mürit, tıpkı bunun gibi kendisini görür. fakat söz ve iş zamanında aynanın ardındaki akl-ı kül-ü nereden görecek? o sanır ki insan söylüyor. halbuki bu, başka bir sırdır, onun bundan haberi bile yoktur. söz söylemeyi belletir, belletir ama önü sonu olmayan sır belletir. halbuki o, bu sırra eş değildir, bir dududur, bunu bilemez.

    halkta kuşların ötüşünü taklit ederler. bu, ağzın ve boğazın yapabileceği bir şeydir. fakat kuşların seslerini taklit edenin o seslerdeki manadan haberi bile yoktur. kuş dilini aancak bakışı hoş süleyman bilir.

    nice kişilerde dervişlerin sözlerini öğrenir, mimber ve meclisleri o sözlerle parlatır. fakat onların ya bu sözlerden başka bir kısmetleri yoktur, yahut da sonunda tanrı rahmeti onlara yol gösterir."*
    #4403820
  3. 11
    durdulu'ya imam durduk/
    durdukta belamızı bulduk/
    sabah kabak, akşam kabak/
    kurtar ya resulullah.
    sivas/durdulu köyü
    edit: imla
    #4403838
  4. 31
    kabak demişken bir de asma kabakçı fıkrası vardır:

    timurlenk öğle uykusuna yatmış, bir gürültüyle fırlamış, sokaktan hıyarcı geçiyor;
    - taze hıyar, körpe hıyar!..
    timurlenk kükremiş;
    - yakalayın şu herifi, hıyarları münasip bir yerine sokun!..
    hıyarcı başlamış gülmeye;
    - ne gülüyorsun ulan?
    herif kıkır kıkır;
    - nasıl gülmeyeyim, arkadan asma kabakçı geliyor!..
    #12160305
  5. 22
    http://video.uludagsozluk.com/v/kabak-7828/+

    zamanı behrin birinde hoca efendinin bir tanesi bir köye ramazanlık imamı duracak.

    köylüylen anlaşması her gün bir evden yemek yiyecek. birinci günü köyün muhtarı kelli, felli, galaklı, gulaklı, göbeği ileri ensesi geri goca bi herif hocaya derki,
    hoca boğun sıran bizde der.

    herhalda dadlı, sütlü, etli, butlu bissiler var ki muhtar emmi beni davet ediyor.

    muhtarın evinin merdivenin dibine varınca göca herif avradında bi seslenir, gizzzzz avrat ağır müsafirimiz var dir. halbuse hocanın geleceğini hecde habar vermemiş.

    gadıncağız bir eliylen sofrayı serer, bir eliynen dizlerine vurur.
    amanın hocam gadasını aldığım gurban olduğum hocam. geleceni de bilmiyordum. muhtar emminde hiç demedi. bir hazırlık bir gayıtda görmedim. şansından boğun vallaha gabak bişirmiştim der.

    hoca ev sahibi utanmasın diye, oooo olsunda gabak olsun gabak evliyalar enbiyalar peygamberler yemeği
    ben bayılırım gabağa der, halbuysa hecde sevdiği yok.

    neyse hocam vurur gabağa lokmayı, gece sahura galkacaklar hoca derki, her halda sahurda bişeyler hazırladılar, ne görsün hoca agşamdan kalma gabak gene gelir.

    ikinci gün köyün azzası hanımına derki,
    gız dir o muhtarın avradının yanına gidde bu hoca neyi seviyor, neyi sevmiyorsa sırası bizde ona göre hazırlık gayıt gör dir.

    azzanın hanımı, muhtarın hanımının yanına varır. giz anam hoca bize geleceğmiş, neyi seviyor neyi sevmiyor adam diye sorunca muhtarın avradı der ki, giz anam valla o hocamı neyse gabaktan başka bişşey yemiyor başka yemeklerin hepsine pehrizmiş der.
    ordada kabak yer.

    uzatmayalim birinci günü ikinci günü üçüncü günü tam 28 gün 29 gün hocaya gabak.

    koylu hocaya derki hoca sesinde gözelimiş kökçeğimiş ya,
    bi ezan bi sela okuyun canım allah rızası için bugün bi ilahı okuda diğniyek der.

    hocanında ilahı milahı bildiği yok ya benim gibi yarım yamalag asikliği var.

    olur size bi ilahı okurum der, hoca ilahı okuyacak diye koyun eniğinden cücüğüne

    yedisinden yetmişine gadınından erkeğine caminin kenarına hep birikirler.

    hocam üç kitalık sela verdikten sonra alır bakalım ilahiye;

    yeni köye imam oldum yenice belami buldum.
    gabak yemeyemi geldim? olur mu ya rasulallah.
    allah allah.

    aksam gabak sabah gabak bana olan şu işe bak
    ne garin galdi ne gobek otuz gündeee 90 tabak
    yenirmi ya rasullah.

    vela havle vela güvete illa billah

    gabak biser tüte tüte hasret galdim bala eteeeee
    gabak yeni köyden ote gedermi yarasulallah.

    yeni köyde yuttuk hapi
    gabak gezer gapi gapi
    gabaktan gaşşiğin sapi
    donermi yarasullah.

    bide cenaze olmuş.hocaya ne iskadından ne vasiyetinden heç bişey vermemişler.
    hoca caminin havlusunda gezeleyo ya gafası bozulmuş tabuta bir iki depik vurmuş ya,
    hacı emmının biri demiş.
    gudurdun mu hoca ne depikliyon.

    gurudu gürüyasıca demiş hoca gaksında bir iki gapı dolansın.
    hocanın o aklına düşmüş ya cenazede olunca bi dörtlükde ona demiş.

    otuz günün arasi ya söylemenin sirasi yaaa
    ölü yudum veresiye olurmu yarasulallah
    gurban olam pirasaya gelirmi yarasulallah.

    ilk aksamdan gabak devşir.
    anca yarina yetisir.
    ğurban olam fatma deyzze.
    bayram günü gabak pisirr.
    medet yarasulallah.

    hocanın daha seslendiği yok neye biliyomusunuz hani
    gabağı yiyen gelini alır derler ya
    hocada bekarmış herhal bana bu koylu bi giz verici diye heç seslendiği yok.

    ver ha gabak ver ha gabak
    o sene hoca o köye bi gabak ilahisi okur devritesi sene bisene sonra başka bi köye geder.

    hocanın gabak yediği ortalığa yayılır meşur olur duyulur o köylu derki hoca hoca çökda gözel sesin varmıs.

    eyide okuyon ya geçen yıl su yeni köye bi hoca durmuşumuş orda gabaktan başka bişey yemiyormuş sen o olmayasın.

    hıı der hoca gabakmı dediniz der. haşa haşa ne haddima benim gabak yemek

    gabak evliyalar enbiyalar peygamberler yemeği.

    bana her gün gıçı yumurtalı bi tavukda olsa yeter dir arar acele pirisini pırtısını toplar cübbesini sarığını koltuğunun altına alır

    iki takla bir bakla yarısını seççadenin altına sakla eder

    memleketi terk eder geder gadasini aldiğim hoca.
    #12902237
  6. 00
    mevlana'nın yazmış olduğu bir hikayedir. kısaca özetlemek gerekirse şöyledir:

    bir kadın komşusunun eşeğiyle cinsel münasebette bulunur ve bu uzun bir süre devam eder. yalnız kadın zeki olduğu için eşeğin cinsel organının tamamının içine girmesi durumunda ölmesi ihtimaline karşın eşeğin cinsel organına kabak geçirerek cinsel organın boyunu ayarlamaktadır. bir gün yine bu kadın eşek ile halvet durumunda iken eşeğin sahibi kadın ahırın önüne gelir ve içeriden kadının seslerini duyar. kapı deliğinden bakar ki kadın eşekle çılgınlar gibi sevişiyor. kapıyı tıklatır bu sırada içeride eşekle halvet halinde olan kadın hemen toparlanır ve dışarı çıkarak orayı terk eder. eşeğin sahibi kadınsa bu olaydan çok etkilenir ve eşekle ilişkiye girmek ister. hemen içeri dalar ve eşeğin altına yatar. ancak eşeğin cinsel organına kabak takmadığı için eşek kadına ilk sokuşunda kadının ciğerlerini parçalar ve kadın ölür.
    #24150564
  7. 1-1
    çelişkiler barındıran hikaye. kabağı nasıl takıyormuş anlamadım? ne alaka? kabak takınca küçülecek mi eşşek şeyi afedersin.

    sonra ne eşşekmiş arkadaş. devlet zenci falan getirsin olmuyo böyle amk. eşşeklerin suçu ne?
    bi de gerçek mi lan bu gerçekten mevlana mı yazmış ahahaha.
    #24150661